Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa niye okumaya zahmet edelim ki? Der Franz Kafka
Jose Saramago‘nun “Görmek” isimli romanı tam da bu söze uyan , kitaplardan biri.
Bilinmeyen bir ülkenin, bilinmeyen
başkentinde , bir seçim günü ile başlar, roman. Yağmurun çok yağdığı bir gündür. Sandıklardaki görevli ve partililer heyecanla oy kullanmak için , gelecek seçmenleri bekler. Fakat hiç kimse oy kullanmaya gelmez. Görevliler şaşkındır. Neden oy kullanmaya gelmez bu insanlar. İlkin havanın yağmurlu olmasına yorarlar durumu. Yinede meraklarını kendi yakınlarını arayarak gidermeye çalışırlar. Tatmin edici bir cevap alamazlar.
Ne olduysa birden halk öğleden sonra saat dört gibi gelmeye başlar. Sandıkların önünde uzun kuyruklar oluşur. Oy kullanma süresi 2 saat daha uzatılır. Normal ve sevindirici görülen durum , seçim sandıkları açılıp oylar sayıldığında anormalleşir. Halkın çoğu boş oy kullanmıştır. Bu ne demokrasiye uyan , ne de beklenen sonuçtur. Gerçi halkın boş oy kullanmak gibi bir hakkı vardır, fakat bu kadar çok boş oy kullanılması, sisteme karşı yapılan bir isyandır. Biz sizi tanımıyoruz, sizin bizi yönetmenizi İstemiyoruz. Sizin baskı araçlarınızı, sizi var eden sadece size hizmet eden bu sözde demokrasinize karşıyız. Çekin gidin başımızdan sizi daha fazla var etmek, sizi beslemek istemiyoruzdur , halkın vermek istediği mesaj. Halk egemen güçe hizmet eden bu sözde demokrasiye güvenmemektedir.
Yaşanan bu olay her ne kadar bilinmeyen bir ülkenin başkentinde geçerse de aslında bilinen , hiçte yabancısı olmadığımız bizim gibi sözde demokrasi ile yönetilen tüm kapitalist ülkelerde her zaman yaşanan durumdur. Ne yazık ki yaşanmayan şey , bize uzak ve yabancı olan yüksek oranda kullanılan boş oylardır.
Yazarın yazı