Saf ve Düşünceli Romancı

8,0/10  (24 Oy) · 
79 okunma  · 
26 beğeni  · 
1.054 gösterim
Pamuk, yazı yazmanın ve romancılığın otuz beş yıllık meslek sırlarını, Harvard Üniversitesi'nde verdiği Norton derslerinde açıklıyor. Daha önce T. S. Eliot, Borges, Calvino ve Umberto Eco gibi yazarların da verdiği bu derslerde, Pamuk edebiyat ve sanat anlayışını bir bütün olarak sunuyor.

Bir romanı okurken kafamızda ne gibi işlemler yaparız? Roman kahramanlarıyla gerçek insanlar arasındaki ilişki nedir? Roman sanatı ile şiirin, resmin ve siyasetin ilişkisi nedir? Yazarın kendi sesi, imzası, özel dünyası nasıl oluşur? Romancı nerede kendisini, nerede başkalarını anlatır? Romanı gerçek yapan "gizli merkez" nedir ve nasıl kurulur? Pamuk bütün hayatı boyunca meşgul olduğu bu soruları Türk ve dünya edebiyatından örneklerle cevaplıyor.

Pamuk, bu kitapta roman okurken ve yazarken karşılaştığı harikaları, kendi kişisel deneyimleri ve hatıralarından aldığı güçle, herkesin anlayacağı bir konuşma dili ve rahatlığıyla hikâye ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2011
  • Sayfa Sayısı:
    153
  • ISBN:
    9789750509407
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Fırat Çağlar MANTAŞ 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Orhan Pamuk’un Harvard Üniversitesi’ndeki derslerinde yaptığı konuşmalardan oluşan bir kitap. Belirli başlıklar altında oluşturulmuş. Roman yazma ve okuma üzerine düşüncelerini paylaşmış yazar. Bilimsel bir hava var kitapta. Özellikle üzerinde durduğu romanlar var ve bunların yazım tekniklerinden de bahsetmiş. Tolstoy, Dostoyevski gibi büyük yazarların kullandığı teknikler bunlar. Bu yazarların kitaplarında okurken hiç fark etmediğim yönleri gördüm. Keşke daha derinlemesine anlatılsaymış diye de düşündüm. Açıkçası bu kitap bana roman okuma konusunda daha hassas olmam gerektiğini gösterdi. Okurda farklı ve güzel bir bakış açısı yarattığını düşünüyorum. Bir romancının aklından ve kalbinden geçenleri, neyi gördüğünü, neyi göstermek istediğini sorgulamaya başlıyorsunuz. Özellikle roman yazmayı düşünenler için mutlaka okunması gereken bir kitap.

Özlem İÇER 
19 Nis 14:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazmak isteyenler için bir başucu kitabı. Verdiği derslerden derleyip sunduğu düşünceli ve ilham verici bir kitap. En kısa kitaplarından da biri.

Deneme türünde bir eserdir. 6 bölümden oluşur. Kısaca, romancıları ikiye ayırır. Düşünen romancı, gördüklerini sınırlandırır. Saf romancı ise gördüklerini sınırlandırmaz. İyi bir romancı ise her ikisini bünyesinde barındıran romancıdır. Ve akabinde kendisini de Saf ve Düşünceli bir romancı olarak görür. Okumaya değer. ️️

Muzaffar Pashazade 
04 May 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bazen yazar saftır, duygularıyla yazar, sadece yazar. Bazen yazar çok düşünür, düşünerek yazar, aklıyla yazar. İşte gerçek yazar bu iki şeyin tam ortasını tutturmayı becere bilendir. İşte gerçek yazar aynı anda hem sağ beynini, hem de sol beynini çalıştırabilen kişidir.

Kitaptan 26 Alıntı

Roman okurken, romanlar aracılığıyla düşünürken hissettiğimiz bu eksiklik duygusunu anlamaya çalışalım. Bir romanın içine girdikçe, romanın ormanı içerisinde mutluluk ve merakla kayboldukça, romanın dünyası bize yaşadığımız hayattan çok daha gerçek gelir.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Romana ruhumuzdaki “saf’ yanla ne kadar çok kapılıp inanmışsak, bu dünyanın hayalı olduğunu kabul etmek de o derecede hayal kırıklığı yaratır bizde.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Victor Hugo’dan August Strindberg’e hem resim yapmanın hem roman yazmanın mutluluğunu bilen pek çok yazar vardır. Coşkulu manzara resimleri yapmayı seven Strindberg, Hizmetçinin Oğlu adlı otobiyografik romanına resim yapmanın kendisini “afyon çekmiş gibi, tarif edilemeyecek kadar mutlu” ettiğini yazar. Romanda da, resimde de en yüksek amaç bu mutluluk olmalı.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Eşyaları fark etmek, tasvir etmek, ev içlerinin ayrıntılarını görmek, Balzac için tıpkı izlerden suçluyu keşfeden dedektif gibi, roman kahramanlarının toplumsal konumlarını ve ruhsal durumlarını okura hissettirmenin bir yoluydu.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Flaubert’in otuz beş yıl sonra yayımladığı Duygusal Eğitim’de ise kahramanlar da birbirlerini, tıpkı Balzac gibi eşyalarından, kıyafetlerinden ve oturma odalarını süsledikleri ıvır zıvırdan tanır ve değerlendirirler.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Roman yazma isteği, yaratıcı bir dürtü olarak, görsel şeyleri kelimelerle ifade etme hevesi ve isteğiyle hareketlenir!

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Okuduğumuz roman ne kadar güçlü ve inandırıcıysa, içimizdeki eksiklik duygusu da o derecede can yakıcı olur.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk
Noir 
05 Oca 19:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Yirmi iki yaşımdayken bir gün birdenbire aileme…’Romancı olacağım!’ deyip ciddiyetle ilk romanım Cevdet Bey ve Oğulları’nı yazmaya başladığımda, herkes, belki de beni bekleyen korkunç gelecekten (okuru sınırlı bir ülkede insanın romancılığa bütün hayatını vermesi!) korumak için uyarmıştı beni.”

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Tolstoy, St. Petersburg treninde Anna’nın duygularının ne olduğunu anlatmaz. Onun yerine bu duyguları hissetmemizi sağlayan resimler çizer bize: Sol pencereden görünen kar, kompartımandaki hareket, havanın soğukluğu, vs. Anna’nın romanı “kırmızı” çantasından nasıl çıkardığını, küçük elleriyle kucağına nasıl bir yastık yerleştirdiğini anlatır Tolstoy. Hemen sonra kompartımandaki kişileri tasvir eder… O zaman biz okurlar Anna’nın kitabı okuyamadığını, sayfadan başını kaldırdığını ve kompartımandaki kişilerle ilgilendiğini anlar; Tolstoy’un kelimelerini kafamızda Anna’nın gördüğü resimlere çevirerek, onun duygularını hissederiz. Olayları, resimleri, kahramanların değil, okurun bakış açısından gördüğümüz, eski tarz bir edebi anlatı, mesela bir epik, bir destan okuyor olsaydık, Anna’nın romanını hevesle okuduğunu, anlatıcının şimdi onu unutup çevreyi tasvir alışkanlığıyla kompartımanı anlattığını düşünebilirdik. Macar eleştirmen György Lukacs, “Anlatmak mı Tasvir Etmek mi?” adlı makalesinde, bu iki çeşit anlatıcı arasında kesin bir ayrım yapar. Tolstoy’un Anna Karenina’da anlattığı at yarışı sahnesini, Anna’nın ve diğer kahraman Vronski’nin bakış açısından, bu kahramanların duygularıyla özdeşleşerek okuruz. Oysa Zola’nın Nana’sında bir at yarışı anlatıldığında, biz okurlar olaya dışarıdan bakar, Lukacs’ın deyişiyle, “hareketin dışında, doldurma, abur cubur” pek çok bilgiyle, tasvirle karşılaşırız. Bir romanda, yazarın niyeti ne olursa olsun, okurlar manzara dediğim şeyi, eşyaları, kelimeleri, konuşmaları, görünen her şeyi kahramanın duygularının bir parçası, uzantısı olarak görürler. Bu da daha önce sözünü ettiğim romanın gizli merkezi sayesinde olur.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk

Bu deneyimlerim bana, daha geniş bir ekphrasis yorumu olması gerektiğini öğretti. Aslında ister eski Yunan’dan ilhamla “ekphrasis” diyelim, ister yalnızca kelimelerle “tasvir” diyelim, sorun, gerçek ya da hayal, görsel dünyada yer alan “harikaları” -ya da sıradan görüntüleri-, onları hiç görmemiş olanlara kelimelerle anlatma işidir. Fotoğraf öncesi bir sanattan, fotokopilerin, baskıların, kopyaların hiç görünmediği bir âlemin zorluklarından yola çıktığımızı da unutmayalım. Kısaca ekphrasis ya da tasvirde sorun, görenlerin görmeyenlere, gördüklerini kelimelerle anlatmasıdır.
Bu tür metne iyi bir örnek, Leonardo da Vinci’nin “Son Yemek” adlı tablosu ve kopyaları hakkında Goethe’nin 1817 yılında yazdığı yazıdır. Goethe, bu yazıda tıpkı günümüzde bir uçak şirketinin dergisine yazılmış bir yazıda olacağı gibi, Alman okurlarına Leonardo da Vinci’nin kim olduğunu, bu tablonun çok ünlü olduğunu ve “birkaç yıl önce” Milano’da bu tabloyu gördüğünü anlatarak başlar söze. Goethe, okurlarından yazısının anlaşılması için resmin bir baskısını (gravürünü) önlerine koymalarını ister, ama yazısının havası, gördüğü bir şeyi hiç görmemiş olanlara tasvir etmenin ve yorumlamanın zevklerini, iştahını ve sorunlarını taşır. Resme ve mimarlığa meraklı olan, renkler üzerine iddialı ve akılsız bir de kitap yazmış olan Goethe’nin edebi yeteneğinin aslında görsel değil, kelimesel olması da edebiyatta sık sık karşılaştığımız bir çelişkidir, ama burada altını çizmek istediğim şey başka.

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan PamukSaf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk
3 /