Walter Benjamin

Walter Benjamin

Yazar
8.4/10
64 Kişi
·
186
Okunma
·
92
Beğeni
·
5.151
Gösterim
Adı:
Walter Benjamin
Tam adı:
Walter Benedix Schönflies Benjamin
Unvan:
Alman Edebiyat Eleştirmeni, Düşünür, Kültür Tarihçisi ve Estetik Kuramcısı
Doğum:
Berlin, Almanya, 15 Temmuz 1892
Ölüm:
İspanya, 27 Eylül 1940
Walter Benedix Schönflies Benjamin, (15 Temmuz 1892, Berlin - 26 Eylül 1940, Portbou İspanya), Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı.

Yaşamı

Asimile olmuş bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Antika ve sanat galericisi babası Emil Benjamin ve annesi Pauline (Schönflies), Berlin-Charlottenburgdoğumludur.

Walter Benjamin, aynı zamanda Doğu Almanya’nın 1950’li yıllarda adalet bakanlığını yapmış Hilde Benjamin’in eniştesi ve Gertrud Kolmar ile Günther Anders’in kuzenidir. Çocukluğunu Berlin’de geçirmiştir. Lirik ve felsefik bir dille yazdığı “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ (Berlin Çocukluğu, 1900’lü yıllar) adlı eseri onun bir anlamda otobiyografidir. 1905-1907 yılları arasında Thüringen’de reformist bir okulda okudu. Burada kendisini derinden etkileyen ve öğrenci hareketlerine katılmasını sağlayan öğretmeni Gustav Wyneken ile tanıştı. 1912’de liseyi bitirdi ve Freiburg (Breisgau)’da, Albert Ludwigs Üniversitesi’nde felsefe, Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) ve sanat tarihi okudu. Ardından şair Christoph Friedrich Heinle ile sıkı bir arkadaş oldu. 1912-1913 kış sömestirinden itibaren üniversite öğrenimine Berlin’de devam etti.

8 Ağustos 1914’de arkadaşı Christoph Friedrich Heinle’nin intihar etmesi Benjamin’i büyük bir şoka sokmuştu. Üzüntüsünü hafifletmek isteminden dolayı kendini Heinle’nin bıraktığı eserlerini yayımlamak amacıyla bir yayınevi aramaya vermişti. Wyneken’in giderek artan savaş heyecanı Benjamin’in öğretmeni ile olan ilişkisinin 1915’den itibaren bozulmasına neden olmuştur. Aynı yıl üniversitede matematik öğrenimi gören kendisinden beş yıl genç Gershom Scholem ile tanıştı ve yaşamı boyunca onunla olan dostluğu devam etti. 1917'de İsviçre Bern Üniversitesi'nden Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı teziyle doktora yaptı. Aynı yıl Dora Kellner ile evlendi. Evliliği 13 yıl sürdü. 1918’de dünyaya gelen oğlu Stefan Rafael, 1972’de de ölmüştür.

Benjamin, Berlin’e döndüğünde serbest gazeteci ve yazar olarak çalışmaya başladı. 1921’den itibaren Baudelaire’nin hikâyelerinin çevirilerini yaptı. Eseri “Die Aufgabe des Übersetzers (Çevirmenlerin Sorumlulukları)“ adı altında yayımlandı. Yine 1921’deki “Zur Kritik der Gewalt (Şiddetin Kritiğine Dair)“ adlı eseri büyük dikkat çekti.

Paul Klees’in Angelus Novus adlı resminden yola çıkarak Angelus Novus adında bir dergi çıkarmak isteyen Benjamin, bu girişiminde başarısız olunca 1924’de doçentlik yapmak üzere Frankfurt’a gitti. Bu dönemde Theodor W. Adorno ve Siegfried Kracauer ile tanıştı. Doçentlik için Almanların yas törenlerinin kaynağı üzerine 1925’de yazdığı tez çalışmasının akademik dünyadaki ortodokslar bağlamında resmi olarak geri çevrileceğini tahmin ettiğinden kurula girmekten vazgeçti.

1926-1927 yıllarını Paris’te geçirdi. Franz Hessel ile birlikte Marcel Proust’un çevirilerini yaptı. Özellikle kaybolan, yitirilen zamanın arayışı üzerine. Komünizme olan ilgisi onu 1927 kışındaMoskova^ya taşır. Ve burada kız arkadaşı Asja Lacis’i ziyaret eder. 1930’lu yılların başlangıcında Bertolt Brecht ile beraber radyo yayınları planlar. 1932’de “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ adlı kitabını yazmaya başlar.

1932 ve 1933 yılları arasında İspanya’nın Balearen Adası’nda yaz mevsimini geçirir. Jean Selz ile tanışması onun uyuşturucuyla tanışması olur. Aynı zamanda Hollandalı ressam Anna Maria Blaupot ten Cate’ye aşık olur. İbiza ve Balearen arasında geçen bu zamanı yazar.

Nasyonal sosyalistlerin yaptırımı Benjamin’in Eylül 1933’de Paris’e sürgün olarak gitmesinin nedenidir. Burada kendisine destek olan Hannah Arendt ile buluşmuştur. Finansal olarak kısmen New York’daki göçmen Max Horkheimer uzantılı Frankfurt Okulu’ndan gelen parayla geçimini sağlıyordu.

Ernst Bloch, Theodor W. Adorno ve Bertolt Brecht’in etkisiyle 1930’larda giderek Marksizm’e yakınlaşan Benjamin, 1933’te nasyonal sosyalistlerin baskısıyla Almanya’yı terk ederek sürgün hayatı yaşadığı diyebileceğimiz Paris’e yerleşti. Burada edebiyat dergilerine ve New York’ta Adorno ile Horkheimer tarafından yayımlanan Zeitschrift für Sozialforschung’a (Sosyal Araştırmalar Dergisi) eleştiri ve denemeler yazdı. Geri döndüğünde kendisine ait olan son çalışması olan Die Thesen über den Begriff der Geschichte (Tarih Kavramı Üzerine Tezler)'i yayımladı. 1939 yılında, Almanmülteciler tarafından yayımlanan bir dergide çıkan yazısı nedeniyle Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Almanların Fransa’yı işgal etmesi ve Paris’teki evini Gestapo’nun basması üzerine 1940’taFransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçtı; burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak intihar etti. İntiharı üzerindeki spekülatif söylentiler vardır. Kendisinin şizoid olduğu ve bu yüzden intihar ettiğine dair tek kaynak Theodor W. Adorno'ya verilmek üzere Henny Gurland'a dikte ettirdiği veda mektubudur. Öte yandan Stalin'in ajanları tarafından morfin verilerek öldürülmüş olduğu da diğer bir başka söylentidir.

Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir. Her ne kadar Karl Marx'ı kendi okuma listesinin son sırasına bıraksa da, getirmiş olduğu eleştiriler Marksist kuram açısından çok önemlidir.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Adorno ve Scholem, Benjamin’in yazdıklarını büyük oranda yeniden düzenlediler ve her şeyden önce 1970-1989 arası geniş kapsamlı olarak yayımlattıkları Gesammelten Schriften “Toplu Yazılar”, Benjamin’in yaşadığı yıllarda yazın dünyasında başarısız gibi görünen ortamı ters yüz etti. Oysa doktora tezi neredeyse hiç dikkate alınmamıştı. Doçentliğine dair yazdıkları hatta, Frankfurt Üniversitesi’nce kismen reddedilmişti. Ancak ölümünden sonra Benjamin’in bıraktıkları, sosyologların ve toplum bilimcilerin başvurduğu önemli bir kaynak olarak hâlâ tazeliğini korumaktadır.
259 syf.
Ben ne okudum, nasıl bitti vallahi anlamadım.
Hatayı kendimde görüyorum. Hitap etmedi bana. Ancak " Tarih, Sanat, Sinema, Fotoğraf, Savaş " hakkında düşünceleri çarpıcıydı.

Kitabının önemli bir kısmını Baudelaire için ayırmış Benjamin. Özellikle de ' Kötülük Çiçekleri ' hakkında gerçekten tam teçhizatlı bir kaynak bu kitap. Araştırma, tez falan yapanınız varsa yardımcı olur.

İyi okumalar. Anlasam anlatırdım ama :/
187 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Walter Benjamin, 20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden, iki savaş arasında yazmış olduğu yazılarının toplanarak bir araya getirilmesi sonucu oluşan kendine has özelliklerini içerisinde barındıran yazılarında "Ben" sözcüğünü kullanmamayı bir yararlılık olarak gören yazarın dünyasını bütün yönleriyle gözler önüne seriyor.

"Son Bakışta Aşk" kitabı büyük bir kültür adamının düş kırıklıkları ve hüzünle dolu öyküsü, hayatı edebiyat dünyası hakkında görüşleri, onu en çok etkileyen hikaye, roman, şiir yazan sevdiği yazarlara ait yazıları ile de başlı başına kendine ait edebi eleştiri özelliğini okuyucusuna yardımcı olacak, bir yol gösterici rehber niteliğinde eser.

Toplumun sık yapraklı gölgeliğinin altında sağ kalmaya çabalayan bu ruh hali ile yazan yazarın iç dünyasının çağrısına duyarsız kalamayacaksınız.
96 syf.
·2 günde
Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı olarak söz ediliyor yazarın biyografisinde, önceden hakkında fikrim olmadığı böyle bir adamın deneme kitabı da beklediğimden zor metinlerden oluşuyordu. Aslında son zamanlarda deneme kitaplarından aldığım tadı bulacağımı düşünmüştüm. Özellikle edebiyat üzerine beklentilerim vardı. Lakin felsefi boyutta, rüya imgeleri, hatta yazarın belli konulardaki aforizmaları tarzında yazılmış metinlerle karşılaştım. Çok değişik konularda fikir beyan etmiş ki on üç tezde yazarlık tekniği hakkında söyledikleri şöyledir:
“1.Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir.
2.İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır.
3.Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik etiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böyle sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıradışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir.
4.Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kâğıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmasa olmaz.
5.Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıkılıkla tut.
6.Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa yazı egemenliğine alır.
7.Hiçbir zaman, aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır.
8.İlhamın gelmediği zamanı yaptığın işi temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır.
9.Nulla dies sine linea – ama haftalar, pekâlâ geçebilir.
10.Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma.
11.Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın.
12.Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce – üslup – yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir.
13.Eser tasarımın ölü maskıdır. (sayfa 37-38)”

19. yüzyılın ikinci yarısında mobilya tasvirlerini doyurucu bir şekilde yapan ve analiz eden tek kaynak polisiye romanlardır. Eşyaların yerleştirilişi aynı zamanda ölüm tuzaklarının kuruluş planıdır ve böyle evlerin henüz ortada olmaması Poe gibi yazarlar açısından ters düşmez diyor Benjamin ve bu durumu şöyle açıklıyor : “Çünkü büyük şairler eserlerini, istisnasız olarak, kendilerinden sonra gelecek bir dünya içine oturtarak kurar, nitekim Baudelaire’nin şiirlerindeki Paris caddeleri ancak 1900’den sonra gerçekleşmiş, Dostoyevsk’nin insanları da daha önce görülmemiştir.(sayfa 15)”

No.13 diye bir bölüm var ki kitaplar ile fahişeleri kıyaslamaktadır. Bu bölümün başlangıcında “ ‘on üç – bu sayıda duraklamaktan zalim bir zevk aldım..’ – Marcel Proust” alıntısıyla başlamakta ve 13 tane kitaplar ve fahişelerle ilgili fikrini paylaşmaktadır. Bunlardan ikisini paylaşayım: “5. Kitaplar ve fahişeler- her ikisinin de, sırtlarından geçinen ve onları sömüren, ezen, kendilerine özgü erkekleri vardır. Kitaplarınki eleştirmenlerdir.” “13. Kitaplar ve fahişeler – birinde dipnotları, öbürünün çorabında kâğıt paralar.”(sayfa 39)

Poliklinik adlı bölümde yazarı bir doktor benzetmesiyle şöyle anlatmaktadır: “Yazar, düşünceyi kahvenin mermer masasına yatırır. Uzun uzadıya bakış: zamanı değerlendirmektedir, çünkü bardağı – hastayı muayene edeceği mercek- daha gelmemiştir önüne. Sonra yavaş yavaş alet takımını çıkarır: dolmakalem, kurşunkalem ve pipo. Kahve müşterileri, amfitiyatro biçiminde sıralandıklarında, klinik izleyicilerini oluşturmaktadır. İhtiyaten doldurulmuş ve gene ihtiyaten içilmiş olan kahve düşünce üzerinde kloroform etkisi yapar. Yazarın düşüncesini taktığı şeyin konunun kendisiyle ilgisi kalmamıştır artık, narkoz altındaki kişinin cerrahi müdahale ile ilgili olmadığı gibi. Düşünce elyazısının ihtimamlı çizgileri boyunca kesilir, cerrah vücut içinde ağırlık merkezlerini değiştirir, kelimelerin ur gibi çoğaldığı yerleri kesip alır ve gümüşten bir kaburga parçası gibi bir yabancı kelime yerleştirir. Sonunda noktalama ince dikişlerle yarayı kapatıp diker ve cerrah garsona, asistanına, ücretini nakit olarak öder.” (sayfa 64)

Pulcu adlı bölümde Türk pullarından şöyle söz etmektedir : “Paralık Türk pulları üstündeki yazılar İstanbul’dan gelen, ancak yarı yarıya Avrupalaşmış acar bir tüccarın kravatındaki, eğri duran, pek fazla havalı, pek fazla pırıltılı iğne gibidir. Bunlar postanın sonradan görmeleri, Nikaragua ya da Kolombiya’nın kötü kenarlı, adeta banknot kılığına girmek istemiş, büyük boyutlu çeşitleri meşrebindedir.”(sayfa 70)

Dua değirmeni adlı bölümde geçen paragraf için çevirmenin notları içinde dua değirmeni için şöyle bir açıklama yazılıydı : “Kâğıt şeritlere yazılı veya basılı dualarla dolu olan ve kolu çevrilerek hareket ettirilen bir kap; her dönüşünde duaların bir kere okunmuş olduğu kabul edilir.”(sayfa 84). Bu şekilde dua etmekte gerçekten ilginç. :)

“Bakış insanın eğilişidir” (sayfa 57) diyen Walter Benjamin’in deneme kitabı 60 başlık altında bir birinden farklı konularda düşünülmesi ve anlaşılmaya çalışılması gereken bence zor bir eser.
96 syf.
·7/10
Çok büyük beklentilerle okunmaması gereken bir kitap. Yazarın yer yer sıkan zor bir dili var. Her edebiyat sevene tavsiye edilecek türden değil. Aforizmalar, metaforlarla dolu. Ağır olduğu kadar anlaşılması da güç.
259 syf.
Walter Benjamin'in uzun yıllar,emeğini ve vaktini harcayıp üzerine titizlikle çalıştığı bu eser,ölümünden sonra neşredilmiştir.Bu keyfiyet, yaptığımız hazırlıkların,gece gündüz,düşüncemizi ve benliğimizi esir alan hayati planların ne denli afaki olduğunu hararetle düşündürdü bana.

Bilgi,sanat ve kültür kuramları üzerine yazılmış makalelerden oluşan ilk kısım,tarih boyunca savaşı estetize eden anlayışı makul olmaktan çok uzak bulmuş,eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmiş Benjamin,ayrıntılı ve kapsamlı incelemelerde bulunmuş..

Sinema eleştirmenlerinin titizlikle eğildiklerini tahmin ettiğim sinema ve fotoğraf üzerine pasajlar,sektörün tarihsel gelişiminin günümüze uzanan ustalıklarının ipuçlarını taşıyor.

Charles Baudelaire'ı Fleurs du mal’i adlı eserinden yola çıkarak,onun duyarlılığının,felsefi bakış açısından azade hassasiyetinin ve maddeciliği reddeden duygusal yönelimlerinin altını çizmiş.

'Modernizm' ve 'modernizm kahramanlığı' kavramlarının edebiyat üzerine etkilerini yoğun ve çok yönlü bir perspektifle değerlendirmiş.

Yazar,Charles Baudelaire'ın 'yeni'den anladığı şeyin eskinin daha derin ve daha büyük bir ciddiyetle yeniden varedilmesi olduğu kanısındadır.Şiirlerden ve yaşam kesitlerinden aldığı örneklerle zenginleştirdiği ,Baudelaire tahlillerinin,çok uzun bir araştırmanın yalnızca bir kesiti olduğu aşikar...

Defaatle okuduğum kısımların bende zihin bulanıklığı yarattığından da söz etmeden edemeyeceğim :)

Keyifli Okumalar...
112 syf.
Walter Benjamin hayranı olduğum bir adamdır. Hayatının trajik sonu, her düşündüğümde beni üzüyor. Neyse ki kalemini çalıştırmış ve harika şeyler yazmış. Bu kitap fotoğrafla alakadar olan herkesin mutlaka okumuş olması gereken çok temel bir kitap.
204 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Walter Benjamin, kendi iç dünyasını daha bir felsefi ve açık bir netlik üzerinden anlatabilmek adına 18 Aralık 1927'den 22 Mayıs 1934 yılına kadar kontrollü bir şekilde uyuşturucu maddesi olan esrarı kullandıktan sonra düzenli olarak tutulan notlardan oluşan bir kitap.

Walter Benjamin'in uyuşturucunun etkisi ile oluşan rahatlığı kitaba da yansımış. Kitap bu yönüyle oldukça samimi ama uyuşturucuyu kullandıktan sonra etkisini göstermeye başlayınca kasvetli bir önsezi, huzursuzluk hissi, kaçılamaz bir şeyin yaklaşıyor olduğu duygusu halini alarak imgeler ve imgeler silsilesi ile anlattığı çok ilginç bir deneyim hallerini anlattığı bir yaşanmışlık halinden oluşan bıkkınlık halini anlatıyor.

Walter Benjamin sever bir okuyucu iseniz yazarın bu ilginç deneyiminden oluşan izlenimlerini anlattığı kitabı, tek bir yerden yüz tane yeri emecek güçte bir bakışın yaşattığı deneyime eşlik etmenizi sağlıyor.
96 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
biraz felsefeye ya da psikolojiye meraklıysanız okumanız gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. yazar birçok konu başlığı altında düşüncelerini yazarak ilerliyor. örneğin; şantiye, eldivenler, antik eşya, kayıp eşya bürosu, balkon gibi. ben en çok balkon kısmını beğendim alıntılar kısmına ekleyeceğim. ayrıca çeviriyi tevfik turan yapmış, beğendim.
96 syf.
·Beğendi·8/10
“Söz düşünceyi fetheder,oysa yazı egemenliğine alır.”
“Bütün insanları besleyen Tanrı’dır,yetersiz besleyen ise devlet.” gibi bir dolu güzel yorum var Benjamin’in denemelerinde..
48 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kalabalığın içerisinde kendini daha rahat hissediyor. Belki kendisinden korkuyor flanör, hiç kimse olmak istiyor kalabalık içerisinde. Baktığımız zaman kalabalık bir çeşit uyuşturucudur flanör için.

Yazarın biyografisi

Adı:
Walter Benjamin
Tam adı:
Walter Benedix Schönflies Benjamin
Unvan:
Alman Edebiyat Eleştirmeni, Düşünür, Kültür Tarihçisi ve Estetik Kuramcısı
Doğum:
Berlin, Almanya, 15 Temmuz 1892
Ölüm:
İspanya, 27 Eylül 1940
Walter Benedix Schönflies Benjamin, (15 Temmuz 1892, Berlin - 26 Eylül 1940, Portbou İspanya), Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı.

Yaşamı

Asimile olmuş bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Antika ve sanat galericisi babası Emil Benjamin ve annesi Pauline (Schönflies), Berlin-Charlottenburgdoğumludur.

Walter Benjamin, aynı zamanda Doğu Almanya’nın 1950’li yıllarda adalet bakanlığını yapmış Hilde Benjamin’in eniştesi ve Gertrud Kolmar ile Günther Anders’in kuzenidir. Çocukluğunu Berlin’de geçirmiştir. Lirik ve felsefik bir dille yazdığı “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ (Berlin Çocukluğu, 1900’lü yıllar) adlı eseri onun bir anlamda otobiyografidir. 1905-1907 yılları arasında Thüringen’de reformist bir okulda okudu. Burada kendisini derinden etkileyen ve öğrenci hareketlerine katılmasını sağlayan öğretmeni Gustav Wyneken ile tanıştı. 1912’de liseyi bitirdi ve Freiburg (Breisgau)’da, Albert Ludwigs Üniversitesi’nde felsefe, Alman Dili ve Edebiyatı (Germanistik) ve sanat tarihi okudu. Ardından şair Christoph Friedrich Heinle ile sıkı bir arkadaş oldu. 1912-1913 kış sömestirinden itibaren üniversite öğrenimine Berlin’de devam etti.

8 Ağustos 1914’de arkadaşı Christoph Friedrich Heinle’nin intihar etmesi Benjamin’i büyük bir şoka sokmuştu. Üzüntüsünü hafifletmek isteminden dolayı kendini Heinle’nin bıraktığı eserlerini yayımlamak amacıyla bir yayınevi aramaya vermişti. Wyneken’in giderek artan savaş heyecanı Benjamin’in öğretmeni ile olan ilişkisinin 1915’den itibaren bozulmasına neden olmuştur. Aynı yıl üniversitede matematik öğrenimi gören kendisinden beş yıl genç Gershom Scholem ile tanıştı ve yaşamı boyunca onunla olan dostluğu devam etti. 1917'de İsviçre Bern Üniversitesi'nden Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı teziyle doktora yaptı. Aynı yıl Dora Kellner ile evlendi. Evliliği 13 yıl sürdü. 1918’de dünyaya gelen oğlu Stefan Rafael, 1972’de de ölmüştür.

Benjamin, Berlin’e döndüğünde serbest gazeteci ve yazar olarak çalışmaya başladı. 1921’den itibaren Baudelaire’nin hikâyelerinin çevirilerini yaptı. Eseri “Die Aufgabe des Übersetzers (Çevirmenlerin Sorumlulukları)“ adı altında yayımlandı. Yine 1921’deki “Zur Kritik der Gewalt (Şiddetin Kritiğine Dair)“ adlı eseri büyük dikkat çekti.

Paul Klees’in Angelus Novus adlı resminden yola çıkarak Angelus Novus adında bir dergi çıkarmak isteyen Benjamin, bu girişiminde başarısız olunca 1924’de doçentlik yapmak üzere Frankfurt’a gitti. Bu dönemde Theodor W. Adorno ve Siegfried Kracauer ile tanıştı. Doçentlik için Almanların yas törenlerinin kaynağı üzerine 1925’de yazdığı tez çalışmasının akademik dünyadaki ortodokslar bağlamında resmi olarak geri çevrileceğini tahmin ettiğinden kurula girmekten vazgeçti.

1926-1927 yıllarını Paris’te geçirdi. Franz Hessel ile birlikte Marcel Proust’un çevirilerini yaptı. Özellikle kaybolan, yitirilen zamanın arayışı üzerine. Komünizme olan ilgisi onu 1927 kışındaMoskova^ya taşır. Ve burada kız arkadaşı Asja Lacis’i ziyaret eder. 1930’lu yılların başlangıcında Bertolt Brecht ile beraber radyo yayınları planlar. 1932’de “Berliner Kindheit um Neunzehnhundert“ adlı kitabını yazmaya başlar.

1932 ve 1933 yılları arasında İspanya’nın Balearen Adası’nda yaz mevsimini geçirir. Jean Selz ile tanışması onun uyuşturucuyla tanışması olur. Aynı zamanda Hollandalı ressam Anna Maria Blaupot ten Cate’ye aşık olur. İbiza ve Balearen arasında geçen bu zamanı yazar.

Nasyonal sosyalistlerin yaptırımı Benjamin’in Eylül 1933’de Paris’e sürgün olarak gitmesinin nedenidir. Burada kendisine destek olan Hannah Arendt ile buluşmuştur. Finansal olarak kısmen New York’daki göçmen Max Horkheimer uzantılı Frankfurt Okulu’ndan gelen parayla geçimini sağlıyordu.

Ernst Bloch, Theodor W. Adorno ve Bertolt Brecht’in etkisiyle 1930’larda giderek Marksizm’e yakınlaşan Benjamin, 1933’te nasyonal sosyalistlerin baskısıyla Almanya’yı terk ederek sürgün hayatı yaşadığı diyebileceğimiz Paris’e yerleşti. Burada edebiyat dergilerine ve New York’ta Adorno ile Horkheimer tarafından yayımlanan Zeitschrift für Sozialforschung’a (Sosyal Araştırmalar Dergisi) eleştiri ve denemeler yazdı. Geri döndüğünde kendisine ait olan son çalışması olan Die Thesen über den Begriff der Geschichte (Tarih Kavramı Üzerine Tezler)'i yayımladı. 1939 yılında, Almanmülteciler tarafından yayımlanan bir dergide çıkan yazısı nedeniyle Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Almanların Fransa’yı işgal etmesi ve Paris’teki evini Gestapo’nun basması üzerine 1940’taFransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçtı; burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak intihar etti. İntiharı üzerindeki spekülatif söylentiler vardır. Kendisinin şizoid olduğu ve bu yüzden intihar ettiğine dair tek kaynak Theodor W. Adorno'ya verilmek üzere Henny Gurland'a dikte ettirdiği veda mektubudur. Öte yandan Stalin'in ajanları tarafından morfin verilerek öldürülmüş olduğu da diğer bir başka söylentidir.

Son dönemin yaşamış en büyük Marksist ideologlarından bir tanesidir. Her ne kadar Karl Marx'ı kendi okuma listesinin son sırasına bıraksa da, getirmiş olduğu eleştiriler Marksist kuram açısından çok önemlidir.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Adorno ve Scholem, Benjamin’in yazdıklarını büyük oranda yeniden düzenlediler ve her şeyden önce 1970-1989 arası geniş kapsamlı olarak yayımlattıkları Gesammelten Schriften “Toplu Yazılar”, Benjamin’in yaşadığı yıllarda yazın dünyasında başarısız gibi görünen ortamı ters yüz etti. Oysa doktora tezi neredeyse hiç dikkate alınmamıştı. Doçentliğine dair yazdıkları hatta, Frankfurt Üniversitesi’nce kismen reddedilmişti. Ancak ölümünden sonra Benjamin’in bıraktıkları, sosyologların ve toplum bilimcilerin başvurduğu önemli bir kaynak olarak hâlâ tazeliğini korumaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 92 okur beğendi.
  • 186 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 363 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları