Adı:
Görmek
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
324
ISBN:
9786052981320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ensaio sobre a Lucidez
Çeviri:
Işık Ergüden
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine. Üstelik yaşanan trajedinin üzerinden çok da geçmemiş, uyandırdığı dehşetin hatırası taze, mağdurları da hâlâ sağken yeni bir felaket, daha doğrusu olağandışı bir hal geliyor kentin başına. Seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor.
Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor. Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor; sonuç alamayınca da çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor. Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, onu çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.

(Tanıtım Bülteninden)
Yine Saramago, yine bitmeyen virgüller, yine adı bilinmeyen bir yer ve adı bilinmeyen insanlar..
Körlük ile başlayan macerama, Saramago etkinliği dolayısıyla Görmek ile devam ettim. Yaklaşık üç buçuk saat süren bir okuma serüveniydi ve çok iyiydi. (O virgüller olmasa daha iyi olurdu tabi :D)

Her zaman olduğu gibi fazla ayrıntıya girmeden konudan bahsedeceğim.
Adı bilinmeyen ülkenin başkentinde seçim olacaktır. Ancak o gün şiddetli bir yağmur vardır başkentte. Bu nedenle halkın büyük çoğunluğu oy kullanmaya gelmemiştir. Sandık kurulu bu 'zor şartta' bile görev aşkıyla erkenden görev yerlerine gelirken, halk ne cürretle gelmemiştir oy kullanmaya. Yağmur nedeniyle mi gelmezler, yoksa bu bir 'isyan' mıdır? İsyansa eğer; bu isyan hangi partiyedir, ya da halkın 'gözü mü açılmıştır' , cevap evet ise onları kim örgütlemiştir? Görevliler bunları düşünmekle zaman geçirirken saat dörtte seçmenler sözleşmiş gibi oy kullanmaya gelirler. Bu duruma sevinen siyaset ahalisi sonuçları beklemeye başlamıştır artık. Ama hesaba katmadıkları bir şeyle karşılaşırlar; oyların çoğunluğu 'beyaz oy'dur. Halkın neredeyse tamamı boş oy atmıştır. Peki siyasiler şimdi ne yapacaktır; geçerli oylar mıdır önemli olan yoksa yüzde seksen üç 'beyaz oy' mudur? Bu olanların 'beyaz körlük' ile alakası var mıdır? Seçim sonucu neleri değiştirecektir, halkın bu kararlı duruşu siyasilere hatalarından ders almayı ögretecek midir?

Kendi tercihini yapan halkı korkutarak, tehdit ederek, ellerinden haklarını alarak getirilen demokrasinin ne derece etkili olabileceğini ve panikleyen iktidarın yapabileceklerini okuyunca hayret edeceksiniz..
Saramago; hükümetlerin neden halktan korkmaları gerektiğini gözler önüne sermiş, demokrasi bekçisi olduklarını söylerken halka korku salmak adına kanunsuzluklar yapan yöneticileri anlatmayı da ihmal etmemiştir.

Okurken sürekli ülkemizdeki seçimleri düşünecek, yöneticiler tarafından ortaya atılan her fikirde bizden bir şeyler bulacaksınız.
Saramago'nun okuduğum ikinci romanını da beğenmenin verdiği sevinçle, etkinlik boyunca tüm eserleri bitirme hedefimi yineliyorum :)
Eveeettt Körlük’ün devamını okudum. Ve kesinlikle Saramago okunmalı. Görmek olgusunu toplumsal ve siyasal bazda incelemiş fakat sıkıcı hiçbir tarafı yok. Kurgu, dil, akıcılık her şey var. En az Körlük kadar etkileyici ve içeriği de dolu. Okurken bazı durumları düşünmemizi sağlıyorsa kitapları iyi ki okumuşum derim. Bu kitapta fazlası var. Keyifli okumalar.

Benzer kitaplar

Yine bir Saramago klasiği;
İsimsiz bir ülke ve evrensellik...
Saramago'nun eserlerinde yakaladığı evrensel tutum konuya hemen dahil olmanızı sağlıyor. Bazı yerlerde, yazarın üçüncü bir göz olarak olayları yorumlaması sohbet havası katıyor esere. Virgülle birbirine bağlanmış uzun cümlelerle siyaseti edebiyat içinde ustalıkla harmanlamış.

Konuya birazcık değinecek olursam;
Adı olmayan ülkede seçim zamanıdır. Halk oyunu kullanır ve sandıklar açılınca halkın hatırı sayılır çoğunluğunun boş oy kullandığı görülür. Halkın bu seçimi; yani bireysel ve yasal olan bu hakkı devlet tarafından anarşist bir eylem olarak nitelendirilir.
Sözde, demokrasiyi uygulama vaadi veren yöneticiler bir eylem planı hazırlayarak halkı kaosa sürüklemeye çalışır. Ancak halkın demokratik tutumu istenilen sonucu vermez.
Neticede devlet olağanüstü hal ilan eder ve trajikomik hadiseler cereyan etmeye başlar.

Kitapta yaşanılan anti-demokratik tutumlar, Hobbes 'ın bir sözünü hatırlattı. Hobbes der ki:
"Kılıcın zoru olmadan ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez. "
Bu söz hem devlet hem birey açısından devletin gerekli olduğunu vurgulaması yönünden , kitapta da tasvir edilen, kılıç görevi üstlenen , halka sadece seçmekten başka hak tanımayan baskıcı devlet anlayışına işaret ediyor.

Daha sonra yalnızlaştırma politikası ile halkın iktidar / yöneticiler olmadan huzur ve adalet içinde yaşayabilme becerisi göstermesi de "iktidarsız devlet anlayışı mümkün müdür" sorusuna işaret eder gibiydi.

Bu kitap bir kurgu elbette ki; ama siyaset içerisinde yer alanların kirli savaşları, yöneticilerin yasaları diledikleri gibi kullanarak haklı çıkma uğruna işledikleri suçları, iktidar mücadelelerini, devlet-iktidar-toplum ilişkilerini sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitabın "Körlük" kadar beğenilmediği söylense de, "Körlük"te toplum cezalandırılmıştı; "Görmek"te de bir nebze de olsa Devlet/İktidar...

Saramago üslubunun tadına varmanız adına bu iki etkileyici kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Kitapla kalın ^.^
Kitabın bittiğine hala inananmıyorum!

Görmek bir insanın başına ne kadar bela getirebilir?
Cevabı:Eğer körlük salgınında kör olamamışsan işte o kadar bela getirir.

Guya özgür olduğumuz bu dünyada görmemiz gerekenler daha ne zamana kadar engellenecek? Daha ne zamana kadar doğru diye bize empoze edilenlerin gerçek yüzünü hep saklayacaklar bizden? Daha ne zamana kadar algılarımız birilerinin esiri olacak? Daha ne zamana kadar...

Hepsinin cevabı biz görmeye başladığımız anda verilmiş olacak ama bu cevabı bilsek de paylaşmamamız gerektiğini öğretecekler bu sefer.

Her olayın illa ki bir elebaşı olmalı mı? Aynı fikre sahip olan insanlar aynı kişi tarafından mı yönlendirilmişlerdir? Neden hep bir olayı bir sebebe bağlama ihtiyacındayız?

Kitabı okuduğumda sorulara boğdum kendimi. Öyle sorulardı ki cevapları rahatsız ediciydi. Ve dünyadan ve siyasetten bir kere daha nefret ettim. Kalpten bir nida ile " Siyasetten sana sığınırım Rabbim! Sakın beni siyasete yaklaştırma!" dedim.

Görmek için bu dünyanın düzenini bu kitabı okumak gerek.

Dikkat! Görecekleriniz sizleri rahatsız edebilir.
Körlük kitabının devam kitabı niteliğinde olan Görmek, yine 4 yıl evvel beyaz körlük hastalığının yaşandığı şehirde geçmektedir. Ancak bu sefer halk körleşmemiş aksine bir anda görmeye başlamıştır. Ve bu da kendisini genel seçimlerde belli etmiştir.
Saaramago, Tanrı’yı eleştirdiği pek çok kitabından sonra bu kitabında da devleti eleştirmiştir. Kitap, genel seçimlerin olduğu gün başlar. Halk demokratik haklarını kullanarak sandık başına gider ancak seçim sonuçları açıklandığında herkesi büyük bir sürpriz karşılar. Başkentte yüzde seksen üzerinde boş oy, ya da kitaptaki tabiriyle “beyaz oy” kullanılmıştır.
Bundan sonrası tamamen bilinçli, iyi niyetli ve artık gören halkla, kendisini terk eden, kaçan ve halka resmen soğuk savaş başlatan hükümet arasında geçmektedir. Beyaz oy verenleri kötülemek için tüm basın yayın organlarını kullanmak mı ararsınız, sivil halka bombalı saldırılar düzenletip yine bu beyaz oycuların üstüne yıkmaya çalışmak mı dersiniz ya da masum halktan günah keçisi bulup onun üzerinden mi oynamak dersiniz, kazanmak için her türlü pisliğin döndüğü bir devlet modeli işte...
Başka bir deyişle, gücünü halktan alan hükümetlerin güçten kör olup halka sırtını döndüğü herhangi bir ülkede yaşanabilecek sıradan olaylar...
Bakmak, görmek, fark etmek... Çoğunlukla birbirinin yerine kullandığımız, aralarında ayrım yapmadığımız kelimeler... Halbuki çoğu zaman bakarız fakat baktığımız şeyi göremeyiz, gördüğümüzü zannederiz. Bize görünen çok ufak bir noktadır belki de. Bazen görmek de yetmez, fark etmek gerekir. Aynı insana bakarız, aynı insanı görürüz ama her birimiz ayrı özellikleri fark ederiz. O yüzden görmek pek çok unsuru içinde barındıran bir dünyadır aslında.

Saramago, Körlük eserinde bizlere ismini bilmediğimiz bir ülkenin bir kentinde yaşayan ve bir anda kör olan insanların verdiği mücadeleyi simgelerle ve derin bir üslupla yansıtmıştı. Kör olunmamasına rağmen suskun kalınmaması gereken pek çok şeyin gerek yöneticiler, gerek aydınlar gerekse halk tarafından görmezden gelindiğini eleştirel bir dille anlatmıştı. Fazlasıyla sevmiştim bu eserini. İçinde bu kadar temsil unsuru barındıran körlük olgusunu bu denli güzel anlatan biri görme olgusunu kimbilir nasıl anlatmıştır diye düşünmüştüm, ki yanılmadım da.

Körlük eserinin devamı niteliğinde olan Görmek'te ise ilk eserde bulaşıcı bir körlüğe yakalanan insanların tekrar görmeye başlamasıyla yeni olaylar cereyan eder. Yapılan bir seçimde oylarının büyük çoğunluğunun boş/ beyaz çıkması idarecileri endişelendirir ve deyim yerindeyse cadı avı başlar. İşte bu eserde Körlük kitabından aşina olduğumuz doktor, doktorun karısı, siyah gözlüklü kadın, gözü bantlı yaşlı adam, ilk kör gibi karakterlerle yeniden buluşturur okuyucuyu Yazar. Beyaz körlükle ilişkilendirilen beyaz/boş oyların sorumluları aranırken yaşanan serüven yansıtılır okuyucuya.

Eserde üstü kapalı pek çok ifade yer alıyor. Yine hicivlerle, simgelerle dolu pek çok satır var. Bu satırları okurken aslında günümüzde de pek bir şeyin değişmediğini fark ettim. Pek çok konuda gördüğünü sanan ama kör olduğunun farkında olmayan yığınla insan var. Bunun yanı sıra eserde halkın büyük çoğunluğunun doğal bir hak olarak boş oy kullanması en azından bunu deneme cesaretini göstermeleri haklı bir direnişin sembolü bana kalırsa. Demokrasinin olduğu iddia edilen bir ortamda demokrasi adı altında yakışıksız uygulamaların yapılması, bu unsurun işe geldiği gibi kullanıldığını bir kez daha hatırlatıyor okuyucuya.

Daha önce Saramago okuyanlar yazarın üslubunu az çok bilirler. Yine cümleleri nokta yerine çoğunlukla virgülle ayırmayı tercih eden, satır aralarına inceden espriler ve kelime oyunları yerleştiren, kimi zaman iğneleyen, kimi zaman da şaşırtan bir Saramago üslûbu var karşımızda. Genel olarak eseri beğenmemin aksine son kısmını pek sevemedim. Sanki bir an önce bir sonuca bağlamak istercesine yazılmış bir son gibi geldi bana. Daha kaliteli, etkileyici bir son yazılabilirdi diye düşünüyorum.

Eseri okumak isteyenlerin öncelikle Körlük isimli eseri okumalarını tavsiye ederim. Aksi takdirde kitapta anlatılanlar havada kalacaktır. Saramago eserleri bir çırpıda okunacak eserler değildir; hazmedilmek, düşündürmek ister. Bakmanın ötesinde çevresindeki hakikatleri görebilen ve bu uğurda bir duruş sergileyerek çaba veren insanlar olmak dileğiyle. Keyifli okumalar.
Burada takip ettiğim iyi okuyucuların sayesinde dikkatimi çeken bir yazar oldu saramago, hepsine teşekkürü bir borç bilirim.
Körlük kitabının devamı seklinde yazilan görmek ilk kitaba göre daha yavaş-yavaş okunası bir eser. Klasik bir yazma üslûbu olmayan bir yazar, bol virgüllü, isimsiz karakterlerle dolu bir teknik. Okurken aslında farkında bile olmuyorsunuz, alışıyorsunuz.
Hükümetlerin ya da mevcut sistemlerin istediklerini vermediginiz taktirde bir topluma neler yapabildiklerini anlatan vurucu bir eser, siyasetin ve içindekilerin toplumu istedikleri gibi yonlendiremediklerinde tası tarağı toplayıp başkenti terkeden bir hükümet yeni bir başkent oluşturma çabasına giriyor... kendileriyle nasıl çelişip, kendi çıkarları uğruna toplumları nasıl diskalifiye etmeye çalıştıkları anlatılmış.

Ben bu kadar çabadan sonra daha farklı bir son bekliyordum, toplum adına bir sayı beklerken yine golü yiyen biz olduk. 2 kitabı da ardarda okumanızı tavsiye ederim.keyifli okumalar saramagonun diğer kitaplarında da buluşmak dileğiyle:)
Her ne kadar kitabın arkasında yazsa da “ ‘Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine” diye tekrar belirtelim ki bu kitabı okumadan önce onu okumak gerekiyor. Kitabın ortalarına doğru bağlantısı anlaşılıyor ve aslında Saramago, Körlük’te anlatmaya çalıştığı şeyi daha da açmaya çalışmış bu kitapta. Görmek salt görmek değil çünkü bir şeylerin farkına varmak. Kitap şiddetli yağmurlu bir seçim günüyle başlıyor. Beklenen katılım gerçekleşmiyor tekrar yapılıyor bu sefer oyların %83’ü boş çıkıyor olaylar böyle başlıyor. Sürükleyici fakat Körlük’e kıyasla cümleler daha uzun ve yorucu geldi bana. Baştan sona belli bir karakter üzerinden gitmemesi, siyasilerin aralarındaki diyaloglar vs biraz okumayı zorlaştırıyor olsa da heyecan uyandırıcı şekilde ilerliyor. Neler olduğundan bahsetmeyeceğim okuyacak olanlar için fakat okurken Saramago’nun evrensellik başarısını da takdir etmek lazım. Bizim ülkemizde de yaşanan bazı şeyler gözünüzde canlanacak. Demokrasi tam olarak nedir? Gerçekten bir şeyleri özgürce seçiyor muyuz yoksa bize dayatılan seçenekleri istemesek de seçmek zorunda mı kalıyoruz? Güzel bir temsili demokrasi eleştirisi olabilir. Hicivde müthiş başarılı bir yazar. Ben yine çok beğendim. Kesinlikle tavsiye ederim ve bu kitap okunmak için okunmamalı, “görmek”için okunmalı bence.
Kitaba başlayınca önce şok oldum. Çünkü bir cümle sayfalarca sürüyor, paragraf için en az on sayfa geçmesi gerekiyor. Ne konuşma çizgisi, ne tırnak işareti ne parantez hiç bir şey Yok. Ayrıca özel isim yok, kişiler meslekleriyle hitap ediliyor.(doktor, komser, başkanın karısı gibi) Konu o kadar değişik ki alıştığımız tarzda olmaması okumamıza engel değil. Konuyu anlatmam için spoil vermem gerekiyor.
Bir başkentte yapılan seçimde %83 boş oy kullanan seçmenler le hükümet arasında yaşananlar mizahi konuşmalar ve davranışların yanı sıra alınan karşılıklı restleşmeler gerçek gibi gözler önüne seriliyor.
Kitabı okurken bu bizim bir kentimizde olsa ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Bazı olaylar ülkemizde yaşanan olayları da hatırlatıyor. Hükümet ve kent sakinleri arasında yaşanan olaylar zincirini merak edin diye anlatmayacağım.
İnsana beyin jimnastiği yaptıran ilginç bir kitaptı. Gerçekten okumayı sevenler okumalı.
Sanırım bu sefer çok detaylı bir inceleme olmayacak. Jose Saramago'nun diğer kitaplarını okumadı iseniz bu kitabı ile asla başlamayınız. Hele hele Körlük kitabını okumadan bu kitabı hiç okumayınız. Çünkü kitabın devamı olarak kaleme almış Saramago.
Saramago'nun üslubu malum; paragrafsız, noktalama işareti olmadan, konuşma çizgileri olmayan bir şekilde. Bu yüzden bu kitaba da odaklanması ve okuması zor bir eser. Kült eser dedikleri bu olsa gerek.
Konu olarak ütopik bir konuyu ele alıyor. Seçimlerde yüzde 85 oranında boş oy çıkması ve bunun çözümünün yada çözümsüzlüğün içeriğini anlatmış yazar. Günümüz olayları ile çok ilişkili. Kısmen yaşanmış ya da yaşanabilecek olayları sorgulatmayı amaçlayan ağır ve dahiyane bir eser. Sonunu beğenmediğim için 1 puan vermedim. Kurgu muazzam, siyaset, politika, devlet düzeni, işleyişi, demokrasi, haklar, özgürlükler konusunda son derece verimli bir eser. Politikaya hiciv olarak yazılmış bu eseri; bu konuları sevenler için ve önceden Saramago okuyanlar için tavsiye ediyorum.

Öğrenmek üzerine

"öğrenmek denen şey söz konusuysa, herkes her zaman bir şey öğrenirdi, öğrendiği şey hiçbir işe yaramasa da..."
Sayfa 18 - Can Yayınları
Burada takip ettiğim iyi okuyucuların sayesinde dikkatimi çeken bir yazar oldu saramago, hepsine teşekkürü bir borç bilirim. Körlük kitabının devamı seklinde yazilan görmek ilk kitaba göre daha yavaş-yavaş okunası bir eser.

Klasik bir yazma üslübu olmayan bir yazar, bol Virgüllü, isimsiz karakterlerle dolu bir teknik. Okurken aslında farkında bile olmuyorsunuz, alışıyorsunuz. Hükümetlerin ya da mevcut sistemlerin istediklerini vermediginiz taktirde bir topluma neler yapabildiklerini anlatan vurucu bir eser, siyasetin ve içindekilerin toplumu istedikleri gibi yonlendiremediklerinde tası tarağı toplayıp başkenti terkeden bir hükümet yeni bir başkent oluşturma çabasına giriyor... kendileriyle nasıl çelişip, kendi çıkarları uğruna toplumları nasıl diskalifıye etmeye çalıştıkları anlatılmış.

Ben bu kadar çabadan sonra daha farklı
bir son bekliyordum, toplum adına bir sayı beklerken yine golü yiyen biz olduk. 2 kitabı
da ardarda okumanızı tavsiye ederim.

keyifli okumalar diler, başka bir saramago kitabında buluşmak dileğiyle:)
"Şaşırmış numarası yapmayın ve elimde bununla ilgili kanıtlar olup olmadığını sorarak boşuna zaman yitirmeyin, suçsuz olduğunuzu bize kanıtlayacaksınız, çünkü kanıtlar, gerek duyulduğunda ortaya çıkacaktır.”

Kesinlikle okunması gereken bir kitap, Körlük kadar akıcı olmasa da mutlaka ama mutlaka okunmalı...
Kapalı kapılar ardında dünyada yaşananları ve yaşatılanları,terörün bilinmeyen yüzünü,güç mücadelerini biraz da olsa anlamayı sağlıyor.
Değişen bir şey olmayacak, günahkârların günahını bir kez daha hakbilir insanlar çekecek, kötülerin yerine bir kez daha dürüst insanlar cezalandırılacak
"Umut tuz gibidir, insanı doyurmaz ama ekmeğe tat verir."
José Saramago
Can Sanat Yayınları , E-kitap 1. Sürüm Şubat 2014

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görmek
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
324
ISBN:
9786052981320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ensaio sobre a Lucidez
Çeviri:
Işık Ergüden
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınları
Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine. Üstelik yaşanan trajedinin üzerinden çok da geçmemiş, uyandırdığı dehşetin hatırası taze, mağdurları da hâlâ sağken yeni bir felaket, daha doğrusu olağandışı bir hal geliyor kentin başına. Seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor.
Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor. Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor; sonuç alamayınca da çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor. Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, onu çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 447 okur

  • irem
  • Seda
  • Saliha İZGİ
  • Alev Aktürk
  • Ebabil....
  • Batuhan
  • Fatmagül
  • alp erturan
  • Şevval Seray Macakoğlu
  • Selim Genç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%0.5
18-24 Yaş
%17
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%29.4
45-54 Yaş
%5.7
55-64 Yaş
%2.6
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.6
Erkek
%40.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (43)
9
%29.4 (59)
8
%29.4 (59)
7
%10.9 (22)
6
%4 (8)
5
%2.5 (5)
4
%1.5 (3)
3
%0
2
%1 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları