Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde (Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap)Marcel Proust

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.145
Gösterim
Adı:
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
502
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635257
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A La Recherche Du Temps Perdu - A L'ombre Des Jeunes Filles En Fleurs
Çeviri:
Roza Hakmen, Ahmet Güntan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir."

1919'da Goncourt ödülünü alan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde", Proust'un bilinçdışı kekinden ufak bir dilim.
(Arka Kapak)

Ödüller : 1919 Goncourt Ödülü
Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı. Hayatımda aşkla ilgili okuduğum en iyi cümlelere sahip, not almaktan parmaklarımın uyuştuğu ve böyle bir kitabı yazabilmek için sahip olunması gereken zeka boyutunun ne denli büyük olması gerektiğini düşünmekten kendimi alamadığım, okurken insanın beyin hücrelerini sonuna kadar çalıştıran muazzam ötesi bir kitap.
Karşınızda normal hayatta gördüğünüzde sizde büyük izlenimler bırakmayacak, fakat sizin onda derin izlenimler bırakmanızı sağlayacak gözlem gücüne sahip, ayrıntıları yakalamakta inanılmaz yetenekli gözlere sahip bir anlatıcı var. Anlatıcımız insanları ve nesneleri öyle bir gözlemliyor ki, sahip olunan hiçbir özellik anlatıcının gözünden kurtulamıyor. Onun karşısında gerçek kişiliğinizi saklamanız mümkün olmayacaktır. Yapılan en ufak hareketin dahi anlatıcıda değer bulduğu ve bulunan bu değerin okuyucuya aktarım şekli kitabın ne denli detaylı olduğunun büyük bir göstergesidir.
Kitabı okumadan önce sayfalar dolusu betimlemelere sahip olduğunu duymuştum. Doğru, kitap betimlemelerle dolu ama bu betimlemeler okuduklarımın hiçbirine benzemiyor. Anlatıcımız nesneleri veya insanları betimlerken farklı bir yöntem kullanıyor. Örneğin bir kadının burnunun şeklini betimlerken, 17. yüzyılda kullanılan bir geminin kamara şeklini ya da o dönemde giyilen bir kıyafetin kol şeklini, bazı zamanlarda da mitolojik bir tanrının özelliğini kullanıyor. Bu da şu demek oluyor; siz bu kitabı okuyacak donanıma sahip misiniz?
Büyük eserleri okuyabilmek için sahip olunması gereken entellektüel birikim, o eseri anlaşılır kılan en büyük etmenlerden biridir. Bu kitabı okurken de önceden bilmeniz gereken şeyler var. Bunlardan bazıları şunlardır; Eski Yunan Mitolojisi ve yaşantısı, Ortaçağ Avrupa yaşantısı, Fransız İhtilali, Avrupa burjuva yaşantısı, Batı müziği terimleri ve sanatçıları, psikoloji, sosyoloji. Bu saydıklarım haricinde birçok konuya sahip olmalısınız.
Serinin ikinci kitabı olması dolayısıyla yazarın üslubuna alışıyorsunuz. Bu kitabı ilk kitaptan daha kolay ve hızlı okudum..
Geçmişe yapılan yolculuğa kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yazar bazı zamanlar zihninin kendini kandırdığını, algısındaki geçmişin yaşanmadığını, hatıralarımızın geçmişi canlandırırken yeterli olamayacağını düşünüyor. Zaman zaman geçmişle şimdiki zaman arasındaki bağ oldukça inceliyor fakat hiçbir zaman kopma yaşanmıyor.
Böyle kitapları okurken kitap hakkındaki yorumumu ve düşüncelerimi hep geri planda tutarım. Kitap bende ne hissettiriyordan ziyade kitabın içine ne kadar girebilirimin peşine düşüyorum. Zaten kitabın içine girdiğim an yazarla aramda bir bağ oluşuyor ve bu bağ da bana kitabın verdiği hissiyatı fazlasıyla veriyor. İkinci olarak böyle kitapları tam olarak anlayabilmek için kendi sezgilerimi ve hayal gücümü de devreye sokarım. Böylece yazarın anlattığı şey zihnimde bir başkasında oluşan hislerden farklı bir his oluşturur.
Seriyi okudukça şimdiye kadar okuduğum kitapların edebi değerinin ne denli düşük olduğunu idrak etmeye başladım. Gerçek edebiyat dediğimiz şey bu olsa gerek. Müsaadenizle seriye kaldığım yerden devam ediyorum. Herkese iyi okumalar.
Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde beni benden aldı. Kitabı sadece Proust'un serisinin devamı olduğu için, hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan okumaya başladım. Böyle olunca da Proust'a hayranlığım daha da arttı. Tıpkı Proust'un belirttiği gibi; hayallerde, gerçek dünyadakinden daha fazla güzelleşen nesneler gibi bu kitap da hayallerimde güzel hale geldi. Fakat kitabı okuduğumda, hayallerimdekinden de güzel olduğunu anladım. Bu belki de bir Proust gibi hayal edemediğim, onun zihinsel gücüne sahip olamadığım için böyle oldu diyorum kendi kendime.
Proust kitapta öyle betimlemeler yapmış ki, kitabı okumuyorsunuz adeta yaşıyorsunuz. Uzun cümlelerin gölgesinde bir ışık olarak yine aklınızda yaşıyorsunuz bu yazılanları. Tıpkı saydam bir gölge gibi. Anlatıcımızın hayalleri kimi zaman öyle bir hale geliyor ki anlayabilmek için kendinizi tüm dünyadan soyutlar hale geliyorsunuz. İnsanların hayalleri genelde çok karmaşık ve ulaşılması, anlaşılması zor şeylerdir. Başka bir deyişle gölge gibidir hayaller, insanların çoğu yalnızca ana hatlarıyla anlatabilir hayallerini. Diğer bir yandan bu hayalleri anlatabilmek de ustalık isteyen bir iştir. İşte bu yüzden saydam bir gölge gibi Proust'un yazıları. Ulaşılması zor hayalleri bizlere yine zor bir anlatımla anlatan, böylelikle bu zorluğu bizlere anlatmaya çalışan bir yazar Proust.
Proust olaylara "saydamlık" özelliği açısından bakıyor, zihnini tamamen açıp bizlere sunuyor. O zihin ışıltısını hissetmemizi sağlıyor. Proust'a göre bazı anlar vardır hayatta. O anlar sayesinde hayat tahammül edilebilir hale gelir. Çünkü hayat tahammül edilemeyecek kadar "gerçekçi"dir kimilerine göre. Bir parkta oyun oynarken gördüğümüz bir çocuk ya da yerde gördüğümüz bir kuş tüyü. Bu gibi kimi nesnelerden yola çıkarak hayatın gerçekliği değişir. Bunlar sayesinde tahammül edebiliriz hayata. Anlatıcımızın da genel olarak bahsettiği şey bu. Bu gibi "yola çıkarıcı" etmenler sayesinde hayatta kalmamız.
Hayallerin önemine büyük bir ölçüde değinen Proust, hayallerimizin neden bazen gerçeklerden daha güzel hale geldiğini sorguluyor. Bunu gerek kendi tecrübelerinden gerekse de verdiği örneklerden yola çıkarak yapıyor. Bu "zihinsel yanılgı"nın veya diğer bir ifadeyle "algı bozukluğu"nun en çok görüldüğü şey olan aşktan bahsediyor bolca. Kitapta aşka dair öylesine derin anlatımlar mevcut ki okurken şaşırıyorsunuz. Aşk denilen şeyin dahi empoze edildiği çağımızda bu kitapta geçen ifadeler gibi derin aşk ifadelerine rastlamak insanı rahatlatmıyor da değil.
Nasıl bir rahatlatma bu diye soracak olursanız, birazcık zahmetli. Tıpkı ilk kitap gibi. Proust okumak meşakkatli bir iş. Kendinizi kitaba tamamen kendinizi vermeniz, anlatıcının gözünden bakmaya çalışmanız gerekiyor. Böyle olmazsa anlatılan şeyler çok gereksiz ve de uzatılmış gelebilir. Kitabın daha yarısına gelmeden zihinsel olarak çoktan dolmuş hale geliyorsunuz. Kitap öyle bir nitelikte ki, bir sayfadaki bir ifadeden yola çıkarak bile, insan yüzlerce şeye ulaşabilir.
Proust okuyanlar bilir; anlatımlarda sürekli bir betimleme mevcuttur. İlk başta bahsettiğim gibi hayallerin betimlenmesi ayrı bir yer tutar onda. Gerçek hayattaki betimlemeler bile yeri geldiğinde zorlaşırken, hayallerin ustaca betimlenmesini aklım almıyor. Gerçek dünyada genel bir sabitlik mevcuttur. Bir betimleme yapmaya çalışırsanız, gördüğünüz yerin aklınızda kalan bir resmini dile getirmeye uğraştığınızı hissedersiniz. Fakat iş hayallere gelince değişir. Hayallerde belirli bir sabitlik bulunmadığı için bunu betimlemek oldukça zordur. Hayallerimizi sabitlemeyi başarsak dahi, onu o haliyle koruyamayabiliriz.
Hayalleri adeta hareketli bir biçimde betimleyen Proust'un gerçek dünyaya dair betimlenmelerinin de haliyle iyi olması gerekiyor tabii. İlk defa girilen bir odanın yabancılığının tasviri, bir kadının elini tutarken o elde oluşan basıncın betimlenmesi, bir insanın yüzünün ayrıntıları ve daha neler neler.
Bu türlü hayalperest, gözlemci ve ayrıntıcı olmaya her insan dayanamaz. Fakat Proust tüm bunları aklının bir köşesinde baskı altına alabilmiş ki onu ele geçirmemiş. Ya da geçirmiş mi? Belki de diğer kitaplarda bunu göreceğimdir kim bilir?
İnsan yüzünün ne denli değişken olduğundan bahsediliyor yer yer. İnsanın yüzü diğer bölgelerine göre oldukça ayrı ve özeldir. Bir el veya ayak birbirine benzeyebilir fakat her insandaki yüz ayrıdır. Dünyada bunca insan varken, insanların ikiz vb. olmadığı sürece birbirlerine benzememeleri buna örnek verilebilir. Böylesine bir çeşitlilik varken, Proust hayallerin de devreye girmesiyle bu çeşitliliğin daha da arttığını söylüyor. Kitaplarda okuduğumuz karakterlerin yüzünün değişken olmasının sebebi de budur. Betimlenmeye başlanmadan önce bile belirsiz bir yüz vardır hayal dünyamızda, betimlenme başladıktan sonra daha da netleşir yüz, fakat bu netleşme halinde dahi birçok alternatif sunar zihnimiz bize. Dolayısıyla insanın gerçek, somut dünyadaki yüzünün önemsiz olması gerektiğini savunuyor Proust.
Betimlemeleri, derin ifadeleri, gözlem ve ayrıntıları ile anlatıcımızın, bir nesneden yola çıkarak anlatmaya devam ettiği, onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış olarak nitelendirebileceğimiz Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde okunmaya değer bir eser. Seriye başlayacak olanlar, gelecek kitabın ilk kitap gibi mükemmel olduğunun rahatlığı içinde başlayabilirler seriye. Sahi, "onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış" dedim de aklıma geldi: Hayallerimiz olmadan dünyayı görebilir miydik gerçekten de? Gerçek olmayan bir dünyanın var olduğu hayallerimiz sayesinde görebilir ve yorumlanabiliriz hayatı. Proust bunu olağanüstü bir şekilde aktarmış bizlere.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.014 Oy)17.380 beğeni39.233 okunma2.055 alıntı164.223 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.798 Oy)8.088 beğeni25.831 okunma615 alıntı125.820 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.022 Oy)7.279 beğeni19.710 okunma3.094 alıntı115.630 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.000 Oy)4.728 beğeni7.464 okunma4.533 alıntı120.149 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.939 Oy)3.462 beğeni11.610 okunma1.028 alıntı47.339 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.407 Oy)8.360 beğeni22.650 okunma1.408 alıntı104.738 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.960 Oy)12.405 beğeni31.558 okunma2.728 alıntı131.709 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.927 Oy)8.312 beğeni23.074 okunma1.118 alıntı112.033 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.483 Oy)5.764 beğeni15.122 okunma2.180 alıntı78.019 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (2.994 Oy)3.054 beğeni9.354 okunma3.986 alıntı84.543 gösterim
Aşkın her halini bu denli güzel betimlemeler ve vurgular ile anlatımı yine beni benden aldı. Duyguları en dipte ve zirvede yaşadım anlatımlarla beraber.
Proust'un kalemine, zekasına, ifade gücüne ayrı hayran kaldım.. Çevirmen Roza Hanım'ın da sanki tercüme değilmiş orjinal dilden okuyormuşcasına çevirisini tekrar tebrik ettim.

Kitapta anlatıcı karşısındaki kişileri kısa bir süre görse dahi o kişileri en ufak detaya dek tanımlıyor.
Altı çizili bir sürü kelime hazinesi ile serinin diğer kitabına geçiyorum.
Kayıp zamanın izinde serisinin ikinci kitabı; "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde" insana aşk, sevgi ve irade arasındaki karmaşık ilişkileri anlatan ve betimlemeleri ile analizlerinin kendi iç dünyamızı sorgulattığı muhteşem bir M.Proust kitabı. Kesinlikle okuyun
-Az miktarda spoiler içermektedir-

Ihlamura batırılan bir madlenle başlayan geçmişe yolculuğa bu kitapla ağır adımlarla devam ediyorsunuz. Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabını okurken hem geçmişin ayak izlerinin üzerinden tekrardan geçiyorsunuz hem de size kapılarını açan bu geçmişin büyülü dünyasında kendinizi kaybediyorsunuz. Kimi an geliyor sizde kendinizi yatağınıza atıp boş gözlerle tavanı seyredip zihninizde olur olmaz düşüncelere ev sahipliği yapıyorsunuz, kimi an geliyor duvarlar üstünüze geliyor kendinizi sokağa atıp sakinleşmek adına uzun yürüyüşler yapıyorsunuz, bazı zamanlarınız oluyor ki hiç bitmesini istemeyip kültürel faaliyetlere eşlik edip ruhunuzu doyuruyorsunuz. Kısacası anlatıcıyla aranızda öyle bir gönül bağı kuruyorsunuz ki onun hayatında gelişen olaylar karşısındaki düşüncelerine olumlu-olumsuz yorumlar yapıp onun sırdaşı oluyorsunuz.

Kitabı okurken aklıma gelen ilk şey ismin halleri oldu, şöyle ki bu kitap bana aşkın, sevginin 5 halini de yaşattı. Örneğin, yeri geldi yalın halini gördüm, karakterlerin içinde bulunduğu duyguları ifade edişindeki saflık, kendilerine bile itiraf edemeyişleri, çocuksu davranışları, hislerinin doğruluğunu tartışmaları, ebeveynlerine dair söylemek isteyip de söyleyemedikleri duyguları vs. yeri geldi yönelme halini yaşadık beraber, hislerin iyice açığa çıkması, dile gelme çabası, somutlaştırdığı hisleri sahibine sunmaya çalışması. Hiç istemesek de ayrılma hallerini de yaşadık, duygu dünyalarındaki süt liman hallere tanık olduğumuz gibi kopan fırtınalara da tanıklık ettik, başka kentlere rotamızı çevirdik.

Aşkı, mutluluğu, mutsuzluğu, kıskançlığı, insan ilişkilerini, hayal kırıklıklarını ve yaşadığımız bunlar gibi bir sürü duyguyu inci gibi dizilmiş kelimeler aracılığıyla okuma zevkine sahip oluyorsunuz. Altını çizdiğim onca cümleye rağmen çizilmeyi bekleyen bir o kadar daha güzel benzetmelerin olduğu nadir kitaplardan. Cümlelerin uzunluğu sağ olsun bir başlıyordum çizmeye bir bakmışım sayfa sonuna gelmişim. :)

Yazarda bir sevdiğim özellikle de birçok cümlenin ardından ilerde göreceğiniz gibi ya da aslında şöyle olacak diyerek sizi ilerisi için hazırlaması ve bir o kadar da merak tohumlarını aklınıza ekmesi. Sürpriz bozucu gibi gözükse de aksine acaba nasıl yazar bunu ifade edecek, hangi güzel cümlelerle karşımıza çıkacak diye düşünmeden edilmiyor. En azından benim için öyle :)

Son olarak yine belirtmeden geçemeyeceğim, çevirmeni takdir etmeden geçtiğim sayfa olmadı resmen, böyle zorlu bir eserin hakkını fazlasıyla vermiş. Ben okurken bazen kopup giderken başka dünyalara o birbiri ardına bağlamış o güzel duygu yüklü cümleleri. :)

Bu kitapla yolculuğuma kısa mola verdim ama 3. kitapla en kısa zamanda tekrardan yola çıkacağım, çok heyecanlıyım.
Yazarın serideki en mizahi kitabı olarak adlandırılıyor ve gerçekten serideki en yormayan kitap kanımca. Seride bize eşlik edecek olan Albertine ve Marcel'in hayatında etkili olacak başka arkadaşlarıyla tanışıyoruz. Kitap sonu haricinde inanılmaz zevk verdi.
Serinin ikinci kitabını okurken ilk kitaba göre daha rahat bir okuma gerçekleştirdim. Yazarın diline alışmak bu sanırım. Olay örgüsü ilk iki kitap boyunca hep geri planda kalmıştı yazar en küçük bir olayı bile sayfalarca tasvirle betimlemeyle anlatmış. O yüzden kitabı sindire sindire okumak en iyisi. Kitabın sonlarına doğru nihayet en merak ettiğim karakter olan Albertine ile tanıştım. Kahramanın bundan önceki aşkında acı çektiği bölümler çok güzel anlatılmıştı. Albertine ile tanışması çok efsunluydu. Ha oldu ha olcak derken baya sürüklendim. Kitapla ilgili pek bir şey diyemiyorum çünkü neresinden tutsanız elinizde kalır. Yazar her şeyi öyle detaylı anlatmış ki işin içinden çıkmak mümkün değil. Hemen bugün ilk boş vaktimde serinin üçüncü kitabına büyük bir heyecanla başlamayı planlıyorum. İtiraf etmem gerekiyor ki bence yıllar yıllar sonra tekrar okursam bu seriyi düşüncelerim bakış açım tamamen değişir. Tekrar tekrar okunması gerekir diye düşünüyorum.
Üniversiteyi bitirir bitirmez kitabı alıp okumaya başlamıştım. Fakat cümlelerin uzunluğu ve betimlemelerin yoğunluğu beni şaşırttı. Ara vermek zorunda kaldım. Biraz uzun bir ara oldu ama şimdi yine başladım..
Olay akışı sürekli, yansımalarla kesiliyor. Yazar, kayıtsız şartsız bir teslimiyet istiyor ve pür dikkat..
Marcel Proust’un Kayıp Zaman İzinde serisinin 2. Kitabı. ‘Ayrıntı’nın babası Marcel Proust bu kitabında, ilk kitabındaki betimleme yığınından ve durağanlıktan ziyade olaylar örgüsünü akışıyla vererek okuru bu ize ortak etmeye devam ediyor. ‘Anlatılmaz, yaşanır.’ Felsefesini yıkan yazar, yaşananı o kadar net bir şekilde anlatıyor ki okurun kendisinden parçalar bulmaması mümkün değil.
İlk aşkının hüsranından sonra çıktığı yolcuğu ve tatil yaptığı yerde yaşananları anlatırken, yazar kendi ruh dünyasının kapılarını okura sonuna kadar açıyor. Swanlardan Albertine’yi geçiş kitabı da diyebiliriz. O kadar güçlü bir anlatımı var ki kurduğu cümlelerin, duyguları yansıtmadaki başarısının muazzamlığına insan hayret ediyor.
Bir yazar hoş birkaç havai fişek patlattı diye hemen şaheser damgası yapıştırıp ortalığı velveleye veriyorlar. Şaheserler o kadar sık rastlanan şeyler değildirler!
Kaybetmekten en çok korktuğumuz zenginlikler, kalbimiz tarafından ele geçirilmedikleri için, dışımızda kalmış olanlardır.
Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir…
İsteklerimiz hep iç içe geçtiğinden, hayat karmaşasında bir mutluluğun, onu gerektiren arzuyla tam olarak çakıştığı pek enderdir.
Bir insanla aramızdaki bağlar, o insan bizim bir kusurumuzu yargılamak için bizimle aynı görüş açısını benimsediği zaman kutsallaşmış olur.
Bir insanın kişiliği hiçbir zaman düz bir yola benzemez; başkalarının fark etmediği, geçmekte zorlandığımız tuhaf, kaçınılmaz dolambaçlarla bizi şaşırtır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
502
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635257
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A La Recherche Du Temps Perdu - A L'ombre Des Jeunes Filles En Fleurs
Çeviri:
Roza Hakmen, Ahmet Güntan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir."

1919'da Goncourt ödülünü alan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde", Proust'un bilinçdışı kekinden ufak bir dilim.
(Arka Kapak)

Ödüller : 1919 Goncourt Ödülü

Kitabı okuyanlar 128 okur

  • Heera Tara
  • Not Defteri
  • Ozan Erol
  • Tugce
  • Silbus
  • Caturday
  • Yasin salkın
  • ŞEYMA
  • Damla
  • Burcu Süzgün

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%39
35-44 Yaş
%27.3
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%63.6 (28)
9
%20.5 (9)
8
%11.4 (5)
7
%4.5 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları