Adı:
Görmek
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
324
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ensaio sobre a Lucidez
Çeviri:
Işık Ergüden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Baskılar:
Görmek
Görmek
Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine. Üstelik yaşanan trajedinin üzerinden çok da geçmemiş, uyandırdığı dehşetin hatırası taze, mağdurları da hâlâ sağken yeni bir felaket, daha doğrusu olağandışı bir hal geliyor kentin başına. Seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor.
Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor. Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor; sonuç alamayınca da çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor. Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, onu çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.

(Tanıtım Bülteninden)
Yine Saramago, yine bitmeyen virgüller, yine adı bilinmeyen bir yer ve adı bilinmeyen insanlar..
Körlük ile başlayan macerama, Saramago etkinliği dolayısıyla Görmek ile devam ettim. Yaklaşık üç buçuk saat süren bir okuma serüveniydi ve çok iyiydi. (O virgüller olmasa daha iyi olurdu tabi :D)

Her zaman olduğu gibi fazla ayrıntıya girmeden konudan bahsedeceğim.
Adı bilinmeyen ülkenin başkentinde seçim olacaktır. Ancak o gün şiddetli bir yağmur vardır başkentte. Bu nedenle halkın büyük çoğunluğu oy kullanmaya gelmemiştir. Sandık kurulu bu 'zor şartta' bile görev aşkıyla erkenden görev yerlerine gelirken, halk ne cürretle gelmemiştir oy kullanmaya. Yağmur nedeniyle mi gelmezler, yoksa bu bir 'isyan' mıdır? İsyansa eğer; bu isyan hangi partiyedir, ya da halkın 'gözü mü açılmıştır' , cevap evet ise onları kim örgütlemiştir? Görevliler bunları düşünmekle zaman geçirirken saat dörtte seçmenler sözleşmiş gibi oy kullanmaya gelirler. Bu duruma sevinen siyaset ahalisi sonuçları beklemeye başlamıştır artık. Ama hesaba katmadıkları bir şeyle karşılaşırlar; oyların çoğunluğu 'beyaz oy'dur. Halkın neredeyse tamamı boş oy atmıştır. Peki siyasiler şimdi ne yapacaktır; geçerli oylar mıdır önemli olan yoksa yüzde seksen üç 'beyaz oy' mudur? Bu olanların 'beyaz körlük' ile alakası var mıdır? Seçim sonucu neleri değiştirecektir, halkın bu kararlı duruşu siyasilere hatalarından ders almayı ögretecek midir?

Kendi tercihini yapan halkı korkutarak, tehdit ederek, ellerinden haklarını alarak getirilen demokrasinin ne derece etkili olabileceğini ve panikleyen iktidarın yapabileceklerini okuyunca hayret edeceksiniz..
Saramago; hükümetlerin neden halktan korkmaları gerektiğini gözler önüne sermiş, demokrasi bekçisi olduklarını söylerken halka korku salmak adına kanunsuzluklar yapan yöneticileri anlatmayı da ihmal etmemiştir.

Okurken sürekli ülkemizdeki seçimleri düşünecek, yöneticiler tarafından ortaya atılan her fikirde bizden bir şeyler bulacaksınız.
Saramago'nun okuduğum ikinci romanını da beğenmenin verdiği sevinçle, etkinlik boyunca tüm eserleri bitirme hedefimi yineliyorum :)
Usta yazar, José Saramago'nun bir eserini daha çok severek okumuş bulunmaktayım. Benim 4. Saramago kitabım oldu. Şu ana kadar okuduğum eserlerine dayanarak yazarın kendine has tarzı ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.
- Bu adamın kitaplarında karakter ismi göremezsiniz. Memur, müfettiş, göz doktorunun karısı gibi niteler karakterleri.
- Kitaplarını düz yazı şeklinde yazar. Diyalog halinde göremezsiniz. İlk defa okuyanlar belki zorlanabilir ama alışınca fark etmiyorsunuz bile düz yazı gibi yazıldığını.
- Bir cümlesi bazen paragraf gibi olabilir, cümle bitince cümlenin başını hatırlamıyor olabilirsiniz. Ara ara anlamak için dönüp baştan okuduğum çok olmuştur.

Gelelim kitabımızın konusuna...
Görmek, yazarın "Körlük" kitabının devamı niteliğindedir. Körlük'de, ülkede körlük salgını olmuş ve herkes kör olmuştur. Kör olan herkesin fark ettiği bir şey vardır ki bu körlük siyah değil, süt gibi BEYAZDIR.
Ve yine 4 yıl önce körlük salgını yaşamış olan ülkedeyiz, bu defa boş oy (BEYAZ OY) salgını var. Nasıl mı olur boş oy salgını? Halkın %83 ü seçimlerde boş oy kullanmıştır. Seçimler baskı altında bir kez daha tekrarlanır ve sonuç değişmez. Bunun üzerine hükümet harekete geçer, ohal ilan edilir ve halk sorgulanır, yalan makineleri dahil edilir olaya. Sorgulamalarda "Beyaz" ve "Boş" sözcükleri kullananlara suçlu muamelesi yapılır. Sorgulamalar ve alınan önlemlerde başarılı olamayan hükümet, halkı cezalandırmak için başkenti taşımaya karar verir. Bir başkent düşünün ki polisin, askerin, bakanların ve başbakanın olmadığı. Peki bu halkı yıldırabilir mi, boş oy kullanmaktan vazgeçirebilir mi? Boşçuların (boş oy kullananlar) azmine, direnişine hayran kalmamak mümkün değil!

Hükümet, "Körlük" kitabının karakterlerinden birinden bir mektup alır. 4 yıl önce gizli kalmış bir olay gün yüzüne çıkar. Hükümet bunu fırsata çevirir ve BOŞ OY SALGINI için bir günah keçisi bulur, boş oy salgınıyla alakası olmayan bir insanı suçlu duruma düşürür.

Boş oy kullanmak hangi yasada suçtur? Özgür bir şekilde oy verilmeyecekse neden yapılır seçimler? Hükümetlerin ve siyasilerin akla gelmeyecek gizli ve acımasızca yaptıkları hamlelere bir kez daha şahit oldum bu kitapta. Kendi aralarında yaptıkları planlardan, konuşmalardan okurken iğrendiğimi de belirtmek istiyorum!

Uzun zaman önce okumuş olmama rağmen Körlük kitabıyla ilgili detayları unutmamış olmam beni çok mutlu etti. Bu kesinlikle yazarın akılda kalıcı anlatımından kaynaklanıyor. Bu eserde de bir an olsun sıkılmadım, özellikle son 50 sayfada o kadar heyecanlandım ki!

Harika bir distopya okudum. Mutlaka okuyun bu eseri! Tabii bu eserden önce KÖRLÜK mutlaka okunmalı... Kitabı genel olarak ortaya koyan bir alıntı ile düşüncelerimi sonlandırmak istiyorum.

"Günahkârların bedelini daima doğrular öder."

Keyifli Okumalar...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.378 Oy)19.148 beğeni43.660 okunma3.021 alıntı184.081 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.597 Oy)8.879 beğeni28.885 okunma844 alıntı140.450 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.334 Oy)9.294 beğeni25.810 okunma1.851 alıntı119.551 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.054 Oy)6.406 beğeni16.921 okunma2.947 alıntı86.536 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.497 Oy)8.088 beğeni22.937 okunma845 alıntı90.443 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.689 Oy)5.793 beğeni19.782 okunma845 alıntı101.868 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.938 Oy)8.898 beğeni26.469 okunma2.696 alıntı115.532 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.770 Oy)13.488 beğeni34.737 okunma3.450 alıntı146.939 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.451 Oy)3.946 beğeni13.050 okunma1.250 alıntı53.388 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.613 Oy)9.116 beğeni25.500 okunma1.542 alıntı127.657 gösterim
Eveeettt Körlük’ün devamını okudum. Ve kesinlikle Saramago okunmalı. Görmek olgusunu toplumsal ve siyasal bazda incelemiş fakat sıkıcı hiçbir tarafı yok. Kurgu, dil, akıcılık her şey var. En az Körlük kadar etkileyici ve içeriği de dolu. Okurken bazı durumları düşünmemizi sağlıyorsa kitapları iyi ki okumuşum derim. Bu kitapta fazlası var. Keyifli okumalar.
Yine bir Saramago klasiği;
İsimsiz bir ülke ve evrensellik...
Saramago'nun eserlerinde yakaladığı evrensel tutum konuya hemen dahil olmanızı sağlıyor. Bazı yerlerde, yazarın üçüncü bir göz olarak olayları yorumlaması sohbet havası katıyor esere. Virgülle birbirine bağlanmış uzun cümlelerle siyaseti edebiyat içinde ustalıkla harmanlamış.

Konuya birazcık değinecek olursam;
Adı olmayan ülkede seçim zamanıdır. Halk oyunu kullanır ve sandıklar açılınca halkın hatırı sayılır çoğunluğunun boş oy kullandığı görülür. Halkın bu seçimi; yani bireysel ve yasal olan bu hakkı devlet tarafından anarşist bir eylem olarak nitelendirilir.
Sözde, demokrasiyi uygulama vaadi veren yöneticiler bir eylem planı hazırlayarak halkı kaosa sürüklemeye çalışır. Ancak halkın demokratik tutumu istenilen sonucu vermez.
Neticede devlet olağanüstü hal ilan eder ve trajikomik hadiseler cereyan etmeye başlar.

Kitapta yaşanılan anti-demokratik tutumlar, Hobbes 'ın bir sözünü hatırlattı. Hobbes der ki:
"Kılıcın zoru olmadan ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez. "
Bu söz hem devlet hem birey açısından devletin gerekli olduğunu vurgulaması yönünden , kitapta da tasvir edilen, kılıç görevi üstlenen , halka sadece seçmekten başka hak tanımayan baskıcı devlet anlayışına işaret ediyor.

Daha sonra yalnızlaştırma politikası ile halkın iktidar / yöneticiler olmadan huzur ve adalet içinde yaşayabilme becerisi göstermesi de "iktidarsız devlet anlayışı mümkün müdür" sorusuna işaret eder gibiydi.

Bu kitap bir kurgu elbette ki; ama siyaset içerisinde yer alanların kirli savaşları, yöneticilerin yasaları diledikleri gibi kullanarak haklı çıkma uğruna işledikleri suçları, iktidar mücadelelerini, devlet-iktidar-toplum ilişkilerini sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitabın "Körlük" kadar beğenilmediği söylense de, "Körlük"te toplum cezalandırılmıştı; "Görmek"te de bir nebze de olsa Devlet/İktidar...

Saramago üslubunun tadına varmanız adına bu iki etkileyici kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Kitapla kalın ^.^
Kitabın bittiğine hala inananmıyorum!

Görmek bir insanın başına ne kadar bela getirebilir?
Cevabı:Eğer körlük salgınında kör olamamışsan işte o kadar bela getirir.

Guya özgür olduğumuz bu dünyada görmemiz gerekenler daha ne zamana kadar engellenecek? Daha ne zamana kadar doğru diye bize empoze edilenlerin gerçek yüzünü hep saklayacaklar bizden? Daha ne zamana kadar algılarımız birilerinin esiri olacak? Daha ne zamana kadar...

Hepsinin cevabı biz görmeye başladığımız anda verilmiş olacak ama bu cevabı bilsek de paylaşmamamız gerektiğini öğretecekler bu sefer.

Her olayın illa ki bir elebaşı olmalı mı? Aynı fikre sahip olan insanlar aynı kişi tarafından mı yönlendirilmişlerdir? Neden hep bir olayı bir sebebe bağlama ihtiyacındayız?

Kitabı okuduğumda sorulara boğdum kendimi. Öyle sorulardı ki cevapları rahatsız ediciydi. Ve dünyadan ve siyasetten bir kere daha nefret ettim. Kalpten bir nida ile " Siyasetten sana sığınırım Rabbim! Sakın beni siyasete yaklaştırma!" dedim.

Görmek için bu dünyanın düzenini bu kitabı okumak gerek.

Dikkat! Görecekleriniz sizleri rahatsız edebilir.
Körlük kitabının devam kitabı niteliğinde olan Görmek, yine 4 yıl evvel beyaz körlük hastalığının yaşandığı şehirde geçmektedir. Ancak bu sefer halk körleşmemiş aksine bir anda görmeye başlamıştır. Ve bu da kendisini genel seçimlerde belli etmiştir.
Saaramago, Tanrı’yı eleştirdiği pek çok kitabından sonra bu kitabında da devleti eleştirmiştir. Kitap, genel seçimlerin olduğu gün başlar. Halk demokratik haklarını kullanarak sandık başına gider ancak seçim sonuçları açıklandığında herkesi büyük bir sürpriz karşılar. Başkentte yüzde seksen üzerinde boş oy, ya da kitaptaki tabiriyle “beyaz oy” kullanılmıştır.
Bundan sonrası tamamen bilinçli, iyi niyetli ve artık gören halkla, kendisini terk eden, kaçan ve halka resmen soğuk savaş başlatan hükümet arasında geçmektedir. Beyaz oy verenleri kötülemek için tüm basın yayın organlarını kullanmak mı ararsınız, sivil halka bombalı saldırılar düzenletip yine bu beyaz oycuların üstüne yıkmaya çalışmak mı dersiniz ya da masum halktan günah keçisi bulup onun üzerinden mi oynamak dersiniz, kazanmak için her türlü pisliğin döndüğü bir devlet modeli işte...
Başka bir deyişle, gücünü halktan alan hükümetlerin güçten kör olup halka sırtını döndüğü herhangi bir ülkede yaşanabilecek sıradan olaylar...
Bu muhteşem ötesi kitabı iki saat önce bitirdim.. kitapta gördüklerimi sindirmek gerçekten çok zordu bu yüzden biraz bekledim ama öfkem, kederim, bilinç açıklığım böyle buram buram yerindeyken incelemeyi hemen yazmak istedim.. buraya sığdırılamayacak kadar çok gerçekler gördüm.. Kendi ülkemde “biz de nasıl şeyler dönüyor, biz vatandaş olarak nasıl kandırılıyoruz, nasıl uyutuluyoruz, bilincimiz nasıl köreltiliyor?” diye düşünmek için çokça okumaya ara verdim.


Kitabın konusundan yüzeysel bahsedersek; körlük kitabının devamı niteliğinde bir kitap.. “Beyaz körlük’ü” takip eden “beyaz oy”( boş oy) karşımıza çıkıyor. Bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen başkentinde (yine:)) seçim sürecinde halkın %80’nin üstündeki kısmı boş oy kullanınca devlet yöneticileri harekete geçiyor. Ohal dönemi, halkın sorgulanması, bir örgüt var mı yok mu? şüpheleri üzerine halkı cezalandırma yoluna gidiliyor. Başkentten yönetim bir süreliğe geri çekiliyor(başkanlar, bakanlar, askeriye, polis yok). Ama bu çekilmeyle beklenenin aksine şehirde düzen bozulmuyor ve hükümetin bu noktadan sonra yaptıkları kafanızda bir sürü soru oluşturuyor. Devlet yöneticilerinin kararlarının, çark sistemlerinin, çıkarlarının, “halk için” diye atılan adımların ne kadar kirli olduğuna tanık oluyorsunuz.. Yönetenlerin; vatandaşların bilincini köreltmek ve akıllarını boşaltmak için masumları harcadıklarını, kendilerini yüceltmek, işlerini iyi yaptıklarına (sözde vatandaş için en iyisini) inandırmak, sahtekarlıkla boyanmış maskeleriyle ülkeyi istedikleri gibi yönetmek için masumlardan nasıl “günahkarlar” yarattıklarına ve buna da “DEMOKRASİ” dediklerine inanamayacaksınız.. Bu kitabı okurken birazcık politikaya ilginiz varsa ülkemizdeki seçim süreçlerinin de sistemindeki o kirlilikleri, görünen “en iyisi bu”yun arkasındaki “en kötü”yü hissedeceksiniz. Bu gerçek; sadece bu ülkede ya da kitaptaki ülkede değil, dünyanın her yerinde..


Açıkcası yönetenler için halkın refahının, huzurunun, düzeninin, masumiyetinin hatta canının çok önemli olmadığını; onlar için en önemli olan şeyin İKTİDAR olduğunu düşünüyorum. Hep şunu söylerim: “1 insan ölmüş, 100 insan ölmüş bu yönetenler için kayıp değildir; onlar için milyonlarca insanı etkileyebilmek, düşünmelerini, görmelerini engelleyebilmek, çarklarını istedikleri gibi döndürebilmek önemlidir.



Yazarın da dediği gibi : “Günahkarların günahının bedelini her zaman masumlar öder.”
Bakmak, görmek, fark etmek... Çoğunlukla birbirinin yerine kullandığımız, aralarında ayrım yapmadığımız kelimeler... Halbuki çoğu zaman bakarız fakat baktığımız şeyi göremeyiz, gördüğümüzü zannederiz. Bize görünen çok ufak bir noktadır belki de. Bazen görmek de yetmez, fark etmek gerekir. Aynı insana bakarız, aynı insanı görürüz ama her birimiz ayrı özellikleri fark ederiz. O yüzden görmek pek çok unsuru içinde barındıran bir dünyadır aslında.

Saramago, Körlük eserinde bizlere ismini bilmediğimiz bir ülkenin bir kentinde yaşayan ve bir anda kör olan insanların verdiği mücadeleyi simgelerle ve derin bir üslupla yansıtmıştı. Kör olunmamasına rağmen suskun kalınmaması gereken pek çok şeyin gerek yöneticiler, gerek aydınlar gerekse halk tarafından görmezden gelindiğini eleştirel bir dille anlatmıştı. Fazlasıyla sevmiştim bu eserini. İçinde bu kadar temsil unsuru barındıran körlük olgusunu bu denli güzel anlatan biri görme olgusunu kimbilir nasıl anlatmıştır diye düşünmüştüm, ki yanılmadım da.

Körlük eserinin devamı niteliğinde olan Görmek'te ise ilk eserde bulaşıcı bir körlüğe yakalanan insanların tekrar görmeye başlamasıyla yeni olaylar cereyan eder. Yapılan bir seçimde oylarının büyük çoğunluğunun boş/ beyaz çıkması idarecileri endişelendirir ve deyim yerindeyse cadı avı başlar. İşte bu eserde Körlük kitabından aşina olduğumuz doktor, doktorun karısı, siyah gözlüklü kadın, gözü bantlı yaşlı adam, ilk kör gibi karakterlerle yeniden buluşturur okuyucuyu Yazar. Beyaz körlükle ilişkilendirilen beyaz/boş oyların sorumluları aranırken yaşanan serüven yansıtılır okuyucuya.

Eserde üstü kapalı pek çok ifade yer alıyor. Yine hicivlerle, simgelerle dolu pek çok satır var. Bu satırları okurken aslında günümüzde de pek bir şeyin değişmediğini fark ettim. Pek çok konuda gördüğünü sanan ama kör olduğunun farkında olmayan yığınla insan var. Bunun yanı sıra eserde halkın büyük çoğunluğunun doğal bir hak olarak boş oy kullanması en azından bunu deneme cesaretini göstermeleri haklı bir direnişin sembolü bana kalırsa. Demokrasinin olduğu iddia edilen bir ortamda demokrasi adı altında yakışıksız uygulamaların yapılması, bu unsurun işe geldiği gibi kullanıldığını bir kez daha hatırlatıyor okuyucuya.

Daha önce Saramago okuyanlar yazarın üslubunu az çok bilirler. Yine cümleleri nokta yerine çoğunlukla virgülle ayırmayı tercih eden, satır aralarına inceden espriler ve kelime oyunları yerleştiren, kimi zaman iğneleyen, kimi zaman da şaşırtan bir Saramago üslûbu var karşımızda. Genel olarak eseri beğenmemin aksine son kısmını pek sevemedim. Sanki bir an önce bir sonuca bağlamak istercesine yazılmış bir son gibi geldi bana. Daha kaliteli, etkileyici bir son yazılabilirdi diye düşünüyorum.

Eseri okumak isteyenlerin öncelikle Körlük isimli eseri okumalarını tavsiye ederim. Aksi takdirde kitapta anlatılanlar havada kalacaktır. Saramago eserleri bir çırpıda okunacak eserler değildir; hazmedilmek, düşündürmek ister. Bakmanın ötesinde çevresindeki hakikatleri görebilen ve bu uğurda bir duruş sergileyerek çaba veren insanlar olmak dileğiyle. Keyifli okumalar.
Burada takip ettiğim iyi okuyucuların sayesinde dikkatimi çeken bir yazar oldu saramago, hepsine teşekkürü bir borç bilirim.
Körlük kitabının devamı seklinde yazilan görmek ilk kitaba göre daha yavaş-yavaş okunası bir eser. Klasik bir yazma üslûbu olmayan bir yazar, bol virgüllü, isimsiz karakterlerle dolu bir teknik. Okurken aslında farkında bile olmuyorsunuz, alışıyorsunuz.
Hükümetlerin ya da mevcut sistemlerin istediklerini vermediginiz taktirde bir topluma neler yapabildiklerini anlatan vurucu bir eser, siyasetin ve içindekilerin toplumu istedikleri gibi yonlendiremediklerinde tası tarağı toplayıp başkenti terkeden bir hükümet yeni bir başkent oluşturma çabasına giriyor... kendileriyle nasıl çelişip, kendi çıkarları uğruna toplumları nasıl diskalifiye etmeye çalıştıkları anlatılmış.

Ben bu kadar çabadan sonra daha farklı bir son bekliyordum, toplum adına bir sayı beklerken yine golü yiyen biz olduk. 2 kitabı da ardarda okumanızı tavsiye ederim.keyifli okumalar saramagonun diğer kitaplarında da buluşmak dileğiyle:)
" Her iktidar öldürür! Kimi daha az, kimi daha çok. "
- Ömer Zülfü Livaneli
Bu söz kitabı tam anlamıyla özetlemiş diyebilirim. Saramago bu kitabında, iktidar yahut söz konusu devlet otoritesi olunca neler yapılabileceğini biraz dolaylı yoldan da olsa bizlere aktarmak istemiş.
Kitapta işlenen konuyu anlayabilmek için Körlük kitabını okumak şart değil ama kitabı daha etkili ve anlaşılır bir şekilde okumak isteyenler için Körlük şart bence.
Saramago içimi burkmada hep usta...
Körlük kitabında gerçek bir körlükle, görmek kitabında ise gerçek körlükten daha acı bir körlükle yüreğimi burktu.
Tasarlanmış senaryo dolu kitaplar değil Saramago kitapları... Hayatımızın her alanına dokunmayı başaran gerçek bir yazar. Eksik kalmamanızı temenni eder okuyanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim...
Kitaba başlayınca önce şok oldum. Çünkü bir cümle sayfalarca sürüyor, paragraf için en az on sayfa geçmesi gerekiyor. Ne konuşma çizgisi, ne tırnak işareti ne parantez hiç bir şey Yok. Ayrıca özel isim yok, kişiler meslekleriyle hitap ediliyor.(doktor, komser, başkanın karısı gibi) Konu o kadar değişik ki alıştığımız tarzda olmaması okumamıza engel değil. Konuyu anlatmam için spoil vermem gerekiyor.
Bir başkentte yapılan seçimde %83 boş oy kullanan seçmenler le hükümet arasında yaşananlar mizahi konuşmalar ve davranışların yanı sıra alınan karşılıklı restleşmeler gerçek gibi gözler önüne seriliyor.
Kitabı okurken bu bizim bir kentimizde olsa ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Bazı olaylar ülkemizde yaşanan olayları da hatırlatıyor. Hükümet ve kent sakinleri arasında yaşanan olaylar zincirini merak edin diye anlatmayacağım.
İnsana beyin jimnastiği yaptıran ilginç bir kitaptı. Gerçekten okumayı sevenler okumalı.
Her ne kadar kitabın arkasında yazsa da “ ‘Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine” diye tekrar belirtelim ki bu kitabı okumadan önce onu okumak gerekiyor. Kitabın ortalarına doğru bağlantısı anlaşılıyor ve aslında Saramago, Körlük’te anlatmaya çalıştığı şeyi daha da açmaya çalışmış bu kitapta. Görmek salt görmek değil çünkü bir şeylerin farkına varmak. Kitap şiddetli yağmurlu bir seçim günüyle başlıyor. Beklenen katılım gerçekleşmiyor tekrar yapılıyor bu sefer oyların %83’ü boş çıkıyor olaylar böyle başlıyor. Sürükleyici fakat Körlük’e kıyasla cümleler daha uzun ve yorucu geldi bana. Baştan sona belli bir karakter üzerinden gitmemesi, siyasilerin aralarındaki diyaloglar vs biraz okumayı zorlaştırıyor olsa da heyecan uyandırıcı şekilde ilerliyor. Neler olduğundan bahsetmeyeceğim okuyacak olanlar için fakat okurken Saramago’nun evrensellik başarısını da takdir etmek lazım. Bizim ülkemizde de yaşanan bazı şeyler gözünüzde canlanacak. Demokrasi tam olarak nedir? Gerçekten bir şeyleri özgürce seçiyor muyuz yoksa bize dayatılan seçenekleri istemesek de seçmek zorunda mı kalıyoruz? Güzel bir temsili demokrasi eleştirisi olabilir. Hicivde müthiş başarılı bir yazar. Ben yine çok beğendim. Kesinlikle tavsiye ederim ve bu kitap okunmak için okunmamalı, “görmek”için okunmalı bence.
Yaşıyor musun, diye soracaklar ve sen, elbette, evet, diye cevap vereceksin, fakat vücudun itiraz edecek, hayır diyecek, ölü olduğunu söyleyecek.
José Saramago
Sayfa 56 - Kırmızı Kedi Yayınları 2.Basım
Çöktüklerinde bile yürümeye devam eden insanlar var.
José Saramago
Sayfa 316 - Kırmızı Kedi Yayınları 2.Basım
Belki, insanlar sadece sözlerden yorulmuştur.
José Saramago
Sayfa 142 - Kırmızı Kedi Yayınları 2.Basım
Hayatlarının kapısı kesin olarak kapanmış insanlar var..
José Saramago
Sayfa 125 - Kırmızı Kedi Yayınları 2.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görmek
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
324
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ensaio sobre a Lucidez
Çeviri:
Işık Ergüden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Baskılar:
Görmek
Görmek
Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine. Üstelik yaşanan trajedinin üzerinden çok da geçmemiş, uyandırdığı dehşetin hatırası taze, mağdurları da hâlâ sağken yeni bir felaket, daha doğrusu olağandışı bir hal geliyor kentin başına. Seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor.
Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor. Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor; sonuç alamayınca da çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor. Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, onu çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 705 okur

  • Pergel
  • Papatya
  • utku çağlar engin
  • Aybike Dogan Ibac
  • Özlem Damla Arık
  • Bahar Karakaş
  • Berkay
  • Emre Gökçe
  • Fatma Çayıroğlu
  • Hazal Özmen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%0.5
18-24 Yaş
%17
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%29.4
45-54 Yaş
%5.7
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.6
Erkek
%40.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (63)
9
%26.2 (77)
8
%27.9 (82)
7
%10.5 (31)
6
%4.4 (13)
5
%2.4 (7)
4
%1 (3)
3
%0
2
%0.7 (2)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları