Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Aslına bakarsanız, bu tabir, kitabımız için -orkestranın cortladığı şarkı- olarak da değiştirilebilir. Çünkü bir yerinde zırtlamıyor, Meslier kendi fikriyle karşı fikri adeta nakavt ediyor.
Kaldı ki herkesin inancı kendine, her koyunun da bacağı var elbet asılacak. Konunun o kısmında değilim.
Meslier'in rahip olması, filozof olması, böyle bir kitap yazması, bunu saklaması, sakladığını da itiraf etmesi, yayımlanmasını da yaşarken istememesi (yani korkması) en başta onun iki yüzlülüğünü açığa çıkartıyor. Burada bir anlaşalım. (Kaldı ki onu "bugün dahi" anlayabiliyorum, ancak bu gerçekleri değiştirmiyor, kusura bakma Meslier) Fakat!
Kanımca bu hal, onun fikirlerinin kıymetini aşağı çekmiyor (normalde değersiz kılardı). Neden?
1- O tarihten (1600'lü yıllar düşünsene) bu güne çürütülemeyen çok fazla fikri var. Yani hala geçerliliğini sapasağlam taş gibi yürüten önermeleri mevcut.
2- Evet korkmuş, ama bir kayıt bırakmış. Yani inandığı değerlerin neredeyse hepsine şerh düşmüş. Bunu yazarak bildirmiş.
Daha fazla da neden sayabilirim -okuyan herkes gibi- ama benim için bu ikisi 'değerli!' olması için yeter nedenlerdir.
Eğer Ateist bir dünyada yaşasaydık, bu kitap 'başucu kitabı' olurdu. Kaldı ki farklı görüşlerin güçlerinin ne kadar doğru ve şiddetli olduğunu anlamak isteyen herkes de bunu 'başucu kitabı' yapabilir.
Belli ki, Meslier'in derdi tüm dinlerle falan değil, düpedüz Hristiyanlıkla...ancak kızım sana söylüyorum dili tüm metne hakim olduğundan, tüm dinler payını almış.
Atatürk'ün emriyle yayınlanması da ayrı bir güzel olmuş. Gene şaşırmadık. Şaşırmamalıyız. Şaşırtmalıyız. Ulu Önder, burada da liderliğini konuşturuyor. Her görüş, yerini bulmalı! Her ses kendini duyurmalı. Öyle de olmuş.
Okuması çok kolay, her bölüm kendince