Adı:
Körlük
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755109282
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Sanat Yayınları
Baskılar:
Körlük
Körlük
Blindness
'Körlük', 1998 yılı 'Nobel Edebiyat Ödülü' sahibi Portekizli yazar Jose Saramago'nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap.

Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır.

Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır.

Portekiz'in en önemli yazarlarından Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır.
336 syf.
·10/10
1998 Nobel Edebiyat ödüllü Portekiz’li yazar Jose Saramago 1995 yılında yazdığı bu roman araba kullanan bir adam ansızın körleşmesiyle başlıyor. Sonrasında bu körlük bulaşıcı hale gelip salgına dönüşüyor ve yayılıyor.

Kitapta dış dünyaya karşı oluşan körlük yavaş yavaş iç dünyanın aydınlanması ile devam eder. Yani yıkılış zannedilen olay uyanış olarak kitapta sürükleyici bir hal alır. Okurken acaba gözümüzle değil de beynimizle mi görüyormuşuz diyeceksiniz. Fazla detay kitaptaki keyfi kaçırabilir. Ayrıca kitabın 2008 ve 2014 yapımı ayrı iki filmi bulunmaktadır

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
368 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında bu anlamlı cümlesinde bile bu Körlük kitabındaki karakterler gibi bizlerin körleşmeye başladığını değil, aksine hepimizin kör olduğunu, kör olup baktığımızı, bakabilen ama görmeyen kör insanlar olduğumuzu belirtmiş. İnsanların yanındakini görmeden, umursamadan hayatlarına devam etmesine, iktidarların, baştakilerin bir yaşamı değersizleştiren tutumlarına karşı ettiği mücadelesinde yazar her daim kitaplarında da devam etmiştir hatta bu mücadelesinde kiliseden bile aforoz edilip ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.

Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında birçok kaynak okudum, haliyle bu kadar güzel kitap okununca insan kitap hakkında araştırma yapmak istiyor ve kitap hakkında inceleme yazarken de okuduğu yazıların etkisinde kalabiliyor, onun için bazı cümlelerim okuduğum yazıların etkisindendir ve tabii Saramago'nun cümleleri de mevcut. Körlük bir post apokaliptik roman, ama en güzel tarafı da alışageldiğimiz nükleer savaş, sebebi bilinmeyen veya bir deney sonucu zombileşme vs. gibi bilindik bir konu olmaması, aksine daha gerçekçi, herkesin hayatında en az bir kere kendi açısından düşündüğü, belki de en çok korkulan engellerden biri olarak görülen, tüm insanların çok net olarak rahatlıkla hissedebileceği şekilde bir kıyamet sonrası, ama bu sefer kıyamete sebep olan ise bulaşıcı olan “körlük”. İnsandan insana geçen, tedavisi olmayan daha doğru tanım yapmak gerekirse körlük ama nasıl bir körlük olduğu da bilinmeyen bir körlük. Kitabın güzel bir başka tarafı ise direkt bir şekilde kıyamet sonrası durum ile başlamayıp, salgının en başından daha ilk vakasından başlayıp her bir kısmı yavaş yavaş en başından okuyabilmemiz. Kitap kıyamet sonrası bir hikâye olmasının yanında da bir distopik eser. Kitabın geçtiği yerin ismini bilmiyoruz ama bu ülke pek çok ülkenin temsil edilmiş olabileceği gibi yaşadığımız ülke de olabilir; çünkü ülkede her bir şey o kadar ama o kadar tanıdık geliyor ki, ve sıradan diyebileceğimiz insanların bu çok bilindik ülkedeki akışı değiştirebilecek duruşlarını, davranışlarını gözlemliyoruz.

Saramago, farklı tarzını bu romanında artık zirveye çıkarmış. Çarpıcı, korkutucu, düşündürücü hatta bu üçü kadar da mide bulandırıcı bir kıyamet senaryosu. Yazar bir gün bir kafede oturup siparişini beklerken “ya hepimiz bir anda kör olsak” diye düşünüyor ve devamında da ortaya bu eserini çıkartıyor. Körlük betimlemeleri, ışığın sönmesi değil de beyaz bir ışığın yanması, süt denizinin içindeymiş gibi körlüğün betimlenmesi gibi okuduğumuz her bir cümleyi görüp de okuyabilmemize yarayan gözlerimizin kıymetini sayfaları okuyup anladıkça, kitaptaki her bir cümle de artık okundukça insanı ürpertiyor. Ürperten bu cümleleri okurken, kitabın güzelliği ile beraber tek bir şey düşünüyoruz, okuduğumuz sayfaları okuyabilmemizi sağlayan organlarımız olan gözlerimizi. Kitabı çıplak gözle okuyun veya okumayın hiç fark etmez ama sürekli olarak aklınızda gözleriniz olacak, eminim ki sayfaları okurken, Saramago’nun birçok körlük betimlemesinde gözlerinizi kapatacak ve o hissedilen ya da hissedilemeyen duyguyu yaşamak ve en azından tatmak için o korkunuzla yüzleşmek isteyeceksiniz.

Yazar roman içinde en çok beğendiğim yöntemlerden birini kullanmış, körlük salgınının geçtiği ülkenin ismini bilmediğimiz gibi kitap içindeki karakterlerin hiçbirinin de isimlerini bilmiyoruz, belki de Saramago’nun dediği gibi hiçbir karakterin isimleri bize lazım değildir. Peki yazar bize karakterleri nasıl anlatıyor, fiziksel özelliklerine ve mesleklerine göre yani sıfatlar takarak, ilk kör adam, koyu renkli gözlüklü genç kız, şehla çocuk, doktor, doktorun karısı, taksi şoförü, albay ve polis gibi, ve bu durum karakterleri tanımamız için bence daha iyi bir yöntem olmuş. Çok karakterli romanlarda özellikle de romanın başlarında karakterlerin isimleri verildikten sonra genelde kim kimdi diye karıştırırız ama Körlük’te karakterler fiziksel özellikleri ve meslekleri üzerinden tanıtıldığı için bu tarz herhangi bir sorun olmuyor. Bir diğer farklılık ise diyalogların sadece virgül ile ayrılması, aynı cümle içinde verilmesi, çok ilginçtir ki okurken hiçbir şekilde sorun oluşturmadı. İlk başlarda biraz şaşırtıcı gelse de bu üsluba alıştıktan sonra tadı alınmaya başlanıyor. Saramago yazı dilinde imla kurallarına, noktalama işaretlerine tabir-i caizse kafa tutmuş, diklenmiş diyebiliriz. Diyaloglarını tek bir cümle içinde sadece virgülle ayırarak uzatması hatta bazı yerlerde bir sayfayı kaplaması hatta ikinci sayfaya kadar sürdürmesine rağmen akıcı üsluptan en ufak bir azalma olmuyor. Bir yandan düşününce de hem noktalama işaretlerine karşı yazarın tavrı olsun hem de kurgunun ilginçliği, alışagelmişin ötesindeki temeli olsun kitabı ve yazarı büyülü gerçekliğin en güzel örneklerinden yapıyor.

Kitap bir post apokaliptik roman ama daha da öncelikli olarak bir sistem eleştirisi. Zaten Saramago kitabı olup da sistem eleştirisi olmazsa olmaz. Sıradan olan her bir unsuru çok vurucu bir şekilde, vurucu ve düşündürücü metaforlarla sunmuş, insanın kör olduktan sonra nasıl da bir zavallıya dönüştüğünü, sadece gözlerinin mi yoksa insanlığın mı kör olduğunu bizlere sorduruyor. Kitap boyunca körlük üzerinden siyasete, devlet felsefesine, dine, varsa da genel ahlak kuramlarına dair birçok konuyu barındırıyor, bu kuramlara eleştirisi metaforlar üzerinden yaparken de bir yazar ve okur ilişkisi gibi değil de iki arkadaş havasında okura sunuyor, örnek olarak mesela bir konu üstünde yazar yorum yaparken bunu böyle değil de şu şekilde de düşünebiliriz tarzında cümleler kurması kitabın gerçekliğini daha da vurucu yapmış. Körlük metaforu üzerinden tecrübelerimizden, yaptığımız gözlemlerden, farkında olup düşündüğümüz ya da farkında olmayıp düşünmediğimiz tüm kara gerçeklere parmak basan, aslında bir yandan da son derece rahatsız edici, düşündüren bir roman. Post apokaliptik duruma sebep olan “körlük” bir çözüm bulunmadıkça insanlığı tamamen etkileyecek bir salgın mı yoksa gökyüzüne, çok yükseğe fırlatılan, en yüksek noktasına ulaştıktan sonra askıda kalmış gibi bir an duran, yerçekimiyle ve Tanrı’nın kayırıcılığıyla hemen sonra kaçınılmaz olarak düşmeye başlayan, böylelikle de beyaz, süt denizi içinde körlüğe düşen insanları üzücü, yıkıcı ve korkunç karabasandan çıkmasına sebep olabilecek bir ok gibi geçici mi? (Cümle yazara ait) Okurken hem sistem eleştirisine tanık olurken hem de bu şekilde salgının cinsi merak ediliyor. Yaşanılan bu süreç içinde insanların vazgeçemediği ve olmazsa olmaz duyguları ve dürtülere de kitap içinde sürekli vurgu yapılmış. Açlık ve cinsellik. İşin içinde bir yaşam mücadelesi var ise tabii ki de açlık ve yemek yeme duygusu insanın vazgeçemediği bir dürtü olmasından ziyade vazgeçemeyeceği bir davranıştır, ortada bir yaşam var ise nefes alıp vermek ne kadar olması gereken bir şey ise yemek yemek de bir o kadar olması gereken yani vazgeçemediği değil vazgeçemeyeceği bir harekettir, buna ikinci örnek olarak da dışkılamanın verilmesi de son derece gereksizdir. Yemek yeniyorsa o da haliyle olacaktır sonuçta. Bence yemek yemek değil de burada yazarın vermek istediği yiyecek bulma davranışlarıdır. Bence esas soru bu şartlar altında olmazsa olmaz, insanın vazgeçemeyeceği bir davranışı, dürtüsü cinsellik midir? Üreme hatta zevk ve haz için olması gereken cinsellik post apokaliptik bir yaşamda vazgeçilmez midir yoksa alışkanlık mıdır veya bu kötü durumdan bir an olsun kaçış mıdır? Bana göre bu senaryoda insanın vazgeçemediği davranışı olarak hangisi olduğu konusunda bulunması gereken cevap bu olması gerek diye düşünüyorum. Sonuçta artık ortada alışagelen insanca yaşam artık mevcut değil, insanlık kör gözlerle, bu şartlarda yaşamayı elbet öğrenebilir ama maalesef o zaman da acaba insanlıktan çıkılmış mı olunuyor? Şüphesiz insanlarla yaşamak zor değildir, zor olan onları anlamaktır. İnsanlığı düzeltecek bir otorite var mı, insanlık bariz bir şekilde körlük sonrası duyguları ve davranışları yüzünden hiçliğe sürüklenmişken ve hiçliğin içinde yaşamaya başlamış durumda iken de maalesef hiçliği düzenlemek isteyen bir hiçlik yönetime hâkimdir ve bu durum da kitabın bana göre en karanlık havasıdır.

Kitap boyunca kitabın içeriğinden burnuma çok pis kokular geldi ama şu da bir gerçek ki kitabın kendisi çok güzel kokuyordu.
336 syf.
Saramago'yu çok merak ediyordum.Değerlerine bağlı birisi olarak,daha önce Kabil eserine okumuş olduğum incelemelerden önyargım vardı,tabiki her yazara tanıdığım şans gibi okuyarak keşfetmek istedim,Bu yönüyle Körlük kitabı gayet güzel bir başlangıç oldu benim için yazarı tanımak adına.

Bilinmeyen bir ülkede baslayan körlük salgınıyla akıl hastanesinde karantinaya alınan bir grup insanın örgütlenerek nasıl yaşam ve insanlık mücadelesi verdiklerini anlatan ,çok gerçekçi,çok etkilendiğim muhteşem bir distopya.Konusma çizgileri yerine virgüller kullanılmış,yine de olay örgüsünden kopukluk yasamiyorsunuz bu şekilde de,hani derler ya kitabi okurken sizi carpmali,sok etkisi oluşturmali, değiştirmeli, dönüştürmeli,ben az önce ne okudum dedirtmeli diye işte tam da öyle bir tarzda kitap,çok etkilendim,bazen gerildim,bazen insan denilen aşağılık mahluktan tiksindim,midem bulandı,o kısımlarda gerçekten gözümü kapatmak istedim geçici süreliğine bile olsa.Netice itibariyle 'körlük' metaforu muhtesemdi ya.Bir de kıssadan hisseler,özlü sözler vardı ,öze dokunan cinsten ,çok kelimeyi bir cümlede konsantre edip anlamı yoğunlaştıran ,
derinleştiren cinsten .

Karakterler isimleriyle değil sıfatlarıyla anılıyor.
Doktor,Doktorun karısı,koyu renk gözlüklü genç kız ,şehla çocuk,oda hizmetçisi,birinci kör ,gözü siyah bantlı yaşlı adam gibi.İsmin bir anlamı var mı ki varlığını görünür hale getirmedikten sonra ? Kendisine verilen istidatlari kullanmadiktan ,perdeledikten sonra var mı bir anlamı varlığımızın ? Yok'a varlık rengi vermenin inkisarini yaşarız sonra da.

Ahh...Yazar kıssadan hisse veriyor bakın bizlere "Kör olmak istersen olursun" diye ,sonra da kitabın sonunda diyor ki 'Sonradan kör olduğumuzu düşünmüyorum.Biz zaten gördük .Gören körler mi,gördüğü halde görmeyen körler mi ' diye.Yani manzara hep aynı değişmemiş,Görmeyen göz maalesef gören göze bir şekilde körlüğü bulaştırmis.Gözler ve kulaklar haksızlığa,ahlaksizliga, adaletsizliğe kapalı.Görmemek için gözlerini kaçırıyor sürekli.Hakikati konuşacak dilleri,düşene uzatacak elleri yok maalesef.

Korku insanlari kör etmiş,ödeyecek diyet borcu olanların,para ve makam sevgisi peşine düşmüşlerin,göze alamayanların,önlerine atilan birkaç torba makarna,kömürle efsunlanmisların korku ile susturulmalari.Öyle bir susuş ki dilin degil ,kalbin susması.Öyle bir körlük gibi gözün değil vicdanlardaki basiretin kör olması.Hani göz bu alemi ruh penceresinden seyredermis ya.Esasen göz içerisinde ruh barındıran mükemmel bir uzuvken nasıl da körelttik duygularımızı,nasıl da esfeli safiline razı olduk,layik gördük kendimizi,insanlıktan çıktık,istidatlarimizi kaybettik,vahsileştik,utanç verici tecavuzlerde bulunur olduk."His yok,hareket yok,acı yok ....Leş mi kesildin diyen Akif meseleyi ne de güzel izah etmiş oysaki.His,hareket ,acı, gözyaşlarımız hayatın belirtileri.Bunlar'sız yaşama yeteneğimizi kaybettik.Yardimlasma,hal hatır sorma,derdiyle dertlenme çok arkada kaldı.Yazarin dediği gibi ;"Mars'a gitmek,komşuya gitmekten daha kolay görünüyor" siyasi bir yergi cümlesiyle.Komşuya karşı kapattık kapılarımızı sımsıkı,Hikayelerinin içinde sizlasin istemedik paslı vicdanlarımızın.Toplumsal bir kokusmusluk adeta etrafi sarmış durumda.

Kötülük daha hızlı yayılırmiş ya.Hani tamir zor,tahrip kolay.İyiligi,güzelliği ,adaleti, sevgiyi,hoşgörüyü,insani değerlerimizi kaybederek yani iyiliği yok edip,kötülüğe alan açarak en büyük kötülüğü yapmış olduk zaten.Bundan dolayı yazar 'körlerin en körünün artık görmek istemeyen kör olduğu ' gerçeğini dile getirerek bilinçli bir körlüğün tercih edildiği ,menfaatin,sırtını sivazlayanlarin yanında saf tutanların gözlerini hakikatten kaçıranların puslu bakışlarının aktif kötülüğe nasıl da büyük katkıda bulunduklarının hazin manzarasını çiziyor biz okurlarına.

Ve ekliyor yazar ; aslında körlük biraz da umudun kalmadığı bir dünyada yaşamak diye.Ne acı değil mi haksızlıkların çoğaldığı,haramiliklerin aklandığı,cehaletin günden güne büyüdüğü , ötekilestirmelerin çoğaldığı,hatir sormanin azaldığı, akreditasyonların alıp başını gittiği, bencilce bir mutluluğun ön planda olduğu umutsuz bir dünya.Oysaki birbirimizin gören gözleri olarak ,organize olabilseydik,girdiğimiz o derin ölüm uykusundan uyanabilseydik,insanca davranabilseydik,birlikte yaşayarak,birlikte hareket ederek hakikate uyanan gözlere itibar edebilseydik,gormeyenlerin görme duyusu olarak sesimize ses olup hakikati yuceltseydik , işte belki o zaman GÖREBİLİRDİK !
336 syf.
·6 günde·Beğendi
Hayatımız gören gözlere göre planlanmış. En temel ihtiyaçlarımızı bile gözlerimiz olmadan karşılayamayız. Çevremizde kimsenin göremediği, ihtiyaçlarını karşılayamadığı, birbirine yardım edemediği ve hayatta kalmak için her türlü kaosun olduğu bir dünya düşünebilir miyiz?

Nobel Edebiyat Ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago 1995 yılında yazdığı "Körlük" romanında böyle bir dünya düşünmüş. Kitap, distopik bir eser. Saramago, distopyasında körlerden oluşan karmaşa dolu bir dünyayı göz önüne sermiş.

Kitap, kırmızı ışıkta arabasında bekleyen bir adamın aniden kör olmasıyla başlıyor. Ardından bu körlük, adamın karşılaştığı diğer kişilere bulaşıyor ve ülkede bir salgın haline geliyor. Yalnız, kitapta anlatılan körlük, hepimizin bildiği gibi karanlık bir körlük değil. Tam tersine beyaz bir körlük. Beyaz felaket! Yazar bu beyaz körlüğü, " gözü açık bir şekilde süt denizine dalmak" olarak tarif ediyor. İki körlük arasındaki ortak nokta ise, görme duyusunun kaybedilmiş olması. En büyük fark ise, beyaz körlüğün bulaşıcı olması.

Kitabı okurken, bir felaketin karşısında kalan insanoğlunun nasıl ilkelleştiğini, hayatta kalabilmek ve açlığa direnebilmek adına nasıl vahşileşeceğini ve insanı insan yapan bütün etik değerlerin nasıl kaybolacağını göreceksiniz.

Saramago'nun Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan sarı kapaklı bu kitabı aylardır kitaplığımda sırasını bekledi.Bu sıra bir türlü gelmek bilmedi. Çünkü, çevremdeki arkadaşlarımdan kitabın zor olduğunu ve yazı biçiminin farklı olduğunu duymuştum. Sitedeki incelemeler sayesinde önyargımı kırıp kitabı okumaya başladım.

Saramago'nun yazı biçimi gayet dikkate değer ve kendine özgüydü. Diğer kitaplarını bilmiyorum ama bu kitabında noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmamış. Hatta noktada cimrilik yapıp virgülü fazla kullanmış. Konuşma çizgisi ve tırnak işareti yok. Karakterleri, virgüller arasında konuşturmuş. Bu, ilk önce zor gibi görünsede anlatımına hiçbir zorluk katmamış. Hatta yazarın bu yazım biçimini ve anlatımını çok sevdim.

Kitabın dili gayet akıcıydı. Okurken bir süreklilik vardı, baştan sona bu sürekliliği kaybetmeyip hiçbir yerde kopmadım. İlk sayfadan itibaren kitabın sonunu merak ettim. Bu da okuma zevkimi arttırdı.

Kitapta ilgimi çeken ve hoşuma giden bir diğer nokta ise, yazarın karakterlere isimleriyle hitap etmemesi.Karakterler, ilk kör, doktor, doktorun karısı ve oto hırsızı gibi tabirler ile anlatılıyor. Bu da kitaba farklı bir tat katmış. "Kim kimdi" diye düşünmüyorsunuz.

Yazar 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış. Ödül töreni konuşması takdire şayan. Kendisine şu an nerede durduğu sorulduğunda, " Eskiden bana 'İyi adam ama komünist' derlerdi; şimdi ise
' Komünist ama iyi adam' diyorlar" cevabını vermiş. Ödülü değerlendirilmesi istendiğinde ise, "Hayatımda aldığım en büyük ödül karım Pilar'dır. En büyük devrim aşktır" cevabını vermiş.

Son zamanlarda okuduğum en çarpıcı, en sürükleyici, konu ve kurgu olarak en beğendiğim romanlardan biri olan bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.

Gerçek körler, bakıp da göremeyenlerdir. Gördüğünü zannedenlerin yaşadığı körlük ise en kötüsüdür. Ruhlarımızın körleşmemesi dileğiyle...
336 syf.
·4 günde·8/10
Körlük deyince insanın aklına görme fonksiyonunu kaybetmek gelir hep. Bunu kime sorsanız kuşkusuz bu cevabı verecektir.

Kör olmak kendi işlevini kaybetmektir aslında. "bıçak körelmiş" dediğimde neyi kastettiğim hemen anlaşılacaktır.

O halde "insanlık körelmiş" dediğimde neyi kastettiğime sayfalar dolusu cevap gelecektir. Benim aklıma gelenler yardımlaşma, diğergamlık, düşünceye saygı, tahammül, hoşgörü, fedakarlık, cinsiyete saygı, kişisel alanlara saygı, temizlik, hüsnü zan, eğitim, inançlara saygı, yaşama hakkına saygı...

Bu tip bir körleşme olduğunda sadece görememe yetisi çok insânî kalıyor. Birbirine hakaret eden, inanclar ve düşünceler ile alay eden, hayatı gösterişten ibaret gören, kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen insanları gördükçe körleşmenin sosyal çevremizde tıpkı bu kitaptaki gibi körlük salgınına dönüştüğünü görebiliyorum.
Kör olmak bir yerde iyi! Peki milyonlarca körün içinde bu saydıklarımı görmek... Bu tarif edilemez bir acı veriyor.

"Bunları görüyorum."dediğinizde linç edilme endişesi ile eskilerin tabiriyle " Gittiğin yer kör ise bir gözünü kapat." anlayışı içinde sessizce farkındalık oluşturmaya çalışıyorsunuz. Sadece linç edilme endişesi de değil bunları yaptıran size! Az çok durumun farkında olan kişilerin de körlükleri sebebi ile yerlerinden kıpırdayamayıp "Madem görüyorsun o halde sen daha iyi yaparsın." mantığı ile tüm işi sizin üzerinize yıkmaları da gördüğünüzü söylemenize engel oluyor. Sonuç ne peki kişisel haklara tecavüz edildiğinde, inanç ve değerleriniz ile dalga geçildiğinde, fedakarlık ve diğergamlığınız enayilik olarak görüldüğünde, tahammül sınırlarını zorladıklarında; hiç sesi çıkmayan, olana gözlerini kapayan, bencilliği tavan yapmış, sadece kendi çıkarlarına dokunulduğunda harekete geçen körleşmiş bir insan yığını içinde kendinizi buluveriyorsunuz. Ve bir kaygı sarıyor sizi " Ben ne zaman körleşeceğim kim bilir!"...

Kitabın beyaz körlük olarak gösterdiğini görebilme fonksiyonunu yitirmemiş olan kalp ve aklımızın süt beyazı bir körlük salgınına maruz kaldığı için görememesi olarak nitelendirebiliriz. O kadar parlak bir beyaz ki tarif edilemez bir boşlukta kendinizi arayıp duruyorsunuz. Bu arada dış dünyayı afedersiniz 130k (13=B) götürse de sizin tek düşünceniz karnınızın birazcık doyması. Bu açlık için insani değerleri bile satabilecek kıvama gelebiliyorsunuz. İçinde yaşadığı süt liman hayat dışardan bir gözle bakıldığında kokuşmuş bir foseptikten farklı değil. Bu sebeple görmediğiniz kokusundan rahatsız olduğunuz bu pisliklerden bir an önce arınmak için yağmuru bekliyorsunuz. En sonunda gözleriniz görmeye başladığında "insanlığımdan ne kaldı?" diye düşünüyorsunuz.

Kitabın dili akıcı fakat konuşma çizgileri bulunmadığı,virgül kullanılarak devamı getirildiği için biraz karmaşık gelebiliyor.ama anladığınızı görünce bunun çok da önemli olmadığını görebiliyorsunuz.
#18383429 etkinliğine dahil olmak için okuduğum bu kitapla ilk José Saramago kitabını okumuş bulunmaktayım. Emeği geçenlere ve bize tanıtanlara teşekkürü bir borç bilirim.
336 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Uzun süre önce okumuş olduğum kitap günümüzdeki virüs yüzünden beynimde dönüp duruyor.Sanırım Jose kitapta bana hissettirdiği her duyguyu içime işlemiş ve şu an tüm duyguları gerçek olarak bir bir hissediyorum.
Nobel ödülü alınan kitaplar genelde çok istekle okunuyor ve alınıyor olmasına rağmen bazıları büyük hüsrana uğratıyor fakat bu kitap aldığı ödülün hakkını sonuna kadar verebilecek nitelikte.
İlk bu kitapta tanıştım Jose anlatımı,dili, hisleriyle ve bu rastlantı gerçekten beni çok mutlu etti.
Kitapta yer alan salgın konusunun maddi körlük değil de nasıl manevi bir yokluk oluşturduğu üstüne basarak vurguluyor bize.Konu ne kadar ürkütücü,acı verici olsa da bu çöküşü harika bir şiirsellik ve muzipçe anlatarak unutulmaz hale getiriyor.Okurken gerçekliğin utanç vericiliğiyle yüzleşme imkanı buluyorsunuz ve her seferinde farklı bir duyguya kapılıp o duyguyu en derininden hissediyorsunuz.
Bir çaresizlik,korku,özlem,toplumsal olaylar ve çöküşün hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabilir,yansıtılabilirdi.
336 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bakabiliyorsan; Gör
Görebiliyorsan; Gözle
Bu güzel söz ile başlayan, okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu Körlük.. Sineklerin Tanrısı kadar sevdim ve birçok ders verici söz buldum kitapta.

Kitap; ismi bilinmeyen bir yerde, ismi bilinmeyen bir kişinin kırmızı ışıkta "kör oldum!" cümlesi ile başlıyor. Bir anda kör olan bir kişi ve nedeni blinmeyen bir körlük.. Bu kişi ile temasta bulunan herkes sırayla kör olmaya başlıyor. Kısa süre içinde en çok duyulan ses "kör oldum!" sesi oluyor bu yüzden.. Beyaz körlük olarak adlandırılan bu durum karşısında tüm 'körleri' bir akıl hastanesinde toplamaya karar veren hükümet, birçok talimatla 'körleri' etki altına almayı başarır. Bir bakıma ölüme terkedilen 'körler' bu durumun kısa zamanda farkına varacaktır.. Kapatıldıkları yerde zaman geçtikçe artan yemek yeme ihtiyacı insanları daha çok değiştirmektedir.. Bu durumda bile irade savaşından ve çeteleşmekten vazgeçemezler. Karakterlerin isimlerinin de olmaması ile ilgili de konuşuyorlar körler aralarında.

Bence kitaptaki en önemli soru; sevdikleriniz için fedakarlık yapar mısınız olmalı. Ya da ne büyüklükte bir fedakarlık sevgiyi kanıtlar?
Hayretlerle okuduğum bu güzel eser bakıp görmeyen, görüp ses etmeyen kesimi de gözler önüne seriyor. Hatta görüp yardım ederken, bir yandan da kendi çıkarını düşünenleri de unutmuyor.

Saramago'nun Nobel sonrası yaptığı iki röportajı da ekleyeceğim incelemenin sonuna. (İngilizce bulabildim malesef) Körlük ile ilgili olarak çok anlamlı şeyler söylemiş.
Mutlaka okunması gereken, herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği, çok çok beğendiğim bir kitap oldu Körlük.. José Saramago okumaya devam edeceğim.
http://masshumanities.org/about/news/s02-wp/
https://www.google.com.tr/...mago-blindness-nobel
368 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap hakkında ne yazsam, kitabı nasil anlatsam bilmiyorum. Çünkü ne söylesem yetersiz, eksik kalır bu kitabın mükkemmelliğinin yanında.

Öncelikle şunu söylemeliyim, son zamanlarda okuduğum en etkileyici, en çarpıcı kitaplardan biriydi benim için. Yazarın üslubuna, fikirlerine, kurgu gücüne, sanki olayları yaşıyormuşuz gibi anlatışına hayran kalarak okudum. Kitapta yer ve kişi isimleri olmamasına rağmen bu hiç sıkıntı oluşturmuyor. İlk başta garipsesemde bazı yerlerde böyle olmasına sevindim bile çünkü fazla karakter var isimler olsaydi yorabilirdi okuyucuyu. Karakterler nasıl ifade ediliyor derseniz, meslekleriyle bazı sosyal vasıflarıyla ve fiziksel özellikleriyle.

Araba kullanmakta olan bir adam kırmızı ışıkta beklerken aniden kör oluyor. Ama bu bizim bildiğimiz körlükten birazcık farklı. Çünkü bu bir beyaz körlük. Hastalığın pençesine düşenler sanki bir süt denizindeymiş gibi bembeyaz görmeye başlıyorlar. Ve bu körluk felaketi hızla artan bir ivmeyle tüm şehre yayılmaya başlıyor. Halk korku içinde ve büyük bir kaos ortamı var. Devlette korku içinde tabi ve mantıklı bir çözüm üretmek yerine çareyi bütün körleri ve yakınlarını eski boş bir akıl hastanesine kapatmakta buluyor. Bana göre kitabın en güzel yerleri burdan itibaren başlıyor. Bir akıl hastanesinde mahsur kalan yüzlerce kör ne kadar sağlıklı, huzurlu, güvende bir yaşam sürebilir hayal edelim ? İşte yazarın o insanı derin derin düşündüren, toplumsal eleştirileri bu kısımlarda yoğunlaşıyor. Daha önce de söylediğim gibi sizde adeta akıl hastanesinde yaşayan  o körlerden biri oluyorsunuz farkında olmadan. Onların yaşadıkları korkuları, hüzünleri, dehşet verici olayları sizde yaşıyorsunuz. İşte böyle düşündürücü etkileyici bir kitap.
 Tek sevmediğim yanı diyalogların virgüllerle ayrılmış olması. O yüzden biraz daha dikkat gerektiriyor okurken.1 puanımı bunun için kırdım :). Daha fazla uzatmak istemiyorum kesinlikle okunması gereken kitaplardan...

"Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler... "
336 syf.
İnanılmaz kurgu. İnanılmaz etkileyici üslup. Saramago’ yu bu kitapla keşfettim. Kesinlikle çok değerli bir yazar olduğu düşüncesindeyim. Diğer kitaplarını okuyunca düşüncem temellenir umarım. Bilinçaltı, manevi körlük, toplumsal körlük... o kadar güzel işlenmiş ki... hemen okuyun derim
340 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
ZAMAN, KUMAR MASASINDA KARŞIMIZDA DURAN ÖTEKİ KUMARBAZDIR VE BÜTÜN KARTLAR ONUN ELİNDEDİR...

Hayat kumardır, biz hep mağlup. Ortada şike mi var bilmem ama hayatın kumar ortağı kader de galiba zar tutuyor.

Kör müsün? Bak da gör!
Bakıp görmeyenlerden...
Görüp başını çevirenlerden...
Bakıp üstüne basıp geçenlerden
İbaret bu devir.

Eğer
Görmeseydi dünya :

Kimsenin
Arabaya
İhtiyacı
Olmazdı
Kimse
Modaya uygun
Giyinmek
Zorunluluğu
Duymazdı
Kimse
Makyaj
Yapmaz
Topuklu ayakkabı
Giymezdi.
Güzellik
Beş
Para
Etmezdi.

YANİ GÖRDÜĞÜMÜZ İÇİN UYGARIZ!

Ey kör!
Dünyayı cehenneme çevirdin!
Aç gözünü!
Hayvanları öldürürken borsanın çıkışı sana kâr değildir!
Çocuklara tecavüz edilirken mülklerinin sayısı seni mutlu etmez!
Doğa katledilirken petrol rezervleri sana soluk olmaz!
Üretmediğin ve tükettiğin şey insan soyudur!

İhsan Oktay’ın dediği gibi
“ Kulak eğer gerçeği anlarsa GÖZDÜR.”
Görmek için gözünü açmana gerek yok, gözünü kapat ve DİNLE!

Dünya cehenneme dönmüş, insanlar açlıktan ölüyor, kıyım her yerde...
Adaletsizliğe dur de!
Vicdanını susturma!
Bir taşın üstüne sen de bir taş koy!
İyi ol!
Sev!
Koru!
Kolla!
Deva ol derde!
Dokun bir kalbe, bir omuza!

YOKSA
HEPİMİZ
ATEŞTE
YANACAĞIZ
KİMSE
SU
TAŞIMAYACAK
KADERİMİZ
YALNIZLIK
OLACAK

Uyan!
Bak!

GÖR!
GÖR!
GÖR!
GÖR!
GÖR!
336 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı okumaya, okurlarımızdan sevgili Kaan Öztekin’in şu cümle ile başlayan ve altta bağlantısını vereceğim yorumunu okuduktan sonra karar vermiştim: “Kitap bir adamın trafikte durduk yere kör olmasıyla başlıyor.”

Bu cümleyi gördükten sonra çok ilginç bir kitap ile karşı karşıya olduğumu hemen anlamıştım. Şu anda çok heyecanlıyım. Heyecanımın sebebi uzun bir aradan sonra (sınavlar nedeniyle) uzun bir yorum yapacak olmamdan değil, Körlük gibi anlatması karmaşık bir kitaba yorum yapma cesaretimden geliyor. Neyse efendim kitabımıza dönelim biz en iyisi.

Körlük’ten sonra şunu çok iyi anladım ki bir olayı, olguyu ya yaşayarak ya da okuyarak anlayabiliriz ancak. “Kitap okumanın ne önemi var?” gibi basit sorular sorarak okumamadan kaynaklanan rahatsızlığını gidermeye çalışan insanlara önereceğim ilk kitap Körlük olacak bundan sonra. Bu kitabı okuyan bir insan bir kitabın asla bir düzine kağıttan oluşmadığını ve insana neler katabileceğini anlamaya başlayacaktır diye düşünüyorum. Çünkü körlüğü ve açlığı gerçekten anlamaya doğru çok önemli bir mesafe kattırdığını düşünüyorum okura.

Saramago bu kitapta ana hatlarıyla üç konuyu işlemiş: körlük, kaos ve açlık. Kitabı bitirdikten sonra ilk işim Saramago’nun hayatının herhangi bir dönemimde kör olup olmadığını kısaca bir araştırmak oldu. Zira yazar öyle bir anlatmış ki, bunu ancak gerçek bir kör yazabilir duygusunu hissettiriyor sizde. Bir kör ile başlayan körlük durumu bir salgın gibi herkese yayılıyor. Herkesin kör olduğu bir yaşamda insanlığın birikimleri sonucu oluşturduğu bütün kurumları, duyguları ya kökten değişiyor ya da ortadan kalkıyor. Ve insan denen varlık çırılçıplak bir şekilde karşımıza çıkıyor. Kaan’ın yorumunda belirttiği üzere bu bakımdan Sineklerin Tanrısı’na da benzeyen bir kitap. Dolayısıyla kitap her şeyden önce insanı biraz tanımamıza vesile oluyor.

Kitabın dili ve anlatımı da biraz ilginçti doğrusu. Birincisi kitapta hiç isim yok. Bütün kitap boyunca neredeyse gerçek hayatta tanıdığımız yakın dostlarımız kadar içli dışlı olduğumuz karakterlerin hiçbir şekilde ismi verilmiyor. Aynı şekilde herhangi bir mekan ismi de yok. Bu biraz ilginç geldi doğrusu. Bir diğeri de diyalogların veriliş biçimi. Karşılıklı konuşmalarda herhangi bir konuşma çizgisi yok. Hatta iki karakterin farklı konuşması aynı cümle içerisinde verilmiş bazen. Ve yazarın kendi cümleleri de daha doğrusu kendi düşünceleri de bu paragrafların arasında, diyalogların arasında verilmiş. Velhasıl ilginç bir tekniği var yazarın. Her ne kadar kitabı okurken zorlanmama neden olmuş olsa da bu yaklaşımı bir eksiklik değil de farklı bir deneme gibi geldi bana.

Umarım çok uzatmamışımdır yorumu. İlk defa bir kitaba 10 üzerinden 10 veriyorum. Çünkü kitabın konusu, konunun işleyişi, mesaj kaygısı taşımaması, doğallığı ve dili bakımından hiçbir eksik göremiyorum. Okuyacak bir kitap arıyorsanız –hangi tür severseniz sevin- Körlük’ü öneririm size. İyi okumalar.

-------------------
Kaan Öztekin’in yorumu: #1966084
Biz şimdiden yarı ölüyüz, dedi
Hayır yarı canlıyız diye karşılık verdi karısı.
José Saramago
Sayfa 305 - Kırmızı Kedi Yayınları 4.Basım
Ben de istemiştim, bunu ben de istemiştim, yalnızca doktorun suçu değil, Kes sesini. dedi doktorun karısı yumuşak bir sesle, hepimiz susalım, öyle anlar vardır ki sözcükler bir işe yaramaz, şu anda ağlayabilmeyi, her şeyi gözyaşlarımla söylemeyi, anlaşılmak için sözcüklere başvurmak zorunda kalmamayı ben de çok istiyorum.
José Saramago
Sayfa 180 - Kırmızı kedi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Körlük
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755109282
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Sanat Yayınları
Baskılar:
Körlük
Körlük
Blindness
'Körlük', 1998 yılı 'Nobel Edebiyat Ödülü' sahibi Portekizli yazar Jose Saramago'nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap.

Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır.

Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır.

Portekiz'in en önemli yazarlarından Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır.

Kitabı okuyanlar 19.684 okur

  • Nur Ali Dede
  • Evin Özdemir
  • Nevin Çelik
  • Serhat dincsoy
  • Ezgi Yaşar
  • Deniz Yıldız
  • Sabri
  • Emine Ercan
  • Emine Ercan
  • Selvi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.4
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%19.9
25-34 Yaş
%29.5
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%8.5
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.5
Erkek
%39.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.3 (156)
9
%1.9 (129)
8
%1.6 (106)
7
%0.7 (51)
6
%0.3 (18)
5
%0.2 (12)
4
%0.1 (4)
3
%0.1 (5)
2
%0 (1)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları