Adı:
Kopyalanmış Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054927203
Kitabın türü:
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Kopyalanmış Adam
Kopyalanmış Adam
Tertuliano Máximo Afonso boşanmış, karamsarlık içinde tekdüze bir yaşam süren bir tarih öğretmenidir. Keyfi biraz yerine gelsin diye arkadaşlarının önerdiği bir filmi videoda izlemek üzere alır. Aynı gece evdeki gürültülere uyanınca filmin videoda kendi kendine oynadığını görür. Filmdeki figüranlardan biri kendisinin beş yıl önceki haline tıpatıp, ikiz gibi benzemektedir. Tertuliano bu adamın izini sürmeye çalışır; saplantıya dönüşen arayışının tedirgin edici, hatta dehşet verici sonuçlara ulaşacağını anladığında ve adamın kim olduğunu öğrendiğinde garip bir hikâye gibi başlayan olay, kimlik ve benlik üzerine karmaşık bir düşünceler silsilesine dönüşecektir. José Saramago'nun lirik bir anlatımla sunduğu bilinç akışı yöntemiyle okur, metropol yaşamının birey üzerindeki etkisini de bu olağanüstü hikâyenin katmanlarında buluyor. Kopyalanmış Adam sinemaya da Düşman adıyla uyarlanmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
308 syf.
·51 günde·9/10
Şöyle bir okuduğum yazarlara baktığımda Saramago üstlerde ve 6 eserini okumuş bulunmaktayım. Körlük ile başlayan maceram Kopyalanmış Adam ile devam etti. Saramago’yu okuyanlar bilir noktalama işaretleri ile takıntısı olduğunu. Cümle sonunda nokta kullanmaz virgül ile ayırır. Okurun bölmeden dikkatli okumasını ister kanımca yine aynı türde yazılmış bir kitap.

Saramago bir romancıdan ziyade büyük bir sosyolog ve felsefeci yine kanımca. Çünkü eserlerinde öylesine bilgilendirici cümleler ve yine aynı şekilde düşündürücü cümleler var ki ders niteliğindedir genelde. Bu eserde de yine tamamen üst düzey düşündürücü ve ahlak kurallarına uymamızı niteleyen bir çok cümle var.

Kitabı geç bitirmemin nedeni beni zorlaması değil araya bir kına ve düğün onun üstüne de balayı geçirmem. Uzun süredir okuyamıyorum ama hızlanmayı da çok istiyorum. Bu kitabı bu kadar uzun sürede bitirmeme rağmen, uzun soluklu aralar vermeme rağmen konu bütünlüğü kopmadan, önceki bilgileri unutmadan okudum. Konu akılda kalıcı, merak ettirici ve bütünleyici.

Tarih Öğretmeni olan birisiyle, Film oyuncusunun arasında geçiyor. Bir filmi izlerken kendisinin aynısını gören öğretmen film oyuncunu bulmaya çalışıyor. Onun esrarengiz bulma çabaları ve bulduktan sonraki durumlar ise romana tat katan yerler.

Yazarın kitabın içine girerek okurla karşılıklı diyaloga girmesi de Saramago’nun genel huylarından birisi ve sizi okumaya daha fazla çekiyor; sizden biri oluyor.
Düşünsenize sizden bir tane daha var. Arayıp gizliden buluyorsunuz ve eşiniz sizi karıştırırsa neler olur ? Ya da türlü tehditler ederse ? Bu psikolojiye karşınızdaki nasıl yanıt verebilir ? İşte bunu çok iyi sorgulamış ve üstüne de kurgulamış yazar. Daha fazla tüyo vermeden bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Saramago’yu da okumayı ihmal etmeyin. Körlük, Görmek bu eserler gerçekten düşündürücü ve sorgulayıcı eserlerdir. İyi okumalar diliyorum.
304 syf.
·7 günde
Son zamanlarda her kitap aldığımda, elim onun kitaplarına gitti. Merakla başlayan Saramago serüvenim, basılmış bütün kitaplarını okuyarak tamamlansın istiyorum. Okuduğum ve beğendiğim bir kitabın ardından, diğer kitaplarını da okumayı düşündüğüm yazarlar olmuştu herkes gibi. 1K’da en çok okunma, en yüksek puan gibi kriterlere bakarak okuyacağım kitaplara eklemişimdir bu yazarların kitaplarını. José Saramago’nun kitapları içinse böyle kriterlerle ilgilenmiyorum. Benim için her kitabı şimdiden değerli.

***Alttaki paragraf biraz spoiler içerir***

Kopyalanmış Adam da Saramago’nun okuduğum diğer kitapları gibi ilginç bir konuya sahip. Kitap, başkarakter Tertuliano Máximo Afonso’nun izlediği bir filmde, kendisine tıpatıp benzeyen bir oyuncuyu görmesiyle başlar. Bu durum için ‘benzemek’ kelimesi hafif bile kalır; sesinden, vücudundaki izlere kadar tamamen aynısı olan bu adamın varlığı, Máximo Afonso’yu derinden sarsar. Kopyasını bulmak için çok çabalar ve tanıştıklarında, artık hayatlarına eskisi gibi devam edemezler.

Saramago’nun kitaplarında anlatıcı, kendini mutlaka belli eder. Konunun bir yerinde araya girer -ki bunu sık sık yapar, yokluğunu hissetmezsiniz- ve okuyucuyu başka düşüncelere savurur. Konuyu toparlamayı da iyi bilir, bu yüzden hikâyeden de kopmamış olursunuz. Bu kitaptaki anlatıcı, okuduğum üç kitabı içinde en muzip olanıydı. Özellikle kitabın ilk yarısında, beni çokça güldürdü :)

Kitabın en sevdiğim yanlarından biri, başkarakter ile sağduyusu arasında geçen diyaloglardı. Kitabın sonu da oldukça başarılıydı. Saramago’yu okuyanlar bilir; yazı stili farklıdır, noktalama işaretlerinden sadece nokta ve virgülü kullanır. Diyaloglar da virgülle ayrılıp büyük harfle başlar, bu yüzden de kimin ne söylediği bazen karışır, konuşmanın başına dönmek zorunda kalırsınız. Bu yazı biçimi bazen sorun oluştursa da; bazen diyaloglar birbirini öylesine tamamlar ki, sanki hepsi tek bir kişinin sözleri olur. Bu da, bu yazı biçiminin bir artısıdır benim gözümde.

Okuduğum üçüncü kitabı sonrasında José Saramago’nun şu anki favori yazarım olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitaplarının bazısı hüzünlendirip bazısı güldürmekle birlikte hep düşündürüyor ve şaşırtıyor. Üç kitabı birbirinden farklı olsa da, hepsi keskin bir zekânın ürünü.

Ben Saramago’yu çok sevdim. Okuyun. Siz de seveceksiniz :)
308 syf.
·9 günde·Puan vermedi
İnceleme yazmaya yazmaya körleşmiş olduğumu farkettiğim bir yazma şekli oluyor bu... Giriş cümlesi bu şekilde olmamalıydı fakat başka türlüsü bir giriş düşünemedim.

Ödüllü yazarımızın kitabını yazma tarzına değinirsek...Oldukça derin bir anlatım olduğu için insanı yoruyor, üstelik paragraf olmayışı, diyalogların peşisıra sadece virgülle sıralanışı, insanı bataklığa sokup sokup çıkarıyor gibi etkiye sahip. Üstelik konusu böyle sorgulamalar benlik vs. olan bir kitapta bunları yaşamak, etkiyi atlatmayı güçleştiriyor.

Kitabı sevip sevmediğime karar veremedim. Filmi de çekilen bu kitap aslında ( http://www.beyazperde.com/filmler/film-205131/ ) korku filmi olarak da olabilirdi. Araya iki üç canavar katılınca gerilim filmi korkuya dönüşüyor ya zaten. Her neyse kitabın özellikle sonlarına doğru gerimgerim gerildiğimi söyleyebilirim. Benim gibi karamsar ve benlikle içiçe olan kitaplara hayran olan birisi bu kitapta nasıl boğulur?
Bu sorunun cevabını şöyle verebilirim ki; yazar iyi bir usta. İyi yazmış.

Şimdi düşünceler ile başbaşa kalıyoruz:

" Sema bir sabah uyandığında günün yine monoton ve sıkıcı olacağını düşünüyordu, balkona çıktı, gökyüzüne ve yeryüzüne bakındı, derin bir nefes aldı ve etrafa bakarken gözüne karşı apartmandaki birisi takılıverdi. Aman tanrım o da neydi, kendisinin aynısı, yaa olamazdı, böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi, gözlerini ovuşturdu tekrar baktı, ama yok oydu. Tıpkı aynadaki bir yansıması gibi."

Şimdi siz böyle bir şey yaşasaydınız ne olurdu?
"Yaa ne güzel işte benim yerime işe gider bazen benim yerime geçer bazen ben onun yerine geçerim çok eğlenceli olur yaaa!" diye falan düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Tıpkı bu aslında, kendi kimliğimiz dışında başka rollere bürünen bizler gibi...Kendisi olmaktan çekinen ve başka kalıplar ile yaşamını devam ettiren biz gibi...

Kendi adıma söz etmem gerekirse, kopyam ile karşılaşayım oturup konuşayım dakikasında kavga çıkardı ve onu öldürme isteği oluşuverirdi. Kitaptaki karakterimiz bana göre oldukça dayanıklıydı. Gerçi kitapta kopya olan kim, ana karakter hangisi bunu anlamak oldukça zor. Hazır karakter demişken şunu da söylemek istiyorum ki; yazar bize bir romanda olduğumuzu araya kendisini katıvermesi ile hissettiriyor. Neyse ki bunu hissettiriyor yoksa kendimi karakter sanabilir, kopyalanmış kişi varsayabilirdim.

Karakterlerin ruh halini, harekete geçmeleri gereken durumları, ahlaksal yanlışları ve daha bir çok olayı... Bunların hangi birini yaşadım bilemiyorum. Dediğim gibi gerildim gerginim. Kitabı sevmedim ama sevdim. Bir kopyam severken diğeri sevmedi. Bu incelemeyi gerçek olan Sema mı yazıyor yoksa kopya olan Sema mı? Tamam kes Sema! Bu kadar da düşünme. Zaten kafayı yemeye az kaldı nereden okudun gene bu şekilde bir kitap?

Her neyse arkadaşlar körelmiş ve gergin olaraktan ben burada virgülü koyuyorum, pardon kitabın yazılış şekline çok kaptırdım kendimi sanırım. Nokta koyuyorum. Okuyun da diyemem okumayın da ama gerilmeye ihtiyacınız varsa mutlaka okuyunuz. Sevgiyle...
308 syf.
Jose Saramago'nun kendine has yazım tarzının hakim olduğu yine kendine has kurgusunun olduğu güzel bir kitap. Aynı konuda çekilmiş bir film de mevcut. Ve kitabı okurken farkına vardım; kitabına sadık kalmış bir filmmiş.
..
Kitabın kahramanı Maximo kendi halinde, içine kapanık başarısız bir evlilik geçirmiş bir tarih öğretmenidir. Bir gün meslektaşı matematik öğretmeninin tavsiyesi üzerine bir film kiralar. Filmi izlediğinde iki üç dakikalık rolü olan bir oyuncunun tıpatıp kendisine benzediğini hatta benzemekten de öte aynı olduklarının farkına varır ve bu adamı bulmak tutku haline gelir Maximo'da. Kitabın neredeyse yarısında bu arayış hakimdir. Yer yer bu arayış kısmı okuyucuyu sıkabilir. Bu kısımda Maximo'nun ruh çözümlemeleri, olay karşısındaki durumu okuyucuya aktarılır. En önemlisi de Sağduyu'nun Maximo'ya olmazsa olmaz uyarıları bu bölümün can alıcı noktalarını teşkil eder. Maximo'nun sevgilisi Maria da Paz ve annesi Carolina ile olan ilişkilerini bu bölümde sıkça rastlarız.
..
Kopyasını bulduğu iletişime geçtiği vakit Maximo için geri dönülmez safhaya girdiği kısımdır. Ayrıca Maximo'da duygusal ve ruhsal değişimlerin oluştuğu kısımdır. Kopyası olan adam ve karısı Helena'nın da olaya bakış açılarını görürürüz.
..
SPOİLER

Belki de kitabın ana fikri şu olsa gerek insan iyilik ve kötülük arasında kalmış ve her an ikisinden birine meyledebilecek ya da her an birinden diğerine geçebilecek tıynettedir. İnsan olmazsa şeytan da olamaz, şeytan zaten plan yapmaz ifadeleri kitapta bu çıkarımı yapmama sebep oldu. Ayrıca sağduyunun insana hayatının en kritik zamanlarda yardıma koşan bir dost olduğu ancak Maximo gibi çoğu zaman insanların bunu dinlemedikleri ve başlarına bu yüzden yine Maximo gibi kötü sonların geldiğinin açık oldğu vurgulanmıştır. Kitapta en çok hoşuma giden kısımlardan biri Troyalılara atı içeri almaları konusunda uyaran Kassandra'nın öyküsü olmuştur. Her daim Kassandra'lar vardır. Olayın kötüye gittiğini felaketin yakında olduğunu bize söyleyen ancak kimsenin sözlerine inanmadığı Kassandralar... Maximo'nun Kassandra'sı Sağduyusu ve annesidir. Ancak tarihteki tüm toplumlar gibi Maximo da Kassandra'sını dinlemedi ve felakete sürüklendi. Ama asıl felaket Maria da Paz'a geldi desek yalan olmaz. Kadının tek suçu Maximo gibi ruhsuz ve bencil birini sevmekti. Nihayet kitabın sonlarında aşkına karşılık bulduğundaysa sevdiği kişinin kopyasıyla zoraki olarak yaptığı alçak anlaşmanın kurbanı oldu.
..
Sözün özü Kassandra'nıza kulak verin.
308 syf.
·6 günde·9/10
Kopyalanmış Adam okuduğum üçüncü Saramago eseriydi.Kitap oldukça kişisel bir konuyu ele alıyor. Psikolojik gerilim, bir sorgulama kitabı. Evrensel, insani duygu ve düşünceler anlatıldığından, nerede geçtiğinin bir önemi kalmıyor. Merakla ve ilgiyle bu gizeme kendimi kaptırdım. Aslında daha önce bolca işlenmiş bir konuyu ele alıyor: İnsanın neredeyse ikizi olacak başka bir insanla karşılaşmasının sonuçları nelerdir? Ancak Saramago’nun o kadar ilginç bir anlatımı ve değişik bakış açısı var ki, ortaya acayip bir kitap çıkıyor. Söylemek gerekir ki, benim böyle övdüğüm kitaptan, siz belki biraz sıkılabilirsiniz. (Özellikle ilk yarısında) Saramago’nun tarzı her okur için kolay değil. Özellikle diyalogları virgüllerle ayırması, kimin ne dediğini karıştırmanıza neden oluyor. Öyle uzun cümleler kuruyor. Neyse ki metin orijinal dilinden, İspanyolca’dan çevrilmiş.Keyifle okunuyor. Yine de kendinizi metne vermenizde fayda var ki, bu basit gündelik hayat rutinlerini anlatır gibi görünen cümlelerden kopup gitmeyin ve bir süre sonra karşılaşacaklarınıza hazırlanın.
308 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bir José Saramago eseri daha biter ve kitaplıktaki yerini alır. :) Kopyalanmış Adam okuduğum üçüncü Saramago eseriydi ve ben kitabın başından itibaren "Keşke Saramago'yu bu eserle tanımış olsaydım." demekten kendimi alamadım. İnsanın fiziksel olarak kendinden bir tane daha olduğunu öğrenmesinin hayatinda ne gibi olumsuzluklara sebebiyet vereceğinin etkili bir kanıtıydı bu kitap. Düşünsenize sizden bir tane daha var, bu insanin sizinle hiçbir kan bağı yok ve bu insanla aynı şehirde yaşamaktasınız. Hayali bile kötü. :) Kitaptaki Afonso ve Claro isimli karakterlerin yaşadıkları bu benzerlik durumu, iç sesleriyle birlikte yansıtılmış okuyucuya. Saramago okuyanlar yazarın noktalama işaretleriyle arasının pek iyi olmadığını bilir. :) Bu kitapta da sadece virgüllerle ayrılan uzun uzun cümleler ve diyaloglar mevcut. Noktalama işaretlerinin alıştığımız tarzda yer almaması yazarın kitaplarında sevmediğim bir yön. 300 sayfa olmasına rağmen konsantre olmaksızın okunabilecek bir eser değil. Zira diyaloglar düz yazı şeklinde verildiği için insan dikkatini kaybettiği anda "Bunu kim söylemişti?" deyip başa sarabiliyor. Ayrıca Saramago'nun, karakterlerin sağduyularıyla yaptıkları hayali konuşmalara yer vermesi ve ara sıra konunun dışına çıkarak esprili bir dille farklı konulardan dem vurması da kitaba odaklanmanızı gerektiren diğer unsurlardan. Bu denli dikkat istemesine ve 5 sayfada anlatılabilecek bir olayın okuyucuyu sıkmadan 20 sayfada süslenerek, ağır ağır anlatılmasına rağmen okurken son derece zevk aldığım kaliteli bir eserdi. Saramago okumaya yeni başlayanlara şiddetle tavsiye edilir. :)
308 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
"Tertuliano Maximo Afonso tek başınayken bile gülümsemeyi becerebilen olağanüstü insanlardan değildir, özünde melankoliye, içine kapalılığa, hayatın fani olduğunu fazlasıyla duyumsamaya, insan ilişkileri denen Girit labirentleriyle karşı karşıya gelince amansız bir şaşkınlığa kapılmaya meyillidir."

Saramago'nun bana göre "İsa'ya göre İncil" eserini bir kenara bırakırsak yazdığı en mükemmel eseri bu kitap. Saramago zaten kendine has üsluba sahipken, kurgu yaparken de işin içine onlarca karakter girince okurun kafası allak bullak oluyor ve olayları anlamlandırmaya çalışırken, kendimizi kitabın sonunda buluyoruz. Bana göre en büyük iki eserinde ise durum farklı, birincisinde İsa'yı, ikincisinde ise Tertuliano'yu olayların merkezine alarak kitapların neredeyse tamamını baş karakterin psikolojisiyle yansıtıyor, böylece anlatıma daha fazla anlam katıyor diye düşünüyorum.

Yukarıdaki tanımdan da yola çıkarak Tertuliano'yu benzetebileceğimiz bir diğer roman karakteri de Akakiy Akayiçeviç. Gogol, "Palto"da daha uzun bir roman yazmaya karar verseydi, benzer bir tat alabilirdik ama o zaman da günümüz insanına hitap etmesi zorlaşacaktı. Peki Tertuliano, Meurseault'a benzetilebilir mi? Ben çok da benzetemiyorum. Meurseault gibi içine kapanık olsa da, onun kadar duygusuz veya duygularını göstermekten aciz bir karakter değil. Bu açıdan Tertuliano, dünyamıza gerçek dışı bir şekilde 'yabancı' olmayan, sadece hayata tam olarak girememiş bir insan.


Tertuliano'nun kişiliğinden yola çıkarak üstad, hayati sayılabilecek tespitlerde bulunuyor. Bunlardan birisi şu:

"hayatta bazı durumlarda, insan kararsızlığından kurtulmak uğruna öyle bir ihtiyaca kapılır ki ne olursa olsun bir şeyler yapmak ister, yapacakları ne kadar yararsız, ne kadar anlamsız olursa olsun, halen kendi iradesiyle karar verebildiğini görmesi açısından önemlidir."

Bu konuda mütevazı olmam mümkün değil, Tertuliano'yu da, Saramago'yu da çok iyi anladığımı söyleyebilirim. Söz ortada, üstüne bir şey eklememe gerek yok. Sadece bazı durumlarda dediği durumların hayatta payı artabiliyor, bu durumlarda insan amansız bir biçimde karar verme yetisinin kendisinde olduğunu göstermek istiyor, bu durumlarda önemli olan yapılan anlamsız hareketin sonuçsuzluğunda, hayal kırıklığı uğranmış olsa dahi bunu abartılı bir umutsuzluğa çevirmemek.



"Yalnız yaşamak, bünyesi alıngan, kırılgan ve esneklikten uzak olan kişiler için cezaların en ağırıdır, fakat ne kadar fena olursa olsun böyle bir durumun insana kriz geçirten bir dramaya dönmesi nadir görülür. İnsanı şaşırtmayacak denli sık görülen bir durumsa, insanların kendilerini yalnızlığın kılı kırk yaran titizliğine sabırla bırakmalarıdır."

Bu cümle de baştan sona doğru elbette ki. Meurseault örneğinde de gördüğümüz gibi fiziksel veya duygusal olarak yalnız olmak insanı yorar, bu günümüzde yapmacık olarak kullanıldığı şekilde insanı delirtmez, kriz geçirtmez. İnsan, her ne kadar yalnız olsa da, buna yaratılış mı dersiniz, doğa mı dersiniz, karar size kalmış, o kadar güçlü bir öze sahiptir ki yalnızlığından dolayı yorgun düşse de, bunalsa da sonunda ayakta durmayı başarır. Bunun cevabını nihayetinde Bayan Afonso biliyordu. "Bir tarafın doğduğundan beri uyuyor ve bir gün uyanacak." diyordu oğluna. Zaten bütün felsefî bilgi de bunu göstermeye çalışmaz mı bize? İnsanın doğduğundan beri aslında uyuyor olduğunu ve kendisini geliştirerek, hayatını sorgulayarak uyanacağını anlatmaya çalışmaz mı? İşte soyut olarak ne kadar uyanmış olsan da, somut anlamda bir şeylere ulaşmadıkça veya tam tersine hayal kırıklığı yaşamadıkça uyanamıyor insan. Bu da çok güçlü insan doğasının bir başka tarafı.


Saramago romanlarını neden bu kadar vurucu olduğunu ifade eden bir cümle ile devam edelim;

"Gerçek yaşam rastlantılar konusunda bizlere hep romanlar ve başka kurgulardan daha tutumlu davranır."

Bu böyledir, en azından yaşadığımız çağda. Saramago da yazınında önce gerçek yaşam dışı bir şey yapar, aykırı bir olay meydana gelir, Tertuliano'nun film izlemesi, Ölüm'ün faaliyetlerini durdurması gibi... Ondan sonra, gerçek dünyaya döner üstad, daha doğrusu, inanılmaz bir olay meydana geldikten sonra çağdaşımız insan ne yapar diye merak eder ve bunu yazar. Bunu neden mükemmel yazabilir? Çünkü başına olağanüstü bir şey gelmiş olsa da, insan yine aynı insandır. İnsanın normal şartlarda ne yapabileceği kısmen tahmin edilebiliyorsa, başına olağanüstü bir olay geldiğinde de yine kısmen bilinebilir. Saramago bunu düşünme cesaretini gösteriyor ve çok da iyi yapıyor.


Bu kitabın en etkileyici cümlelerinden biriyle de son noktayı koyayım:

"Derler ya, hayat kaderin cilveleriyle doludur, oysa hayat dünyadaki en aptal şeylerden biridir, birisi bir gün hayata, Aynen devam et, durmadan ilerle, yoldan hiç ayrılma, demiş olmalıdır ve hayat o günden beri aptallaşmış, bize vermekle övündüğü derslerden hiçbir şey öğrenememiş, kendisine verilen emri körlemesine yerine getirmekten başka bir şey yapamamış, önüne çıkan her şeyi devirip geçmiş, geride bıraktığı zarara hiç aldırmamış, bizden bir kez olsun özür dilememiştir."
308 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Beğendim.
Kitabı bitirdiğim ilk anda aklımda yer edinen düşünce buydu. Beğendim. Kitabın iki yüzüncü sayfasına kadar ciddi anlamda bırakmanın eşiğine gelen ben kitabın sonunda böyle bir duygu içinde bulunacağımı hiç düşünmemiştim. Şimdi neden bu kadar beğenildiğini anlıyorum.
Kitabı okurken çok zorlandım. Bunun kısmen yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına- tanışmak her daim biraz daha zordur- kısmen de kitabın betimlemelerinin psikolojik temelde ve ağırlıkta olmasına bağlıyorum. Ancak son yüz sayfanın nasıl geçtiğini anlamadım ve kesinlikle güzel bir kitap bitirmiş olmanın tatmin edici mutluluğunu yaşıyorum.
Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Kopyalanmış Adam adından da anlaşılacağı üzere birbirinin tıpatıp aynısı olan iki adamın karşılaşmalarını temel alıyor. Birbirlerinin farkına varan bu iki adam ne kadar birbirlerini unutmaya ve hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmeye çalışsa da aralarında bir düşmanlık baş gösteriyor. Eşsiz olabilme fikri tüm olay örgüsünün güdüleyicisi. Kurgu, bu duygu ve düşüncenin etrafında şekilleniyor. Esas karakterlerimiz ve yakınları da bu kurgudan nasibini alıyor.
Okunmasını tavsiye ediyorum ve Jose Saramago’nun diğer kitaplarını da alınacaklar listeme ekliyorum.
308 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Şimdi bir okulda tarih öğretmeni olan , boşanmış ve yalnız bir hayat yaşayan, depresyonda olan bir adam düşünün. Ve bu adamın adı da Tertuliano Maximo Afonso olsun. Aynı okulda matematik öğretmeni olan bir arkadaşı biraz kafası dağılsın diye bir film önerisinde bulunuyor, önerilen film Maximo Afonso tarafından alınıyor ve işte o gece olanlar oluyor. Gecenin bir yarısı duyduğu seslere uyanıyor, salona gidiyor ve filmin videoda kendi kendine oynadığını görüyor. Daha da ilginci filmdeki bir oyuncunun kendisinin beş yıl önceki haline tıpa tıp benzediğini fark ediyor ve olaylar başlıyor.
Bundan sonrası tamamen kendi yolculuğunuz olması gereken bir kitap. Saramago yine akıllara durgunluk veren bir kurguyla, altı çizilesi satırlar ile okuyucusunu buluşturmuş. Kurgu boyunca Saramago'nun aralarda kendi fikirlerini söylemesi de , kitap boyunca akıcılığın bir an olsun eksilmeden devam etmesini sağlıyor.
Sinema severler için bu kitap "Düşman" ismiyle sinemaya uyarlanmıştır. Filmini de izledim ama kitaptan aldığım keyif çok daha fazla oldu.
308 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Son günlerde üst üste Saramago okumama rağmen beni yine şaşırttı. Başlarda hızla beni içine çeken hikaye bir ara durgunlaştı hatta ilk cümlede bahsettiğim nedenden ötürü yazarın ne anlatacağını bildiğimi düşünme gafletine bile düşürdü, bu nedenle bir müddet(belki 10-15 sayfa kadar) okuma hızım ve hevesim düştü. Hemen ardından yazarın fikirleri ve olay örgüsü birbiriyle yarışırcasına hakimiyeti ele geçirdi. O kadar çok cümlenin altını çizip üstünde düşündüm ki...
Yine usta işi bir kurgu ve okuyucuyu şaşırtan öğelerle/düşüncelerle dolu bir Saramago klasiği.
308 syf.
·14 günde·6/10
Anayurt Oteli kitabından sonra okuduğum, bilinç akışı tekniği kullanılan ikinci kitap oldu. Anayurt Oteli’ni okurken de zorlanmıştım ki bu kitapta, üstüne üstlük Saramago’nun virgül ve noktadan başka noktalama işareti kullanmadığı değişik anlatım tarzı da eklenince bir yerden sonra kitap benim için eziyete dönüşmeye başladı. Konusuyla baya ilgimi çekmiş ve merakla başlamıştım ama şunu anladım ki insan beyninin birkaç saniye içinde bile bir sürü alakalı alakasız şeyi düşündüğünü göz önüne aldığımızda bilinç akışı tekniği ile yazılan romanlar bana göre değil. Yazar diğer romanlarında nasıl bir teknik kullandı bilmiyorum ama en azından bir süre Saramago’dan uzak kalacağım kesin. Bir de kitabı okurken sanırım fazla, avukat gibi düşündüm. Hukukta "hayatın olağan akışına aykırılık" diye bir tabir vardır. Kahramanın davranışlarını düşündükçe hep kendi kendime "Hayatın olağan akışına aykırı!" deyip durdum. Ancak yazarın şu açıdan fazlasıyla hakkını vermek gerek; kitaplarının konuları çok ilginç.
308 syf.
·Beğendi·8/10
Dehşet bir gerilim de diyebilirsiniz, felsefi içerikli bir roman da diyebilirsiniz, bireyin toplum içindeki rolünü de sorguluyor diyebilirsiniz. Lakin okumaktan keyif alacağınız kaçınılmaz bir gerçek.
Ne yazık ki dışımızı yıkamakta kullandığımız duşların içimizi de yıkamaları mümkün değil...
Acele etmeyelim, sessiz kaldığımızda da söyleyeceğimiz çok şey vardır.
José Saramago
Sayfa 188 - Kırmızı Kedi Yayınları 2.Baskı Çev: Emrah İnce
Günümüzde gerçeklik diye adlandırdığımız kavrama eskiden hayal gücü dendiğini unutmayın, mesela Jules Verne'e bakın.
... acımasızlığın birçok şekli vardır, hatta bazen kayıtsızlığa veya üşengeçliğe benzer.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kopyalanmış Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
308
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054927203
Kitabın türü:
Çeviri:
Emrah İmre
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Kopyalanmış Adam
Kopyalanmış Adam
Tertuliano Máximo Afonso boşanmış, karamsarlık içinde tekdüze bir yaşam süren bir tarih öğretmenidir. Keyfi biraz yerine gelsin diye arkadaşlarının önerdiği bir filmi videoda izlemek üzere alır. Aynı gece evdeki gürültülere uyanınca filmin videoda kendi kendine oynadığını görür. Filmdeki figüranlardan biri kendisinin beş yıl önceki haline tıpatıp, ikiz gibi benzemektedir. Tertuliano bu adamın izini sürmeye çalışır; saplantıya dönüşen arayışının tedirgin edici, hatta dehşet verici sonuçlara ulaşacağını anladığında ve adamın kim olduğunu öğrendiğinde garip bir hikâye gibi başlayan olay, kimlik ve benlik üzerine karmaşık bir düşünceler silsilesine dönüşecektir. José Saramago'nun lirik bir anlatımla sunduğu bilinç akışı yöntemiyle okur, metropol yaşamının birey üzerindeki etkisini de bu olağanüstü hikâyenin katmanlarında buluyor. Kopyalanmış Adam sinemaya da Düşman adıyla uyarlanmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 517 okur

  • Servet Arsin
  • Sibel Karaörs
  • Gözde nalbulan
  • Emre Yıldırım
  • Aslı
  • Gizem Sağbaş
  • SeYO
  • Esma ardıç
  • seda
  • Hayata Uyanmak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%3.5
18-24 Yaş
%19.8
25-34 Yaş
%31.4
35-44 Yaş
%32.6
45-54 Yaş
%5.8
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15 (32)
9
%29.9 (64)
8
%29.9 (64)
7
%14 (30)
6
%4.7 (10)
5
%3.3 (7)
4
%0.5 (1)
3
%0
2
%0.5 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları