Biri, Hiçbiri, Binlercesi

8,7/10  (40 Oy) · 
95 okunma  · 
40 beğeni  · 
2.529 gösterim
Benim için şimdiye kadar, Tanrı'ya olan inancımı içimde, kendi bildiğim şekilde yaşamak yeterli olmuştu. Ama benden farklı düşünenlere saygıyla da, Bibi'nin kiliseden içeri girmesine hep engel oldum ve kendim de girmedim. İnancımı kendi bildiğim gibi, başkalarının yaptırdığı binalarda diz üstü çökerek değil de, kendi ayaklarımın üstünde yaşamayı tercih ettim.

Tüm eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de Pirandello, insanın varoluşu ve kimliği üzerine eğiliyor. Halim selim bir adam olan "Vitangelo Moscarda"nın tüm hayatı, karısının bir gün kendisine sorduğu ve burnun eğriliğinden dem vurduğu o basit soruyla altüst olur. Kendisinden başlayarak tüm yaşamını acımasızca sorgular ve kendini yeniden bulmak için kendini parçalara bölmeyi öğrenir. Moscarda kimdir, kendi gördüğü mü yoksa başkalarının gördüğü mü? Kişilik bölünmesinin acımasızca ve mizahi bir dille işlendiği eser, ölümsüz bir de edebi kahraman da yaratır, "Vitangelo Moscarda." Ve o kahraman bize şu soruyu sorar, insan bir midir, hiç midir yoksa binlerce midir?
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2015
  • Sayfa Sayısı:
    229
  • ISBN:
    9786059115070
  • Orijinal Adı:
    Uno, Nessuno e Centomila
  • Çeviri:
    Birgül Göker, Nazlı Birgen
  • Yayınevi:
    Aylak Adam
  • Kitabın Türü:
Kübra A. 
 24 Kas 2017 · Kitabı okudu · 31 günde · Beğendi · 8/10 puan

(Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesinde)

Hepimizin bir kişiliği var. Peki gerçekten ''bir'' mi?

Kitabın konusu çok orijinal, başladığımda Amerikalılar gibi ''Vhaaoohvv'' dedim. Sandığımız kişi, sanmadığımız kişi ve sandıkları kişi. Hepsi bir kişi mi, yoksa her birimiz birçok kişi miyiz? Herkes bizi, bizim düşündüğümüz gibi değil, kendi bakış açısıyla görür. Ben, benim için bir Kübra'yım; bir de beni görenler, bilenler sayısınca Kübralarım. Aslında zaman zaman hepimizin farkına vardığı bu konuyu, Pirandello yazıya dökmüş.

''Eğer başkalarının gözünde bugüne dek olduğuna inandığım kişi değilsem, kimdim ben?'' (sy.21) Bu satırlar beni epey düşündürdü. Bizim dünyaya değil, dünyanın bize bakışını ve bizim bu bakışa olan bakışımızı sorgulatan bu kitap, okudukça insanda farkındalık oluşturan bir yabancılaşma eseri.

Peki n’apalım yani, herkes bizi kendi penceresinden görüyor diye, dünyadan vazgeçip deliye mi vuralım? Yazar bunu böyle değerlendirse de, ben de kendi bakış açımdan birkaç söz etmek istiyorum fakat o kadar çok şey düşündüm ki, bunları yazıya dökerken biraz beceriksiz olabilirim.

Kitap baş karakterin burnunun hafif sağa eğikliğinin, karısı tarafından fark ettirilmesi ile başlıyor. Adam bir gün aynaya bakıyordur, ''Ne o aşkım, burnunun eğriliğine mi bakıyorsun'' der kadın ve olaylar gelişir. O güne kadar burnunu fark etmeyen Moscarda bir tür aydınlanma yaşar. Burnundan yola çıkarak, kendi içine döner ve dalak, böbrek aydınlata aydınlata gider. Bu kadar aydınlanmaya gerek yok kardeşim. Sonra cıvıtıyorsunuz.

Burada bir es vermek ve dış görünüş ve insanların kabul görüşü ile ilgili bir şeyler yazmak istiyorum. Ölüm haberi, özellikle çok sevdiğimiz birinin ölüm haberi, bizi yıkar. Aynı bir binanın dinamitle patlatılışı gibi gelir o haber. Bizi yıkan başka şeyler de vardır, ama bu sefer dinamit gibi değil, törpüye benzetmek gerekir bu yıkıcı şeyleri. Klişeler doğru oldukları için bu kadar ‘’var’’lardır hayatımızda ve hepimizin bildiği ama çoğu zaman yanlış bir noktada yorumladığı ‘’kadı kızının dahi kusurunun olduğu’’ gerçeği. Bunu başkalarına söylerken ölesiye olgun, kendine bakarken ‘’ben neden böyleyim’’ ezikliği.

BAZEN BAZI ŞEYLERİ O KADAR ÇOK GÖRÜYORUZ Kİ, KÖR OLUYORUZ GÖRMEKTEN. Bu görmeklik öyle bir yere geliyor ki asıl görmemiz gerekenler boynu bükük kalıyor. Dandik algıların dayatıldığı ve bizim de koyun gibi kabul ettiğimiz bu şeylere örnek verecek olursak, bütün kadınlar al yanaklı olmalı, gözlerinin altı mor olmamalı, hepimiz kirpiklerimize yelpaze kondurmalıyız. Yahut bütün erkekler kaslı olmalı, uzun olmalı, aygır gibi olmalı. Hepimiz mal olmalıyız ama. Kibar olmak isterdim Serpil Abla kadar, fakat olamayacağım. Çünkü, bir insan, kabuğuna yaptığı yatırımı aklına ve kalbine yapmıyorsa maldır. En baştaki törpü konusuna döneyim. Eğer burnunuz biraz büyükse, gözleriniz lens grisi, yeşili, mavisi, uzaylısı değilse, göğsünüz bir horozunkine benzemiyorsa, kollarınız Hulk gibi değilse ve sizi ‘’güzel’’ ya da ‘’yakışıklı’’ sınıfına dahil etmeyeceklerini düşünüyorsanız, BU FİKİR SİZİ TÖRPÜLEYE TÖRPÜLEYE YIKAR. Bu arada elbette bakımlı olmaya karşı değilim. Sıkılaşalım, hafif bir makyaj da yapalım, iyi hissetmek güzeldir ama SUYUNU ÇIKARMAYALIM KARDEŞİM. Bütün yatırımı şu naçiz vücutlarımıza yapmayalım. Dudaklarımız inceyse, burnumuzun ucu kalkık değilse toplumda iyi bir yerimizin olmayacağını düşünmeyelim. İlk bakış, bizi bu kadar etkilemesin. Tanıdıkça sevilesi insanlardan olalım. Sökün atın şu etiketleri yahu. Evet, güzellik de çirkinlik de vardır. Önemsiz olduğunu da iddia etmiyorum. Her kadın gibi ben de güzelliği önemsiyorum ama dikkati sadece kabuğumuza çekmeyelim diyorum.

Yakışıklılık/güzellik konuları her geçtiğinde Selçuk Yöntem’i anarım. Bana göre hiç yakışıklı bir adam değil. Lakin kesinlikle aşık olunacak adam. O güzel ses tonu, bakışları, gülüşü, konuşması, aurası, tavırları ne kadar hoş! Adam güzel yahu! Niye? Kendini yetiştirmiş. Kalbini beslemiş…

Fenomen Eylül’ü birçoğunuz biliyorsunuzdur. Kim güzel bir kadın olduğunu iddia edebilir ki kendi de söylüyor bunu. Ama özgüveni? Neşesi, davranışları, eşine sevgisini gösteriş biçimi… Kim bilir eşi onun yanında kendini ne kadar değerli hissediyordur? Eylül’ün kaşı şöyle gözü böyle ne önemi var ki. Eylül kendi çevresinde memnun olduğu bir yerde mi? O benim için bir insanın karakteriyle, o umulan varlığının olabileceğini gösteren, kişinin ilk önce kendini kibirsizce sevmesi gerektiğini hayatıyla kanıtlayan biri. (Bakın onun davranışlarını sulu bulabilirsiniz. Mevzu bizim ona bakışımız değil zaten. Onun kendine bakışı ve mutluluğu.) Hepimiz aslında ağzımızla burnumuzla bu kadar oynuyorsak yegane sebebi insanların bize bakış açısını düzeltmektir. Kardeşim çok büyük bir anormallik yoksa -ki buna bile iki ayağı ve elleri olmayan abimiz Nick Vujucic hayatıyla bize bir cevap oluyor- sakinleşin, şu kabuk olayını abartmayın. Bizler mükemmelliğimizle değil farklılıklarımızla, kalplerimizle insanız… Adam olmak lazım vesselam. İnsan olmak lazım.

Neşet Ertaş düştü aklıma ki sık sık yad ederim. Neşet Ertaş deyince ne gelir aklınıza? Benim güzel sesi, mütevazılığı, merhamet dolu yüreği, bal damlayan dili, sadakati gelir. İsmi her geçtiğinde kalbime ılık ılık bir şeyler akar, derin bir iç geçiririm. Şu kitabı okurken, konunun bu olması hasebiyle bir kelime onu çağrıştırdı ve yadıma düştü. Konuşmam bile değişti :) Daha hiç onun kaşının gözünün, boyunun bosunun nasıl olduğunu düşünmemiştim bugüne kadar. Çünkü ne gerek var? Adam, yüzünün önüne kalbini geçirebilmiş ve fethetmiş ya goğülleri (goğüllerinizin hızmatçısıyım diyen bir babadır o), kazanmış ya sevgimizi, kalan her şey önemsizleşmiş.

Valla bu konuyu burdan alıp tekrar kitaba dönmek de zor geldi. Açıp sabaha kadar Neşet Baba dinleyesim var. Lakin ‘’Fakat biliyorum, biliyorum ki kendiniz için, kendi içinizde, benim dışarıdan gördüğüm gibi değilsiniz. (…) Sizler kendinizi bana değil size ait bir yöntemle tanıyor, duyuyor, görmek istiyor ve işte yine sizinkinin doğru, benimkininse yanlış olduğuna inanıyorsunuz.’’ (sy.47) diyen bir adet Moscardo ile konuyu bağlamak zorundayım. Evet Moscardo, insanlar bizi kendi gözleriyle görür, kendi kalpleriyle değerlendirirler. Biz bile kendimiz için zaman zaman ‘’Ben aslında normalde öyle biri değilimdir, ben aslında öyle davranmazdım fakat-‘’lı cümleler kurarak, kendimizi bazen tanıyamadığımızı ve kendimize yabancılaştığımızı fark etmez miyiz?

Ben onu bunu bilmem. İnsanın temel özellikleri vardır. Bazı özellikleri de değişebilir. Su gibi akıp geçeriz. O şunu dedi, bu bunu dedi, geçelim bu işleri. Biz doğru adamlar, doğru kadınlar olalım gerisi hikaye. Hiçbir zaman herkes bizi sevmeyecek. Hiçbir zaman herkes bizi yakışıklı bulmayacak. Hiçbir zaman en iyisi olmayacağız. Şu fani dünyada izimiz kalbimizle kalabilir, illa halkları kurtarmaya gerek yok, mükemmelik takıntısını bırakın.

Bu kitaba tek eleştirim yazarın aynı cümleleri defalarca tekrarlamış olması. Ama bu da kitaba çok büyük bir gölge düşürmemiş. Okuyanlar anlayacaktır. Tek bir sözle dahi onu hiç tanıyamamışım denilebiliyorsa, o zaman biz yıllardır bildikleri kişi değil miydik konusu, okurla sohbet eder bir havada işlenmiş. Ben naçizane tavsiye ederim. Okurken Moscardo gibi kendinizi kaybetmeyin sakın!

Mustafa Ak. 
 07 Oca 15:00 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

Burnumuzun bir kusuru bizi filozof yapar mı?

Kitabımızın kahramanı Moscarda'yı yapıyor işte.Kahramanımızın hayatı, bir sabah eşinin "Ne o, burnunun çarpıklığına mı bakıyorsun?" demesiyle değisir.O güne kadar burnunun kusursuz olduğunu düşünen Moscarda'yı alır bir telaş. Aman ne burunmuş o ! Aldı bizim Moscarda'yı yaptı Descartes.

Kendisinin, o güne kadar gördüğü kişi olmadığını düşünen Moscarda, zamanla her şeyi sorguluyor.Pandora'nın kutusunu açmıştır bir kere.Kimliğini, geçmişini,mesleğini,eşini, kısacası hayatla ilgili doğru sandığı her şeyi dışarıdan binlerce kişinin gözüyle seyrettiğinde gerçekleri görmeye başlayacaktır. Kahramanımız, delilik yolunda yürürken bize, "insan bir midir,hiç midir yoksa binlerce midir" diye sorduruyor.

Kitabı genel olarak beğendim.Nobel ödüllü İtalyan yazar Luigi Pirandello'nun mizah anlayışını ve anlatımı da hoşuma gitti.Felsefik bir kitap olduğu için akıcı ve sürükleyiciydi diyemem.Okurken düşündüren kitaplardan.

Son olarak, 1934 yılında Nobel ödülü alan Pirandello, 1936 yılında ölür.Yazarın popülerliğinden yararlanmak isteyen faşist diktatör Mussolini,cenazesini ulusal bir törenle kaldırmak ister.Oğlu ise vasiyetine bağlı kalınmasını ister ve reddeder.Vasiyeti ise bir cümleden ibarettir:
"Kimse gelmesin cenazeme, cesedim yakılıp rüzgarlara ve eğer mümkün olursa Sicilyadaki denizime savrulsun..."

Keyifli okumalar...

Anahtar Kelimeler: Luigi Pirandello, R.L. Stevenson, Biri Hiçbiri Binlercesi, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikâyesi, Kimlik Karmaşası, Kişilik Bölünmesi, Gerçeklik, Algılayış.

Sizin hayatınızda sizden kaç tane var? Bir mi? Binlerce mi? Hiç mi?

Daha çok oyun yazarı olarak tanınan Luigi Pirandello, 1934 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış İtalyan yazardır. O da birçok meslektaşıyla aynı kaderi paylaşmış, bütün hayatını sıkıntı içinde geçirdikten sonra geç gelen başarıyla ünlenmiş, ölümünden yalnızca iki yıl önce Nobel’li bir yazar olmuştur.

Yazar, özgün adı “Uno, Nessuno e Centomila” olan Biri, Hiçbiri, Binlercesi’nde insan benliğinin, insanın habitatında nasıl algılandığını, enteresan bir olay örgüsünün içinde tartışmaya açıyor. Kimlik algısının yanında Pirandello, Moscarda aracılığıyla kimlik çatışmasının getirdiği bocalayışa, bocalayışın sonucu kayboluşa ve yeniden dirilişe, gerçeklik algısının göreceliğine, yaşama, nesnelere, doğa-şehir çatışmasına, insan ilişkilerine, dine, paraya, varsıllığa ve yoksulluğa dair özgün ve şaşırtıcı açımlamalarda bulunuyor.

Kimlik karmaşası ya da kişilik bölünmesi denilince Pirandello’nun eserinin dışında akla gelen ilk eser muhtemelen R.L. Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikâyesi’dir. Fakat Stevenson’ın eserinde karakter, bölünmüşlüğünün farkında değilken çevresi onun farklı kimliklerini ortaya çıkarmaya çalışır. Pirandello’nun romanında ise karakter kendine dair farklı kimlik algılarını yıkmak, tek ve öz kimliğiyle kalmak adına, bu bölünmüşlüğün farkında olmayan çevresiyle mücadele eder.

Eserde başkarakter Moscarda, aynaya baktığı bir sırada karısının “Sanki burnunun yamukluğuna bakıyorsun gibi geldi bana.”(5) demesiyle fark ettiği bir vücut kusurundan(!) yola çıkarak kimlik kavramına kafa yormaya başlar. Biz kendimize göre neyiz? Başkaları bizi nasıl algılıyor? Bizim ve başkalarının algılayışı arasında fark var mıdır? Bizim kendi algılayışımızın ve başkalarının bizi algılayışının tutarlı olması mümkün mü? Çevremizdekileri doğru tanıyor muyuz? Kendi kimliğimizi kendi istediğimiz gibi mi yoksa çevremizdeki insanların beklentilerinin biçimlendirdiği gibi mi inşa ediyoruz? Kendi kimliğimiz üzerinde ne kadar söz sahibiyiz? Moscarda, bu soruları cevaplamak adına hayatında anlam arayışına başlar ve hayatını heba etmek pahasına kimliğini kendi istediği gibi yeniden inşa etmeyi ve başkalarının gözündeki “Moscarda” algısını değiştirmeyi amaçlar. Bunu bir anlamda insanın kendi benliğini yansıtmaktan öte başkalarının algısını yansıtan sahte kimliklerden arınma olarak nitelemek mümkündür. Öyle ki, kendinin ve çevresinin algıladığı Moscarda’nın ne kadar farklı olduğunu gördükçe kendine yabancılaşır, öz saygısı düşer ve giderek yalnızlaşır.

Moscarda’nın kimlik arayışındaki en önemli sembol şüphesiz karısının kendisini Genge olarak isimlendirmesidir. Genge her ne kadar bir takma isim olsa da, Moscarda’nın tam tersi özelliklere sahip bir algıyı yansıtır. İnsanın en yakınının bile algısı farklı iken, bütün insanları hesaba katınca bir insan kaç farklı kimlikle algılanabilir?

Pirandello’nun biçemi konusunda, yazarın şaşırtıcı bir biçeme sahip olduğu söylenebilir. Anlatıcının okur ile direkt diyaloga girmesini kendi edebiyat anlayışım adına bir kusur olarak sayıyorum. Çünkü anlatıcı ve okur arasındaki mesafe ne kadar daralırsa okurun özgürlüğü de o denli sınırlanıyor. Buna rağmen birinci kişili anlatıcının ironik ve mizahi tavrı, okurun bakış açısını silkelemesi ve irdelenen kavramlara şimdiye kadar olduğundan farklı bakma çabasına yönlendirmesi bakımından olumlu. Diğer yandan cümlelerin boyutu ve birbirine bağlanması okuru zorlamıyor ve bu, okurun anlatılanı anlamaktan çok anlatılan üzerine enerji harcamasına imkân veriyor.

Özetle, romanda, kendisi ve çevresi tarafından çok farklı biçimlerde algılanan karakterin kimlik karmaşası, bu karmaşa sırasında bocalayışı ve nihayetinde çevresindeki bütün kimlik algılarını yıkıp kendi kimliğiyle baş başa kalması, ilginç bir olay örgüsü içinde, kıvrak bir dille anlatılıyor.

KörKalem 
10 Mar 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitabı vaktimin azlığından, çok olan işlerimden ötürü çok uzun sürede bitirebilmiştim. Öncelikle size tavsiyem beyninizin boş olduğu, rahat olduğunuz bir zamanda okumanız.
Kitabımızın kahramanı Moscarda bize kendimizi sorgulatıyor. Çevremize karşı takındığımız maskeler, gerçekte kim olduğumuzu aslında hiç düşünmeyişimiz. Kendi içimizdeki biz, eşimize karşı, iş arkadaşlarımıza karşı binlerce farklı biz.
Peki hangisiyiz? Onlardan biri mi, hiç biri mi, yoksa... Binlercesi mi?

Kıvılcım Y. 
 20 Haz 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

Eser, Vitangelo Moscarda adlı kişinin kimlik bunalımını ve kendisini yeniden keşfetme çabasını ele alıyor. Kendini yeniden keşfetme sürecinin başlama nedeni ise her gün aynada gördüğü ama farketmediği burnunun yamukluğu. Karısı tarafından ortaya atılan bu fiziki farkındalık aynı zamanda tüm hayatını ve kendisini sorgulama sürecini de başlatmış oluyor ve onlarca soru işaretiyle doluyor aklı/aklımız alabildiğine. Kimliğini, kişiliğini, ilişkilerini, geçmişini, babasını, çok sevdiği karısını, o güne kadar doğru sandığı her şeyle ilgili bir sorgulama sürecine girdiği için yalnızlığı da kaçınılmaz oluyor.

"Kime «ben» diyebilirdim? Başkaları için, asla benimkilerle aynı olmayacak bir değer ve anlam içerdiğini; benim içinse, başkalarının böylesine dışında bir «ben» sahiplenmemin, bu boşluk ile bu yalnızlığın verdiği dehşete dönüşeceğini bildiğim halde, birilerine «ben» dememin ne anlamı olabilirdi?"

Başkalarının gözünde şimdiye kadar kendi için olduğunu düşündüğü Moscarda değilse kimdir peki? Kendisini yaşarken görmesi imkansız, başkaları ise onu görüp tanıyor ve herkes bunu kendine göre yapıyor. Böylece başkalarının kendisine verdiği gerçeklik ile kendi gerçekliği farklı kişiliklerinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanıyor.

Peki gerçekten böyle midir? İnsanlar üzerindeki yakıştırmalar, varsayımlar, yargılar ya da bizim hakkımızda söylenebilecek her şey bizim açımızdan gerçek olmasa bile, kendi gerçekliğimize sıkı sıkı tutunmadığımızda yakıştırılan gerçeklerin doğru gerçekliklerimiz olduğuna inandırabilirler mi gerçekten bizi? Ya da kendimizi ne yaparsak yapalım başkalarının gördüğü biçimde göremeyeceğimiz için kendimizi sadece kendimiz için tanımamızın bir anlamı yok mudur? Tüm bunları benliği, kırılmış bir aynanın parçalarına benzeyen ve o parçaları toplayıp birleştirmeye çalışan Moscarda ile beraber ben de çözüme ulaşmaya çalışırken her çözüm noktasında yeni sorular yaratmış oldum.

Gördüğümüz biçimimiz dışında veya içinde biz de bir mi, hiç mi yoksa binlerce miydik acaba? Bir «ben»lik sorgulamasına yelken açmak isteyenlere, şimdiden keyifli okumalar.

Merve GUNUC 
27 Mar 2016 · Kitabı okudu · 39 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Bir kitabın kapağı, ismi ve içeriği ancak bu kadar uyumlu ve yerinde olur. Kitapta insan benliği ve insanın kendi kendiyle olan sorgulamalarına yer verilmiş. Pirandello’nun öykü yeteneğinin güzelliği burada devreye giriyor diye düşünüyorum.

Çevremizdeki insanları kendimizce tanıyarak, onlara tanımlamalar yüklüyoruz. Böylece bir insana farklı kişilerce farklı tanımlamalar kazandırılıyor. Her insanın kendine has farklı özellikleri olduğu bir gerçektir. Burada anlatılmak istenen durum şudur ki; her insan kendi içinde çok sayıda karakteri birlikte bulundurur. Pirandello bu kitaptaki kahramanın kendi içindeki farklı kimliklerle iletişime geçmesini sağlamış ve bu durumu öyle güzel kurgulamış ki kitabı okurken Pirandello’ya hayran oluyorsunuz.

Kitaptaki en çok dikkatimi çeken şu oldu: Kişisel zaafların üstleri örtülmeye çalışılmamış, aksine kimi zaman zaaflarla dalga geçilmiş, kimi zamansa zaaflar itiraflar şeklinde ilave edilmiş.

Bu kitap bence bir kez değil de defalarca kez okunması gereken bir kitap. Ben bir kez okudum, ama ara ara okumayı düşünüyorum farkındalık adına. Tavsiye ediyorum:)

Esra 
23 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 8 günde

Öncelikle kitabın kapağı, ismi ve içeriği birbirine ancak bu kadar uyumlu olabilirdi.
Kitapta ana karakter olan Moscarda'nın içinde sayısını bilemeyeceğimiz, birden fazla olduğunu düşündüğümüz hatta 'binlerce' olabilecek "Moscarda"dan bahsediliyor. Eşine karşı farklı, iş arkadaşlarına karşı farklı bir kimlikle karşımıza çıkıyor. Peki Moscarda, gerçekte bunların hangisi ? Bu sorunun yanıtını arıyor aslında kendine yönelttiği sorularla. Moscarda'nın kendini sorgulayışı ve gerçek kimliğini arayışı, sizi de düşünmeye sevk ediyor. Kendinizi sorgulayabileceğiniz güzel bir kitap, tavsiye ederim.

Esengül 
13 Eki 2017 · Kitabı okudu · 6 günde

Yaklaşık bir haftadır elimde süründürdükten sonra nihayet bitirebildim Biri, Hiçbiri, Binlercesi'ni.
Keyifle okudum ve tekrar tekrar okuduğum cümlelerin altlarını çizmeden duramadım.
Okuduğum kitaplarda kafama görelik özelliğini çok sık keşfedemem.
Lakin bu kitapta bu özelliği henüz ilk sayfalarında keşfettim.
Benlik, benliğimin özünü doyurmalık bir kitap.
Delilik ile aklı başındalık arasındaki o son noktada kalmış bir Moscarda.
Aslında her birimiz birer Moscarda değil miyiz?
Kendimizi nasıl görüyoruz?
A şahsı bizi nasıl görüyor ve hangi imajdayız?
Ya da B şahsındaki imajımız nedir?
Hani sosyalitenin tam göbeğinde olduğumuz şu çağda bu ayrıntı çok da mühim benim zannımca.
Deliriyor muyuz?
Bir sabah ayna karşısındayken en yakınımızın bir kusurumuz olduğunu söylemesi belki deliliğimize bir basamaktır.
Tabi, tüm bunlara kitabı okuyunca daha hakim olacaksınız.
Beğendiğim ve iyiki okudum dediğim kitaplar arasına girdi.
Çünkü ben biri olarak, bir gün kendimden bir kalabalığın içerisinde bir hiç olabilirim.

Bireyin varoluş kaygısını içeren felsefi kitapları seviyorsanız okuyunuz. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Ayşe OKUR AKSUNGUR 
05 Şub 13:19 · Kitabı okudu · 29 günde · Beğendi · 10/10 puan

Son zamanlarda okuduğum en başarılı kitaplardan birisi... Hem güldüren , hem düşündüren, hem sorgulatan... Okurken sanki konuşuyor gibiydik... Kesinlikle okunmalı...

Sessiz Okur 
29 Oca 20:13 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 10/10 puan

Efendimmm nihayet kitabı hitama erdirdim. Çalıştığım için bu kadar geç bitiyor kitaplar. Elbette çoğunuz çalışıyorsunuz bu mani değil diyeceksiniz belki ama kafa yorgunluğu başka bir şey. Neyse gelelim kitap hakkındaki yorumuma. Aslında nasıl ve ne yazmam gerektiği konusunda kafam biraz karışık. Kitabın türü roman, fakat yazar öyle güzel yazmış ki roman okuyor gibi değilsiniz de sanki deneme kitabı okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Dili ve üslubu çok iyi. Hani Mustafa Kutlu okuyucusuyla konuşur ya kitaplarında, hah tam olarak öyle bir yazar Pirandello... Sanki kitabı yazmamış da karşınıza geçmiş sizinle sohbet ediyor. Kitabın konusu, başkalarının gözünden nasıl gözüktüğümüz, desek özetlemiş oluruz. Bu kitabı okumadan önce aynaya baktığımda hep düşünürdüm, ben kendimi böyle görüyor ve seviyorum ama acaba başkaları beni nasıl görüyor, diye. Iste bu kitap tam olarak bunu anlatıyor. Bunu bu kitabı okumadan önce düşündüğüm için, hah dedim tam benim kafa bir yazar. Ama kahramanımız benden daha beter çıktı desem hiç abartmış olmam. Açıkçası başkalarının gözünde nasıl gözüktüğümü umursamam. Sonuçta ben kendimi biliyorsam, başkası veya başkalarının gözünde nasıl gözüküyorum diye düşünmem. Ve bence herkes de böyle olmalı. Kahramanımız bunları çok fazla düşündüğünden aslında güzel fikirlere parmak basıyor kitapta. Mizahi anlatımı da kitabı sürükleyici kılıyor. Biraz da felsefik cümleler kurduğu için zaman zaman beyninizin yandığını hissediyorsunuz tabii. Velhasıl-ı kelam, güzel bir eserdi herkese tavsiye ederim. Haa bu arada roman dedik ama roman olduğunu son 40 sayfada anlıyorsunuz. Şimdi bunu söylemekle iyi mi yaptım bilmiyorum ama benim gibi romanlardan sıkılanlar varsa hiç korkmasınlar okusunlar, gayet keyifli ve güzel bir eser...

2 /

Kitaptan 149 Alıntı

sezen 
10 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Fakat kelimelerin içleri boş, anlamları kayıpsa, bunda sizin ve benim ne suçum olabilir ki? Evet sevgili dostum, boşlar. Ve o kelimeleri birbirimize söylerken, her ikimiz de kendi anlamlarımızı yüklüyoruz onlara. Birbirimizi anladığımızı sanmıştık; halbuki bakın, hiç de anlaşamamışız.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 59)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 59)
Şeyda 
02 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Öyle ya, ne ben kendimi sizin bana verdiğiniz biçimde ne de siz kendinizi benim size verdiğim biçimde tanıyabilirsiniz; hiçbir şey, herkes için aynı olamaz; herşey, herbirimiz için sürekli değişebilir ve nitekim değişmektedir de

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi PirandelloBiri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello
Kübra A. 
03 Kas 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Ah, keşke aynı bir taş ya da bir bitki gibi var olduğumuzun bilincinde olmadan yaşasak! Kendi adımızı bile hatırlamasak! Şurada çimenlerin üzerine uzanıp ellerimizi ensemizde birleştirsek ve bembeyaz bulutların güneş doldurdukları yelkenleriyle masmavi gökyüzünde süzülüşlerini izlesek; tepelerde esen rüzgarın, ormandaki kestane ağaçlarının arasından geçerken çıkardığı gür uğultuları duysak.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 56 - Aylak Adam Yayınları)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 56 - Aylak Adam Yayınları)

"İnsan kardeşinin gözündeki çapağı görür de kendi gözündeki merteği görmez."

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 12 - Alfa)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 12 - Alfa)
mısra 
23 Nis 2017 · Kitabı okudu

Siz muhtemelen, ağaçlar ya da hayvanlar hakkında pek düşünmüyorsunuz. Kafanıza taktığınız yok. Ama ya eğer ağaçlar düşünebilseydi, ya da Tanrım, bir de konuşabilselerdi. Zavallıcıklar, bu arı kovanı gibi insan yığınının ve şehrin vızıltısı içinde, dükkân vitrinlerinde yansımalarını görürken, bir yandan da bize gölge sağlarken, “Gibi” şehrinin içinde onları büyütmeye çalıştığımız için ne derlerdi bize acaba. Küçücük fidanlar halinde dikilip, bu pis ortamda, mutsuz bir şekilde büyüyorlar. Kimse onlara kulak vermiyor. Ama ağaçlar belki de, kim bilir, doğru bir şekilde büyüyebilmek için sessizliğe ihtiyaç duyuyorlardır.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 44)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 44)
Yağmur. 
29 Oca 15:27 · Kitabı okudu

olamıyorum ya zaten -.-
Peki, o zaman nasıl böylesine emin olabiliyorsunuz, bir anda en küçük bir izlenim, sizi kendinizden ve başkalarından kuşkulandırmaya yetiyorsa?

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 155 - Telos Yayınları, Çev: Şadan Karadeniz, 1. Basım Mayıs 1998)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 155 - Telos Yayınları, Çev: Şadan Karadeniz, 1. Basım Mayıs 1998)
Mustafa Ak. 
06 Oca 12:22 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Ne yazık ki dostum, bana söylediğinizin bende nasıl dönüştüğünü hiçbir zaman anlamayacaksınız.Siz o sözcükleri kendi anlamınla doldurdunuz, ben kendi anlamımla doldurdum.Birbirimizi anladığımızı sandık, oysa gerçekte birbirimizi anlamadık.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 51 - telos)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 51 - telos)
Bolahenk 
27 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Başkalarının Bakışı
İntiharı düşünen birisi, neden kendisi için değil de başkaları için ölü olduğunu hayal eder?

Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 182)Biri, Hiçbiri, Binlercesi, Luigi Pirandello (Sayfa 182)