Uğur

Uğur
@mithrandi21
youtube.com/watch?v=tfp_ZRY... Hayvan sever, daha çok da kedi sever. Kediler asla dağınık değildir, her şey onların istediği yerdedir. Fazla kitap yoktur, az raf vardır.
Daha kaç kişi gelecek?
10/10
·299 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:57
Kitabın en vurucu, en ağır darbesi ve belki de en önemli noktası bu kısacık soru cümlesi: "Daha kaç kişi gelecek?" Sahaflardan satın aldığım, üzerinde yılların ve defalarca okunmuş olmanın izlerini taşıyan Kurtlarla Dans, uzun zamandır okuma listemde bekliyordu. Öncesinde onu yalnızca Kevin Costner'ın meşhur film uyarlamasının romanı olarak biliyordum. Ancak kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim ki: Kurtlarla Dans, çocukluğumuzda kovboy filmleriyle şekillenen ve Kızılderilileri çoğu zaman saldıran taraf olarak görmeye alıştığımız bakış açısının, tarihsel gerçeklerle tanıştıkça geçirdiği dönüşümün edebiyattaki karşılığıdır. Romanın merkezinde İç Savaş sonrası sınır karakoluna gönderilen Teğmen John Dunbar bulunuyor. Ancak kitap ilerledikçe Dunbar'ın hikâyesi kadar, hatta belki de daha fazla, Comanchelerin hikâyesini okumaya başlıyoruz. Michael Blake'in en büyük başarısı da burada yatıyor. Yerlileri ne romantik masal kahramanları ne de eski filmlerdeki gibi vahşi düşmanlar olarak gösteriyor. Onları yalnızca insan olarak gösteriyor. Bugün yaşayan biri için kitapta anlatılan dünya neredeyse fantastik gelebilir. Uçsuz bucaksız bufalo sürüleri, her yerde görülen kurtlar, geyikler ve av hayvanları... Tıpkı Red Dead Redemption 2 oynarken Arthur Morgan ile Valentine'dan Saint Denis'e doğru yol alırken olduğu gibi, roman boyunca günümüz dünyasında görmeye alışık olmadığımız sayısız hayvanla karşılaşıyoruz. Bugün bize neredeyse fantastik gelen bu manzara, aslında Kuzey Amerika'nın bir zamanlar sahip olduğu doğal zenginliğin son dönemleridir. Avrupa'nın çoktan kaybettiği bir dünya burada hâlâ yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki romandaki av sahneleri yalnızca av sahnesi değildir. Bufalo, Comancheler için yiyecektir. Giysidir. Barınaktır. Hatta hayatın kendisidir. Beyaz
Edebiyat
Kurtlarla DansMichael Blake · Altın Kitaplar · 199187 okunma
Reklam
Dünyanın Sonunu Değil, İnsanlığın Yeniden Doğuşunu Anlatan Destan
10/10
·1216 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Bazı kitaplar vardır, olay örgülerini hatırlarsınız. Bazıları vardır, karakterlerini unutmazsınız. Bir de çok az kitap vardır ki bitirdikten yıllar sonra bile size insanı düşündürmeye devam ettirir, olaylarını da karakterlerini de unutturmaz. Stephen King’in Mahşer’i benim için işte bu son gruba giriyor. Romanın yüzeyine baktığınızda bir salgın hikâyesi olduğunu görüyorsunuz. Laboratuvardan yayılan ölümcül bir virüs ve birkaç hafta içerisinde neredeyse tamamen yok olan bir dünya… Ancak sayfalar ilerledikçe anlıyorsunuz ki King’in anlatmak istediği şey salgının kendisi değil. Virüs sadece sahneyi boşaltıyor. Asıl oyun, sahneyi boşaltan virüsten kalan insanlar ortada kaldığında başlıyor. Mahşer’i okurken sık sık şunu düşündüm: Medeniyet dediğiniz şey gerçekten ne kadar sağlam? Elektrik, internet, devletler, yasalar ve milyonlarca insan ortadan kalktığında geriye ne kalır? King’in cevabı ise oldukça ilginç. İnsan kalır. Ve insan, ne kadar yıkım yaşarsa yaşasın yeniden bir düzen kurmaya çalışır. Romanın ilk bölümlerinde salgının yayılışını ve toplumun çöküşünü okuyoruz. Bu kısımlar o kadar gerçekçi yazılmış ki bazen bir roman okuduğunuzu unutuyorsunuz. Fakat beni asıl etkileyen, salgın sonrasında başlayan uzun yolculuklar oldu. Boşalmış otoyollar, terk edilmiş kasabalar, sessiz şehirler ve kilometreler boyunca tek bir insanın bile görünmediği yollar. King bu bölümlerde yalnızlığı öyle güçlü hissettiriyor ki bazen karakterlerle birlikte ben de o sessiz dünyanın içinde yürüyormuş gibi hissettim. Fakat Mahşer’in asıl büyüsü Boulder’da başlıyor. Dünyanın sonundan sonra kurulan bu yeni topluluk, romanın en etkileyici bölümlerinden birini oluşturuyor. Başlangıçta insanların kapılarını kilitlemeye ihtiyaç duymaması, insan sayısı artıkça insanın tekrardan insandan korkusunun
1000Kitap
MahşerStephen King · Altın Kitaplar · 20243,926 okunma
10/10
·624 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 23:23
Kıyamet Kitabı, ilk bakışta bir zaman yolculuğu hikâyesi gibi görünse de, özünde insanlığın en eski korkularından biriyle yüzleştiğimiz, okura kaçınılmaz kaybın hissini veren bir kurgu. Connie Willis, Kıyamet Kitabı’nda zamanı ve zaman yolculuğunu bir macera alanı olarak değil, insan ruhunu sınayan, insanın karar mekanizmasının değişimini gösteren acımasız bir mesafe ve yolculuk olarak kullanır. Birçok zamanda yolculuk kitabında, filminde geçmiş bizlere romantik bir dekor gibi sunulur. “Geçmişi değiştirebilir miyiz?”, “Geçmişte bir kelebek öldürsem ne olur?” gibi sorularla bizi kurgunun içine alır ve bu şekil teknik paradokslar ile harmanlanır. Connie Willis ise bu alışagelmiş olan, artık rutinleşmiş yöntemlere hiç başvurmadan okuru gerçek bir geçmiş ile tanıştırıyor. Soğuğun, hastalığın, belirsizliğin, fakirliğin, cahilliğin ve ölüm korkusunun örülü olduğu gerçek bir geçmiş ile tanıştırıyor. Kıyamet Kitabı’nı da diğer zaman yolculuklarından farkı tam burada kendini gösteriyor. Tarihi bizlere kitap sayfalarındaki uzak olaylar olmaktan çıkarıp yaşayan insanların nefesine kadar hissettiğimiz güçlü tonlarda olan atmosferi içine alıyor. Yine birçok kurguda zaman yolculuğu olduğunda bunun teknik tarafı okuyucuya ya da izleyiciye verilmek istenir. Michael Crichton’un Zaman Tüneli gibi yine çok güzel olan romanında nasıl ki bizlere zaman yolculuğunun fizikte olan muhtemel ihtimallerini anlatıp, bunlar neticesinde bulunduğunu okuduk isek Kıyamet Kitabı’nda ise bunun hiç önemli olmadığını fark ettim. Yani zaman yolculuğunun mümkünlüğü, ne şekilde bulunduğu açıklanmıyor. Kitabın vurgu yapacağı yer bu değil çünkü. Zamanda yolculuğun teknik tarafı arka planda kalıyor ve yerini daha ağır sorular alıyor. İnsan vücudunun bu yolculuğa ne şekilde
Alıntı
Kıyamet KitabıConnie Willis · İthaki Yayınları · 2026203 okunma
10/10
·603 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 01:12
Grange’ın yine sevimsiz olan ama bir şekilde de sevdiğimiz kahramanı/kahramanları ile olan bir başka insanı rahatsız eden güzel romanı. Grange’ı aslında güçlü yapan unsulardan en başında olanı benim için romanlarındaki kahramanlarının tam olarak iyi olmaması diyebilirim. Grange’ın dünyasında “saf iyi” diye bir şey olduğunu söyleyemem. Romanları siyah-beyaz değil, kirli gri tonlardan oluşur. Romanlarında anlarız ki O’nun temel bakışı: İnsan doğası karanlıktır; iyilik bile çoğu zaman kusurludur. Bunun için de her bir romanında kahramanlarında aşağıdaki durumları net şekilde görürüz. - Kahramanları genel olarak travmalıdır. - Takıntılıdırlar. - Şiddete meyillidirler. - Ahlaki sınırları esneyebilen, belki de hiç olmayan kişilerdir. - Bazı durumlarda empati yoksunudurlar. - Bazen de kitap içindeki suçlulara fazla benzeyen, katilden ayırt edemediğimiz tiplerdir. Bir nevi romanlarında işlediği ana konu, canavarı yakalamak için biraz canavar olmak gerekir mottosuna uygun kişilerdir. Tamamen iyi olan bir insan, gerçek bir kötülüğü anlayamaz çünkü. Bu yüzden de kahramanları şiddete dayanıklıdır. Suçlunun zihnine girebilir ve etik çizgiyi aşabilirler. Yasaları esnetir, kendi yasaları ile ilerleyebilirler ama bu öyle Amerikan filmlerinde ya da kitaplarında olan kural tanımaz dedektif ajan tarzında olan klişe şeklinde de değildir. Empatiden yoksun, sezgiyle hareket eden tiplerdir. Bunun için de Grange düz bir şekilde polisiye roman yazmak yerine psikolojik gerilim ile harmanlanıp şekil verilmiş polisiye-psikolojik gerilim olarak güçlü eserler çıkarmaktadır. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Grange karakterlerin neredeyse hepsinde: - Çocukluk travması - Aile kopukluğu - Kimlik krizi - Bastırılmış öfke vardır. Bu yüzden de karakterleri: - “Normal” biri değildir - Sosyal olarak
Alıntı
Mermer AdamJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20222,597 okunma
Zaman mekan alt üst olmuş Başkomser Nevzat romanı
6/10
·448 syf.··
2025 9. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2025 00:32
Hayırlısı ile Ahmet Ümit’ten de kötü bir roman okudum diyebilirim rahatlıkla, hem de maalesef Başkomser Nevzat romanı olarak kötü bir roman okudum. Öyle kötü ki asla diğer incelemelerde yazıldığı gibi ne mükemmel bir kitap, ne de Orhan Pamuk ’un Yeni Hayat kitabındaki o hafızalara kazınan giriş cümlesi ile örneklendirilecek bir kitap. Nedir mesela günümüz Türkiye’sinden olan esintiler der iseniz Dilan Polat güzellik merkezleri ile bir de malum bir siyasetçiye yapılan birkaç cümlelik gönderme sadece. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, maalesef çelişkiler ile dolu ve tutarsızlıklar barındıran bir roman olmuş. Bu da maalesef Ahmet Ümit’in kendi tercihi ile oluşmuş bir durum, yani neden böyle bir şeyi seçmiş, niye böyle kurgulamış hiç anlayamadım. Fatih Altaylı’nın yaklaşık 4 – 5 ay önce Youtube üzerinde yayınlanan “Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti” programına konuk oluyor Ahmet Ümit. Fatih Altaylı haklı olarak okur Nevzat’ı çok sevdi diye Başkomser Nevzat ve ekibini överken de yine haklı olarak, bu tarz seri karakteri okuyan biz okurların da aklına en çok takılan bir konuyu dile getiriyor. Senelerdir okurken biz okurlar ne düşünürüz mesela, Nevzat artık yaşlanıyor deriz ve bundan sonra seri nasıl ilerleyecek diye merak ederiz ve bunu da Fatih Altaylı dile getiriyor. Ne diyor ama Ahmet Ümit, böyle bir şeyin olmadığını, yaşlanmadığını çünkü sadece bunun roman olduğunu söylüyor. Kendi okuduğum bu tarz serilerde seri içinde sürekli olarak karakterin geliştiğini, tepkilerin geliştiğini okurken doğal olarak yaşlandığını da okurum, çünkü okumak isterim. Mesela Michael Connelly ‘in Harry Bosch karakterinde veya Henning Mankell ‘in de Kurt Wallender karakterinde her romandan
Alıntı
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202413,2bin okunma
Reklam