Adı:
Göz
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503290
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Eye
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Göz
The Eye
"O kadınla, o Matilda'yla Berlin'deki émigré varoluşumun ilk yıllarında tanıştım, iki zaman diliminin yirmili yıllarının başlarında: 
bu yüzyılın ve kendi berbat hayatımın..."
-Göz, s.11-

"'Göz'de, romancılık kariyerinde ilk kez olmak üzere Nabokov birinci tekil şahısta bir roman yazar. (...) Nabokov'un 'Göz'de yaptığı büyük teknik yenilik, görüş açısını cüretkârca kullanışı, daha sonraki sanatının habercisidir; neredeyse delicesine benmerkezci anlatıcılarının; roman birinci ve üçüncü tekil şahıslar arasında kayarcasına yol alır. (...) 'Göz'ün anlatıcısı 'gerçekten' ölür mü, yoksa öldüğünü mü sanır? Anlatıcı ve Smurov bir ve tek kişi midirler, öyle ise, 'biri' 'öbürü'nün bilincinde midir?"
-Brian Boyd (Nabakov: The Russian Years)-
77 syf.
Gözümüz bizden bağımsız kendimizi gözetler olsa ansızın neler olurdu?
Net hatırlamıyorum ama yazın başıma böyle bir şey gelmişti ;) ilki bir baygınlık-sersemlik anında. Kapı çalıyor, düşmek üzere ayağa kalkıyor, üçüncü bakışla kendimi başka bir boyuta sürüklenmiş buluyorum. Kapıya yaslanan ben değilim, biliyorum. Düşündüklerimin benle bile ilgisi yok :) Vedalar diyorum önceden yapılmalı, bilinçsizlik anında insan gerçekten bir başkasının bakışında buluyor kendini. Bir diğerinde hiç çözemediğim bir sorunun üzerinde volta atıyor algım. Kendime gelip yanımdakine anlatıyorum aklımdan geçenleri, tepkisi şu şekilde oluyor; 'tabula sen kafayı yemişsin' :) eh, pek de yalan sayılmaz.
Göz başlıklı bu roman Milan Kundera'nın Kimlik romanına da götürdü beni biraz hatta Öteki adlı filme.

"Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün. Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
Yüzün sen değilsin!”
Dışardan nasıl olduğumuz, neye benzediğimi, ne yiyip ne içtiğimizi, hatta neye benzetileceğimizi o kadar ezberlemişiz ki biri imgelemimize aleyhte bir iddiada bulunsa hayır hayır diyere çıkışmaya başlarız dehşetle. 'Benim kim olduğumu nereden bileceksinin ki?' Elbette, ne bilsinler. Ama şu var; asıl siz biliyor musunuz, aynalarla dolu bir odada başkasının silüetine gözünüz takılıyor ve kendinizi 'o' olarak adlandırıyorsunuz ve bir gün aynalardan uzaklaşıp gölgenizi fark edince çatttt! Koca bir oyuk açılıyor bellekte, hayatımı benim yerime yaşayan kimdi?
Aynadan önce olan, göz. Biz aslında birbirimizin gözlerinde var oluyoruz izleklerden önce, şeklimiz, tadımız böyle belirlenip kategorize ediliyor. Zamanı gelince bir paket margarin seçer gibi hafızadan seçiliyor imaj. :)
kaç tane hayatımız var buna gelelim, bize göre bir belki, ama üzerimize çarpan kirpik adedince belki. Bunu bilemeyiz. Ama hangisini seçip kullanabileceğimizi,
kişiyi gözün saran gözün ağımsı tabakaki zincirleri gevşetmek göz önüne alınabilir belki. Ama, ama olmaz, ben böyle alışmışım, yapmayın lütfen; biz bize yakıştırılamayan her şeyiz sonuçta.
Roman birinci tekil şahısla başlar, anlatıcını 'gözüyle' bakarız olaylara, kırılma anından sonra bir başka cam yerleştirir tamirciler; huysuzlanır ama ses çıkarmayız. Üçüncü kişi anlatımıyla merceğin ortasına düşeriz, bu bakış açısı için yarı tanrı bakışı derdi hocalarımızdan biri. Bu kısımdan sonra Yuri Oleşa aklıma nedense, Kıskançlık. Büyülü metinler birbirini çağırır belki bu sebepten. Yeni kişinin gözünden herkesi gözetler, her odaya gireriz. Peki ama bu kahin bakışın sahibi hiç mi kırpmaz gözlerini deriz yavaş yavaş. Gözün sahibi, bakışına kendini de hapsedebilmiş, tutsaklığından çatlaklar vasıtasıyla kurtulmayı umut eder. Peki tüm bu kırıklar körleşmeyi müjdelemez mi? Mutluyum der, üçüncü göz.

"Al heybeni
Ört yüzünü
Ve git
Gece altında
Beyazlar yol
Vakit geç
Defol git
Geçsin
zaman
Unut bir gün yaşadığını
Öl bu zamanda
Ve başla yeniden
Soyunan
evrenin son noktasına
Doğru yürümeye
Değiştir elbiseni
Koru derini
Böylece gizlenir doğru yanlışın altına
..."
77 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Vladimir Nabokov resmen betimleme ustası. En basit şeyi bile öyle güzel kelimelere döküyor ki kitabı okurken şiir okuyor hissine kapılıyor insan. Ayrıca, kitaba gelirsek eğer; kitapta anlatılan olay herkes tarafından farklı yorumlanmış. Kitap bir birinci tekil şahsın ağzından anlatılıyor bir üçüncü tekil şahsın ağzından. Peki bu ikisi aynı kişi mi?
77 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Nabokov'dan okuduğum beşinci eser.İlk başlarda Nabokov okumak oldukça zor geldi,Cinnet kitabı ile başlayıp o kitabı oldukça çok zorlanmıştım. Lolita ve Lujin Savunması kitaplarını ise çok sevip Pnin kitabına ise anlam vermekte çok zorlanmıştım.

Nabokov eserlerinde bilinçakışı tekniği uygulanıyor,yazar eserlerinde olayları belirli bir zamansal çizgide ilerlemiyor olay-zaman geçişleri sert ve ani oluyor.Yani kitaplarında belirli bir zaman ve olay kavramı yok.

Göz kitabında ise birinci ve üçüncü tekil şahıs arası geçişler oldukça sağlam ve etkili.Benim anladığım üçüncü ve birinci tekil şahıs aynı kişi.Aynı kişi üçüncü tekil şahısa geçerken Biri, Hiçbiri, Binlercesi kitabındaki kendini üçüncü tekil şahıs olarak kendine dışarıdan bakıyor.Ama burada da sorular bitmiyor bu kişi öldü mü yoksa yaşayan kişinin bir bilinci mi ? (Tıpkı Michael Haneke başyapıtındaki CACHE gibi http://www.imdb.com/title/tt0387898/ kişinin vicdanının iç sesi mi ? )

Yani kitap yoruma açık metafiziksel öğeler de barındırıyor.Bazen de Dostoyesvki'nin ÖTEKİ kitabını andırıyor.Aslında kitap hakkında sınıflandırma yapmak gerekirse psikolojik mi ?,metafiziksel mi ? edebi mi ? Belki de hiçbiri ya da hepsi !

Nabokov dünyasına giriş yapmanızı tavsiye ediyorum o büyülü dünyaya giriş yaptığınızda farklı ve eşsiz bir yazarla karşılaşacaksınız !
77 syf.
Kitabı okurken birçok kez gelgitler yaşadım. Hayal ve gerçekler arasında gidip geldim. Kitabın kurgusu farklı. Birkac kez dönüp tekrar okuduğum sayfalar oldu. Yazar ve kahramanın monologları ilgimi çekti. Kahramanımızla ilgili öyle duygular yasadım ki! Bir bakıyorsun nefret ettiriyor kendinden, bir bakıyorsun sevdiriyor...
Nabakov un okuduğım ilk kıtabıydı. Diğerlerini de okumak isterim.
Yazarın kitabı ters köşe bitiren sözleriyle incelememi noktalıyorum:

Evet, mutluyum. Yemin ederim, yemin ederim mutluyum. Bu dünyadaki tek mutluluğun gözlemlemek, gözetlemek, izlemek, kendini ve başkalarını irdelemek, büyük, biraz camımsı, biraz kanlı, kırpışmayan bir göz olmak olduğunu idrak ettim. Yemin ederim mutluluk bu.
77 syf.
·2 günde·9/10 puan
"Bu dünyadaki tek mutluluğun gözlemlemek, gözetlemek, izlemek, kendini ve başkalarını irdelemek, büyük, biraz camımsı, biraz kanlı, kırpışmayan bir göz olmak olduğunu idrak ettim. Yemin ederim mutluluk bu." diyen Nabokov kitaba birinci tekil şahıs gözüyle bakıyor ve onun gözüyle olayları öğreniyorsunuz. Ona inanıyorsunuz, birden bir yerde yazar okuyucuyu yüzüstü bırakıp kaçıyor. Üçüncü bir kişi gözünden olaylar anlatılıyor. Tam da Nabokov'un istediği bir durum ortaya çıkıyor "“Takdire değer okur kendisini okuduğu kitaptaki erkek ya da kadınla değil, o kitabı yaratan, kurgulayan akılla özdeşleştirir.” Kaybolduğunuzu anladığınızda da satırları her an bir şey ortaya çıkacak dikkatiyle okumaya başlıyorsunuz. Çıkıyor da.
"Bir yazara üç noktadan bakılabilir: bir öykücü olarak görülebilir, bir öğretmen olarak, bir büyücü olarak. Büyük bir yazar üç niteliği -öykücü, öğretmen, büyücü- birleştirir, ama onda ağır basan, onu büyük yazar kılan büyücülüğüdür." buyuran Nabokov bu novellasında hayatın ne olup, ne olmadığına dair aforizma tadında cümlelerini okuturken bir yandan da "büyücülüğü"yle heyecanlandırıyor.
Okurken aklıma Borges'in Babil Kitaplığı dizisi geldi, rahatlıkla bu eser o diziye girecek türden fantastik bir öylü.
77 syf.
·1 günde·9/10 puan
Nobokov'un ilk ve şu anlık tek okuduğum eseri.

Öylesine etkileyici, öylesine akıcı ve mükemmel bir betimleme var ki daha ilk paragraflardan kendimi kaybedecektim!

Öncelikle eserin konusu bakımından oldukça farklı ve sunuş bakımından da bir o kadar farklı ve güzel olduğunu ilk 10 sayfada anlayacaksınız.

Sadece sonunu değil, hikayenin en başından meraka düşüren ve aklı çalıştırmaya iten kitapları seviyorsanız bu esere kesinlikle bayılacaksınız...
Bir roman bittiğinde size ne bıraksın istersiniz. Bir tamamlanmışlık duygusu olabilir mesela. Çözülen esrarın verdiği rahatlama, romanda kendinizi görmenin verdiği mutluluk ya da iç sıkıntısı. Romanı anlamış olmanın getirdiği böbürlenme ya da tam tersinin neden olduğu üzüntü. Bir yazıda okuduğum ve içten içe kabul etmek durumunda kaldığım bir yoruma göre ” Nabokov neredeyse kimsenin en sevdiği yazar değildir.” Bu romanını okuduğum zamanda çok beğenmeme karşın benim en sevdiğim yazarlar arasında yer almaz yine de. İşte bu yazarın Göz romanı bittiğinde yukarıda saydığım duygulardan hiçbirini hissetmeyeceksin muhtemelen. Romanı bitirince beyninizde birkaç soru işareti kalacağını garanti edebilirim. Roman kahramanları başlıca üç kişi aslında: Anlatıcı, Vanya ve Smurov…Hikayenin anlatıcısı -ki bu yüzden ona Anlatıcı deniyor- kendi hayat hikayesini anlatmaya, ilk cinsel deneyimlerinden bahsetmeye başlar ancak bir süre sonra bu deneyim onu intihara sürükler ve ilk gizem burada başlar. Çünkü Anlatıcı kalbine sıktığı kurşunla öldüğünü iddia ederken bunu başka kimse kabul etmez. İnsanlar kalbine sıktığı kurşunun onu sadece yaraladığını iddia eder ancak Anlatıcı öldüğünü ve zihninin daha doğru bir deyişle hayal gücünün geleceği kurgulamaya devam ettiğini söylemekte ısrarcıdır. Bu noktadan sonra ya Anlatıcıya inanıp, ölü bir adamı dinlemeye devam edeceksiniz ya da ona inanmayıp hastalıklı bir zihne sahip olduğunu düşünüp deli bir adamı dinleyeceksiniz. Ben ilk seçeneği tercih ettim ve Anlatıcıyı dürüst bir adam olarak belleyerek ölü bir adamı dinledim. Daha sonra çifte ajan olduğundan şüphelenilen ve Vanya isimli genç kıza vurgun olan Smurov giriyor işin içine. Burada ise ikinci gizem çıkar ortaya, başta kuzu kuzu Anlatıcının -ölü olan- bir evde birçok farklı insanın arasında olanları anlatmasını dinleriz. Ancak olaylar südükçe bu kadar çok şeyi bilmesi garip gelir. Burada ise ruh çağırma seanslarıyla ilgilenen Weinstock devreye girer ve Anlatıcının ölmüş ve ruhunun geri gelmiş olabileceği fikri dadanır insanın zihnine. Roman ilerler ve Smurov’un kim olduğu gizemi bu sefer iyice sarpasaran bir duruma sokar hikayeyi çünkü Smurov ve Anlatıcı aynı adam olabilir. Ya da olamaz. Anlatıcı ölmüş olabilir. Ya da olamaz. Ben bu romanı anlamış olabilirim. Ya da olamam.
77 syf.
·Puan vermedi
Kitap, Nabokov’un okuduğum ilk eseriydi. Karışık veya anlaşılmaz ön yargısıyla başladım fakat kitap bitince öyle olmadığını anladım. Anlatıcı birinci tekil şahıs olarak başlayıp sonra 3. tekil şahıs olarak devam ediyor. Bir noktada kafa karışıklığı yapıyor fakat sona doğru Kashmarin’in “Smurov !” diye seslenmesi ile tekrar taşlar yerine oturuyor. Tabi Smurov’un geçmişiyle ilgili bilinmezlik devam ediyor. Yazar kitaba önsöz ekleyip karakterlere de değinmiş. Kendi dediği gibi kitaba hızlı başlayıp hızlı bitirmek kitabı kavramayı kolaylaştırıyor.
77 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kelimelerle saklambaç oynuyor Nabokov. Ve her seferinde hiçbir ebenin(yazarın) bulamayacağı saklanan tüm o esrarengiz kelimeleri, gizlendikleri yerlerden sondaj yaparak çıkarıyor. Ve onları öyle bir betimliyor ki insan bazen Nabokov'un betimlediği bir kelime olmak istiyor. Bu romanın kurgusu, kurgunun romanı olmuş bence. Büyük bir yazar olmak böyle bir şey sanırım. Kurgu ile oynayıp bambaşka bir kurgu oluşturmak ve bu oluşturduğu kurgunun içerisine kendini de sıkıştırarak kurgularda mutlu olabilmek... Çünkü; en iyi, yazarlar bilirler dünya denen yerin ne denli kurgusu zayıf bir yer olduğunu.(manzaralar hariç)
“Dikkatle, beceriksizce, tabancayı doldurdum, sonra ışığı söndürdüm. Bir zamanlar beni o kadar korkutan ölüm düşüncesi, şimdi içli dışlı olduğum basit bir meseleydi.

Kurşunun yol açabileceği acıdan korkuyordum, çok fena korkuyordum; ama siyah kadifemsi uykudan, yaşamın alacalı bulacalı uyurgezerliğinden daha kabul edilebilir ve anlaşılır olan safi karanlıktan korkmak?

Saçmalık - ondan kim korkabilirdi ki? Karanlık odanın ortasında durdum, gömleğimin düğmelerini çözdüm, belden öne doğru eğildim, kaburgalarımın arasında kalbimi elimle arayıp buldum.

Güvenli bir yere götürmek isteyeceğiniz küçük bir hayvan gibi titriyordu. Yavru bir kuşa veya bir tarla faresine korkulacak bir şey olmadığını, tam tersine kendi iyiliği için böyle davrandığınızı açıklayamazsınız.

Fakat o kadar canlıydı ki kalbim, namluyu altında portatif bir dünyanın inatla nabız gibi attığı ince tene bastırmak bana her nedense iğrendirici geldi. Bu yüzden tuhaf bir şekilde eğilmiş kolumu, silahın çeliği çıplak göğsüme değmesin diye biraz uzaklaştırdım.

Sonra kendimi hazırlayıp ateş ettim.

Kuvvetli bir sarsıntı oldu ve arkamda hoş, titreşimli bir ses yankılandı; o titreşimi asla unutmayacağım. Onun yerini anında bir su gurultusu, boğuk taşkın bir gürültü aldı.

Nefes aldım ve akışkan bir sıvılık nefesimi tıkadı; içimde ve etrafımdaki her şey akar, karışır durumdaydı. Kendimi yere diz çökmüş buldum; dengemi bulmak için elimi uzattım ama elim dipsiz suya batar gibi zemine gömüldü.

Bir süre sonra, tabii insan burada zamandan bahsedebilirse;

..Anlaşıldı ki ölümden sonra düşünce ivmeyle var olmayı sürdürüyor.”
Vladimir Nabokov
Sayfa 40 - ePub
“Cebimde zavallı küçülmüş bir kurşun kalem buldum ve masaya oturdum. Bununla birlikte fark ettim ki yazacak kimsem yoktu az insan tanıyor ve kimseyi de sevmiyordum..”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Göz
Baskı tarihi:
Eylül 2018
Sayfa sayısı:
77
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503290
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Eye
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Göz
The Eye
"O kadınla, o Matilda'yla Berlin'deki émigré varoluşumun ilk yıllarında tanıştım, iki zaman diliminin yirmili yıllarının başlarında: 
bu yüzyılın ve kendi berbat hayatımın..."
-Göz, s.11-

"'Göz'de, romancılık kariyerinde ilk kez olmak üzere Nabokov birinci tekil şahısta bir roman yazar. (...) Nabokov'un 'Göz'de yaptığı büyük teknik yenilik, görüş açısını cüretkârca kullanışı, daha sonraki sanatının habercisidir; neredeyse delicesine benmerkezci anlatıcılarının; roman birinci ve üçüncü tekil şahıslar arasında kayarcasına yol alır. (...) 'Göz'ün anlatıcısı 'gerçekten' ölür mü, yoksa öldüğünü mü sanır? Anlatıcı ve Smurov bir ve tek kişi midirler, öyle ise, 'biri' 'öbürü'nün bilincinde midir?"
-Brian Boyd (Nabakov: The Russian Years)-

Kitabı okuyanlar 208 okur

  • Zuhal
  • Sümeyye Toklucu
  • eses
  • tevrat
  • “hayretdiyebiri”
  • nur a.
  • Hatice Aktepe
  • Süleyman Nazifbeyoğlu
  • Seda Bera
  • Tahir

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.9 (8)
9
%17.7 (11)
8
%22.6 (14)
7
%27.4 (17)
6
%9.7 (6)
5
%6.5 (4)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.6 (1)