Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.817
Gösterim
Adı:
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
249
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750813818
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin" cümlesiyle başlayan, Calvino'nun yazarlık dehasını konuşturduğu, Calvino'nun Calvino'yu okuduğu, okurluk ve yazarlık üzerine bir başyapıt olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ilk kez özgün dilinden yapılan çevirisiyle Türkçede...
(Tanıtım Bülteninden)
 
Cumartesi akşamüstü bilgisayarın başına oturdun, ya da akşam yemeğinden sonra açtın telefonunda 1000 kitap uygulamasını. Akışında gezinirken başka bir inceleme gördün. Özellikle incelemelere de bakıyor olabilirsin, ya da can sıkıntısından geziniyorsundur sadece sitede. Italo Calvino diye bir yazar, İtalyan muhtemelen. Italo Calvino bildiğin bir yazardır belki de, ya da – hatta büyük bir ihtimalle- sadece kulağına çalınmıştır. Belki de zamanında bir kitap okuma grubunda konuşmuşsunuzdur arkadaşlarınla. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - evet, belki de yazardan bağımsız olarak dikkatini çekti, ya da uzun zaman önce gördüğün ve hala unutamadığın bir kitap ismi. Ama okuyamadın henüz, incelemelere de bakamadın hiç, çoğunda “spoiler ibaresini gördüğün için. Belki de Erhan adındaki bu kullanıcının daha önce yazdığı incelemeleri şu ya da bu sebepten beğenmişsindir sadece, kitapla hiç bir ilgin yoktur. “Bu kez ne yumurtlayacak acaba, nasıl bir inceleme yazacak, yine yazara mı öykünmeye çalışacak, başka bir şey beceremeyince “ diye düşünüp okumaya başlamışsındır incelemeyi.
Her ne sebeple olursa olsun (Belki de daha önce paylaşılan alıntılardan sadece- mıknatısvari alıntılar var kitaptan sitede, Örneğin: #35032572 ) başladın bir kez incelemeye ve kolayca bırakanlardan değilsen eğer sonuna kadar buradasın ki normal bir okuma hızıyla en az yedi dakika demektir bu. (Belki şimdi de, “Ne kadar yazacağını önceden planlıyor mu bu adam?” diye düşünmektesin, öyle olmadığını umuyordun halbuki daha önceki okumalarında) Hayatının, boş vaktinin, cumartesi ya da pazar gününün, ya da siteye sürekli giren birisi değilsen veya bu aralar diğer işlerle fazlasıyla meşgulsen, hafta içi bir gününün nispeten rahat yedi dakikasını bu incelemeye ayırıyorsan kitaplara gerçekten ilgi duyuyorsun demektir. Ne büyük tespit, değil mi? Her 1000kitap kullanıcısı gibi ana odağının kitap olduğunu ve böyle dahice tespitlere aşina olduğunu yüzüne vurmak istiyorsun yazarın. Eski bir kullanıcıysan, incelemelerin gün geçtikçe bozulduğundan da dem vuruyor olabilirsin. Üçüncü paragrafa gelmene rağmen kitap hakkında bir fikir sahibi olamaman da cabası. Ama yarım bırakmadın hiç bir şeyi, burayı da okumaya kararlısın ne kadar boş cümlelerle doldurulmaya çalışılsa da.

Italo Calvino'yu hatırlamaya çalışıyorsun, İtalyan olduğunu tahmin etmiştin zaten. Postmoderndi galiba. Sıkıcı olmalı bu kitap diye yaftalayabilirsin hemen, çoğunluğun yaptığı gibi. Hem postmodernizm neydi, kendinin göstermeye çalışan bir takım ilgi budalalarının yaptığı türlü türlü şebekliklerin diğer adıydı, değil mi? Sanmıyorum diyorsun, ayıplıyorsun bu “Erhan“ kişisini Umberto Eco, Paul Auster, Georges Perec, hatta hayran olduğun Orhan Pamuk gibi önemli kişilere şebek dediği için. Sonra aklına başka bir şey geliyor, belki bu da postmodern bir incelemedir diye düşünüyorsun ama hemen vazgeçiyorsun. İncelemeye odaklanmalı ama nasıl, daha kitaba bile gelemedi ki adam?

Koca koca “Kahramanı siz olan bir labirent” ibaresini okuyorsun önce. Labirentleri seversin, bulmacaları da öyle. “Kahramanı ben nasıl oluyorum acaba ?“diyorsun, “Nasıl tahmin edebilir ki benim hayatımı bu Calvino yazarı?” Yavaş yavaş aşağıya inmeye devam ediyor gözlerin, “Erkek okur” diye birinin varlığı çıkıyor ortaya. “Herhalde bu benim”diyorsun ya da “erkek okur diyorsan ben bu işte yokum Italo" diye trip atıyorsun yazara. Ama bir iki satır aşağıda bayan okurun da bir yerlerden hikayeye dahil olduğunu öğrenip, gizli bir tatmin duygusu yaşıyorsun.

“Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” diye bir alıntı var incelemenin bir yerinde. Daha önce duyduğun bir şeyi hatırlıyorsun birden. Hem postmodernizmle, hem de bu kitapla ilgili. Metinlerarası diye bir terim vardı değil mi, kitap içinde kitap, öykü içinde öykü gibi bir şeyler ya da. Bunun için de birisi söylemişti, belki de bu siteden birisi , başlangıçlar kitabı diye. Evet, belki de en başta seni bu incelemeyi okumaya iten ana sebep buydu sevgili okur. Sevgili okur mu? Birden kendini incelemenin içinde hissettin değil mi? Yok ama, olsa olsa başka bir oyundur bu.

Okumaya devam ediyorsun bu oyunlarla dolu kitabın biraz lakayt incelemesini. Sen'in yani erkek okurun uzun bir kitap alma serüveninden sonra (#32562993) ulaştığı bir kitapla (Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu) başlayan , ama bitemeyen bir öykü olduğunu öğreniyorsun kitabın. Kitabın sonunu arayışında bu erkek okurun (kimi zaman bayan okur) 10 farklı kitaba başladığını ama bitiremediğini söylüyor incelemenin yazarı. Neden böyle kitaplar yazarlar diye düşünmeden edemiyorsun ama ilgini de çekiyor biraz.

"Konu mu önemli bir kitapta yoksa kurgu mu?" diye bir soru atıyor ortaya sonra “Erhan”. Çok saçma bir şey, konu ile kurgu bir bütün değil mi zaten. Yine yer doldurma amacıyla yazdığı bir şey olduğunu anlıyorsun hemen, ama kitabın konusunun yetersizliğiyle ilgili bir gönderme mi yaptığını düşünmeden de edemiyorsun. Ya da kurgulamanın hatta üstkurmacanın en üst düzeyini göreceğini düşünerek seviniyorsun bir an.

Yavaş yavaş incelemenin sonuna geldiğini fark ediyorsun ama hala kitap hakkında fazla bir fikir edinemediğin için biraz rahatsızsın . Bir iki alıntı daha görüyorsun son kısımlarda (#35079981 , #35242849) Galiba kitabın konusu bu diyorsun , sadece başlangıçlar olan, ama herşeyin birbiriyle ilintili olduğu bir kitap. Tam da postmodernlere göre. Okumak ve Yazmak üzerine bir kitap ya da, herkese göre. Evet bir şans verebilirim belki diye düşünüyorsun sonunda, film arasında çıkanlara rağmen.Sen bırakmayan birisin zaten. En azından güzel alıntılar var kitapta.

Erhan mı? Fazla katkısı yok bu işte, Italo Calvino gördü bütün işi alıntılanan cümleleriyle. O incelemede paylaştığı, kitaptan etkilenerek yazdığını söylediği saçma yazı (#33895429) bile bir şeye benzemiyor zaten. Kitabı okusaydın bile alakasız bulacağına eminsin. Neden tekrar gündeme getirdiğine eminsin adın gibi. Onun kitaptaki okur türlerinden Lotario gibi olduğunu düşünüyorsun – hani şu kitaplarla değil sadece bilimsel incelemeleriyle ilgilenen kız. Neyse, mutlusun her zamanki gibi . Bir incelemeyi daha, sıkmasına rağmen, duraksamadan bitirdin ve okunacak yeni bir kitap buldun. Binbir gece masalları da olabilir tabi ya da Don Quijote. Hangisiydi peki? Ha evet, diyorsun aşağıya bir göz gezdirdikten sonra, Bir Kış Gecesi . Birden aklına geliyor ve saatine bakıyorsun. 7 dakikayı çoktan geçmiş. Mağrur bir şekilde gülümseyerek başka bir inceleme açıyorsun.
Baştan uyarıyorum. Kitabı henüz okumamış olanlar için çok detay içerir. Ama faydalı da olabilir. Okumak, okumamak size kalmış.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu 2. Ankara Kitap Toplantısı için oylama yaparak seçtik. Okurluk ve yazarlık konusunda kitabın ünü ve içeriği bir toplantıda tartışmak için gayet müsait. Kitabı toplantı için okuyanların yorumlarını görünce biraz keyfim kaçmadı değil. Ama kitapta Calvino’nun okumak ve okurluk konusundaki düşüncelerini görünce bunun gereksiz olduğunu düşündüm.

-->Önce nasıl bir kitap?

Klasik anlatı serim düğüm çözümüyle oluşturulmuş, vermek istediğini okura küçük oyunlar aracılığıyla vermeyi amaçlayan postmodern bir kitap örneği var elimizde. Yoğun anlatımlı olduğu için biraz dikkatli okumak gerekiyor. Yoksa gözden kaçan şeylerin önemi kitabın çok çabuk yerilmesine yol açabilir.

-->Olay

Erkek Okur kitapçıdan Italo Calvino’nun yeni çıkan kitabı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu alır, eve gelir ve okumaya başlar. Biraz okuduktan sonra okuduğu kitabın başta anlattıklarını aynen tekrar ettiğini görür, kitapçıya gidip durumu açıklar. Kitapçı ciltleme sırasında baskı hatası olduğunu, araya Polonyalı yazar Tazio Bazakbal’ın Malbork Kasabasının Dışında kitabının karıştığını, ellerinde sağlam baskılardan Bir Kış Gecesi Bir Yolcu’yla elindeki hatalı kitabı değiştirebileceğini söyler. Erkek Okur başladığı kitaba devam etmek istediğini söyleyip Bazakbal’ın kitabını ister. Aynı istekle oraya gelen Kadın Okur Ludmilla ile de orada tanışırlar. Aldıkları kitabın yine farklı çıkma ihtimaline karşı da telefon numaralarını birbirleriyle paylaşırlar. Tesadüf bu ki kitap yine farklı bir öyküyü anlatmaktadır. Sürekli bu şekilde, asıl istediği öyküyü arayıp her defasında farklı öykülerle karşılaştığımız, bir yapısı var kitabın. Toplam da 10 farklı roman başlangıcı, 12 bölüm…

-->Nasıl ve ne anlatıyor?

Edebiyatta ikinci tekil şahısla yazılarak üne kavuşmuş romanları saysak sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ikinci tekil şahısla yazılmış bana göre çok başarılı bir eser. Kitap: “Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte seslen ötekilere:" Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum!" Sesini yükseltmezsen duymazlar seni. "Kitap okuyorum. Rahatsız edilmek istemiyorum!" O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle, bağır hatta: ‘Ben, Italo Calvino'nun yeni romanını okumaya başlıyorum!’” diye başlıyor. Birinci tekil şahıs ve üçüncü tekil şahıs anlatıcılarının tabiri caizse edebiyatın zirvesinde olduğu dönemlerde böyle başlayan bir kitap taşları yerlerinden oynatmıştır ki bunu görmemek imkânsız.

Calvino üstkurmacanın oluşturulma şekillerinden olan ‘metnin kuruluşunu, yazılış sürecini olgu içinde konumlandırma’dan yola çıkarak kitabı yazma sürecini satır aralarında bizlere göstererek hareket ediyor. Daha kitabın başında “Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” diyor. Buradan kitabın bitmeyen öykülerden oluşacağını anlamamak elde değil.

Sayfa 192’de (8.baskı) Silas Flannery: “…Bunun sonucunda yalnızca başlangıçlardan oluşan bir kitap yazmaya karar verdim. Kahramanı, sürekli kitabı yarıda kalan bir Erkek Okur olacaktı. Erkek Okur Z yazarının A romanını satın alacaktı. Ama bu kusurlu bir kopya çıktığı için okumayı sürdüremeyecekti… İşin içine bir Kadın Okur, düzenbaz bir çevirmen, bu günce misali günce tutan yaşlı bir yazar da katabilirdim…”

Bu paragrafta amacını çok çok net bir şekilde görüyoruz Calvino’nun. Bir anlamda kendi yazdığı romanın okuru konumuna geliyor. Aynı şekilde bu paragrafları okuyan okur da bir nevi yazar bağlamında değerlendirebilir. Yani burada okurla yazar arasındaki ayrımın kalktığını görüyoruz. Yazar kendi yazdığı romanı, okur olarak okuyor. Öyle değil mi sizce de? Belki de Calvino bir yazar olarak salt okurluğun tadına bakmak istemiş de olabilir? Düşünüyorum.

Ne anlattığını açıklamak biraz güç. Benim için kitabın kurgusu ve yapısı daha öndeydi. Okuma eyleminin çağlar boyunca geçtiği yolları düşündüğümüzde bu kitapta tüm okuma eylemlerinin ele alındığını görüyoruz. Kitabın en kilit noktası buydu.

Şu da mümkün: Calvino sürekli hikâyelerin bitmediğini ve önceden yazıldığını, hatta öykülerin, anlatıların tek kişiden çıktığını, hep aynı şeyleri okuduğumuzu söylüyor. “Başlayan, ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz,” “…Bazılarına göre ihtiyar Kızılderili anlatı malzemesinin evrensel kaynağıdır; bütün öteki yazarların bireysel yaratımlarının kaynaklandığı ana magmadır…” Eğer insan olarak bizden önce olmuş ve bizden sonra olacakların öyküsünü yazıyor ve okuyorsak bu döngünün farkına varmamız gerekmez mi? Calvino gerektiğini düşünmüş olmalı ki ‘hayatın çehresi, ölümün kaçınılmazlığı’nda Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu yazmış.

Okumak bir birey için ne ifade eder ya da nedir? Okunmak ve ideal okurunu bulmak bir yazar için ne ifade eder? İlk soruya tam 9 cevap buluyoruz kitapta. Kitabın sonuna doğru kütüphanedeki 7 okurun verdiği cevaplar artı Erkek Okur ve Ludmilla’nın cevapları. Bunu 10’a tamamlayan ise kitabı okuyan bizleriz. İkinci soruyu Calvino’nun yarı yarıya kendi yerine koyduğu yazar Silas Flannery’den öğreniyoruz. Verilen cevapları tartışmak için toplantıyı bekliyorum

-->Karakterler

Erkek Okur: Romanın başkişilerinden. Kayıp metinleri Arayan Okur. Aradığı metinlerin peşinde farkında olmadan kendi hayatının öyküsünü yazıyor. Bunu kimse inkâr edemez.
Ludmilla: Dişi Okur. İdeal okur. Ve toplantıda en çok konuşulacak okur.
Lotario: Kitapların sadece akademik incelemeleriyle ilgilenen kötü okur. Ludmilla’nın ablası.
Irnerio: Kitap okumayan ama kitapları sanat için kullanan bir tasarımcı.
Ermes Marana: Türlü türlü işlere bulaşmış sahtekâr çevirmen ve kötü okur.
Silas Flannery: Calvino’nun kendi romanının okuru olmak için kitaba koyduğu yazar.

Kitap bu kadroyla bize hayatın bu tür şeylerle nasıl birlikte bütün olduğunu göstermeyi de amaçlıyor. Bir yazarın ne tür kişilerle karşılaştığını görmek de mümkün. Silas Flannery’i sırayla tüm karakterlerin ziyaret etmesi roman içindeki çok hoş oyunlardan biriydi benim için.

-->Benzerlikler

Erkek Okur’un sürekli kayıp metinlerin peşinde koşması bana Don Kişot’taki anlatıcı-çevirmen arasındaki ilişkiyi hatırlattı. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz.

Binbir Gece Masalları’ında anlatımın sürekli bölünerek hikâye içinde hikâyeye geçilmesi gibi Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu da 10 öykünün sadece başlangıçlarının verilip araya olayların girmesi de bana benzer gelen diğer bir noktaydı.

Ama en çok hayata benziyor bu kitap. Gerek okurlarıyla gerek araya giren hikâyelerle gerekse de bir kitabı okurken aslında kendi hikâyemizi yazmamızla. Okumak hayattır. Ya da hayat hiç bitmeyecek öyküleri okumaktır. Ya da “okumak yalnızlıktır.”

-->Sonuç

Daha tartışacak çok şey var aklımda. Onları toplantı gününe saklıyorum. Sonuç kısmını da toplantıdan sonra dolduracağım. 1K Ankara Okuma Grubu’na selamlar ve herkese.
GÖVDE GÖSTERİSİ
Bu incelemeyi (?) daha çok kitabı okuyan ve yarım bırakan arkadaşlar için yazıyorum. Sürprizbozan içerebilir demek istiyorum ama hangi sürprizi bozabiliriz ki diye diyemiyorum. Yani okumamak size kalmış. Bu kitap gibi, daha az kişiyi hedef alarak kaleme alıyorum. Murat Sezgin'in #27798378'in incelemesini de okursanız da kitap açısından daha yardımcı olucaktır.

Post modern edebiyat... Nedir bu? Bunu anlayabildiğimizde ki bu bile oldukça zor -bence- bu türdeki okumaların amacı ve sonucu daha anlamlı bir yere gelir. İnternette bu konuda yaptığım araştırmalar neticesinde kopyala yapıştırla, post modern edebiyatı biraz daha anlama kavuşturmaya çalışacağım. -Umarım.-
1)''Postmodern yazın, modern anlayıştan farklı olarak öz ve biçimde yeni bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. Buna göre tür ayrımı ortadan kalkmıştır. Modern yapıtta yorumlanabilirlik sınırlandırıldığı halde, postmodern yapıtta okuyucu, okuduğu sırada metni yeniden yazma durumuna geçer. Modernlikte yapıt anlamlılık taşımaktayken, postmodern yapıt söz söyleme sanatıyla (retorik) bezenmiştir. Dil oyunlarına geniş yer verme ve zaman-yer bütünlüğünden uzaklaşma görülür. Postmodern yazında konu bağlarında geriye dönüşler vardır. Daha önce yazılmış metinlerden yola çıkarak yeni metinler üretilir. Hem sorgulama, hem de yanıt arama bir arada görülür.''
Calvino ne yapmıştır peki? Daha önce yazılmış metinleri kendisi yazmıştır. 10 romanın ilk bölümleri, bunun örneğidir.

2)''Modernizm, nesnelerin, varlıkların, durumların göründükleri gibi olmadıkları düşüncesine dayalıdır.'' Bütün bir kitap boyunca, sırtımızda kitaptan bir pelerin, soyut bir yerlerde gezerken, tam olarak bu özelliği hissediyoruz. Bu kitap öyle elime alayım hadi okuyayım denebilecek bir kitap değil. Tam olarak entelektüel insanların kalemi bir kitap.

3)''Klasik (geleneksel) roman; dış dünyayı, çevreyi ve toplumsal olanı önemser, dışa dönük bir özelliğe sahiptir. Modern roman ise içe dönüktür. Bireyin iç dünyasına, ruhuna, bilinçaltına eğilir.'' İkinci tekil şahıs kullanılarak yazılmış bu kitapta, size ne düşündüğünüzü ve düşüneceğinizi anlatan cümleler var. Karşı koyamadan okuyorken, birden karşı koyarken buluyorsunuz kendinizi.
Nedense geleneksel tavrı, bu modern dünyada biraz küçümseme içererek kullanırız. Ben, klasik olanı da modern olanı da tercih ederim. Bence klasik olan da sadece toplumsal yazılmıyor. Aklıma İnsancıklar ve Anna Karenina geldi. Bunlar bireyin hem içini hem dışını önemseyerek yazılmış klasik eserler. Ama bu kitap, tamamen içe dönük bir kitap. Post modernizm adına verilen örneklerin içinde zirve sanırım James Joyce'a ait. Ama onun da övdüğü biri var. İrlanda'lı yazar Flann O'Brien. Üçüncü Polis Bu kitaba nazaran okuması daha kolay bir kitap olduğunu düşünüyorum. Post modernizmden hoşlanan ve bununla ilgilenenlerin ıskalamaması gereken bir eserdir. Tavsiye ederim.

4)Bu madde için kopyala yapıştır yaptığım siteye nasıl bir minnet duydum, şu anda anlatamam. Çünkü ben de bilinçakışı var diyeceğim ama tam olarak Körleşme ya da Tutunamayanlar'daki gibi de değildi. Bu yüzden yazarsam ''Hadi canım!'' diyen olur diye vazgeçmiştim. Teşekkürler yazan kişi! :) Kendimle de övündüm böyle düşündüğüm için :) ''Öykülemede diyalog ve hikâye etme yerine bilinç akışını kullanır. Dolaşık ve karmaşık anlatım yöntemlerini dener. Simgelere, mitolojiye, efsanelere, mistisizme, nihilizme, fanteziye yönelir.'' BİLİNCİNİZ AKIYOOOOR. Calvino bu kitapta, zihnimizi bir muhallabi misali akışkan ama yeteri ısıyı bırakırsa donacağını bilen bir eminlikle oradan oraya akıtıyor.

Post modernizm ile ilgili bu kadar yazmak yeterli. Şimdi kendi notlarıma döneceğim. Aşağıya da yararlandığım sitenin linkini bırakacağım. Benim okuduğum tek site bu olmadı. Ama en güzeli. Siz de okumalısınız. Buradaki her madde bu kitabı daha anlaşılır kılıcak.
https://www.turkedebiyati.org/...modern-edebiyat.html

***

Kitap okurken not alıyorum. Bunu da bu siteden öğrendim. Hatta yanılmıyorsam Hakan S. abi bunu yazmıştı bir yere. O gün bu gündür, elimde bir cep ajandası okuduğum kitabın kankası olarak gezer, ben de yazdıkça yazarım ona. Bir kitabı okurken, düşündüğümüz binlerce şey var. Bunların bilincimizden öylece geçip gitmesine müsaade etmemeliyiz.

Kitapla ilgili 2 ayrı görüşüm olucak. İlki yarısına kadar düşündüklerim olucak. Bir noktaya kadar bilinçakışımsı tavrı sezdiğim ama kondurmakta emin olamadığım için ''Hah'' dedim, ''Yine, yeni, yeniden!'' Daha önce yazdıklarıma denk gelenler bilinçakışı tekniğini ne kadar sevdiğimi bilirler :)) Ben kaçtıkça o beni kovalıyor gibi bir durum... Neyse.. Açtım kitabı ilerlerken dedim ki; ''Ben bu tür kitapları sevmiyorum. Ne zaman başladı, ne anlattı, ne hayal ettirmek istedi, nereye sürüklemek istedi?'' Ayağı yere basmadan okumak gibi bu tür kitaplar. Bir şeyler havada. Birçok şey havada. Zihniniz havada. Ama.. Calvino yaa... Çok tatlı adam. İkiye Bölünen Vikont'u okumuştum. Bazı yerlerde çocuk kitabı diye geçiyor. Onlar nasıl çocuksa artık... Bu kitabı öneririm çok eğlenceli, akıcı, anlamlandırmakta kesinlikle zorlanmaycağınız ve konu olarak ilginç de bir kitap. Calvino ile böyle sempatik bir tanışma yaşayınca dedim ki ''Ben, bu yazarın en az 3-4 eserini daha okumalıyım. Çok beğendim.''

Calvino ilk yarıda beni zorlamadı. Aksine ne kadar kendimi Ay'da yürüyor gibi hissetsem de yap-boz misali geldi bu kitap. Sabırla, elime yap-boz parçaları gibi tutuşturduğu kelimeleri alıp, onları birleştireceğim ya da birleştimeyi umduğum zaman gelicek mi diye ilerledim. Kitapta altını çizdiğim çok fazla yer var. Alıntı paylaşmak çok yaptığım bir şey değil. Ama paylaşmaya kalksaydım, çok verimli bir kitaptı. Okuması zor bir eser olduğu için o altı çizili satırlara ancak dinç bir zihinle ulaşmak mümkündü. Bu yüzden 93 günde dura dinlene, sindire sindire okudum. Tabi kitap bittiğinde dahi vaaoov denecek satırlar beni bekliyormuş, tahmin etmedim. Kitap, bitince kendinize dondurma ısmarlamanız gereken bir kitap. Gidin doğru düzgün pastaneden alın, yürüyün az da bacaklarınız açılsın. Bu yangını ancak dondurma soğutur çünkü. Düşünürken başınızın fırına döndüğü çok olmuştur. O yüzden ''Beynim yandı.'' ifadesi vardır. :) Bu kitabı okurken, sık sık gökyüzüne baktım. Şehrin ışıklarının taarruz ettiği gökyüzüne, geceleri.. Belki bir yıldız görürüm dedim. Göremedim..

***
Calvino'nun kaleminde yer yer insana tebessüm ettiren bir yan var. Betimleme yaparken alıp başını gitmiyor. Eğlenceli, insanı allak bullak eden de bir yanı var. Tabi bu yorulmadan önce düşündüklerimdi.

Calvino, bu kitabıyla, edebiyat dünyasına GÖVDE GÖSTERİSİ yapmış, adeta meydan okumuştur. Kitaptaki 2 karakter, kitapçıdan bir kitap alırlar. İlk bölümden sonrası yoktur. Tekrardır. Bu, bu şekilde alınan her kitapta devam eder. Yarım kalan her roman, en heyecanlı yerinde kesilmiş ve okuyucuyu meraka düşürecek niteliktedir. Tam 10 kitap, 10 ilk bölüm içinde, ana bir romanın da bunların dışında şekillendiği bir kitap Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu Yazar diyor ki: ''10 tane roman yazarım. 10'unu da aynı anda yazarım. 10'unu da sağlam bir temele oturturum. 10'unda da öyle farklı karakterler ve isimler bulurum ki şaşakalırsınız.'' Bence puro falan da içiyor olabilir. Dumanlarını insanın yüzüne yüzüne keyifle üfleyip, gülümseyecek bir adam gibi geldi bana. :)

Bu türde bir kitabı bana 2 sene önce verseler okumazdım. Zihnin en azından sabretmeye hazır olması gerekiyor. Her zaman söylüyorum, çok farklı özelliklere sahip insanlarız. Bu tür bir kitap daha ziyade entelektüel okumalar yapanlara hitap ediyor diye de; bu, o kişilerin üstün özelliklerine işaret etmiyor. Aksine, yine hitap konusu bu. Şahsen ben böyle bir eser karşısında klasikçi bir yaklaşım benimseyenlerdenim. Post modernciler yerine Dostoyevski, Victor Hugo ve diğerleri bana daha çok hitap ediyor.

***
Gelelim ikinci görüşüme, kitap sy. 167'de başlayan 8. bölümün bir kısmından sonra artık tadını kaçırdı. Bence burdan itibaren zorlama bir şekle girmiş. 10 kısa roman var bu kitapta demek daha çekici gelmiş olmalı. Lakin okuyucu için 7. bölümden sonra yürünen yol, yol değil, çıkılan bir yokuş olmuş. Hele ki; ana romanın kendisi de son 4 yarım roman da iyice insanı sıkan, saçma sapan bir yere ulaşmış ki, artık okuyucunun yıldığı yerdir, bıktığı yerdir, vazgeçmek istediği demdir.

Kitabın sonuna geldiğimde ise... Şaşırdım itiraf ediyorum. Sürprizbozan geliyor: 10 hikayenin ismi birleşip, anlamlı bir cümle oluyor'u okumuştum ama bana yine de anlamlı gelmemişti. Meğer cümle 10'u ile bitmiyormuş. Calvinoooo. Seni seni. Ne oyuncu adamsın yahu. :)

Bir Kış Gecesi eğer bir yolcu; Malbork kasabasının dışında, sarp yamaçtan sarkarken, rüzgardan ve baş dönmesinden korkmadan gölgelerin yoğunlaştığı aşağıya bakarak birbirine bağlanan çizgilerin ağında, birbiriyle kesişen çizgiler ağında ay ışığıyla aydınlanan yapraklardan halının üstünde, boş bir mezarın çevresinde ''Oracıkta sonunu bekleyen öykü hangisi?'' diye, öyküyü dinleme sabırsızlığı içinde sorarsa.

İşte bütün mevzu buydu okuyucular. Ama mevzu neydi hala net bir cevap veremiyorum.
Kitap hakkında oldukça güzel ve doyurucu incelemeler okudum sitede.Özellikle okuma gurubumuzdaki bir kaç arkadaşımın incelemeleri tek kelimeyle muhteşemdi.
İfade edilmiş konuları yineleyip tekrara düşmemek bakımından kitabın içeriğine yönelik detaylara girmemeye çalışacağım.Daha çok anlatım biçimine yönelik fikirlerimi paylaşmayı amaçlıyorum.Diğer inceleme yapan bir çok arkadaşımın değindiği ikinci kişi üzerinden anlatım konusunu biraz daha irdelemek kitabın değerini daha doğru ifade edebilmek açısından çok değerli bana göre...


Anlatıma dayalı edebi türledeki iki ana unsur, bakış açısı ve anlatıcıdır.Bakış açısı yazarın okuyucuyu sürüklemek istediği noktayı işaret ederken,anlatıcı da bu yolda, yazarın sözü nihai noktaya teslim etmek için ihtiyaç duyduğu varlıktır.
Her anlatı mutlaka bir anlatıcıya sahip olmak zorundadır.Bu anlatıcı çoğunlukla yazarla karıştırılsa da tamamen kurgusal dünyaya ait bir varlıktır.Okuyucu,yazar ve eser arasındaki çimentodur demek çok yanlış olmaz kanaatimce.Bu yönüyle gerçek ve görünür bir yapıdadır...Bu görünürlük yazarın tercihine göre değişkenlik gösterebilmektedir.Bazı anlatıcılar sürekli göz önünde ,çoğu zaman merkezde olabiliyorken,bazı anlatıcılar da kendilerini görünmez kılıp sadece hissettirmeyi tercih ederler.Ancak bütün anlatıcılar için mutlak olan tek şey, yazarın bakış açısını taşımalarıdır.Neticede başta hikaye ve roman olmak üzere ,bütün anlatmaya dayalı kurgusal metinlerde olay,bakış açısı ve onu aktaran bir anlatıcı olmak zorundadır.
Roman ve hikaye üzerine yapılmış olan teorik çalışmalar sonucunda kabul görmüş anlatıcı biçimleri vardır.Türk ve Dünya edebiyatı örneklerine bakarsak genelde iki çeşit anlatıcıdan söz edilir.Bunlar;kahramanın bakış açısı ile aktarım yapılan birinci kisi(ben,biz) ve daha çok,hakim,dikte eden,tanrısal bir bakışaçısı ile aktarım yapılan üçüncü kişi(o) olduğunu görürüz.Yine gözlemci ve çoklu bakış açıları olan anlatıcı türleri de görülebilmektedir

.
Türk edebiyatında sık raslanmayan ,Dünya edebiyatında görece daha sık görülebilen ikinci kişi anlatıcısı metodu var birde.Bu metod ile anlatıcı sürekli sen/siz zamirleri ile okuyucunun kendi bakış açısıyla metni aktarmayı/algılamasını sağlamayı amaçlar.
Birinci ve üçüncü kişiler duygu ve düşünceleri bilebildiği için olayı çok rahatlıkla yorumlayıp aktarabilirler.Ancak ikinci kişi duygu ve düşünceleri bilemez.Sadece gözlem ve sezgilerden hareketle olayı aktarmaya çalışır.Bu durum anlatımı oldukça kısıtlar ve zorlaştırır.Türk ve Dünya edebiyatında ikinci kişi anlatıcısının nadir görülmesinin en önemli nedeni budur.
Dolayısıyla bu metodla metin kaleme alan yazar sayısı oldukça az.Araştırıp tam olarak net bir sayı bulamasam da Türk edebiyatında yirmi, Dünya edebiyatında ikiyüzü geçtiğini pek sanmıyorum.


Calvino Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu isimli eserini ikinci kişi üzerinden aktarmış olması nedeni ile ,şekil itibariyle tüm eserlerden ayrı bir yerde durduğunu söylersek, sanırım diğer türlerdeki bütün eserlere haksızlık etmiş olmayız.Neticede bu metod ile metin kaleme almak derin bir edebi birikim ve olağan üstü kurgusal bir yateneğe sahip olma gerekliliğini ortaya çıkarıyor.Bu bakımdan Calvino 20.yüzyıl edebiyatçıları arasında özel bir yerde durmakla birlikte ,tüm edebiyat tarihinde de ayrı bir başlığın altında listelenmesi gereken bir yazar.Bu eseri de okuma merakı ve bu yolda verilecek mücadelenin değerini vurgulamaya çalışması bakımından çok özel,önemli ve çok kıymetli...
Mutlaka okuyun,okutun.
Bu incelemede kitabın içeriğiyle ilgili önemli noktalar olabilir!

Eğer kitabı okumayı düşünüyorsanız ve etkilenmeyeceğinize inanıyorsanız okumaya devam edin.
Ya da yine okumayı düşünüyor ve etkilenmenize rağmen kitabı okuyacağınız süreye kadar hafızanızdan atabileceğinize inanıyorsanız yine devam edin.
Ya da sadece bu incelemeyi ben yaptığım için okumak istiyorsanız yine okumaya devam edin.
Ya da bu müthiş kitabı hiç okumayın ve aşağıda bahsedeceğim şeylerin çok daha detaylısını tatma zevkinden kendinizi mahrum bırakın.
Ya da bu kitabı okuyun ve sonrasında keyifle üzerine konuşalım.

Hala incelemeyi okumayı sürdüryorsanız başka bir ihtimal sizi cezbetmiş olabilir.
Ya da sadece merak ediyorsunuz.
Ya da sadece okumak istiyorsunuz.
O halde tercih sizin...

Bir kış gecesi eğer bir yolcu; Malbork kasabasının dışında, sarp yamaçtan sarkarken, rüzgardan ve baş dönmesinden korkmadan gölgenin yoğunlaştığı aşağıya bakarak birbirine bağlanan çizgilerin ağında, birbiriyle kesişen çizgiler ağında ay ışığında aydınlanan yapraklardan halının üstünde, boş bir mezarın çevresinde "Oracıkta somunu bekleyen öykü hangisi?"

Yukarıdaki başlangıç bu kitabın başlangıcı değil. Bu cümleler kitabın içindeki öykü başlıklarının birleşimini oluşturuyor ve gayet anlamlı bir roman başlangıcı değil mi?

Başlangıç demişken kitabın "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" adlı ilk hikayesinden önce sizi müthiş karşılayan bir Calvino var. Seçerek yaptığım alıntıları okuduğunuzda eminim siz de sorarsınız kendinize nasıl bir kitap bu? ( #18459454 , #18459903 , #18461065 ,
#18463098 )

Henüz kitaba başlamadan aldığım müthiş bir gazla kitaba hemen devam edip hunharca sayfalara daldığımı düşünüyorsunuz değil mi? Hayır. Önce bu farklılığın keyfini çıkardım, ilk kez karşılaştığım bir hazırlıktı bu; hem de yazar tarafından! Bu özgüven, bu cümleler, bu daha girişte bile insanı cezbeden anlatım nereden geliyordu? Nasıl bir kitap böyle bir giriş barındıyordur? Ne amaçla?...

Bu bana Zweig'ın satranç kitabına, bir kitaba ulaşan ve onun ne kitabını olduğunu hemen öğrenmesini bastırarak onu elde etmenin vermiş olduğu hazzı yaşamak isteyen Dr. B'yi anımsattı.

Calvino daha girişte bu etkiyle sizi öyle konsantre bir şekilde kitaba başlatıyor ki resmen her kelimeyi yutmak istiyorsunuz. Yazar dikkatinizi çekti, sizi uyardı, gerçekten uyardı, hatta sigara içtiğinizi bilip küllüğünüze kadar uyardı. Bu girift ve katmanlı romanın okunmasını sağlamak için bunu yapmak zorundaydı. Nitekim ilk öyküsüyle de karanlık bir giriş yaparak konsantrasyonunuzu iyice tavana çıkardı ancak hikaye asıl şimdi başlıyordu.

Gayet normal bir romanın akıl dolu cümleleri arasında ilerlerken Calvino romanın karakteri olarak 'sen'i kullanıyor ve artık kitaba okurun gözünden devam ediliyor. Bu okurun cinsiyeti erkek.

Malbork Kasabasının Dışında'da artık bir de bayan okur var. Ancak erkek okur bundan habersiz. O sadece yarıda kalan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'nun devamının okunması ve bayan okurun cazibesine kapılmasında. Bununla başlayan serüvende Calvino bir ara aynayı bayan okura çeviriyor. Çok küçük bir bölüm de olsa bu kez bayan okurun gözünden ve hatta ikisinin ve tabiki yazarla birlikte üçünün gözünden ilerleyen bir roman haline geliyor.

Erkek okur bu serüvende kitapta on farklı öyküde on farklı karakterde karşımızda. Ancak bu karakterler arasında benzerlikler, öykülerde zihinsel geçişler söz konusu. Bunlar o kadar ince ince ve özenle yerleştirilmiş ki karşınıza çıktığında enteresan bir gülümseme oluşuyor yüzünüzde. Bazen kızıyorsunuz, bazen yok artık diyorsunuz. Kitabı fırlatıp atasınız geliyor. Ancak tahminimce de yazar bu kısımlar okunurken size kıs kıs gülüyor :)

Varysayımlar, kurgu ve zekanın müthiş birleşimi. Sadece ortada bir roman yok, on hikayelik bir kitap da; yazmanın, yazarın, okurun önemi var.

Eğer iyi bir yazar olmak istiyorsam bu kitabı mutlaka okurdum.
Daha iyi bir okur olmak istiyorsam da.

Calvino'nun yeri geldiğinde delirten, yoran (ama gerçekten yoran), ciddi konsantrasyon isteyen (girişte yazar bunu sizden bizzat istedi) bu kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.

Herkese keyifli okumalar...
Baştan diyorum, kitaptan alıntılar yapacağım.



Samimi bir dille yazılmış olan bu kitap , girişinden beni etkiledi hatta kitabı mıncıklama, sarılma, ısırma ihtiyacı hissettirdi bende:D Çünkü öyle bir başladı ki , sanki yazarla karşılıklı sohbet halindeymişim gibi hissettim. Buyrun girişi:
" Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte seslen ötekilere:" Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum!" Sesini yükseltmezsen duymazlar seni. "Kitap okuyorum. Rahatsız edilmek istemiyorum!" O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle, bağır hatta: "Ben, Italo Calvino'nun yeni romanını okumaya başlıyorum!" Bunu söylemek istemiyorsan, seni huzur içinde bırakmalarını umut edelim."

Daha şu cümlelerden bir sürü var. Yemelik değil mi?:)
Devamında romana başlıyoruz. Samimiyet bitiyor mu ? Hayır. Bazıları için kitap karışık gelebilir. Ama benim sevebileceğim yapıda. Betimlemeler efsane. Üzerine; " okur burada şöyle olacağını düşünüyor olabilirsin ancak aslında şöyle. " anlamında cümleler varken ve mizahi yönü kuvvetli iken bu eseri beğenmemek olanaksız.
Mübalağa had safhada. Konu olarak ise gerçekten karışık. Ancak özünde anlatılmak istenen; romanlar , yazılışları ve okunuşları.
Birden çok roman var bu kitapta ve en son pes dedim aralarındaki bağa. Biraz abartıyorum kitabı ama zaten abartılı bir eser:) Ama sonunda ...Arkadaşım neden Kadın Okur ve Erkek Okur evlenir. Zorunda mıydılar?(evlenmek istemeyen semanın tepkisi:D:) Neyse ben BAYILDIM. Tavsiye eder beğenmenizi umarım.
İtalo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanının incelemesini okumaya başlamak üzeresin.

Öncesinde spot ışıklarımızı bu kitaba yoğunlaştıran Esther. Sema ya teşekkür edelim. Kendisinin incelemesi üzerine kitabı okumaya karar vermiştim. Ama gecikti.

İtalo Calvino'yu tanımak için bekletirken kendimi, Pelin Batu'nun kütüphanesini tanıtan bir videoya denk geldim. Halbuki ben onun şehla gözleriyle ilgileniyordum. Kütüphane de nereden çıktı! Orjinal dillerinde yazılan kitapları görünce de benim normal ela gözler şaşkınlıktan açıldı. Hepsini de aslından okuyormuş. İnsanlar kaç dil biliyor, bir de sana bak diye kendime kızarken, en sevdiği yazarlardan bir tanesinin İtalo Calvino olduğunu söyledi.

Artık zamanının geldiğini düşünerek başladım Calvino'ya. Ben mi başladım Calvino mu orası karışık. Çünkü o ne samimi bir başlangıçtı. ONEO reklamlarındaki gibi o ne özgüvendi o! "İşte artık kitabın ilk sayfalarına gömülmeye hazırsın. Yazarın benzersiz tarzıyla buluşmak için ilk adımını atıyorsun." gibi bir cümle durumu açıklıyordur heralde.

Daha önce hiçbir kitapta böyle bir başlangıç görmedim. Siz de görmemişsinizdir. Efsane bir başlangıcı vardı kitabın.

Girişi yaptıktan sonra aslında bunun tek bir kitap olmadığını kitap içinde kitap olduğunu hatta kitaplar olduğunu göreceksiniz. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu gibi enteresan isimleri olan ve hep yarım kalmış hikayeler ve hikayeler hep birbiriyle bağlantılı. Aralarındaki bağı kurmak bir oyun gibi. Yazar bizimle kitap boyunca oyun oynuyor, yarıda kalmışlığı siz tamamlayın dercesine.

Her öyküyü sanki farklı bir yazar yazmış gibi tarzları birbirinden tamamen farklı. Postmodern olarak yazılmış bir kitap zaten. Metinlerarası geçişler söz konusu kendi hikayeleri arasında. Başlangıçta anlaması zor bir kitap. O yüzden Calvino uyarmıştı: "Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte yanda mutlaka çalışmakta olan bir televizyon vardır. Hemen seslen ötekilere: "Hayır, televizyon seyretmek istemiyorum!" Sesini yükseltmezsen duymazlar seni. "Kitap okuyorum, rahatsız edilmek istemiyorum!" O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle, bağır hatta: "Ben İtalo Calvino'nun yeni romanını okumaya başlıyorum!" Bunu söylemek istemiyorsan, seni huzur içinde bırakmalarını umut edelim."

Sanki bizim evlerimizi gözetliyormuş da yazmış gibi değil mi?

Ben de Calvino'nun tavsiyesine uyarak yan tarafta yüksek sesle Hint dizisi seyreden babaannemi uyardım. Fayda etmedi tabi. Huzur içinde de bırakmadı. Ben de daha çok geceleri okudum. Geceler hayırlı, geceler sessiz, geceler huzurlu.

Nev'i şahsına münhasır bir roman okumak isterseniz istikametiniz "İtalo Calvino", adresiniz "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" olsun.
Beynim kazan ben kepçe gidiyorum gündüz gece sayfa sayfa okuyorum okuduğumu akşamına unutuyorum haybeden kaybedenler güruhunda yol alıyorum ne kadar sıkıcı ne kadar felsefik anlam veremediğim helezonlar yaşıyorum ben yandım sizler yanmayın diyorum :((
Italo Calvino’nun romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun incelemesini okumak üzeresin. Rahatla, Dikkatini okuduğun yazıya iyice bir ver. Diğer tüm düşünceleri at kafandan. Bırak çevrendeki dünya kararıp gitsin. En iyisi kapıları kilitle; yan odada siyasetten, davalardan bahseden TV’nin sesini duymak zorunda kalırsın yoksa.
Büyük bir heyecan ile kitabı elime alıp pencere kenarındaki koltuğuma iyice yayılmış bir haldeyim. Bir tarafımda kahve varken kitabın ilk satırlarını okurken heyecanlanıyorum. Kitap gerçekten bana bir şeyler katacak diye heyecanlanıyorum. Hızlı hızlı okumaya devam ederken bir saniye diyorum, bir saniye...
Her bir satırda yazar beni anlatıyor, nasıl ya????
Oturduğum koltuktaki yayılma şeklimden tut kitabı nasıl aldığıma kadar her konuda okur olan benden bahsediyor!
Biraz heyecanla beraber biraz da sinirleniyorum.Yazar beni nasıl bilebilir!!
Sonralarında devam ediyorum, hala benden bahsediyor ve beni okur olarak değil de kitabın ana karakteri olarak görüyor. Burada biraz gurur yapıyorum ve kitabı okumaya devam ediyorum.
İlk hikayeyi okuyorum ve seviyorum sonra bir şey oluyor aniden. Pat diye yazar kapıları yüzüme kapatıyor ve ben hikayenin sonuna ulaşamıyorum. Sonra bir diğer hikaye başlıyor ve yine ben yarım kalıyorum. Her hikayede yazar benden bir parça koparıyor sanki ve ben her hikayede eksiliyorum. Sinirlenmeye başlıyorum kitaba.
Palyaço şiirindeki denildiği gibi
"ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim"
Her neyse diyerek okumaya devam ediyorum ve günler sonra okumam bitip son sayfayı da kapatırken içimden şu sözleri tekrarlıyorum,What the fuck??
Binbir Gece masallarını birinin size anlattığını düşünün ama burada her masal bitmeden bitiyor sizin için. İşte Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu size bu tadı veriyor. Kitap bittiği anda benim gibi;Nasıl bitti ya bu kitap, Böyle bir sonu mu olmalıydı diyecek ve kendinizi derin bir boşlukta bulacaksınız.
Son sözüm ise kitabın 181. sayfasındaki kısımdır. Aman aman değil ama hoşlanıyor...
188. sayfa çok sıkıntılı bir kısım ve okuyan kişiler ile tartışmak isterim.
Okunabilecek türden ve ilginç bir kitap ama ben birisinin, beni, bana anlatmasını sevmem bu yüzden puan kırdım.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Geleneksel anlatımdan çok uzak olan ‘Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’ benim için bitmesini çok istediğim bir kitap oldu.
Yarım kalmış farklı öykülerle sanki anlamlar birbirine bağlanmak istenmiş. Yazar sanki kurgusuyla kendi kitabını irdeliyor. Erkek okur ve Kadın okur olarak seslendiği karakterle, okur ve metin arasında bir çeşit ilişki kurmuş. Kitabın sonunda da evlenmişler( sanırım kimilerine göre mutlu son??) Ya da yarım kalmış bi roman mı??
Belki daha önce böyle bir kitap okumadığımdandır; çok yorucu oldu bu kitabı okumak son sayfaya geldiğimde ohh be dedim.
Gerçekten yoğun bir karmaşa hakimdi kitapta; insanı yoruyor.
“Okumaktan yorulmadın mı?” (Syf: 249)
diye sesleniyor Ludmilla ki; işte o an ben de yüksek sesle -Hem de çokkkkk yoruldum, diye seslendim...
Kitapla Kalın
Hayatımdaki ve zihnimdeki karmaşadan biraz olsun uzaklaşabilmek için kitap okuyanlardanım ben ve bu demek oluyor ki kitaplığımda kaosa yer yok. Sayfaları çevirirken kulağıma dalga sesleri gelmeli, huzur dolmalıyım diye düşünüyorum.
Pekiiii bu kitap nasıl? Bu kitap post-modern edebiyatın örneklerinden. Konusuna en genel haliyle yazarın ve okurun kişiliklerinin incelenmesi, karakterleri üzerine felsefi sorgulama yapılması diyebiliriz.Ama gelin görün ki konudan konuya, karakterden karaktere, olaydan olaya atlıyoruz hep beraber. Yoruluyoruz. Bir yerde hata yaptığımızı düşünüp birkaç sayfa geri gitmek zorunda kalıyoruz bağlantı bulamayıp. Okuma stilimiz 2 ileri 1 geri halini almak zorunda kalıyor. Anlamak çözmeye yetmiyor ve alışmak sevmekten daha zor geliyor :) Okumayın diyemem, bu kadar seveni olan bir kitap için kötü de asla diyemem. Bugünkü ruh halimde eminim ki hiç benim tarzım değil ileride belki sakin kafayla tekrar okunmalıdır.
Bir gencin baskı hatası nedeniyle bölümleri karışmış, daha doğrusu içine başka kitaplardan bölümler karışmış bir kitabı okuma deneyimiyle başlayan hikaye, kitabın orjinal metninin peşine düşülmesiyle ve bu süreçte keşfedilecek 8-10 farklı romanın, bu romanlardan pasajların eşliğinde devam ediyor.

En azından ben böyle anladım diyeyim :) Yazarın üslubuna herhangi bir eleştirim yok, fakat hikayenin içine giremedim. Pek benlik bir kitap değilmiş.

Hani kimi insan kısa romanları daha bir tercih eder, kimi de konular ve yazar sağlam olduktan sonra varsın uzun olsun, hatta mümkünse uzun olsun der ya, --garip bir yerden girdim kabul, bakalım toparlayabilecek miyim-- ben bunlardan ikinci gruba girerim çünkü daha verimli bulurum. Şöyle ki; kitap kısa da olsa, uzun da olsa, başlangıçtaki o “kitapla tanışma” evresi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Kitap uzun olursa, tanışma sonrasında salt keyiften oluşan daha uzun bir okuma deneyimi seni bekler. İşte bu açıdan bakınca, Calvino’nun bu romanında kitap ilerliyor ama ben hep yeni bir kitaba başlıyormuşum gibi hissettim. Gerçekte de kurgu o şekilde zaten, kitaba hiç alışamıyorsunuz, hep yeni bir kitap, yeni başlangıçlar karşılıyor sizi ("Groundhog Day" diye bir film vardı, kasaba sakinleri hep aynı güne uyanıyorlardı, aklıma o geldi, onun gibi bir şeyden bahsediyorum). Dolayısıyla bana uğraş dolu geldi, olan biteni kavramakta/yakalamakta zorlandım. Karışık gibi oldu ama umarım anlatabildim.

Uzun lafın kısası, Calvino güzel, deneyselliğe de bayılırım, ama bu denemeyi pek tutmadım.
Onsuz yapamayacağınız bir şeyi bir kenara bırakmayı bir kere başardığında, bir başka şey olmadan da yapabildiğini, sonra bir başka şeyden de sıyrılabildiğini göreceksin.
"Evet, çevrede kitaplar olmasından hoşlanıyorum. Bu nedenle, Ludmilla'nın evinde kendimi iyi hissediyorum. Sana da öyle gelmiyor mu?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
249
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750813818
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Italo Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin" cümlesiyle başlayan, Calvino'nun yazarlık dehasını konuşturduğu, Calvino'nun Calvino'yu okuduğu, okurluk ve yazarlık üzerine bir başyapıt olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ilk kez özgün dilinden yapılan çevirisiyle Türkçede...
(Tanıtım Bülteninden)
 

Kitabı okuyanlar 251 okur

  • HOMO FABER...
  • vurkan i
  • martineden
  • Serafina Pekkala
  • Ülkünur ÜNAL
  • Ezgi
  • Yasemin A.
  • Can Aldoğan
  • Rubeysa Şengün
  • cnzs

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.1
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%30.5
25-34 Yaş
%37.9
35-44 Yaş
%17.9
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.9
Erkek
%51.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.7 (20)
9
%19.6 (21)
8
%22.4 (24)
7
%11.2 (12)
6
%8.4 (9)
5
%10.3 (11)
4
%3.7 (4)
3
%0
2
%4.7 (5)
1
%0.9 (1)

Kitabın sıralamaları