Gönül Suveren

Gönül Suveren

Çevirmen
8.3/10
13,5bin Kişi
·
43,1bin
Okunma
·
21
Beğeni
·
3.363
Gösterim
Adı:
Gönül Suveren
Unvan:
Türk Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
416 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Otuz yaşına ulaşmış biriyim ve sadece son dokuz yıldır düzenli kitap okuyorum. Eğer bugün elimde olsa King kitaplarını yazım tarihine göre okumak isterdim. King' in bir yandan değişip gelişirken bir yandan da en başından beri kendi evrenine sadık bir yazar olduğunu yine bu evrimi yavaş yavaş deneyimlemek isterdim.

Okuduğum bu öykü derlemesi güzel bir harman olmuş. King' in başarılı bulduğum öykülerinin yanında bir roman olacakken muhtemelen devamını getirmediği yada getiremediği öyküleri de bulunuyor. Gerçi bazıları cok iddialı, belki bu yüzden başarılı değil bence 'Gece Vardiyası' ya da 'Çimler Biçilecek' öykülerini örnek verebilirim. Bazı öykülerin nasıl biteceği ise okuyucunun hayal dünyasına bırakılmış.

Kitabın adı her ne kadar büyük harflerle Hayaletin Garip Huyları olarak görünse de başlığın hemen sağ altında 'Night Shift' yani Gece Vardiyası teması kitabın kapak resmi olarak kullanılmış. Okuduğum eser Şubat 1978 yılında ilk baskı olarak okura sunulmuş. Eğer King kitaplarina aşina bir okursanız kitapta; Red Sox, Artrit, Jerusalem Lot's gibi King klişelerini göreceksiniz. Bu arada ülkemizde Korku Ağı olarak yayımlanan ilk basımı 1975 olan King' in ilginç yaratıklar yerine vampirler kullandığı Jerusalem Lot' s kitabına yönelik Hortlaklı Köy ve Son Bir Kadeh hikayeleri de bulunuyor.

Benim beğendiğim hikayeler ise özünde hortlak, yaratık yada canavar olmayan ama pragmatiklerin ilginç yaratık gibi rol aldığı 'Bırakanlar Şirketi' ile 'Mısırın Çocukları' hikayeleri diyebilirim. Buradaki geçen Mısır ülke olan mısır değil tabi, filimi de çekilen bu öykünün orijinal dildeki adı 'Children of the Corn' sanırım. Ayrıca kitabın adını aldığı 'Hayaletin Garip Huyları' da bence başarılı öyküler arasında. Eseri okumanızı tavsiye ederim. Özetle genel olarak beğendim diyebilirim.
824 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Ailesinden, özellikle de ablasından uzakta, aile büyüklerinden miras kalan bir çiftlikte yaşıyor Bobbi. Kendisi 'Western' tarzı eserler üreten bir yazar. Bir de köpeği var, Peter. Çiftlikteki bu yaşamı önce Bobbi' nin gözünden görüyoruz. King okuyucularının aşina olduğu meşhur Derry' nin civarında küçük bir yerleşim yeri olan Haven' ı tanıyoruz. Tam bir Sığınak. İncelemerimde spoiler bulunabilir, bu konuda oldukça ketum davranmaya çalışacağım. Ancak hikayeden biraz bahsetmeden nasıl inceleyebilirim ki?

Haven' e dönersek, yıllar süren münzevi bu sakin hayat, Bobbi Anderson' ın yaşlı köpeği Peter' la gezintiden dönerken ayağına topraktaki bir çıkıntının takılmasıyla değişecek gibi duruyor. Nedir bu? Metalik renkte, ilginç bir nesne. Bobbi, nesnenin etrafını eşeleyerek ortaya çıkacağını düşünür ancak büyük bir kısmı toprağın altında saklanmaktadır. Boşver diyerek geçip gider, Peter' ın tepkisinden de etkilenmiştir. Ancak eve geldiğinde yine aklına takılır. Nedir bu? Ne kadar büyük? Bir taraftan bir kötülüğün bir parçası olduğunu hisseder, diğer taraftan merakı onu yer kemirir. Etrafı eşemeli ve bu gizemli nesneyi ortaya çıkarmalı mıdır? Tommyler rahat durmuyor, kapıyı vuran Tommyler, Bobbi' nin merak kapısını vuruyorlar. Keşke yanında hem arkadaşı hem de sevgilisi konumunda -ama daha çok arkadaş- olan Gardener olsa.

İlerleyen sayfalarda hikayemiz şair Jim Gardener gözünden ilerliyor. Şair ancak şiirleri büyük kitleler tarafından okunan bir şair değil. Telif hakları için yakacak takas edecek kadar önem veriyor bu işe. Tommyler onun kapısını çok uzun zaman önce vurmuş anlaşılan. Sadece o bilmiyor sanırım. Bobbi çiftliğinde yeni gelişmeleri yaşarken, Gardener lüks bir otelde şiir dinletisi ekibinin üyesidir. Çoğu zaman kendi halinde olan Gardener, okeyde aranan dördüncü misali, başka şair bulunamadığından bu organizasyona katılmıştır. Onun açısından herşey yolunda giderken, onun Tommyler' i olan içkiyi biraz fazla kaçırır ve ayıldığında hatırlayamadığı süre boyunca işlerin yolunda gitmediğini düşünür. Nitekim haklıdır da. Sahilde intiharın eşiğine gelmişken, zihninde bir alarm yanıp söner. Bobbi' nin ona ihtiyacı vardır. İntihar biraz daha bekleyebilir diyerek, Haven' e yani Bobbi' ye doğru yola çıkar.

Orjinal dilinde adı 'The Tommyknockers' olan bu eserin bir de sinema uyarlaması var. Atlatarak göz attığım kadarıyla kitapla pek ilgisi yok gibi duruyor. Hikaye ilk başta Bobbi ve Gardener gözünden anlatılırken daha sonra olayların gelişmesiyle etkilenen Haven halkının gözünden anlatılıyor. Burada Stephen King' başka birşey yazacakken ani manevrayla, hikayeler dizisi oluşturmuş gibi bir etki bıraktı bende. En başlarda güven veren, işi büyük ustalıkla başaracak bak gör tarzında bir izlenim uyandıran şairimiz, hikayenin büyük bölümünde pasif hayat sürüyor. Sonraları onun bir çeşit köle olduğuna ikna çalışmaları da yok değil.Eserde bazı karakterler de istenilen etkiyi yapmada pek başarılı olmamış bana göre. Hikayeye bir anda giriyor, girdiği gibi çıkıyor. Kabul etmek gerekirse farklı bir konusu var, heyecanı var ancak çoğunlukla monoton ve tek düze. King' in esprili dili olmasa bu kitabı bitirebilir miydim bilmiyorum. Tabi bu Kink' ten okuduğum 47. kitap sanırım. Aşinalığımı da biraz buna borçluyum.

Bizde kapıya vuran Tommyler yok, belki kapıya vuran başka karakterler var ancak Tommy değiller. Eserde Haven' de yayılan Kapıya Vuran Tommy salgınının hikayesini okuyoruz. Belki sayfa sayısı ve alt hikayeler biraz daha kısa olsa daha iyi olurdu. Yukarıda bahsettiğim bir kaç husus olasa bile yinede tavsiye ederim. Bence bir deneyin.
382 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Hepimizin çok sevdiği kitaplar,video oyunları ve filmler vardır.Hatta saplantılı derecede sevdiğimiz ana karakterleri de vardır mutlaka bu sevdiğimiz filmlerin ve kitapların.

Paul Sheldon gözlerini açtığında bir kaza geçirmişti ve başında bir kadın duruyordu.Annie Wilkes.Paul Sheldon’un en büyük okuyucusu ve hayranı :) Annie tarafından “Kurtarılan” Paul ne ile yüzleşeceğini bilmiyordu ancak içten içe bir hücreye kapatıldığını ve buradan çıkamayacağını hissediyordu.Konu hakkında bu kadarı yeterli.

Stephen King bize unutulmayacak karakter hediye etme listesinde gerçekten bir numara bir yazar.Tıpkı “Göz” kitabında olduğu gibi bu kitapta da Annie’yi uzun bir süre unutabileceğimi düşünmüyorum.
Stephen King’in okuduğum 3.kitabı ve Göz haricindeki bu iki kitapta bir şeye denk geldim.Tüm romanları bir Evren’de geçiyor gibi.Bu kitapta “Medyum”’a bir selam gönderme vardı,Hayvan Mezarlığında “Kujo”’ya bir gönderme vardı bunlar çok hoş hareketler.

Kitabımız hakkında söyleyecek olursam şunu net bir dille söyleyebilirim. “2 KİŞİLİK DEV KADRO”

Kitabın hiçbir yeri sizi sıkmıyor,3.karakter olsa bile demiyorsunuz hatta.Kitabın ana karakterini sevmesemde Annie durumu kurtardı.
Annie’nin her kapıdan girişinde “Acaba Şimdi Ne Yapacak” diye düşünmekten kendimi alamadım resmen.Kitap size o kadar seçenekler sunuyor ki sanırım favori King kitabım = Sadist.

Gerek orijinal konusuyla,gerek akıcılığı,gerek uyandırdığı hisler ve gerekse orijinal karakterleri ile benim gönlümde taht kurmayı başaran bir kitap oldu.

Bir yazar bir okurun saplantılı derecede sevdiği bir karakteri kitabında öldürdüğü zaman o okur ona ne yapar ? Cevap için bu kitabı okumanız gerekecek.Spoiler yok. :)
191 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Öğrencilerin kaldığı bir pansiyonda, birbiriyle ilgisiz eşyalar çalınmaktadır. Çalınan eşyalar değersiz olduğundan, en başta öğrenciler bunu umursamaz. Ancak hırsızlıkların giderek artması, öğrenciler arasında bir tedirginlik yaratır. Poirot, çalınan eşyaları öğrendiğinde ortada bir gariplik olduğunu sezer.
Öğrenciler şüphelerini açığa vurmasıyla, cinayetler birer birer işlenmeye başlar.
Eşyalar neden birbiriyle ilgisizdir? Katilin bu hırsızlıklara ilgisi nedir? Poirot, katili yakalayabilecek midir?
567 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
*SPOİLER İÇERMEMEKTEDİR.

Gün gelsin ki Stephen King’in hayali kasabasının başına bir şey gelmesin.Kujo ve Hayatı Emen Karanlıkta’da bu kasabanın üzerine bir kabus çökmüştü.Hatta kitapta bolca Kujo ve Hayatı Emen Karanlık’a bolca göndermeler var.O kitapta bulunan karakterlerin o kitaptan sonra ne olduğunu öğreniyoruz.

DİKKAT! Kujo ve Hayatı Emen Karanlık kitabını okumamışsanız ve okumak gibi bir isteğiniz varsa bu kitabı pas geçmenizi öneriyorum üzülerek.

Girişte de söylediğim gibi Castle Rock’ı kabuslar ülkesine sokacak yepyeni bir dükkan açılıyor.Adı “Gerekli Şeyler” olan bu yeni dükkanda gizli arzularınız,kişiliğinizin hiç bilmediğiniz yönleri,hayallerinizi süsleyen hatta hayatınız boyunca sahip olmak isteyip sahip olamadığınız spiritüel objeler satılıyor.

Aklınızdan geçen soruyu duyar gibiyim.Bu objelerin fiyatları ne kadar ? Ödeme iki kısımdan oluşuyor.Birinci kısmı cüzdanınızdaki para ve ikinci kısımsa kasabadaki bir sakine zararsız bir şaka yakmak.Tabiki Castle Rock sakinlerinin gözlerini döndüren bu objeler iş ruhunu satmaya geldiğinde bile bizim küçük kasabamızın sakinlerinin gözlerini döndürmeye devam ediyor ve kasabamızın sakinleri ellerini ceplerine atmaktan çekinmiyor.

Şaka yaparak hayallerimi süsleyen objeye sahip mi oluyorum ? Kısmen evet.Komşunuzun çarşaflarına çamur atarak,bahçesini mahvederek veya bu basit şeylerin uç noktası olacak şekilde komşunuzun kişisel sınırlarını belirli bir ahlak çerçevesinin dışına iterek veya özel hakların gizliliğini ihlal ederek o değerli objelere sahip olabiliyorsunuz.

Peki bundan dükkan sahibinin çıkarı ne ? Bu şakalar onarılmaz boyutlara geldiğinde dükkan sahibi Leland Gaunt oturduğu yerden kasabada çıkan kıyametin tadını dükkanından izleyip gülme şerefine nail olacaktır.

LELAND GAUNT,madem bütün insanların arzularını ve gizli sırlarını biliyor o zaman kim buna dur diyebilecek ? Hepimizin arzuları ve gizli istekleri yok mu ? Hangimiz nefsimize hakim olabiliyoruz ? Kasabada ruhunu bu şeytana satmamış olan ve bütün yaşama arzusunu kaybetmiş biri tabiki.

Kasaba sahipleri ucuza aldıkları,gözlerini döndüren bu objeleri aslında ne kadar büyük bir bedel ödeyerek aldıklarını gördüklerinde üstünden fazlasıyla zaman geçmiş ve kasaba kıyamet yerine dönmüş olacaktır.

Kitabın okunuşu,akıcılığı,konusu ve karakterleri oldukça harikaydı.

Stephen King bu kitap ile bize öyle unutulmayacak bir kasaba hediye etmiş ki ben bu kitabın etkisinden uzun bir süre kurtulabileceğimi düşünmüyorum.

Herkesin birbirini tanıdığını,herkesin birbiriyle kaynaşık olduğu bir kasaba.Bu kasabada herkesin bir zayıf noktası var.Herkesin sevmediği insanlar ve bu insanların birbirleriyle onarılamayacak geçmişleri var.Ve Leland Gaunt denen adam bu insanları öyle bir birbirlerine düşürüyor ki kasaba yeryüzünden silinecek boyuta geliyor.

Kitabın karakterlerine de bir o kadar bayıldım.Özellikle Polly Chalmers’a.Sırf kendi ayakları üzerinde durabilmek için yaptıkları gözü kara bir kadın Polly.Sevdiği adam için gözünü kırpmadan canını verebilecek kadar fedakar olan bir kadın.BAYILDIM POLLY’e!

Kitapta öyle uç karakterler vardı ki başka bir kitapta görebileceğinizi düşünmüyorum.Bunlar hakkında detay verirsem spoiler olacağını düşünüyorum.

Hatta King’in her kitapta dine yer vermesi de şaşırılacak bir şey değil.Bu kasaba da katolikler ve baptistler var.En ufak bir konudan tartışmalar kavgalar yaşıyorlar.Leland Gaunt bu iki dini topluluğu öyle bir birbirlerine düşürüyor ki bırakın skolastik düşünce çarpışmasını adeta Haçlı Seferleri ortaya çıkıyor.

2020 de okuduğum üçüncü kitap olmasına rağmen bu yılın okuduğum ve okuyacağım en harika kitapları listesinde yerini aldı.En başında yaptığım uyarıyı dikkate alarak gözünüzü kırpmadan bu kitabı alabilirsiniz.Herkese de öneriyorum,bu kitaptan öğrenebileceğiniz ve öğretebileceğiniz bir sürü ders var.Okuyun okutun diyorum. :)

Bu incelememi bana şiddetle bu kitabı okumamı öneren ve ağzından bir sürü spoiler kaçıran -_- @Katet19 abime ithaf ediyorum.
176 syf.
·Puan vermedi
Elimizde büyük bir yapboz var. Renkler ve şekiller birbirinden farksız, İç içe... Birbirinin aynısı olan bu parçaları doğru konumlara yerleştirmek son derece karmaşık ve zor bir iş. Elbette okur İçin... Bakmakla görmek arasındaki farkın ne kadar dikkate değer olduğunu çok güzel ifade eden bir kitap. Polisiyelerde tahammül edemeyeceğimiz tesadüflerden ve bir anda gerçekleşmelerden uzak; mantıklı bir akıl yürütme, dahiyane bir çözüm... Sıkılmadan okuyacağınız gerçek bir polisiye. Tavsiye ederim.
344 syf.
·10 günde·10/10 puan
Ünlü bir yazar olduğunuzu ve karlı bir günde, fırtınanın tam ortasında, insanların pek de yaşamadığı dağlık bir yerde, tek başınıza araba kullandığınızı hayal edin. Oldukça ürkütücü bir hayal değil mi? Birçoğumuz geceleri böyle kabuslar görmüş ve irkilerek uyanmıştır. İnsanın tüylerini diken diken eden cinsten bir hayal...

Peki ürkütücülük dozunu biraz daha artıralım mı, ne dersiniz? Çünkü Stephen King bu kadarcık gerilimle asla bırakmaz bizi. Devam edelim... Şimdiyse fırtınanın iyiden iyiye arttığını ve yoldan çıkarak çok ciddi bir trafik kazası geçirdiğinizi, baygın ve ağır yaralı bir halde olduğunuzu düşünün. Ailenizin, yakınlarınızın ve güvenlik güçlerinin size çok uzak olduğu bir yerde karlar altında kaldınız... İşte kritik soruya geldik: Tam o anda sizi biri bulacak olsa, kimin sizi bulmasını isterdiniz? Bir yazar olarak bir numaralı hayranınız sizi bulsa sevinir miydiniz? Kendim cevaplamam gerekirse, bir numaralı hayranım beni bulsa, o an kendimi dünyanın en şanslı yazarı olarak kabul ederdim. Sanırım siz de aynı görüştesinizdir...

Elbette yukarıdaki soruları boşuna sormadım ve boşuna gerilim dolu bir hayal kurdurmadım size. Sadist isimli bu kitabın konusu, tam da yukarıdaki gibi. Paul Sheldon isimli ünlü bir yazar, tıpkı yukarıda anlattığım gibi bir kar fırtınası esnasında dağ yolunda trafik kazası geçiriyor ve bir numaralı hayranı Annie Wilkes isimli bir kadın tarafından ölmekten son anda kurtarılıyor. Fakat bu "kurtarılış"a tam anlamıyla, "Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak," diyebiliriz. Zira Paul Sheldon fırtınada ölmüyor; ama Annie Wilkes'ın evinde yaşadıklarından sonra, ölebilmek için dua eder hale geliyor.

Hiç yoktan sizleri gerdiysem, affedin. Fakat günlerdir Stephen King de beni geriyor. Annie Wilkes'ın Paul Sheldon'a yaptığı psikolojik ve fiziksel şiddet kelimelere dökülemeyecek cinstendi. Gerçekten de Stephen King çok usta bir yazar. Önünde saygı ile eğiliyorum. Sevdiğim yazarların kafasının içerisinde bir gün geçirebilmek için birçok şeyimi feda ederim. Fakat Thomas Bernhard ve Stephen King'in kafasının içerisine girmeyi bir an olsun bile istemem. Kaldırabileceğimden emin değilim...

Stephen King'in daha önce Hayvan Mezarlığı ve Göz isimli eserlerini okumuştum. Onlara da hayran olmuştum, bu kitabına da en az onlar kadar hayran oldum. Fakat anlayamadığım bir konu var: Yazarın kitapları orijinal isimleri ile değil de neden daha yumuşatılmış isimler ile çevriliyor? Daha önce okuduğum "Göz" isimli eserinin orijinal ismi "Carrie" olmasına karşın, Türkçe'ye "Göz" olarak çevrilmişti. Bu eserinin orijinal ismi de "Misery" olmasına karşın, Türkçe'ye "Sadist" olarak çevrilmiş. Kitapları okuyanlar ne demek istediğimi daha rahat anlarlar. Bu noktada çevirmenin işgüzarlık yaptığını düşünüyorum.

Ayrıca King'in, kitabın içerisinde "başka bir kitap yazmaya zorlanmak" fikrini de oldukça beğendim. Zira Annie Wilkes isimli hasta ruhlu karakter, Paul Sheldon isimli yazardan, daha önce öldürmüş olduğu bir kitap kahramanını diriltmesini istiyor ve bu konuda yazarın üzerinde psikolojik ve fiziksel baskı kuruyor. Yazar Paul Sheldon önceleri bunun imkansız olduğunu söylese de Annie Wilkes'ın baskıları sebebiyle kabul etmek zorunda kalıyor... King bu vesileyle bir kitap yazmanın ne kadar zorlu ve eziyetli bir iş olduğunu bizlere göstermek istemiş olabilir. Tabii başka bir açıdan bakarsak, iyi bir yazarın okurlarının, yazarı istedikleri gibi yazdırmaya ve yönlendirmeye çalışmalarının ince bir eleştirisi olarak da görebiliriz.

Son olarak, kitabın 1990 yılında çekilmiş bir filmi de var. Bugün izledim. Fakat filmdeki korku ve gerilim unsurlarının, kitaptakine oranla çok daha yumuşatılmış olduğunu gördüm. Kitapta beni özellikle etkileyen bir "doğum günü mumu" hadisesi vardı ki, filmde buna hiç yer verilmemiş... Bir okurun çok etkilendiği bir bölümün filmde bulunmuyor olması bile o filmin vasat kaldığını düşünmesine yeter. Bu sebeple filmi vasat bulduğumu belirtmeliyim. Tabii film ile ilgili yorumları da okudum. Sinemseverler filmi oldukça başarılı bulmuş ve övgüler yağdırmış. Onlara tavsiyem, film izlemekten vazgeçmesinler; ancak izledikleri filmlerin kitapları varsa önce kitaplarını okuyarak filmleri izlesinler.
314 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Çok güzeldi...
Açıkçası kitabı çok merak ederek almıştım. Beni kitaba çeken şey konusu değildi, sadece yazarın bu kadar kısır malzeme ile 400 sayfalık bir kitabı nasıl yazabilmiş olduğunu merak etmiştim.
Çünkü (kitap tanıtımında, arka kapağında da var o yüzden süprizbozan sayılmaz) kitap genç bir kadının eşiyle bir seks oyunu oynarken kocasının kalp krizi geçirerek ölmesi ile başlar. Ve kadın elleri kelepçeli yatağa başlı kalır. Yani düşününce 400 sayfa içerisinde tüm mekan yatağın yaklaşık 3 metre karelik alanı ile ve karakterimiz de Jessie isimli bu kadından ibarettir.
Ustanın yazısına söylenebilecek bir lafım yok. Kadının o çaresizliği, bıkkınlığı, korkusu, krampları, fiziksel ve ruhsal çöküşü o kadar güzel verilmişti ki, okuduğum süre boyunca kelepçelerin soğunu bileklerimde, zincirinin tahtaya vuruşlarıyla çıkan iç karartıcı sesi kulaklarımda hissettim...
Her ne kadar usta bir gerilim kitabı olsa da beni asıl etkileyen şey, allta verilen hikayeydi aslında. Jessie kırılmış, yıkılmış bir kadın, parçalanmış bir kişilik. İçindeki farklı alt kişiliklerin sürekli tartışmasına ve çözüm aramasına şahit oluyoruz. Bunlardan biri "iyi-eş"... İyi-eş, neredeyse "kadın, cinsel organını yaşatma merkezidir" diye düşünen seksist erkekleri bile haklı görebilecek seviyede kendini aşağılık gören bir kadın. Başına gelen her felaketi erkeğe itaatsizlik ile yorumlayan, kadının görevi erkeğinin sözünden çıkmamaktır diyen biri... Kendine saygı duymayan, bedenini küçümseyen biri... İkinci karakterimiz Ruth, bu iyi eşle hiç anlaşamayan bir feministimiz. Arada dengeyi bulmaya çalışan psikolog Nora ve Jessie'mizin "babasının kızı" zamanlarından kalma çocukluğu, "Punkin"...

Aslında benim bu kitapta okuduğum, bir kadının yataktaki kelepçelerinden kurtulma çabasının hikayesi değildi. Benim okuduğum, kadınlığın, erkek hegomanyasındaki tüm kelepçelerinden kurtularak özgürlüğe ulaşabilmesi hikayesiydi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Gönül Suveren
Unvan:
Türk Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 21 okur beğendi.
  • 43,1bin okur okudu.
  • 607 okur okuyor.
  • 18,1bin okur okuyacak.
  • 444 okur yarım bıraktı.