1000Kitap Logosu
Gülün Adı
Gülün Adı
Gülün Adı

Gülün Adı

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
2.414 Kişi
7,4bin
Okunma
2.571
Beğeni
82,1bin
Gösterim
736 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 20 sa. 51 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · Haziran 2016 · Karton kapak · 9789755102450
Orijinal adı
Il nome della rosa
Diğer baskılar
Gülün Adı
Gülün Adı
Qızılgülün Adı
The Name of the Rose
Qızılgülün Adı
Der Name der Rose
Gülün Adı adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazar Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilim adamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesi'nde öğretim üyesi, semiyolog, tarihçi, filozof, estetikçi, müthiş bir Ortaçağ uzmanı, üstelik James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Gülün Adı, yazarın ilk romanı. 1980'de yayımlandı. Kısa sürede dünyanın pek çok diline çevrildi. 1986'da, yazıldığı dilden Şadan Karadeniz'in ustalıkla dilimize çevirdiği bu roman, ülkemizde de çok beğenildi. Filmi de dünyanın dört bucağında büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, yazarın Ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin kuşkusuz büyük payı var. Tam anlamıyla Ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte Gülün Adı, kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş edebiyata yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir yapıt. Bir anlamda Ortaçağ'da geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş sürükleyici, polisiye bir roman.
7 mağazanın 8 ürününün ortalama fiyatı: ₺41,6
8.6
10 üzerinden
2.414 Puan · 504 İnceleme
mithrandir21 / Uğur
Gülün Adı'ı inceledi.
691 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Acaba ben ne yaptım, ne okudum? Tüm delilleri okuyucuya veren, verdikleri deliller ile beraber cinayetleri okuyucunun da çözmesini isteyen gerçek bir polisiye mi okudum, bir Orta Çağ gerilim romanı mı okudum, dinler arası, mezhepler arası, tarikatların ve rahiplerin başrolde olduğu bir roman mı okudum, gerçek kişi ve toplulukların hâkim olduğu tarihi bir kurgu mu okudum yoksa sağlam bir bilgi yumağı olan koca bir ansiklopedi serisi mi okudum karar veremedim, aslında bu öğelerin hepsini içeren güzel bir roman okudum. Saydıklarımın hepsini içeriyor Gülün Adı, hem de edebi değeri yüksek bir eser olarak. Öncelikle şunu söylemek isterim ki roman hiç beklemediğim şekilde kaliteli öğelerle dolu bir şekilde polisiye bir roman. Okur tarafından kolay kolay bir şekilde hiç dikkat edilmeyecek unsurlar, hareketler Eco tarafından delil olarak biz okura veriliyor ve gerçek bir polisiye romanda olması gerektiği gibi de bu deliller okura ayrıntılı olarak sunuluyor, sunulduktan sonra da her bir delilin, her bir detayın analizi yapılıyor ve karakterler tarafından yapılan her bir analizin üzerine yine karakterlerin karşılıklı yorumu yapılıp okura tekrardan sunuluyor. Gerçek bir polisiye romanda olması gereken hatta bir şart olan en önemli ayrıntıdır bu durum. Yazar, okurdan hiçbir şekilde bir delil saklamamalı ve romanın karakteri ile beraber okurun da cinayete hâkim olup üzerinde düşünüp cinayeti çözmesini istemesidir, günümüz polisiye romanlarının özellikle de seri katil polisiye romanlarında bu durum yoktur çünkü okuyucuya sürpriz yapmak ister yazar ve bu sürprizini de okurdan deliller saklayarak ve sonrasında da pat diye önüne sererek yapar; ama dediğim gibi gerçek polisiye romanda bu hususlar kabul edilmez, Eco’nun yaptığı gibi her bir ince detay okura verilmelidir, okurun da soruşturmanın içinde olduğu düşünülüp çözmesine yardımcı olunmalıdır. Eco da bunu yapmış ve en ince detayına kadar William’ın bulduğu delilleri bize verip bizim de çözmemizi istemiş, çözmemiz zor olsa da en azından yorumlamamızı istemiş, istemiş ve biz okura yardım da etmiş. Yardım ama ne yardım, çok büyük bir yardım ama cinayetler de bir o kadar karışık yani çözmek maalesef o kadar da kolay değil; ama Eco delilleri bize verip sundukça William’ın zihnine, Adso’nun sorularına, yorumlarına ve düşüncelerine ortak olmak kitabın bana göre en güzel yeriydi. Umberto Eco, okuru doğru bir tanım yapmak gerekirse bilgiye boğuyor, Hıristiyanlık inancının derinliklerine iniyor, birçok din adamının eserleri hakkında bilgiler veriyor, Hıristiyan tarikatlarını kısım kısım da olsa detaylıca anlatıp kimin imparatora daha yakın, kimin papaya daha yakın olduğunun bilgilerini verip, romanın kurgusu ile harmanlayıp sayfaların arasına serpiştirmiş. Bazı yerler ağır gelebiliyor, bazı sözler, eser isimleri filan da Latince verildiği için okuma esnasında dipnotlara bakıldığından dolayı ağırlığın üstüne biraz daha ağırlık bindirilmiş. Bu kısımları okumak en azından benim için bazı yerlerde zor oldu. Bu ağır bilgi akışlarının ve detaylıca verilen diyalogların olduğu sayfalarda verilen Latince sözler ağır olan bu kitabın okuma hızını daha da yavaşlatıyor. Zaman zaman da arka arkaya birden fazla olunca daha da olumsuz etki oluyor, bazı Latince yazımların ise çevirisi hiç verilmemiş, sanırım daha önce farklı bir dipnotta çevirisi verilen söylemlerin ikinci bir çevirisi verilmemiş kitapta, ne de çok aklımızda tutarız ya… Tamam biraz önce yukarıda dediğim gibi dipnota bakmak zor ama çevirisi verilmeyince de bu sefer hiç olmuyor, aslında iki durum da kendi içinde farklı farklı iki tür bir sorun oluşturuyor ve maalesef okuma hızına da olumsuz etki ediyor. Verilen tarihi bilgilerde Eco, iki farklı zıt görüşün düşüncelerini, söylemlerini diyaloglar oluşturup sayfa sayfa okutuyor. Hıristiyan tarihine fazla hâkim değilseniz eğer bu kısımlarda neyin Eco’nun kurgusu olduğu neyin ise tarihi bir gerçek olduğu karıştırılabilir; çünkü Eco kurgusunu tarihi gerçekler ile o kadar güzel harmanlayıp, ortaya güzel bir sonuç çıkartıp eserine vermiş ki bunu ayırt etmek keyifli bir şekilde zor oluyor ve keyifli bir anlamsızlık da oluşuyor. Anlamak için çok da gerek yok aslında böyle bir şeye, önemli olan zaten yazarın kurgusunda kaybolmak değil midir? Bence kesinlikle öyledir. Kitap içinde olan birçok bilgi dipnotlar ile desteklenip okura açıklaması yapılmış ama tabii ki de bir dipnot seviyesinde verilmiş, tam manası ile kavranabilecek şekilde değil, onun için okurken yardımcı olarak Hz. Google’dan faydalanılırsa eğer kitabın içine daha rahat girilir. Gülün Adı denilince akıllara gelen bir başka isim de Orhan Pamuk'tur. Yeni Hayat kitabının daha giriş cümlesinde bile Gülün Adı etkisi görülüyor, Benim Adım Kırmızı ise gerek Orhan Pamuk’un olsun gerekse de Türk Edebiyatı’nın olsun şüphesiz en önemli eserlerinden biri. Bu iki kitap arasında da metinlerarası olarak birçok unsurda benzerlikler vardır. Şimdi öncelikle şunu demek isterim ki, Orhan Pamuk okumayanlar, okumadan karalayanlar ve postmodern edebiyata uzak olanlar hatta postmodern edebiyat okuyunca rahatsız olanlar “metinlerarasılık kuramını” bilmeden Orhan Pamuk’a intihal yakıştırmasını yapabilmekteler. Metinlerarasılık kuramı özellikle postmodern eserlerde fazlası ile karşımıza çıkmaktadır, yani yazarlar bunun zaten varlığını kabul ederlerken çalıntı, hırsız veya intihal demek ne kadar alakalı bir durumdur anlayamadım. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı isimli eseri ise Gülün Adı ile beraber bu türe güzel birer örnektirler. İki eser için kendimce mukayeseli edebiyat yapmam gerekirse ilk önce kitap isimleri diyebilirim. İki romanda da tarihten beslenme, romanın kurgusunun geçtiği topraklara hâkim olan dinin insanlara olan etkisi, sanat, bilim ve dinin çatışması, sanat ve bilime ilgi duyanların çatıştıkları dinin etkisi yüzünden artık sahip oldukları dertleri, bu zaman içinde kurguya esas olarak hâkim olan cinayet ve cinayetin çözümlenme süreci gibi diyebilirim. İki romanda da karlı kış günleri hava durumuna hâkimdir. Benim Adım Kırmızı 9 günlük bir sürede geçerken Gülün Adı ise 7 günlük bir sürede geçmekte, Gülün Adı’nda mekân olarak sadece Melk Manastırı varken Benim Adım Kırmızı'da ise mekân olarak farklı evler, İstanbul’un sokakları bazen de sarayı vardır. İki eserde de yer yer açık olarak ama aslında bastırılmış şekilde cinsel duygular, cinsel fanteziler vardır. Gülün Adı’ndan ziyade Benim Adım Kırmızı’da hikâyede anlatıcı dikkat çeker, bazen köpek, bazen şeytan, bazen kırmızı renk, bazen bir para, bir ağaç bazen de bir ölü anlatır bize hikâyeyi. Gülün Adı’nda ise anlatıcı çömez olan Adso’dur ama her iki romanın anlatım tarafından ortak noktası ise genel konunun anlatımı anlatıcılar tarafından ara ara kesilip önceki bir döneme, geçmişe gidip gelmekte olmalarıdır. İki romanda da bu unsurlar metinlerarası bağlamda birbiri ile örtüşür. Pamuk için intihal diyenler ise postmodernizme daha yakından bakmaları ve anlamak istemeleri gerekmektedir; çünkü Gülün Adı ve Benim Adım Kırmızı bu duruma örnek olacak tek eserler de değildir. Ve bana göre Benim Adım Kırmızı da Gülün Adı’na göre daha güzel bir roman, tamam Benim Adım Kırmızı’nın içinde de dini bilgiler fazlası ile olsa da Gülün Adı kadar yok, hatta yarısı kadar da yok ama bana göre Benim Adım Kırmızı Gülün Adı’na göre çok daha güzel bir roman; ama sanırım bunda baş etken olarak yazarı kendi dilimizde yazdığı için okumanın ve içinde bizden bir şeyleri bulup okumanın da etkisi olsa gerek. Ağır bir kitap, okunması yer yer zor ve yoran bir kitap, okurken sakin kafa ile okumanızı, okuma sürenize uzun aralar verip fazla uzatmamanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Okuduktan sonra sanırım en çok aklıma gelecek durumlar ise gülmenin dine ve insan zihnine olan etkisi, kösnüllüğün ne derece kötü olabildiği, kösnüllüğe etki eden derisel, tensel zevkin, duyulan ilginin dinen düşüncesi, derinin altında bulunanları düşünerek bu kösnül duyguları köreltilip köreltilemeyeceği, tinsel duygular, dinsel duygular, erk gücü hayatımızda ne kadar olmalı vs. vs. Sırf bu kısımlar için tekrardan okunabilecek bir kitap ve keşke aynı anda okunması daha da kolay olsaydı diyeceğimiz bir kitap da. youtube.com/watch?v=Dlr90NLDp-0 youtube.com/watch?v=d5p_U8J0iRQ youtube.com/watch?v=EaHx8S-Jmec youtube.com/watch?v=O3ETFI2U9RA Şuraya da filmin fragmanını bırakayım (kitap hakkında spoiler verebilir), youtube.com/watch?v=7-yYJgpQ-CE
Gülün Adı
8.6/10
· 7,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
33
394
Fatma
Gülün Adı'ı inceledi.
736 syf.
·
10 günde
·
Puan vermedi
Uzun soluklu bir okuma oldu.. İlk 100 sayfaya kadar sürekli ben ne okuyorum diye kendimi sorguladığım anlamakta güçlük çektiğim hatta zaman zaman bırakma isteği duyduğum bir kitap oldu. Ama olay sürükleyici ve merak uyandırıcı olduğu için elimden bırakamadım ve okumaya devam ettim :) Kitabın konusuna gelecek olursak; İtalya’da bir manastırda yaşanan ilginç cinayetler.. Ortaçağda yaşanan ve Hristiyanlığı merkeze alan hem dinsel hem tarihsel hem de polisiye bir roman. Bazı bölümleri beni çok yorsa da kültürel açıdan çok zengin , okunmaya değer bir kitap.. Zihnimde canlanan görüntüler filmini de izleyerek daha da netleşti , karakterleri ve manastırdaki olayları gayet iyi yansıtan etkileyici bir filmdi , tavsiye edilir ..
Gülün Adı
8.6/10
· 7,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
38
Vəfa❀
Qızılgülün Adı'ı inceledi.
616 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Qızılgülün adı" - "Bu elə bir kitabdır ki, ədəbiyyatı sevməyənlər belə dünyagörüşünün inkişafı naminə bu kitabı oxumalıdır." Hadisələr 14-cü əsr İtaliyasında, monastrda baş verir. Əsərin əsas mövzusunu orta əsrlərin ziddiyyətləri, xristian dünyasında baş verən çəkişmələr, tarix, cinayət təşkil edir.  Roman böyük və zəngin bir monastrda bir rahibin öldürülməsi və bu hadisələri araşdırmaq üçün həmin monastra gəlmiş iki şəxs - Ustad Baskervilli Vilhelm və müridi Adsonun 7 günlük hekayəsindən bəhs edir. Hadisələri artıq yaşlı bir rahib olan Adso nəql edir. Bilgi dolu bu kitabında Eco xristianlıq və onun təriqətləri; müxtəlif din adamlarının, filosofların kitabları haqqında geniş məlumat verir. Əsərdə həmçinin oxucunu düşündürən fəlsəfi fikirlər; tarix, din, sevgi, cinayət və s. birləşir. Zəngin mütailə bazası istəyir, onu anlamaq asan deyil.  Tamam fərqli üslubu, sirli dünyası, sehri var kitabın...  Çox fərqli duyğular yaratdı məndə. İfadə edə bilməyəcəyim qədər çox bəyəndim. Hadisələrin bir monastrda baş verməsi daha fərqli, daha maraqlı edir kitabı. Xristianlıq, rahiblərin həyatı barədə məlumatlanmış olursan. Təsirindən uzun müddət  çıxa bilməyəcəyim bir kitab oldu. Gələk kitabımızın adına. Son səhifəyə qədər kitabda qızılgüllə bağlı heç bir şey görmədim. Nəhayət kitabı bitirən son cümlə biraz kitabın adına uyğun gəlirdi - "Stat rosa pristina nomina nuda tenemus" cümləsi dilimizə "Adı qalıb əvvəl qızılgül olanın , irəlidə də sırf adlarımızla qalacağıq"-deyə tərcümə olunur. Burdan belə bir məna çıxır ki , bütün gözəl şeylər adlarıyla xatırlanır. Qızılgülün qoxusu bir müddət sonra getsə də , onun adı və gözəlliyi hər zaman qalır. Biraz daha araşdırdığımda Umberto Econun bu adın kitabla əlaqəsiz olduğunu bilərək seçdiyini öyrəndim. Yazıçı qeyd edir ki, kitabın adı oxucuya məzmun haqqında məlumat verməməlidir.
Qızılgülün Adı
8.6/10
· 7,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
33