Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde (Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.505
Gösterim
Adı:
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
502
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635257
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A La Recherche Du Temps Perdu - A L'ombre Des Jeunes Filles En Fleurs
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir."

1919'da Goncourt ödülünü alan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde", Proust'un bilinçdışı kekinden ufak bir dilim.
(Arka Kapak)

Ödüller : 1919 Goncourt Ödülü
Hep bir öğleden sonrasını yaşıyormuş gibi... kitabı okurken hissettiğim. Mevsim yazsa, doğanın kucağındaysanız bir de öğleden sonraları zamanın durduğunu düşünürüm ben. Bu kitabı okurken de zaman hep öğleden sonra idi sanki.

Proust da demiş zaten Kayıp Zamanın İzinde'yi okurken insanlar aslında kendilerini okuyacaklar diye. İnsana dair bütün duygu ve davranışlar özellikle de aşk ancak bu kadar gerçek ve edebi bir dille anlatılabilirdi. Proust'un müthiş gözlem gücü, her satırda kendini gösteriyor. Eğer bilmediğimiz bir varlığın kokusunu yazıdan hissetmek mümkün olsaydı bunu Proust başarabilirdi diye düşünüyorum. Yaşamak, anlamak, bilmek, hissetmek mümkün ama bunları yazıyla ifade etmek hem de bu kadar sanatsal ve edebi bir üslupla yapmak bir tür sihir bence.

Bu ikinci kitap yazarın kalemine biraz alışmaktan belki daha zengin ve akıcı geldi bana. İlk kitapta olduğu gibi nesnelere farklı daha doğrusu kendi istediği anlamları yüklüyor yine yazar. Bu anlamlandırmalar vesilesiyle muhayyilesinde geçmişe yolculuk ediyor yine. Bilinç akışının fazlasıyla kullanıldığı Kayıp Zamanın İzinde'de okurken bazen kaybolduğum bölümler oldu. Buna rağmen dikkatli okunduğunda zihinsel boyuttaki bu yolculukta anlatıcıyı takip etmek, olayları anlamak mümkün. Çünkü bu teknikle yazılmış çoğu kitapta konuyu, olayların geçiş sürecini anlamak zordur.

Aşkla ilgili tespitleri, yorumları gerçekten okunmaya değer. Kurgu ve karakterler açısından da çok güçlü olan bu kitabı okurken felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, bilim ve sanat alanında da yazarın derin birikimini hissediyoruz. Yazar bütün bu bilgi ve görüşlerini kurgu içine o kadar güzel yerleştirmiş ki; okurken hem birçok konuda bilgi sahibi oluyorsunuz hem de adeta bir edebiyat şölenine tanık oluyorsunuz.

Kitapta dikkatimi çeken bir durum da yazarın seçtiği isimler yüzünden kahramanların cinsiyetleri konusunda kafa karışıklığı yaşatmasıydı. Gilbert, Albertine... gibi. Sonradan öğrendiğime göre yazar bunu cinsellikle ilgili görüşlerinden dolayı özellikle tercih etmiş. Kadındaki erkeği, erkekteki kadını ortaya çıkarmak adına.

Daha yolun başında sayılırım. Umarım Kayıp Zamanın İzi'ni sürerken diğer kitapları da aynı tutku ve keyifle okurum.

Keyifli okumalar dileğiyle, bu edebiyat şaheserini okumak isteyenlere bir an önce başlamalarını öneririm...
Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde beni benden aldı. Kitabı sadece Proust'un serisinin devamı olduğu için, hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan okumaya başladım. Böyle olunca da Proust'a hayranlığım daha da arttı. Tıpkı Proust'un belirttiği gibi; hayallerde, gerçek dünyadakinden daha fazla güzelleşen nesneler gibi bu kitap da hayallerimde güzel hale geldi. Fakat kitabı okuduğumda, hayallerimdekinden de güzel olduğunu anladım. Bu belki de bir Proust gibi hayal edemediğim, onun zihinsel gücüne sahip olamadığım için böyle oldu diyorum kendi kendime.
Proust kitapta öyle betimlemeler yapmış ki, kitabı okumuyorsunuz adeta yaşıyorsunuz. Uzun cümlelerin gölgesinde bir ışık olarak yine aklınızda yaşıyorsunuz bu yazılanları. Tıpkı saydam bir gölge gibi. Anlatıcımızın hayalleri kimi zaman öyle bir hale geliyor ki anlayabilmek için kendinizi tüm dünyadan soyutlar hale geliyorsunuz. İnsanların hayalleri genelde çok karmaşık ve ulaşılması, anlaşılması zor şeylerdir. Başka bir deyişle gölge gibidir hayaller, insanların çoğu yalnızca ana hatlarıyla anlatabilir hayallerini. Diğer bir yandan bu hayalleri anlatabilmek de ustalık isteyen bir iştir. İşte bu yüzden saydam bir gölge gibi Proust'un yazıları. Ulaşılması zor hayalleri bizlere yine zor bir anlatımla anlatan, böylelikle bu zorluğu bizlere anlatmaya çalışan bir yazar Proust.
Proust olaylara "saydamlık" özelliği açısından bakıyor, zihnini tamamen açıp bizlere sunuyor. O zihin ışıltısını hissetmemizi sağlıyor. Proust'a göre bazı anlar vardır hayatta. O anlar sayesinde hayat tahammül edilebilir hale gelir. Çünkü hayat tahammül edilemeyecek kadar "gerçekçi"dir kimilerine göre. Bir parkta oyun oynarken gördüğümüz bir çocuk ya da yerde gördüğümüz bir kuş tüyü. Bu gibi kimi nesnelerden yola çıkarak hayatın gerçekliği değişir. Bunlar sayesinde tahammül edebiliriz hayata. Anlatıcımızın da genel olarak bahsettiği şey bu. Bu gibi "yola çıkarıcı" etmenler sayesinde hayatta kalmamız.
Hayallerin önemine büyük bir ölçüde değinen Proust, hayallerimizin neden bazen gerçeklerden daha güzel hale geldiğini sorguluyor. Bunu gerek kendi tecrübelerinden gerekse de verdiği örneklerden yola çıkarak yapıyor. Bu "zihinsel yanılgı"nın veya diğer bir ifadeyle "algı bozukluğu"nun en çok görüldüğü şey olan aşktan bahsediyor bolca. Kitapta aşka dair öylesine derin anlatımlar mevcut ki okurken şaşırıyorsunuz. Aşk denilen şeyin dahi empoze edildiği çağımızda bu kitapta geçen ifadeler gibi derin aşk ifadelerine rastlamak insanı rahatlatmıyor da değil.
Nasıl bir rahatlatma bu diye soracak olursanız, birazcık zahmetli. Tıpkı ilk kitap gibi. Proust okumak meşakkatli bir iş. Kendinizi kitaba tamamen kendinizi vermeniz, anlatıcının gözünden bakmaya çalışmanız gerekiyor. Böyle olmazsa anlatılan şeyler çok gereksiz ve de uzatılmış gelebilir. Kitabın daha yarısına gelmeden zihinsel olarak çoktan dolmuş hale geliyorsunuz. Kitap öyle bir nitelikte ki, bir sayfadaki bir ifadeden yola çıkarak bile, insan yüzlerce şeye ulaşabilir.
Proust okuyanlar bilir; anlatımlarda sürekli bir betimleme mevcuttur. İlk başta bahsettiğim gibi hayallerin betimlenmesi ayrı bir yer tutar onda. Gerçek hayattaki betimlemeler bile yeri geldiğinde zorlaşırken, hayallerin ustaca betimlenmesini aklım almıyor. Gerçek dünyada genel bir sabitlik mevcuttur. Bir betimleme yapmaya çalışırsanız, gördüğünüz yerin aklınızda kalan bir resmini dile getirmeye uğraştığınızı hissedersiniz. Fakat iş hayallere gelince değişir. Hayallerde belirli bir sabitlik bulunmadığı için bunu betimlemek oldukça zordur. Hayallerimizi sabitlemeyi başarsak dahi, onu o haliyle koruyamayabiliriz.
Hayalleri adeta hareketli bir biçimde betimleyen Proust'un gerçek dünyaya dair betimlenmelerinin de haliyle iyi olması gerekiyor tabii. İlk defa girilen bir odanın yabancılığının tasviri, bir kadının elini tutarken o elde oluşan basıncın betimlenmesi, bir insanın yüzünün ayrıntıları ve daha neler neler.
Bu türlü hayalperest, gözlemci ve ayrıntıcı olmaya her insan dayanamaz. Fakat Proust tüm bunları aklının bir köşesinde baskı altına alabilmiş ki onu ele geçirmemiş. Ya da geçirmiş mi? Belki de diğer kitaplarda bunu göreceğimdir kim bilir?
İnsan yüzünün ne denli değişken olduğundan bahsediliyor yer yer. İnsanın yüzü diğer bölgelerine göre oldukça ayrı ve özeldir. Bir el veya ayak birbirine benzeyebilir fakat her insandaki yüz ayrıdır. Dünyada bunca insan varken, insanların ikiz vb. olmadığı sürece birbirlerine benzememeleri buna örnek verilebilir. Böylesine bir çeşitlilik varken, Proust hayallerin de devreye girmesiyle bu çeşitliliğin daha da arttığını söylüyor. Kitaplarda okuduğumuz karakterlerin yüzünün değişken olmasının sebebi de budur. Betimlenmeye başlanmadan önce bile belirsiz bir yüz vardır hayal dünyamızda, betimlenme başladıktan sonra daha da netleşir yüz, fakat bu netleşme halinde dahi birçok alternatif sunar zihnimiz bize. Dolayısıyla insanın gerçek, somut dünyadaki yüzünün önemsiz olması gerektiğini savunuyor Proust.
Betimlemeleri, derin ifadeleri, gözlem ve ayrıntıları ile anlatıcımızın, bir nesneden yola çıkarak anlatmaya devam ettiği, onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış olarak nitelendirebileceğimiz Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde okunmaya değer bir eser. Seriye başlayacak olanlar, gelecek kitabın ilk kitap gibi mükemmel olduğunun rahatlığı içinde başlayabilirler seriye. Sahi, "onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış" dedim de aklıma geldi: Hayallerimiz olmadan dünyayı görebilir miydik gerçekten de? Gerçek olmayan bir dünyanın var olduğu hayallerimiz sayesinde görebilir ve yorumlanabiliriz hayatı. Proust bunu olağanüstü bir şekilde aktarmış bizlere.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.424 Oy)19.182 beğeni43.760 okunma3.037 alıntı184.563 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.619 Oy)8.895 beğeni28.951 okunma850 alıntı140.788 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.524 Oy)7.937 beğeni21.533 okunma4.041 alıntı130.601 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.359 Oy)9.321 beğeni25.896 okunma1.855 alıntı119.885 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.458 Oy)3.949 beğeni13.078 okunma1.244 alıntı53.535 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.267 Oy)5.149 beğeni8.227 okunma5.462 alıntı133.100 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.791 Oy)13.515 beğeni34.823 okunma3.453 alıntı147.335 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.625 Oy)9.126 beğeni25.554 okunma1.554 alıntı128.177 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.384 Oy)3.487 beğeni10.615 okunma5.449 alıntı96.524 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.072 Oy)6.419 beğeni16.973 okunma2.964 alıntı86.782 gösterim
Bahsetmiştim, Şubat ayında bu kitabı yarım bırakmıştım. Bu ay yeniden denedim. Okumayı çok istedigim bir seri oluşundan mıdır bilmiyorum ama bu defa büyük bir keyifle okudum. Genelde geceleri okudum, sessizlik kitaba yoğunlaşmam için çok yardımcı oldu bana. Serisinin bir sonraki kitabı hakkında küçük ipuçları vermesi de heyecanımı arttırdı okurken.

Edebi doyuruculuk bakımından okuduğum en iyi yazarlardan biri Marcel Proust. Fakat yorumlaması da bir o kadar zor..
Bu kitabın ve serinin bütününün güzelliği olaylarda değil; yazarının anlatımında, cümlelerin derinliğinde.. Bu sebeple olay akışı olan bir kitap beklerseniz büyük hayal kırıklığına uğrarsınız.
Gençlik dönemi sancıları, aşka, sanata bambaşka bir bakış açısı ve müthiş bir gözlem yetenegi derin anlatımla karşımıza çıkıyor.
Hazır olduğunuzda ve zihninizin uygun olduğu sakin bir dönemde okumanızı öneririm.

Kitap alışverişim
https://youtu.be/-wiatSJGHos
Aşkın her halini bu denli güzel betimlemeler ve vurgular ile anlatımı yine beni benden aldı. Duyguları en dipte ve zirvede yaşadım anlatımlarla beraber.
Proust'un kalemine, zekasına, ifade gücüne ayrı hayran kaldım.. Çevirmen Roza Hanım'ın da sanki tercüme değilmiş orjinal dilden okuyormuşcasına çevirisini tekrar tebrik ettim.

Kitapta anlatıcı karşısındaki kişileri kısa bir süre görse dahi o kişileri en ufak detaya dek tanımlıyor.
Altı çizili bir sürü kelime hazinesi ile serinin diğer kitabına geçiyorum.
Kayıp zamanın izinde serisinin ikinci kitabı; "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde" insana aşk, sevgi ve irade arasındaki karmaşık ilişkileri anlatan ve betimlemeleri ile analizlerinin kendi iç dünyamızı sorgulattığı muhteşem bir M.Proust kitabı. Kesinlikle okuyun
-Az miktarda spoiler içermektedir-

Ihlamura batırılan bir madlenle başlayan geçmişe yolculuğa bu kitapla ağır adımlarla devam ediyorsunuz. Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabını okurken hem geçmişin ayak izlerinin üzerinden tekrardan geçiyorsunuz hem de size kapılarını açan bu geçmişin büyülü dünyasında kendinizi kaybediyorsunuz. Kimi an geliyor sizde kendinizi yatağınıza atıp boş gözlerle tavanı seyredip zihninizde olur olmaz düşüncelere ev sahipliği yapıyorsunuz, kimi an geliyor duvarlar üstünüze geliyor kendinizi sokağa atıp sakinleşmek adına uzun yürüyüşler yapıyorsunuz, bazı zamanlarınız oluyor ki hiç bitmesini istemeyip kültürel faaliyetlere eşlik edip ruhunuzu doyuruyorsunuz. Kısacası anlatıcıyla aranızda öyle bir gönül bağı kuruyorsunuz ki onun hayatında gelişen olaylar karşısındaki düşüncelerine olumlu-olumsuz yorumlar yapıp onun sırdaşı oluyorsunuz.

Kitabı okurken aklıma gelen ilk şey ismin halleri oldu, şöyle ki bu kitap bana aşkın, sevginin 5 halini de yaşattı. Örneğin, yeri geldi yalın halini gördüm, karakterlerin içinde bulunduğu duyguları ifade edişindeki saflık, kendilerine bile itiraf edemeyişleri, çocuksu davranışları, hislerinin doğruluğunu tartışmaları, ebeveynlerine dair söylemek isteyip de söyleyemedikleri duyguları vs. yeri geldi yönelme halini yaşadık beraber, hislerin iyice açığa çıkması, dile gelme çabası, somutlaştırdığı hisleri sahibine sunmaya çalışması. Hiç istemesek de ayrılma hallerini de yaşadık, duygu dünyalarındaki süt liman hallere tanık olduğumuz gibi kopan fırtınalara da tanıklık ettik, başka kentlere rotamızı çevirdik.

Aşkı, mutluluğu, mutsuzluğu, kıskançlığı, insan ilişkilerini, hayal kırıklıklarını ve yaşadığımız bunlar gibi bir sürü duyguyu inci gibi dizilmiş kelimeler aracılığıyla okuma zevkine sahip oluyorsunuz. Altını çizdiğim onca cümleye rağmen çizilmeyi bekleyen bir o kadar daha güzel benzetmelerin olduğu nadir kitaplardan. Cümlelerin uzunluğu sağ olsun bir başlıyordum çizmeye bir bakmışım sayfa sonuna gelmişim. :)

Yazarda bir sevdiğim özellikle de birçok cümlenin ardından ilerde göreceğiniz gibi ya da aslında şöyle olacak diyerek sizi ilerisi için hazırlaması ve bir o kadar da merak tohumlarını aklınıza ekmesi. Sürpriz bozucu gibi gözükse de aksine acaba nasıl yazar bunu ifade edecek, hangi güzel cümlelerle karşımıza çıkacak diye düşünmeden edilmiyor. En azından benim için öyle :)

Son olarak yine belirtmeden geçemeyeceğim, çevirmeni takdir etmeden geçtiğim sayfa olmadı resmen, böyle zorlu bir eserin hakkını fazlasıyla vermiş. Ben okurken bazen kopup giderken başka dünyalara o birbiri ardına bağlamış o güzel duygu yüklü cümleleri. :)

Bu kitapla yolculuğuma kısa mola verdim ama 3. kitapla en kısa zamanda tekrardan yola çıkacağım, çok heyecanlıyım.
️Artık Proust okuyorsanız olay örgüsünü bir kenara bırakıp cümlelerdeki derin anlatımı, felsefik düşüncelere, edebiyatın vazgeçilmezi imgeli anlatımınım doruk noktasındasınız demektir.
Proust'un yazarlığına ve anlatımına diyecek bir şey yok, harikulade bir anlatımı var. Kitabın konusu ve anlatımına dair bir şey yazamayacağım. Şayet ilk başta dediğim gibi, konu ve anlatım yok, Proust okumayı seçtiyseniz üslup odaklı  ve edebi sanatlarla oluşturulan bir konu bütünlüğüne var. Tek kelimeyle bu zamana kadar okumasına doyamadığım bir eser. Bitmesin, bu anlatım devam etsin diyebileceğim bir kitap oldu benim için.

Proust'a göre bazı anlar vardır hayatta. O anlar sayesinde hayat tahammül edilebilir hale gelir. Çünkü hayat tahammül edilemeyecek kadar "gerçekçi"dir kimilerine göre. Bir parkta oyun oynarken gördüğümüz bir çocuk ya da yerde gördüğümüz bir kuş tüyü.
.
.
Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı. Aşkın bu kadar anlatmanın ötesinde derinlikte anlatıldığı başka bir kitaba henüz rastlamadım. Aşka dair fark yaratan cümleler var kitapta. Böyle bir kitabı yazabilmek için sahip olunması gereken zeka boyutunun büyüklüğüne şahit olmak başka... Bir kere kitabı okurken dikkatinizi başka bir yere vermeniz imkansız, insanın beyinsel fonksiyonları sözcükler ve anlamlar arasında ışık hızıyla çalışmakta.
Karşınızda normal hayatta karşılaştığınız ve önemsiz gördüğünüz izlenimler ama sizin onda derin izlenimler bırakmanızı sağlayacak gözlem gücüne sahip, ayrıntıları yakalamakta inanılmaz yetenekli gözlere sahip bir anlatıcı var. Anlatıcımız insanları ve nesneleri öyle bir gözlemliyor ki, sahip olunan hiçbir özellik anlatıcının gözünden kurtulamıyor. Onun karşısında gerçek kişiliğinizi saklamanız mümkün olmayacaktır. Yapılan en ufak hareketin dahi anlatıcıda değer bulduğu ve bulunan bu değerin okuyucuya aktarım şekli kitabın ne denli detaylı olduğunun büyük bir göstergesidir. Birkaç kez okunup özümlenebilecek bir kitap.
Bir kitap düşünün ki ilk sayfasından tutun son sayfasına kadar betimlemelerle dolu olsun. Yalnız betimleme var betimle var, burada gördüğünüz betimlemeler emin olun daha önce hiç rastlamamışsınızdır. Proust, nesneleri ve insanları betimlerken farklı bir yöntem kullanıyor yani tarihle ya da herhangi bir nesleyle ilişkilendirerek anlatma. Burada soyut olan nesne dünyasına dahil edilerek somutlaştırılmıştır. Entellektüel bilgi birikim, Proust'un eserlerini anlaşılır kılan en büyük etmendir.
Yazar bazı zamanlar zihninin kendini kandırdığını, algısındaki geçmişin yaşanmadığını, hatıralarımızın geçmişi canlandırırken yeterli olamayacağını düşünür. Bu tarz kitapları tam olarak anlayabilmek için kendi sezgilerinizi ve hayal gücünüzü devreye sokmanız gerekiyor. Hayatta karşılaştığımız ufacık bir şeyin anlatımı, sizdeki dikkatsizliği yüzünüze vurmakta. Böylece yazarın anlattığı şey zihinde bir başkasında oluşan hislerden farklı bir his oluşturmakta.
Yazarın serideki en mizahi kitabı olarak adlandırılıyor ve gerçekten serideki en yormayan kitap kanımca. Seride bize eşlik edecek olan Albertine ve Marcel'in hayatında etkili olacak başka arkadaşlarıyla tanışıyoruz. Kitap sonu haricinde inanılmaz zevk verdi.
Serinin ikinci kitabını okurken ilk kitaba göre daha rahat bir okuma gerçekleştirdim. Yazarın diline alışmak bu sanırım. Olay örgüsü ilk iki kitap boyunca hep geri planda kalmıştı yazar en küçük bir olayı bile sayfalarca tasvirle betimlemeyle anlatmış. O yüzden kitabı sindire sindire okumak en iyisi. Kitabın sonlarına doğru nihayet en merak ettiğim karakter olan Albertine ile tanıştım. Kahramanın bundan önceki aşkında acı çektiği bölümler çok güzel anlatılmıştı. Albertine ile tanışması çok efsunluydu. Ha oldu ha olcak derken baya sürüklendim. Kitapla ilgili pek bir şey diyemiyorum çünkü neresinden tutsanız elinizde kalır. Yazar her şeyi öyle detaylı anlatmış ki işin içinden çıkmak mümkün değil. Hemen bugün ilk boş vaktimde serinin üçüncü kitabına büyük bir heyecanla başlamayı planlıyorum. İtiraf etmem gerekiyor ki bence yıllar yıllar sonra tekrar okursam bu seriyi düşüncelerim bakış açım tamamen değişir. Tekrar tekrar okunması gerekir diye düşünüyorum.
In the Shadow of Young Girls in Flower Volume 1

A book of this stature hardly needs another review explaining how great it is, and, not being all that cultured
It is a great and thoroughly absorbing book. Proust really captures that time in adolescence when all you can think about is romance -- you evaluate everyone you meet on the basis of their appeal to you as a romantic target. Regardless of whether or not you ever actually speak to them. If you need to skip a few paragraphs, go ahead and do so. It is worthwhile to go back and read the beginning of a long sentence to be sure you understand his point.
As for the novel itself, it is divided into two parts, which both have a "blossoming" young female characters. In Part I - "At Mme Swann's" - the young girl is Swann's daughter, Gilberte. This part of the novel was originally meant to be included in Swann's Way, and - if one reads the novels back-to-back - the story continues smoothly between the novels. Gilberte is Marcel's first great, doomed love affair.
It details the narrator's growing acquaintance with the Swann family in Paris (where he gradually transfers his affections from their daughter Gilberte to Odette, Madame Swann, even as he makes his first experiments in writing),
Part II takes place in the fictional seaside resort town of Balbec. The girl in question here is Marcel's main love-interest, Albertine. Although people view Albertine as the most significant factor in the novel, I don't find this to be true - she's barely in the story. More significant is Marcel's friend, Robert Saint-Loupe. His stay at the seaside resort Balbec (modeled after Cabourg), where he come into contact, for the first time, with several members of the aristocratic Guermantes family who will have a profound influence on his subsequent life.
Reading this book took me a bit longer than I expected, and I will probably not start on Volume II until I have cleared enough time out of my schedule to enjoy it as much as I hope to.
Üniversiteyi bitirir bitirmez kitabı alıp okumaya başlamıştım. Fakat cümlelerin uzunluğu ve betimlemelerin yoğunluğu beni şaşırttı. Ara vermek zorunda kaldım. Biraz uzun bir ara oldu ama şimdi yine başladım..
Olay akışı sürekli, yansımalarla kesiliyor. Yazar, kayıtsız şartsız bir teslimiyet istiyor ve pür dikkat..
Marcel Proust’un Kayıp Zaman İzinde serisinin 2. Kitabı. ‘Ayrıntı’nın babası Marcel Proust bu kitabında, ilk kitabındaki betimleme yığınından ve durağanlıktan ziyade olaylar örgüsünü akışıyla vererek okuru bu ize ortak etmeye devam ediyor. ‘Anlatılmaz, yaşanır.’ Felsefesini yıkan yazar, yaşananı o kadar net bir şekilde anlatıyor ki okurun kendisinden parçalar bulmaması mümkün değil.
İlk aşkının hüsranından sonra çıktığı yolcuğu ve tatil yaptığı yerde yaşananları anlatırken, yazar kendi ruh dünyasının kapılarını okura sonuna kadar açıyor. Swanlardan Albertine’yi geçiş kitabı da diyebiliriz. O kadar güçlü bir anlatımı var ki kurduğu cümlelerin, duyguları yansıtmadaki başarısının muazzamlığına insan hayret ediyor.
Bir yazar hoş birkaç havai fişek patlattı diye hemen şaheser damgası yapıştırıp ortalığı velveleye veriyorlar. Şaheserler o kadar sık rastlanan şeyler değildirler!
Kaybetmekten en çok korktuğumuz zenginlikler, kalbimiz tarafından ele geçirilmedikleri için, dışımızda kalmış olanlardır.
Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir…
Bir insanla aramızdaki bağlar, o insan bizim bir kusurumuzu yargılamak için bizimle aynı görüş açısını benimsediği zaman kutsallaşmış olur.
İsteklerimiz hep iç içe geçtiğinden, hayat karmaşasında bir mutluluğun, onu gerektiren arzuyla tam olarak çakıştığı pek enderdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
502
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753635257
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A La Recherche Du Temps Perdu - A L'ombre Des Jeunes Filles En Fleurs
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir."

1919'da Goncourt ödülünü alan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde", Proust'un bilinçdışı kekinden ufak bir dilim.
(Arka Kapak)

Ödüller : 1919 Goncourt Ödülü

Kitabı okuyanlar 145 okur

  • Havva
  • Ozan Saraç
  • Zahid Çetinkaya
  • erdalertan
  • Dilek Erol
  • Ezgi Türk
  • KafkaMilenka
  • Küb
  • buse
  • Esther. Sema

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.1
25-34 Yaş
%39
35-44 Yaş
%27.3
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%58.8 (30)
9
%19.6 (10)
8
%17.6 (9)
7
%3.9 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları