Kitap
Swann'ların Tarafı

Swann'ların Tarafı

Kayıp Zamanın İzinde Serisi 1. Kitap

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.9
779 Kişi
2.127
Okunma
828
Beğeni
39bin
Gösterim
400 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 11 sa. 20 dk.
Adı
Swann'ların Tarafı (Kayıp Zamanın İzinde Serisi 1. Kitap)
Basım
Türkçe · Türkiye · Yapı Kredi Yayınları · Ocak 2021 · Karton kapak · 9789753639104
Orijinal adı
Du côté de chez Swann, (À la recherche du temps perdu #1)
Diğer baskılar
"... tıpkı Japonların, suyla dolu porselen bir kaseye akıttıkları silikkağıt parçalarının, suya girer girmez şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut, şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M. Swann'ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne nehrinin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı," Combray'de günbatımı, alışkanlık, iyi geceler öpücüğü, Françoise, ıhlamura batırılan madlen, Léonie Hala, kilise, Adolphe Amca, pembeli kadın, bahçede kitap okuma, akdikenler, mehtapta gezinti, sonbahar yanlızlığı, arzunun doğuşu, Balbec, zambak kokan oda, Verdurin'ler ve müritleri, Swann'la Odette'in karşılaşması, Vinteuil'ün sonatı, Swann'ın aşkı, kasımpatları. kıskançlık, yalan, bekleyiş, müziğin dili, Champs-Elysées'de karlı günler, Gilberte, hayal kırıklığı, umut... Ihlamura batırılan bir madlenle yeniden yakalanan, belleğin yaratıcı gücüyle yeniden canlandırılan bir geçmiş...
5 mağazanın 8 ürününün ortalama fiyatı: ₺25,15
8.9
10 üzerinden
779 Puan · 147 İnceleme
Elif Osmanoğlu
Swann'ların Tarafı'ı inceledi.
404 syf.
·
10/10 puan
Kollektif Bellek ve Zaman’da bellek olmasaydı ve geçmişi hatırlayamasaydık zamanın içinde bulunduğumuzun ve bu süreç içinde bir yerden başka bir yere taşındığımızın bilincine varabilmemiz mümkün olmazdı, der (bkz: Maurice Halbwachs). Fakat neleri, ne kadar ve nasıl hatırlayabildiğimizi açıklayabilmek zordur. (bkz: Kayıp Zamanın İzinde) yürürken Marcel Proust’un başardığı en önemli şey belki de budur. Belleğin bunca ayrıntıyı saklayabildiğine okuyucuyu inandırabilmek… Swann’ların Tarafı –bu serinin ilk kitabı- üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde kahraman anlatıcı çocukluğunu geçirdiği, Fransa’nın sayfiye yeri olan, Combray anılarını anlatır. Anne, baba, büyükanne, dede, halalar ve ziyaretçilerle oldukça zengin bir şahıs kadrosunun en ince ayrıntısına kadar çizilen portreleri, tahlil edilen karakterleri; ister istemez insana bunca şeyi çağırabilen belleğin gücünün inanılmazlığını düşündürür. Kahramanın anne bağımlılığı bu bölümde en çok vurgulanan yönüdür. Baba ve oğul Swann’lardan bu bölümde pek bahsedilmez. Onları ev halkının gözünden ve onların bakış açısıyla sunar kahramanımız, çünkü kendisi henüz çocuktur ve tek derdi, Swann geldiğinde erkenden yatağına gönderildiği için, annesiyle yeterince vakit geçirememek ve uyumadan önce vereceği öpücüklerden mahrum kalmaktır. Anne ve babanın çocuk üzerindeki tesiri oldukça çarpıcıdır bu bölümde fakat bu daha çok çocuktaki farklılığı, sıra dışı hassasiyet ve duyarlıkları çözmemizi sağlar. Bu bölüme damgasını vuran bir başka unsur da doğa betimlemeleridir. Doğanın kahramanın üzerindeki etkisi ve belleğine işlenişi abartılı gelebilir ama duyguları hep uçlarda yaşayan sıra dışı bir kahraman var karşınızda, unutmayın! İlk bölümde çözemediğim bir durum var ki o da sadece 85. Sayfada kahramanımızın anılarını anlatırken hitap ettiği kişinin kim olduğudur. Şöyle ki: “Combray’deki bahçede, kestane ağacının altından geçen, kendi hayatımın sıradan olaylarını özenle ayıklayıp yerine pınarların suladığı bir diyarın ortasında, garip maceralar ve özlemlerle dolu bir hayatı koyduğum o güzel pazar öğleden sonraları, hâlâ sizi düşündüğümde bana o hayatı hatırlatırsınız…” Her kimse bu muhatap sanki anılar ona yazılmış gibi ama bunu sadece burada görüyoruz. Serinin devamında ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Neyse geçelim ikinci bölüme, yani birinci cildin başkişisi olan M. Swann’ın hayatının ayrıntılarıyla anlatıldığı bölüme. O kadar ayrıntılı ki birinci bölümde çocukluk anılarını anlatan kahramanımız bu bölümde Swann’ın ve çevresindeki kişilerin aralarında geçen olaylardan tutun da, yalnızken düşündüklerine, en mahrem hislerine, rüyalarına hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri gerçeklere kadar her şeylerini anlatır bize. “Bütün bunları nereden bilecek canım, ilahî (hakim) anlatıcıdır o, postmodern romanda olur böyle şeyler!” Diyebilirsiniz. Fakat sayfa 185’ten sonra 277’ye kadar unuttuğumuz kahraman anlatıcı birdenbire şöyle karşımıza çıkar mesela: “Çünkü Swann bu sayede, sancılı bir ateş içinde yaşıyordu; aynı duygu Odette’i Verdurin’lerde bulamayıp bütün gece aradığında da aşkını su yüzüne çıkarmaya yetmişti. Üstelik Swann, benim çocukluğumda Combary’de yaşadığım, akşam olduğunda tekrar doğacak olan ıstırapların unutulduğu mutlu gündüz vakitlerinden yoksundu.” Kitabın en uzun bölümü olan (179 sayfa) ikinci bölümde Swann’ın aşkı üzerinden hem müthiş bir karakter tahlili yapılırken hem de Paris yaşamı ve insanları anlatılır. Bu kadar geniş bir çerçeveyi anlatmak için farklı anlatıcıların kullanılması gerekir tabii ki ama bunca sayfada sadece “beş” kez birinci tekil şahıs kullanan kahramanımızdan ben koptum açıkçası ve araya hiç girmeseydi keşke, dedim. Üçüncü ve en kısa bölümde zaten geri döner kahraman anlatıcımız ve Swann’ın onun için öneminin sebebini anlarız. Artık o kadarını da söylemeyeyim. Bu incelemeyi, kitabı okumuş olanların okuyacağını farz ederek yazdım. Fazla uzatmamak için de örnekleri kısmak zorundaydım, bu sebeple meramımı anlatabildim mi emin değilim. Kitaptan yaptığım alıntıların çokluğuna bakarsanız –ki altını çizdiğim daha birçok yer var- beni ne kadar etkilediğini anlarsınız zaten. Proust, herhangi bir istence bağlı olmadan bazı anıları hatırladığında “kendini vasat, sıradan ve ölümlü hissetmediğini” söyler. (Swann’ların tarafı 50-51) ben de onu okuduğumda kendimi vasat, sıradan ve ölümlü olmaktan kurtulmuş hissettim.
Swann'ların Tarafı
8.9/10
· 2.127 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
21
Oğuz Aktürk
Swann'ların Tarafı'ı inceledi.
430 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Kayıp Zamanın İzinde'de Kaybolmak
YouTube kitap kanalımda Marcel Proust'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtube.com/watch?v=n5e0iz7fVms... Bu incelemeyi Marcel Proust ismini daha önce hiç duymamış olanlar ya da kitaplarını okumak isteyip de okumaya çekinenler için yazıyorum. O yüzden ya bu incelemeyi hiç okuma ya da sonuna kadar oku bence. Empresyonizm, Gotik mimari, etnobotanik, Botticelli, Sistina Şapeli ve Tsippora freski, İlkbahar tablosundaki kadınlar, Liszt, Güllerin Valsi, monokl ve kikloplar arasındaki göz ilişkisi, Dante, Giotto, Floransa, Paris, Combray... Bu inceleme bütün bunların Proust dilinden Türkçe haline çevirisidir. Swann'ların Tarafı romanı Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin adımını attığı ilk romandır. 19. yüzyılda Fransa'da empresyonist diye etiketlenen adamların bir fikri vardı. O güne kadar yapılagelmiş olan eserler genel olarak dış alemdeki varlıkların aynen göründükleri gibi tablolara aktarılması yönündeydi. Fakat buna bir dur demeliydi. Çünkü hayal gücü ve duygusal yönlendirmeler kayıptı. Resimde Monet, Renoir ve Cézanne, edebiyatta ise Rilke, Joyce ve Proust gibi adamlar dünyaya resmen gözlem yapmak için getirilmişler gibiydi. İzlenimler, Swann'ların Tarafı romanında gözün kısımları olan kornea, göz bebeği, iris ve göz merceği, burunda koku alabilmeyi sağlayan mukoza, kokuyu eriten olfaktör ve respiratuar, ağızda tat alabilmeyi sağlayan tat tomurcukları ve reseptör hücreler gibi fiziksel katmanları delip geçerek insanın beyninde konumlanmış olan geçmiş zamanına misafirlik eder. Bergson ve Proust ev sahipleridir. Geçmiş zamanın tasarlanabilip diğer zamanlarla sürekli ve iç içe olmasını ortaya atmalarıyla izlenimlere ve geçmişe "Nerede kaldınız, biz de tasarlamak ve izlenimlemek için sizi bekliyorduk." derler. Swann'ların Tarafı'nda, izlenim ve gözlemlerin mimari cephelenmesi akıllara Gotik mimariyi getirir. Tanrı'nın havaya kaldırdığı parmağıymışcasına insanın önünde dikilen ve onu insan dışı proporsiyonlarıyla ezmeye çalışan mimari bir perspektif vardır. İnsan, roman içerisinde sevgiyi ve gerçekliği ararken Proust'un virgüllerinin kemerlendiği, cümlelerinin Gotik mimarideki binaların göğe doğru uzanma istekleri gibi uzadığı, altarlarda okurun kanının Tanrı'ya sunulduğu satırlar arasında bulur kendisini. Proust'un cümleleri Gotik mimarisi tarzındadır. Uzunluğuyla, haşmetleriyle ve özünde sosyete yozlaşmışlığıyla bunun etkileri çok net bir şekilde görülür. Biz düz insanlarızdır. Aldığımız kokular, tattığımız yiyecekler, gördüğümüz çiçekler, böcekler, dokunduğumuz insanlar hayatımız içerisinde genelgeçer bir sınır içerisinden ilerler. Swann'ların Tarafı'nda zaman ülkesinin sınır nöbetçisi Proust'tur. Bu sınır kapısını istediği zaman açar ya da kapatır. Sınırın diğer tarafına geçmeyi sağlayan çit kimi zaman bir çocuğun annesi tarafından çocuğa iyi bir gece dilenmesi arzusu kimi zaman uyku ve uyanıklık arasındaki muğlaklık kimi zaman Rönesans üslubundaki koroyerleri kimi zaman etnobotanik dalına hizmet eden peyzaj ve çiçek izlenimlerinden oluşur. Kimi zaman? Kimi zaman? İşte bu soru, zamanı "kim"leştirmeye doğru götürür bizi. Hayatımızın kadını/erkeği olacak insanın yüzünü kâh Sistina Şapeli'ndeki Yetro'nun kızı Tsippora freskinde Tanrısal ve nötr bakışlarda kâh Botticelli'nin İlkbahar tablosundaki kadınların kararsızlığıyla buluruz. Çünkü 5 duyu Proust'un elinde Swann ailesi, Odette ve anlatıcının ailesi arasında resimleri dinlemek, müzikleri tatmak, yiyecekleri daha tatmadan görmek, dokunduklarını işitmek ve koku aldıklarına dokunmak gibi sinestezik dallara ayrılır. 5 duyu Proust'un ağacı, dallar sinestezik izlenim araçları ve meyveler ise Kayıp Zamanın İzinde serisinde henüz okuduğum bu kitap -ve muhtemelen devam niteliğindeki diğer kitaplar-dır. Dante'nin "O bir zanaatkar değil, sanatçı. Adam olun!" dediği Giotto'nun kobalt ve çinit renklerindeki mavi dünyasını, benim de Proust'a "O sadece bir yazar değil, sanatçı!" dediğim ve yanakla göz arasına sıkıştırılan tek camlı gözlük olan monokl aracılığıyla geçmişlenmeye çalışırken Proust, geçmişte daha da geriye giderek mitolojik ve tek gözlü bir canavar olan Kiklop'un gözünden de geçmişinizi tasarlamayı size öğretebilir. Çünkü nihayetinde gördüğünüz ve izlenimlediğiniz dünya Swann'ın ve anlatıcının gözlerinin sıvılaşıp geçmişleşme reaksiyonu gibi okurunu da geçmişleştirir. Kitabı okurken kendinizi Güllerin Valsi dinlerken, Tsippora freskine bakarken, Rönesans'ın doğduğu Floransa'da bulurken, Paris'teki sosyeteyi hafiften eleştirirken buluyorsanız, doğru yerdesiniz. Proust'un kayıp zamanın izinde... Proust, Swann'ların Tarafı'nda dinlediğiniz müziklerin sizin geçmişinizde açtığı boşlukları kadınlarla kapatmaya çabalar. Zira, müzikler, piyano ve keman, akdikenler ya da bütün etnobotanik dalı gözeneklerinizin nefes almasını bir kadınla sağlatmaya çalışıyor olabilir. Çiçeklerin anlık olarak insanın gözlerinin önünde yeşermesi etkisiyle 1922'de ölen Proust'un 1947'de tedavi olarak kullanılmaya başlanan LSD deneyimlerini hatırlatıp "Acaba Proust bir de Kayıp Geleceğin İzinde yazar mıydı?" diye sorduran, Floransa yapı ustalarının fresk işçiliğindeki mimari yeteneklerini geçmişe aşk tutkalıyla yapıştıran, çiçeklerin toprağına, suyuna, güneşine bağlılığı gibi insanların da müziğine, geçmişine, kadınına bağlılığını izlenimcilik ve kesilmeyen bir gözlemle anlatan bir kitaptır Swann'ların Tarafı. Peki şu an tam olarak neredeyiz? Zamanın taşlarını elinde istediği gibi yöneten bir adam bütün insanların şimdiki zamanını tasarlamasına karşılık bir fikir getiriyorsa bence orada olmalıyız. Nerede? Tabii ki de Kayıp Zamanın İzinde.
Swann'ların Tarafı
8.9/10
· 2.127 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
24
341
Resul Bulama
Swann'ların Tarafı'ı inceledi.
404 syf.
·
19 günde
·
Puan vermedi
KAVRAMLAR – KELİMELER
Bir çocuğun anne özlemi etrafında hayatı izleyişinden nereye varabiliriz ki? Proust, Swann’ların tarafı veya Guarmantes tarafından bakarak bize ne söyleyebilir? Aslında anlatılan hikâyelerin hangi tarafta olduğunun bir önemi yok. İnsana, davranış biçimlerine, davranışın özündeki tutarsızlıklara dair bir sorgulama izleyeceğiz birlikte. Hangi taraftan okursak okuyalım kendi davranışlarımızın kökenine inmiş olacağız. Karşı tarafta olduğunuzu düşünerek rahatça okuyabileceğinizi söyleyemem. Şimdiye kadar çok büyük anlamlar yüklediğiniz tutumlarınızı irdeleyince rahatınız kaçabilir. Doğrudan size yönelmeden, bir edebi metin aracılığıyla size ayna tutulacağı için bir nebze rahat olabilirsiniz. Oğuz Atay’ın kelimelere bir anlamı olmadığını vurgulayarak yüklediği anlam gibi, kavramlar üzerinde düşünmemizi istiyor Proust. Kayıp Zamanın İzinde serisinin yazarının neden birçok yazara ilham verdiğini daha iyi anlıyorum şimdi. Proust, bizim sıradan gördüğümüz birçok detay üzerinde düşünmüş ve bunu tanımlamış. Ve bu tanımlamayı yaparken o kadar yalın bir anlatımla bunu bize aktarıyor ki, sanki daha önceden bunu biliyormuşuz gibi geliyor bize... Hikâyeyle birlikte ısrarla vurgulanan resim, müzik sanatı ve zevki hep ön planda olmaya devam edecek. Tanpınar gibi musiki eşliğinde hikâyenin devam ettiğine şahit olacağız. Tanpınar dediğimizde, Yahya Kemal ve Proust mutlaka aklımıza gelecektir. Proust dediğimizde de Bergson ve “zaman teorisi”. Bu açıdan değerlendirdiğimizde Tanpınar anlatımlarındaki müzikal akışın kaynağını da burada görmüş oluyoruz. Özellikle yazarın, eserin tüm aşamalarında ısrarla yer vermiş olduğu Vinteuil’ in sonatını incelemenin sonuna bırakarak Proust ile birlikte Kayıp zamanın izindeki yolculuğumuza devam ediyoruz. Şimdi yazarın hangi kavramlar üzerinde bizi düşünmeye davet ettiğine birlikte bakalım: - Alışkanlığın uyuşturucu etkisi, - Karşımızda acılar ve adaletsizliklerle karşılaştığımızda görmezden gelme, - Sosyal kişiliğimiz bize ait midir, yoksa başkalarının düşüncelerinin yarattığı bir şey midir? - Kişisel imaları saklama yeteneği, - Aşk yekpare bütün bir duygu mudur, yoksa diğer duyguların eşliğinde dönüşümler yaşar mı? - Geçmişi hatırlamak bizim elimizde midir, yoksa başka duyguların içinde tesadüfi olarak mı ortaya çıkar? - Gerçek hayatta kalbimizin geçirdiği değişimlerin yavaş yavaş geliştiği için bu değişim duygusunu fark edemeyişimiz, - Yazarlık ve büyük yetenek kavramlarının kabul süreçlerine kadar görmezden gelinişi, - Aşk ve fiziksel görünüm ilişkisinin sadece kadınlarla sınırlı olmadığı, erkeklerde üniformalı olanların daha çok tercih edilmesinin altındaki gerekçeler, - Kendi tutkularımızın yeteri kadar farkına varmamız mümkün müdür, yoksa dışardan bakıldığında mı görünebilir? - En içten insanların bile riyakârlıkla yoğrulmuş olduğu, birisiyle yüz yüze konuştuktan sonra o kişi sırtını döndüğü anda kendisiyle ilgili konuştuklarını bir kenara bırakışımız, - Bir insan âşık olmak için bazen ona sahip olamayacağımız hissinin ağır basması yeterliyken bazen de ona ulaşma hissinin ağır basmasının yeterli oluşu, - Gençlik ve yaşlılıkta aşkta beklentiler farklı mıdır? Gençlikte bir kadının kalbine sahip olmak yeterliyken, yaşlılıkta sırf âşık olma zevki ön plana çıkar mı? - Âşık olmak âşık olunan kişiyle mi ilgilidir, yoksa zamansal açıdan mı bir tesadüf müdür? Âşık olma zamanı geldiğinde o anda kime tesadüf ettiğinin bir önemi yok mudur? - Aynı şekilde zevklerimizin yöneldiği nesnelerin kendi içlerinde mutlak bir değeri var mıdır yoksa dönemsel ve sosyal sınıfla mı ilgilidir? - Çoğunlukla bir insanı doğru değerlendirmek için toplumdaki şöhretinin tam tersinin doğru olduğunu düşünebilir miyiz? - Bir âlim veya sanatçının entelektüel üstünlüğünü kabul ederken fikirlerinin üstünlüğü mü yoksa iyi kalpliliği mi daha çok dikkate alınır? - Aşk, minnet ve menfaat arasında hangi duygu daha baskın olarak öne çıkar? - Sevgili, metres ve hediyeleşmede sınırlar nerde başlar, nerde biter? - İki sevgiliden birinin aşırı derecede sevmesi, diğerini yeterince sevmekten alıkoyar mı? - Hazırlıksız yakalanan yalancılar uydurdukları hikâyeyi gerçeğe benzetmek için doğru ayrıntı eklerler mi? - Bir konuşmada yer alan ayrıntılara takılıp asıl aradığımız gerçeği gözden kaçırır mıyız? - Aşkla ölüm arasındaki benzerlik sadece bilinmeyen muğlaklığıyla mı ilgilidir? - Mutluluk sevdiklerimizin elinde olmaktan çıkınca bu bizi cesaretlendirir mi? - Yaşadığımız mutluluğu göremeyip kendimizi bedbaht mı sanıyoruz, yoksa bedbahtlığımızı göremediğimiz için mi mutluyuz? - Aşk ve kıskançlık dediğimiz duygular tek ve bölünmez bir bütün müdür, yoksa kesintisiz bolluğu nedeniyle bir bütünlük hissi mi uyandırır? Daha fazlası da vardı bu sorgulamaların, arkası kesilmeyen kavramlardaki boşlukların. Proust anlatımındaki çok yönlülük dolayısıyla bunların arasından en ilgimi çekenleri paylaşmak istedim. Kısaca yer vermeye çalıştığımız konular birkaç cümleyle geçiştirmenin ötesinde, okurların da sorgulamasına imkân tanıyan bir zenginlikteydi. Maddeler halinde yazılan incelemede kopukluklar olacağının farkındayım. Daha sonra okuyacaklara bir ışık tutması açısından metnin akıcılığı pahasına böyle bir yöntem tercih ettim. Yazarın özel hayatındaki çelişkilerinin ve kitabın içindeki yansımalarının farkında olarak ve bir kenarda tutarak kitabın edebi yönüne dikkat çekmek istedim. Bu kadar yoğun aforizmalardan sonra kitabın arka kapağındaki hem trajik, hem komik roman özelliklerine yapılan vurguya uygun olarak, ilgimi çeken benzetmeleri paylaşıyorum. Benzetmeler: - “Yüzmeyi yeni öğrenen, suya atlamak için etrafta fazla kimsenin olmadığı bir anı seçen yüzücü gibi, ani bir kararlılıkla.” - “İki dakika önce size kuşkuyla bakan, ama açıklamalarınızı dinledikten sonra vizenizi verip bavullarınızı açmadan geçmenize izin veren bir gümrük memuru edasıyla.” - “Karısının sapkınlığının kökenini kazıyamayan bir engizisyon yargıcının öfkesiyle.” - “Tıpkı sakarın teki ansızın gelip yaralı bir adamın tam ağrıyan yerine dokunmuş gibi.” - “Tıpkı uykusunu alamamış bir çocuk gibi, yorgunluktan ağlamak isterdi.” - “Bir hayvanın kafese ilk kapatıldığı saatlerdeki telaşını sergileyerek,” - “O zaman, önüne konulan şekilsiz bir sudan, akvaryumunda yaşadığı sürece günde yüz kere su zannederek cama çarpacak olan hafızasız ve beyinsiz bir balıktan farksızsın demektir.” Kayıp Zamanın İzinde serisi, Marcel Proust'un hayatının son 17 yılında yazdığı bir romandır. Seri, yedi ciltten oluşmaktadır: 1. Swann'ların Tarafı 2. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde 3. Guermantes Tarafı 4. Sodom ve Gomorra 5. Mahpus 6. Albertine Kayıp 7. Yakalanan Zaman Değerlendirmeye çalıştığımız bu serinin ilk cildinde Proust, çocukluk yıllarına ve çocuğun çevresine duyduğu hayranlığa vurgu yaparak serinin temellerini oluşturur. Yazarın çocukluğunda yaşadığı rahatsızlığın yaşamı üzerindeki etkilerini görebileceğimiz bu eserinde, aynı zamanda gözlem yeteneğinin de ne kadar derin olduğuna vurgu yapabilmek için kısa maddeler halinde bir çerçeve çizmeye çalıştık. İncelemenin başında yer verdiğimiz Vinteuil’ in sonatını anlatırken yazarımız şu ifadelere yer verir: Önce piyano tek başına, eşi tarafından terk edilmiş bir kuş gibi sızlandı; keman onu işitip, adeta yandaki ağaçtan cevap verdi. Sanki dünyanın başlangıcıydı, sanki henüz yeryüzünde, daha doğrusu, diğer her şeye kapalı, bir yaratıcının mantığı tarafından kurulmuş ve ikisinin ebediyen yalnız kalacakları bu dünyada, yani bu sonatta, ikisinden başka hiçbir varlık yoktu.(s.329) Bu kadar bahsettikten sonra sonatın linkini buraya iliştirelim. youtu.be/u-F98knpuRQ Son olarak da kitabın her bölümünde tekrarlarına yer verilerek eserin ritmine katkı sağlayan alıntıya… Kalbinizi de burada unutsaydınız keşke, onu iade etmezdim size.(s.209) Keyifli okumalar... Swann’ların Tarafı (Kayıp Zamanın İzinde Serisi 1. Kitap) Marcel Proust Çev: Roza Hakmen YKY 22. Baskı 400 Sf.
Swann'ların Tarafı
8.9/10
· 2.127 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
31
165
Turhan Yıldırım
Swann'ların Tarafı'ı inceledi.
430 syf.
·
13 günde
·
8/10 puan
Bazen şimdi ben ne okudum dediğiniz anlar olur. Bu kitap da tam anlamıyla öyle bir roman. Tam olarak ne iyi ne de kötü yorum yapabileceğim, son derece enteresan bir eser. Efendime söyleyeyim bilenler bilir, ben bu kitabı okurken bir yandan da Finnegan Uyanması 'nı okuyordum (Swann'ların Tarafını bitireli günler oldu ama onda bir arpa boyu yol dahi ilerleyemedim -epi topu 80 sayfa okudum) Bu kitabı okuma yolculuğunda, çektiğim azabı, ıstırabı gören James Joyce'un ruhu dayanamayarak mezarından kalkıp gelip içime girdi. Yani anlayacağınız bu incelemede yazılanlar yalan, dolan, dubaradır. Şimdiden bir sürçü lisan ettiysek affola (Bunu da Marcel Proust hayranları küfretmesin diye yazıyorum) Kitabımız üç bölümden oluşur. İlk bölümde güzelimiz, canımız ciğerimiz Marcel'ciğimizin çocukluk dönemine tanık oluruz. Anneciğinden bir iyi geceler öpücüğü bile alamaz zavallı çocuğumuz. O öpücük için sayfalar boyunca koşturur durur güççük Marcel'ciğimiz. Hikaye Combray'da geçer ve küçüğümüz, oranın çiçeğine, ağacına, bilimum börtü böceğine aşıktır. Ki bakın burası çokomelli, Combray'ın meşhur kilisesindeki vitraylar çok ama çok önemlidir. (İnceleme Arası - İç Ses) Hönkürerek ağlamıyorum, gözüme yüksek dozajlı edebiyat kaçtı. Yavrucuğum, senin ne değerli annen varmış öyle. O nasıl kıymetli bir iyi geceler öpücüğü de sayfalarca bitemedi. Arkadaş ne Combray'mış, kilisenin vitraylarını ince ince tasvir ederken Proust Amca, en son kendimi jiletliyordum Müslüm Baba jiletleriyle. Gel zaman git zaman küçüğümüz bir parça büyür ve tiyatroya, edebiyata, felsefeye merak salar. Etrafından, özellikle de Swann'dan duyduğu isimlere daha tanımadan hayranlık duyar. Bir de hikayemizin baskın karakterlerinden gıcık mı gıcık Leonie Hala vardır. Leonie Hala ile ilgili anlatım tıpkı annesinin öpücüğü gibi sayfalarca sürer durur. (İnceleme Arası - İç Ses) Yoldayım, güzelim kitabı okuyorum; huzur verici bir bahar meltemi kıvamında akıp gidiyor roman, sayfalar sayfaları, betimler betimlemeleri kovalıyor. Adeta kızgın kumlardan serin sulara, kilise vitraylarından karakterimizin hayranı olduğu muhteşem ötesi yazar "Bergotte"un yüksek edebiyatına uzanırken birden bir ses kulağımda çınlamaya başladı. Kulağımdaki ses bana "Kitaba renk katmalısın, renk katmalısın, katmalısın, katma..." diyordu ki kendimi bir anda Raskolnikov'un ruh halinde buldum ve gıcık Leonie Hala'nın boynunu kıtır kıtır kör testereyle kesmeye başladım. Amanın da amanın ne güzel kan fışkırıyordu her yere. Ortamın kızıla boyanmasıyla birlikte o güzelim mobilyalara da bir renk geldi sonunda. Böylece güzide kitabımız da ikinci bölümüne geçer. Burada kitaba adını veren Charles Swann'ın hayatına daha fazla konuk oluruz. Swann, o kontes benim bu markiz senin balolarda, danslarda düşüp kalkan biriyken Adnan Hoca tarikatından hallice Verdurinizm tarikatının kediciği, pardon güzeller güzeli Odette'e tutulur. Swann'ımız canımız Odette'e yürür, yürümekle de kalmaz adeta koşar ve Verdurinlerin evinden çıkmaz hale gelir. Tabii ki olay Fransa'da geçtiğinden ötürü, Swann'ın Odette'e olan aşkı Fidayda üzerinden değil de bir sonat üzerinden olur. Verdurin tarıkatının üyeleri başta Swann'ı severken zamanla sıkılırlar ve zamanla Odette'i ondan uzaklaştırmayı başarırlar. Sonrasında ise Swann'ın vıcık vıcık romantizm dolu acılı sayfaları başlar ve böylece sürüp gider. (İnceleme Arası - İç Ses) Swann, canım kardeşim düşünüp taşındım, kitabın başında sana şöyle irice bir koç boynuzu yakışır dedim ama yetmedi sayfalar ilerledikçe anca olsa olsa bir Ren Geyiği boynuzu yeter dedim ama yok, bölümün sonlarına doğru anladım ki senin gibisine yakışan hem gergedan hem de geyik boynuzudur. Üçüncü bölümde Marcelimiz artık bir ergenustur. Hormonları tavan yapmış ve bir ergenus olması sebebiyle gördüğü her kıza yürüme moduna programlanmıştır. Bu arada vıcık -boynuzlu- romantiğimiz Swann'ımız Odette'le evlenmiş ve ondan bir kızı olmuştur. Bizim Marcel hiç durur mu, hemen ona yürümeye kalkar ve kitap da böylece uçar gider... (İnceleme Sonu - İç Ses) Proust Amca be seni hiç sevemedim. Modern edebiyatta karşılaştırıldığın Joyce ve Kafka'nın geçen mezarlarını ziyarete gittim; nedendir bilinmez her ikisinin de kemikleri dile gelmiş ters takla atıyordu. Amca sen nasıl bir adamsın ki Modern edebiyat zamanında yaşayıp, romantizmi romantik edebiyatçılardan daha romantik yorumlayabildin. Yüksek edebiyatın çıtasını hem upuzun betimlemelerin hem de benzetmelerinle öyle bir yere çıkarmışsın ki 1.60'lık boyum doğal olarak yetemedi. Son olarak Proust severlere sonsuz saygı besliyor ve Kayıp Zamanların İzinde serisine dur duraksız devam edeceğimi burada bir seçim vaadi olarak ifade ediyorum. Bitmek Bilmeyen İnceleme Yapmışlar Notu: Bir James Joyce sever olarak bu incelemeyi böyle kapatmayı güzide gönlüm elvermedi. Ondandır ki ne diyoruz canlar: "Dublinliyim ezelden, Dublinliyim ezelden Göynüm geçmez Odette'ten, göynüm geçmez Odette'ten vay Odette'in bir kızı varmış, Odette'in bir kızı varmış Sevemedim seni Marcel Proust, sevemedim seni Marcel Proust vay..." Şappi, şappi youtube.com/watch?v=uzfMHophWxA
Swann'ların Tarafı
8.9/10
· 2.127 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
69