Gün gelir, daima yüzümüze gülen talih bize arkasını dönüverir. Kendi başımıza kalır ve son mücadelemizde ayakta kalmaya çabalarız. Kimileri gerçekten de ölürken yapayalnızdır, kimilerinin başucunda bekleyen dostları, akrabaları vardır, ama ne olursa olsun, insan yaşamının sonuna geldiğinde o karanlık tünele girerken yanına kimseyi alamaz.
Derken bir nal sesleri duyuldu ki, Çerkes kulakları hemen dikildi; at dediğin nalının sesinden bellidir. Ulan, bu atın nal sesiyle, yedi köyün Çerkes kızları oyuna kalkar. Vay bu nasıl nal sesi... Nal sesi böyle olmaz, bu bir duyulmamış Çerkes çalgısı. Bir de kişnemez mi!
Bak şu alçağa!.. Düpedüz saldırgan ve terbiyesiz... Ama insanoğlu böyledir işte, kendi başına bir bela geldi mi, herkesin başına gelsin ister ki, bela yayılsın da kimse onu kınamasın...
Sağ elimi üst dudağıma götürdüm. Bilin bakalım niçin? Bıyıklarımı burmak için... Tuh Allah kahretsin, bıyıklarım da yok ki... Erkek dediğin bıyıklı olacak ki, böyle zamanlarında bıyıklarını buracak da buracak... İlk işim bıyık bırakmak olsun.