Emrah İmre

Emrah İmre

ÇevirmenEditör
8.5/10
16,3bin Kişi
·
26,3bin
Okunma
·
43
Beğeni
·
3.447
Gösterim
Adı:
Emrah İmre
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1980
1980’de İstanbul’da doğdu. İsviçre, Brezilya ve Yeni Zelanda’da yaşadı. Auckland Üniversitesi’nde Dilbilim ve Karşılaştırmalı Edebiyat öğrenimi gördü. İngilizce, Portekizce, İspanyolca ve Fransızca’dan çeviriler yaptı. José Saramago, Amit Chaudhuri, Nicholas Christopher, Patrick Neate, Steven Brust ve Luisa Valenzuela gibi yazarların eserlerini Türkçeye çevirdi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
184 syf.
·Puan vermedi
Bana teyzem, sen çocuk psikiyatristi olmalısın demişti. Olamam ki, eğer olursam, çocuklarla oturur beraber ağlarım. Çünkü ben bir çocuğun gözyaşını, bir dünyaya bedel sayarım.

Ve yine hüzünlü bir çocuk, ama ben bu çocuğu çok sevdim, etimle, kemiğimle sevdim, gözyaşımla sevdim, kendim gibi sevdim. Hüznünü, hüznüme katıp sevdim. Daha önce okumuş olduğum halde bir bayram günü rastgele içimden gelerek, elime alıp sayfalarını karıştırırken, kendimi yine aynı hüzne, gözyaşlarına bırakacak kadar sevdim..

Şu dünya da en kıymetli, fakat en kolay fethedilecek olan şey, bir çocuk kalbidir. Gözlerinin içine gülümsemeyle bakarsanız eğer, samimiyetinizden bir parça alıp, o parçayla sizin için köşk kurar kendi kalbinde..

Bir gün çocuk gelişim toplantısındayız. Ve hoca herkese soruyor: 'çocukluğunuza dair aklınıza ilk gelen şeyi söyleyin.' Susuyorum, susuyorum ama tüm gürültüler daha sessiz bu suskunluktan. Küçüklüğüme dair, babasını çok seven, annen mi baban mi diye sorulduğunda baba cevabını verecek bir kız çocuğu beliriyor, ama bu kız çocuğu, bitirdiği her günün ardından duygularını değiştiriyor, artık sevgi kayboluyor çünkü. Şiddetli korku ve zorunlu saygı alıyor yerini... Korku, çaresizliğe dönüşüyor, çaresizlik yalnızlığa, ve bu kız çocuğu artık babasında değil, yalnızlığında kayboluyor.

Bence dünyanın en büyük suçu, kız olsun erkek olsun, bir babanın çocuğuna vurmasıdır. Çünkü baba sığınaktır, baba yuvadır, baba işe giderken arkasından ağlanandır, baba harçlık isterken yağcılık yapılan kişidir. Baba, babadır. Baba, baba olmalıdır. Baba Dost'tur. Limandır. Yoldaş, sırdaş, destektaştır.

Ve hiç bir çocuk babası yüzünden ağlamamalıdır.

Zeze diyor ki; onu kalbimde öldüreceğim. Ve Zeze beni ağlatıyor. Çünkü benim başaramadığımı başarıyor. Defalarca kalpte öldürülen bir baba defalarca tekrar diriltilebilir mi?

Ve hoca soruyor yine: "küçüklüğünüze dair ne hatırlıyorsunuz örnek verebilecek olan var mı?."

Kimsenin beni tanımadığı bu sayfada içimden geldiğince devam etmek isterdim. Ama bir kitap incelemesinde olduğumuzu söylüyor ikide bir beynim

Şeker Portakalı, Zeze, Portuga'nın sivrisineği, seni daha önce okuduğumda eğer bu uygulamayı biliyor olsaydım senden onlarca alıntı yapardım. Fakat merak etme, bugün gözyaşlarımı içimde tutamadığım her bir satırı yine yazacağım.

Zeze, Portuga'nın sivrisineği, seni kaç yüzbinlerce kişi okudu bilmiyorum ama, birisinin senin hakkında babası tarafından dövülen yaramaz bir çocuğun hikayesi işte diye anarken duydum. Zeze, sen aldırma ona. Çünkü ben seni Portuga'dan da, şeker portakalı ağacındanda, belki ablalarının hepsinden çok sevdim.

Ve Zeze, Şeker Portakalı'nın ikinci ve üçüncü kitabının da olduğunu söylüyorlar. Sana söz veriyorum, onları okumayacağım. Ve sen, hep benim küçük Zeze' m olarak kalacaksın...
60 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bugün biten ikinci kitap. İkisi de birbirinden güzel, anlamlı, hafızama her yönüyle kazınan eserler...
Bir adadan bahsedildiğini zannederek başladım okumaya, ancak anlatılan bir adamın öyküsüymüş meğer; yanılmışım.
Kralın kapısına gelip bir tekne isteyen, nedeni sorulunca da 'bilinmeyen ada' aradığını söyleyen ve denizcilikle alakası olmayan bir adamın öyküsünü okuyoruz bu kez. Bir temizlikçinin de katılmasıyla iki kişi oluveriyorlar. Adayı ararken, kendisini de aramaya başlıyor adam. Belki de baştan beri aradığı budur adamın.. Herkesin 'bilinmeyen ada' kalmadı demesine inat, kraldan kaptığı karavelayı hiç düşünmeden karar kapısından çıkıp kendisi ile bilinmeze giden temizlikçi kadın ile yaşanabilir bir yere çeviriyor adam. Artık tek başına olmadığını bilerek açılıyor denize ve aramaya başlıyor bilinmeyen adayı.
Yine bir ülke ismine, kişi ismine rastlamıyoruz ve yine virgüllerle bölünen diyaloglar okuyoruz ama yine bunu çok seviyoruz. Nasıl sevmeyelim böyle güzel yazılırsa bir kitap!
Okuyoruz, kapatıyoruz kapağını kitabın ama yine de düşünmeden edemiyoruz; acaba adayı buldular mı? Kadın ve adama ne oldu? Karar kapısından çıkmakla ne kazandı kadın ya da neyi kaybetti bilmeden? Bilinmeyen ada var mıydı gerçekten? Yoksa sadece gerçeklerden kaçmak için bir neden miydi bilinmeyen adayı aramak?
Beğenerek, bitmesin isteyerek okunmalı. Çünkü bunu hak ediyor bu güzel eser...
183 syf.
Küçücük bir çocuğa yapılır mı bu bee :*(
Her ne olursa olsun bir çocuğa asla şiddet uygulanamaz ve Zezé benim bugüne kadar gördüğüm en güçlü çocuk... Hem fakir hemde çocuk nedir bilmeyen bir ailenin çocuk dünyaya getirmesi suç sayılmalı bence. Bir çocuk her şeyden önce sevgi ister. Yaptığı her hatada dayak yemek değil. Çocuğuna şiddet uygulayan ve bunu 'akıllı olsun' adı altında yapan her insandan nefret ediyorum. Madem adam akıllı eğitimiceksiniz neden doğurdunuz o zaman? Bence her aileye aile olmak nedir? Çocuk nasıl yetiştirilir vs türünden eğitim verilmeli. Atatürk'ün de dediği gibi gelecek nesiller bizim eserimiz olacaktır. Çocuklarda ebeveynlerinin eseridir. Her anne ve baba bunu gözeterek dünyaya bir can getirmeli, bu bilinçle yetişmeli ve yetiştirmelidir. Sinirlerim bozuldu ağlıyorum şu an. İlk defa bir kitaba bu kadar ağlıyorum ve çocuklar ağlasın, acı çeksin istemiyorum:(
60 syf.
·10/10
Yıl 1998..

Portekizli yazar Jose Saramago Nobel edebiyat ödülünü alır..

Yazarın en önemli özelliği eserlerinde nokta ve virgül dışında noktalama işareti kullanmadan kendine has bir anlatım tekniği bizlere sunması.
*
Bu eserdede aynı anlatım tarzını kullanmış.
Açıkcası pek etkilenmedim.

Anlatımı kısa ve basit.(Küçük Prens tarzında)

Bilinmeyen bir adadan ziyade keşfedilmemiş benliğimizin hikâyesi ana konumuz.

Keyifli okumalar...
184 syf.
Ah zeze sen nasıl bir çocuksun böyle? Nasıl dokundun ruhumun kırıklarına?

Çok duygusal, insanın içini burkan bir kitap okumak için geç kaldığım bir kitap, hayatın tatlı ama daha çok acı yönünü gösteren bir kitap

Bana göre bu kitabı özetleyen bendeki cümle bu: Jose Mauto yaşadığı bütün acılarını, umutsuzluklarını, masumiyetini zezenin omuzlarına yüklemiş ve bizim acılarımıza ışık tutmak için satırlara dökmüş

İyi okumalar....
275 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Nereden başlasam
Nasıl anlatsam bilemiyorum
Kasırga oldun, yıkıp geçtin ıssız şehrimi

O ilk günler ne güzeldi
Canım, gülüm, bebeğim
Ne değişti, ne gücendirdi
Hassas kalbini

Olmadı böyle ...

Evet olmadı gerçekten...
Tam da yıkıp geçen bir konu olduğu için bu şarkıyla giriş yapmak istedim :)

Çok hayatın içinden bir konu, o nedenle okumak istedim bu kitabı. Bir insan neden aldatır? Nedir bunun altta yatan sebepleri, insanın hiç vicdanı sızlamaz mı, neden ayrılmak varken aldatmak, kendilerini haklı çıkaracak sebepleri gerçekten var mı, ya da haklı çıkmaya lüzum var mı ... gibi sorularla başladım okumaya... Yanıt aradım sorularıma. Buldum sayılır...

Bazılarımız hayatımızda herşey yolunda zannederken aldatıldık, bazılarımız aldatmak veya belki de aldatılmak üzereyiz... Evet hayat kötü, insanlar çok acımasız, çok üzgünüm ...
Masum insanlar da yok değil, umudunuzu kaybetmeyin. Ama şu anki konumuz masumiyet değil, onları baska bir incelemeye bırakıyorum :)

Bazen hayatımızda bir şeylerin yanlış gittiğini düşünürüz, doğru insanı mı bulamadık, bulduk da sahip mi çıkamadık gibi dertlerimiz baş gösterir bir anda "mükemmel" hayatımızda. Kafamız toz duman içindedir. Huzurun yerinde yeller eser. Işte o zaman büyük bir değişikliğe ihtiyaç duyarız. Huzuru geri getirecek değişikliğe. Bardak tamamen dolmuştur ama o son damlaya ihtiyaç duyarız. Bu kitap işte o damla kesinlikle. Anlayamadığınız bir çok şeyi anlatacak, bakamadığınız bir açıdan bakmanızı sağlayacak konuya. Belki bir miktar empatiyi bile tetikleyebilir...:))
Eğer parteriniz ve ya eşiniz sizi aldattıysa ve onu bırakmak üzereyseniz lütfen durun ve iki gününüzü bu kitaba ayırın :D

Kitap aslında güzeldi, ama çok etkilendim hayatımı değiştirdi diyemem. Bende o işi başka bir kitap yapmıştı çünkü. Ama birilerinin hayatını etkileyeceğine kesin gözüyle bakıyorum.

Bildiğim, gözlemlediğim, şahit olduğum şeyleri okudum. Akıcı bir dille yazılmış ve sonunu merak ettiren bir hikayeydi. Kocasını aldatan bir kadının hikayesi... Aslında belki bir çok kadının hayalini kurduğu eşe, çocuklara, mutlu bir yuvaya sahipken boşluğa düşen "hissizleşen", kusursuz hayattan bıkan bir kadının hikayesi... Peki herşeye sahipse neden mutsuzlaşır, hıssizleşir içine kapanır ki insan ...
Sahip olduklarımız yetmediği için mi, tutku eksikliği mi, monotonlaşan hayatlar mı, artık heyecan uyandırmayan dokunuşlar mı... "hayatımı boşa harcıyorum" duygusu mu...

Bu soruları cevaplayarak Linda ile birlikte ihanete götüren yolda yürüyoruz...
Aslında duygularını, hissettiklerini o kadar güzel anlatıyor ki. Belki de bunları kocasına doğru düzgün anlatsa sorunları çözülecek diye düşünmeden edemiyor insan :) Ama asla mantıklı yolu seçmeyiz değil mi ... Mutlaka "yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz" ve duvara toslamalıyız...

Ve evet kahramanımız da yüreğinin, arzularının sürüklediği yere koşarak gidiyor. Kendini, evli ve onun gibi mutsuz bir adamın kollarına bırakıyor. Aynı duyguları paylaşan iki insan bir birini tanır değil mi... Bu mudur onları yakınlaştıran hataya sürükleyen... Ya da sevilmekten çok anlaşılmak mi bütün istediğimiz gerçekten ... Bizi anladığını düşündüğümüz insan karşısında bu yüzden mi yelkenler hızlıca suya iner ... Bilmiyorum.
Bu iki aşığın heyecanlı kaçamaklarına tanık oluyoruz sık sık. Belki biraz fazlaca detaylı şekilde...

Kadınının yaşadığı heyecan, canlanan duyguları, yeni bir aşkla yeniden doğduğunu düşünmesi... Sonra ilişkinin öğrenilmesi ve gerisi çorap söküğü ... Bildiğimiz sonlardan biraz farklı ama bu sefer. Çünkü gerçek hayatla bağdaşmayan bir koca var hikayenin içinde. Eğer ona sahipseniz lütfen değer verin. Bilin ki nesli tükenmek üzere kendisinin...:D

Ama bu hikayenin sonu beni mutsuz etti. Ilk kez bir mutlu sonla mutsuz oldum diyebilirim. Hayatta yaptıklarımızın mutlaka bir sonucu olması gerektiğini düşünmüşümdür çünkü...

Aldatan taraf bir kadın bu hikâyede. Oysa hep erkekleri günah keçisi yaparız. Aslına bakarsanız kadın erkek aldatma oranları eşit yapılan çalışmalarda. Hatta şu an siz bu satırları okurken bir kadın daha partnerini/eşini aldatarak oranı bizim lehimize çevirmiş olabilir...:))

Zaten mesele cinsiyet meselesi değil. Neden aldatır bir insan diğerini meselesi...
Yunan mitolojisinde çok sevdiğim bir hikaye var. Bu hikayeye göre " insanlar 4 kol, 4 bacak ve 2 yüzü olan bir kafa ile yaratılmıştır. Güçlerinden korkan Zeus onları ikiye ayırır ve onları hayatları boyunca diğer "yarı"larını aramaya mahkum eder ". Ve bizler o günden beri umutsuzca kendi yarımızı arar dururuz...
Bence bütün sorun başkasının "yarı"sını kendi "yarı"mız sanmamızdan kaynaklanıyor ... yapmayın bunu ... Özgür bırakın onu ve kendi "yarı"nızı siz de özgürce arayın. Başkasının "yarı"sını kendi zindanınızda tutsak etmeyin. Bazen sadece akışına bırakmak yeterlidir mutlu olabilmek için ...

Çünkü mutluluk hepimizin hakkı. Ve hayat kısa...
Aşkı, sevgiyi, tutkuyu doyasıya kendi "yarı"mızla yaşamalıyız... Özgürce sevmeliyiz ...
Çünkü yaşamak sevmektir.


Kendi "yarı"nıza bir gün kavuşmanız, kavuştuysanız da değerini bilmeniz dileklerimle...♡
Sevgiyle kalın...
Keyifli okumalar...
60 syf.
·8/10
Bu kadar kısa ve bir çırpıda okunan bir kitap nasıl bu kadar çok şey düşündürür? 'Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.' cümlesi nasıl da kendine getirir insanı. Bilinmeyen ada var mıdır meçhul ama bilinmeyen adanın aslında kendi benliğimiz olduğunu hissettim kitapta. Bilinmeyen adayı ararken kendi içimizde yeni keşifler yapıyor oluşumuz tesadüf değildir. 'Beğenmek sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek' diyor yazarımız ve nasıl da toplumsal sorunların ana damarına basıyor. Bu kısa ve düşündürücü kitapta buldum rüyanın en güzel tanımını. Okuyun diyorum ve rüyanın tanımıyla bitiriyorum.
-Rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzak kişileri kavuşturur.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Biri dese ki “Hippi’yi” beş kelime ile tanımla. Diyeceğim kelimeler; cinsellik, müzik, dans, seyahat ve uyuşturucu. Evet, hippi olmanın yolları bunlardan geçer. Çiçekli fistan, elbiselere yapıştırılmış çeşitli figürler, olmazsa olmaz uzun saç ve kot pantolonu da unutmamak gerek.

1970 yıllarında ABD’nin bağrından koparak dünyaya yayılan bu kültür akımının, kimine göre zibidiler takımı, kimine göre ise ahlaksızlar takımı olarak bilinmesine sebep olunmuştur. Haklı yanları var mı? Ben göremedim.

Hikâye için denir ki Paulo Coelho’nın öz yaşam öyküsüne en yakın olanıdır. Karakterin gerçek olduğunu yazarın kendisi de belirtmiş hatta ana karakterlerden birinin isminin de Paulo olması da bunu desteklemiştir. Bir dünya kitap kapak renk seçeneklerinizin olduğunu unutmayınız, benim kapağım beyazdı.

Kitap konusu geçmiş zamandan başlayıp, üçüncü tekil şahıs anlatımıyla şimdi ki zamanda devam edip o şekilde son buluyor. Hikâye edilen konu “Ergen İrisi” gençlerin iç dünyalarını tamamlaması ve kemale ermek için kendilerini Hindistan, Nepal, Peru ve Amsterdam gibi şehirlerde kutsal ışığı bulup, paranormal güçlere erişmek istemesini ve oralarda inzivaya çekilip hayatları Tanrı’ya adamak istemeleridir.

Çok güzel bir şekilde konular birbirine bağlanmış ve yazarın akıcı dile her sayfada kendisini belli ediyor. Hikayenin İstanbul’dan, Anadolu’dan az biraz Türk kültüründen ve Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmesi göğsümüzü kabartmıyor değil.

Aşırı derece uyuşturucu türleri ve kullanım şekilleri hakkında içerik mevcut. Yazarın betimlemeleri o kadar hoş ki; “Bir tadına baksak mı?” diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. Bilenler bilir, bizim ülkemizde de her sene düzenli olarak Fanta, Pepsi, Coco Cola gibi içecek firmalarının düzenlediği (Rock'n Coke, Fanta Gençlik) festivaller hippilerin yaşam felsefelerine çok yakın. Tesadüf bu ya gırla “Prezervatif” tüketimi yaşanan bu tür etkinliklerde yer bulmakta çok zor.

Hippilerden anladığım normalde tek eşliler, ancak seyahat halinde ortalık bayram yeri !!!

Kitap kahramanımız Paulo’nun huzura ermesi için çıktığı bu yolda, huzuru Rumi Dergah’ında bulması ise çok güzel. Mevlana’a hazrete de kitap içerisinde ufak donuşlar yapılmış ve kendisinden bahsedilmiştir.

Diğer kahramanımız Karla ise hayatı boşluk içerisinde dalgalanırken uyuşturucunun boş bir kimyasal olduğunu gönlü aşk ile tutuşunca anlıyor. Sevgi, uyuşturucudan daha etkili bir kimyasaldır…

Genel olarak kitap farklı konuları ele almış, okuna bilinir niteliktedir. Ben beğendim ve sıkılıp bunalmadan okudum. Tavsiye ederim.

Şimdi fırına gidip 3 tane yumurtalı ramazan pidesi alacağım. İstanbul için iftar saatine çok az kaldı :) Afiyet olsun.
(11 Haziran 2018 saat 20:08)

Sevgi ile kalın.
183 syf.
Nedenlerini bir çırpıda bulamıyorum ancak güzel bir kitabı bitirdikten sonra uzun bir süre o hikayeye geri dönemeyeceğinizin bilinciyle gelen üzüntü ve sevdiğiniz karakterlere duyduğunuz hayranlığın oluşturduğu boşluk anlatılamaz...

bir süre için birinin tüm hayatına tanık oluyor,zaaflarını, iyi olduğu şeyleri, nelere üzüldüğünü, en sevdiklerini, sevmediklerini yani onda ne varsa onu öğreniyorsun, şansın varsa o sen oluyorsun ya da anlattıklarından biri. seni bi yerden alıp başka bi yere fırlatıyor, kaldırıp kendine gel diyip ağlatıyor. tutkularını deşiyor, anneni özlüyor, yaşadığın aşkın anlamını soruyor, sevmek sevilmek istiyorsun.
bi kitap bunların hepsini yapıyor ve bittiğinde, bi daha aynı şekilde hissetmeyeceğini biliyorsun.
sonra tüm karakterleri ayrı ayrı öpüp, özleyeceğimi söylüyorum.
Şeker Portakalı'da bu kitaplardan biriydi.

Kitapla kalın:)
184 syf.
·Puan vermedi
Hani serçe parmağını çarparsın ya bir yere.Öyle bir his bunu okumak.İnce bir sızı...
Ah Zeze...Badi parmağım...Senden sonra insan olan yerleri sızladı herkesin.Kalpleri uykudan uyandı.İyi ki varsın...

Yazarın biyografisi

Adı:
Emrah İmre
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1980
1980’de İstanbul’da doğdu. İsviçre, Brezilya ve Yeni Zelanda’da yaşadı. Auckland Üniversitesi’nde Dilbilim ve Karşılaştırmalı Edebiyat öğrenimi gördü. İngilizce, Portekizce, İspanyolca ve Fransızca’dan çeviriler yaptı. José Saramago, Amit Chaudhuri, Nicholas Christopher, Patrick Neate, Steven Brust ve Luisa Valenzuela gibi yazarların eserlerini Türkçeye çevirdi.

Yazar istatistikleri

  • 43 okur beğendi.
  • 26,3bin okur okudu.
  • 416 okur okuyor.
  • 10,2bin okur okuyacak.
  • 300 okur yarım bıraktı.