DECCALİN ADI
10/10
·736 syf.··
Beğendi
·
2020 204. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2020 18:14
__________ “Bir düş bir kutsal yazıdır; birçok kutsal yazı da düşlerden başka bir şey değildir.” (#91137421) __________ Muhteşem bir kitabı bitirdikten sonraki hazzı ve hüznü beraber yaşıyorum. Kitap, görünürde polisiye türünde ilerleyen ama içeriğinde sizlere Ortaçağ dünyasına dair oldukça zengin bilgiler sunan bir kaynak niteliğindedir. Bununla birlikte, kitabın kahramanı William'ın, soruşturmayı yürütürken manastırdaki rahiplerle girdiği tartışmalar ve çömezi Adso ile olan konuşmaları esnasında, felsefe ve teoloji üzerine bilgiler edinme, sorgulama fırsatları da sunmaktadır. Bu nedenle, benim için katilin kim çıkacağı bir süre sonra önemini kaybetti. Dikkatimi, gerçeklik temelinde yürüyen düşündürücü sürece yönelttim. Bunun içindir ki, polisiye romanlardaki/filmlerdeki sonlara doğru olayların iç yüzünün ortaya çıkma klişesi, puanlamama etki etmedi. Şunu da belirtmeliyim: Romanı daha verimli ve kolay okuyabilmek için öncesinde, Ortaçağ dünyasına dair okumalar yapmanız önemlidir. Bu okumalar içinde tarihsel arka plan, felsefi ve teolojik dünya ve Hristiyan tarikatlar (bknz: Fransiskenler) yer almaktadır. Eğer bunları yapmadan okursanız yine heyecanlı bir polisiye sizleri beklemektedir. Nitekim Umberto Eco, Ortaçağ konusunda oldukça yetkin bir isim olarak roman içinde fazlasıyla bilgi vererek sizi Ortaçağ dünyasına sokmayı başarıyor. Bu bilgi verilen kısımlar bence, romanın kurgusuna herhangi bir zarar vermemiş, bilakis romanı zenginleştirmiştir. Sonuçta; kitaba yaklaşımımız klasik manada bir romana veya salt polisiye bir romana olan yaklaşımımız gibi olmamalıdır. __________ Gülme kuşkunun kışkırtıcısıdır. (#90821270) __________ Romanın geçtiği tarihsel arka planı şu şekilde kısaca özetleyebiliriz: Kutsal Roma İmparatoru Bavyeralı Ludwig ile Papa XXII. İoannes arasında (devlet, din görevlileri vs) atama savaşları verilmektedir. Bundan dolayı iki taraf ters düşmüş ve Ludwig, Paris'i kuşatmış, Roma'ya ilerlemektedir. Bu esnada Papa, Roma'dan Avignon'a taşınmış, ileride Ludwig, Ioannes'i sapkın ilan edip, yerine başka bir Papa atayacak. Hristiyan dünyası bu süreçte iki farklı şehirde iki farklı Papa tarafından yönetilmektedir. Papa XXII. İoannes, bir yandan da İsa'nın yoksul olduğunu iddia eden Fransiskenler ile tartışma yaşamaktadır. Fransiskenlerin başkanını Avignon'a çağırmıştır ama bundan önce, romanda olayların geçtiği manastırda heyetler bir toplantı yapacaklardır. Kahramanlarımız, Fransiskenlerden William ve çömezi Adso bu nedenle manastıra gelirler. Geldiklerinde kötü bir sürprizle karşılaşırlar: manastırda kutsal yazıların bulunduğu sayfaların yanına süsleme amaçlı komik şekiller yapmakta mahir genç rahip Adselmo, esrarengiz şekilde manastırdan aşağıya düşerek ölmüştür. Rahipler birtakım nedenlerden dolayı, işin içinde şeytani güçlerin olduğunu düşünerek korku içindedirler. Bu nedenle baş rahip, Engizisyonda eskiden sorgucu olarak görev yapmış William'dan yardım talebinde bulunur. Polisiye bir roman olduğu için heyecanı kaçmasın diye içerik hakkında spoiler içeren bilgiler vermeyeceğim, merak etmeyin. Roman üzerine kendi çıkarımlarımdan ve vardığım sonuçlardan bahsedeceğim. Ortaçağ'da bilgi ile 'söz' eşitliği söz konusudur. Yani, dünyaya, insana dair bilinebilecek her şeyi İsa söylemiş, havarileri aktarmıştır. Kilise ve din adamlarına düşen ise bu bilgiyi yorumlamak ve korumaktır. Olayların geçtiği yer olarak bir manastırın seçilmiş olması, bilginin korunması hususunu vurgulamak için olsa gerek biraz da. Çünkü Ortaçağ'da manastırların önemli işlevlerinden birisi, eserlerin yazılması, çoğaltılması ve korunmasıdır. Nitekim, bu manastırda zengin bir kütüphane bulunmaktadır. Buraya sadece kütüphaneci ve yardımcısı girebilmektedir. Cinayet soruşturmasının merkezinde ise Aristo'un kayıp bir kitabı bulunacaktır. William karakteri oldukça önemlidir. Fransisken tarikatından Ockham'lı William ve Roger Bacon'dan fazlasıyla etkilenerek zihin dünyasını oluşturan William'ın soruşturma yöntemi, bu iki önemli isimden izler taşımaktadır. William, çömezi Adso'ya kitabın bir yerinde "Sevgili Adso, kesin bir zorunluluk olmadıkça, açıklamaları ve nedenleri çoğaltmamalı," diyerek Ockham'ın usturasını hatırlatmaktadır. Buna ek olarak, en basit açıklama büyük olasılıkla doğru olandır, şeklindeki metodu de takip eder. Roger Bacon ise doğaya önem veren, deneysel yaklaşan, Arap bilim insanlarından yararlanmayı tavsiye eden ve skolastik yaklaşımın temeli olan otoriteye bağlılığı bilgiye giden yolda başlıca engel gören(bundan dolayı 14 yıl hapis yatmış) değerli bir isimdir. William'a dönecek olursak, sık sık Arap bilim insanlarına atıf yapmakta, deneyci yaklaşmakta, ustası Bacon'ın geleceğin dünyasında makinelerin önemli olacağı fikrini belirtmekte, herkesin en ufak emareyi doğa üstüne atfettiği noktada mantıklı ve doğaya bağlı bir açıklama arayan yapıdadır. Bundan dolayı bence, William'ın soruşturması görünürde manastırdaki cinayetler hakkında ama temelde ise skolastik felsefe üzerine bina edilmiş Ortaçağ ve Kilise'ye karşıdır. William'ın sözleri, kilisenin(manastırın) korumaya çalıştığı 'söz'ün kutsallığını yitireceğinin sinyallerini verir. Bu noktada, soruşturmanın merkezine oturacağını belirttiğim Aristo'nun kayıp kitabı çok önemlidir. Bu kitapta Aristo, gülmeye dair yazılar yazmıştır. Gülmek ise manastırın önde gelen ve kör üstadı Jorge için kutsala karşı en büyük tehdittir. Jorge, "gülme sanatını ince bir silah durumuna getirecek" insanların geleceği öngörüsünde bulunarak bunun yaratacağı tehlikeyi de "bir gün biri ‘Tanrı’nın insan olarak ortaya çıkmasına çıkmasına gülerim’ diyebilirse (ve böyle dediği işitilirse); o zaman bu küfürü durdurmak için hiç silahımız olmayacak.." diyerek belirtir. Bu konuda oldukça haklıdır. Çünkü, "Yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur." ve güldürü/mizah, bu korku duvarını yıkmak için öncü kuvvettir. Bunları, Osmanlı'nın savaşlarda en önde giden, korkutucu giysiler giyen, kendileri de korkusuz olan Deliler diye adlandırılan askerlerine benzetebiliriz. Aydınlanmaya zemin hazırlayan unsurlardan biri olarak tarihçiler, Ortaçağ sonlarında, dönemi yeren güldürü eserleri kaleme alan yazarları veya 'delileri' de gösterirler. Buradan hareketle, günümüzde muhafazakârlığın yüksek olduğu toplumların mizaha tahammülsüzlüklerini daha iyi anlayabiliriz. Bunu paylaşmazsam olmazdı: i.hizliresim.com/j4GESS.jpg Öte yandan, diğer tartışma konusu başta belirttiğim üzere İsa'nın yoksul olup olmadığı yönündeki tartışmadır. İlk başta saçma gelse de aslında bunun arkasındaki temel konunun, Papa'nın, yani kilisenin kendi zenginliğini ve gücünü koruma çabası olduğunu anlayınca anlamlı geliyor. Yoksulluk üzerinden halkı örgütlemeye çalışan insanlar bu sayede onları imparatorluğun yanına çekiyorlar. Haliyle Papa da buna karşı çıkıyor. __________ Kitaplar inanmak için değil, araştırmak için yazılır. (#91115741) __________ Son olarak, bence kitabın merkezinde yer alan gerçeklik konusuna gelelim. William, soruşturma sırasında gerçeğe ulaşmak için matematikten, mantıktan, teolojiden, felsefeden ve bilimsel yöntemden faydalanır. Ve gerçeğe ulaşır yani olayların iç yüzünün ne olduğuna lakin buna biraz da rastlantıyla ulaşır. Nitekim, kitabın sonunda Adso'yla yaptığı konuşmada, gerçeğin ne olduğunu muallakta bırakır; daha doğrusu Umberto Eco böyle ister. Çünkü o esnada bir yer yıkılır ve William'ın konuşması da yarıda kesilir. Buradan çıkarımım şu; mutlak gerçeğe varılamaz ama insanlık hep bunu aramıştır, aramaya da devam edecektir. Romanın geçtiği dünyada mutlak gerçeğe insanlar, vakıf olduklarını zannediyorlardı. Basit insanlara kilise tarafından bu gerçeğe dayalı bir hayat tarzı sunuluyordu. Lakin, insanlığın merakı ve ihtiyaçları arttıkça bu hayat tarzı, bunları karşılamaz oldu. Bundan dolayı, insanlık kilise yani dinin kontrolündeki bilgiye erişmek zorundaydı. Başka deyişle, kilisenin/dinin bilgi önüne koyduğu engeli yıkmak zorundaydı. Bunu güldürüyle, felsefe ve bilimle yaptılar. Bunun bedelini ise mutlak gerçeğin olmadığını anlayarak ödediler. Jorge, romanda sık sık insanları Deccal ile korkutuyordu. Deccal onun bilgiye erişimin önüne koyduğu en son kaleydi. Jorge'nin bu yöndeki en ateşli vaazında, Adso'yla konuşurken William'ın, Jorge'nin Deccal tarifinin Jorge'nin kendisine benzediğini söylerek işi mizaha vurması ve sonraki süreçte bu sefer ciddi şekilde Jorge'de Deccal'i gördüğünü söyleyip, ardından şunları eklemesi oldukça önemlidir: "Deccal dindarlığın kendisinden, aşırı Tanrı ya da gerçek sevgisinden doğabilir; tıpkı bir sapkının bir ermişten, bir cinçarpmışın bir yalvaçtan doğması gibi. Peygamberlerden kork Adso; gerçek uğruna ölmeye hazır olanlardan da; çünkü onlar genellikle birçok başka insanı da kendileriyle birlikte ölmeye sürüklerler; bazan kendilerinden önce, bazan da kendilerinin yerine."(#91152265) Belki de gerçeğe ulaşma arzusu veya gerçeğe ulaştığını zannetme bizleri birer fanatik haline getiriyor. Buradan kibir doğuyor, kibrimiz ise bize her şeyi yapma yetkesi veriyor. Asıl tehlike burada olabilir. Bundan dolayı "Belki de insanları sevenlerin görevi, onları gerçeklere güldürmektir; gerçeği güldürmektir, çünkü biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgınca tutkudan kendimizi kurtarmayı öğrenmektir," (#91159389) William'ın dediği üzere. İyi okumalar..
Edebiyat
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 201615,9bin okunma
··
26 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dinsel hoşgörüsüzlüğün en iyi yansıtıldığı eserlerden biri. Dinsel hoşgörüsüzlük öyle bir kapan ki, tutulan çıkamıyor. Bunu da kütüphaneye girenin çıkamayışı ile gayet yerinde vurgulamış Eco. İnanç uğruna, insan hayatı dahil her şey feda edilmeli!!! Hem polisiye bir eser olma özelliği taşıyan, hem de devlet- kilise- tarikatlar arasındaki çatışmayı öğretici bir şekilde okuyucuya aktaran bu güzel kitabı okuyalı epey olmuştu. Filmi de güzeldi bence. Sayende tazeledik. Eline sağlık Kaan. İncelemen çok güzel olmuş.
Kaan
Gönderi Sahibi
Dizisini bilmiyordum, ona da bakarım. Teşekkür ederim :))
''mutlak gerçeğe varılamaz ama insanlık hep bunu aramıştır, aramaya da devam edecektir.'' bu cümlen bana nedense Sisifos'u hatırlattı, bizlerde onun gibi elimizdeki bir kayayla dağa tırmanıp sonra yuvarlanıyor sonra yeniden tırmanıp yeniden yuvarlanıyoruz. Bir nevi varolma çabası gibi ama bir gerçeğe ulaşmıyor, gerçeğe ulaşma sanrısı sunuyor belki de bilmiyorum. İncelemen tek kelimeyle enfes olmuş, ne yalan söyleyeyim teolojik kısımları es geçersek ben romanı bir ortaçağ polisiyesi gibi okumuştum çok da zevk almıştım ama ilerleyen yıllarda tekrar okuma niyetim var, incelemen perçinledi bunu, ağzına sağlık.
Kaan
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, beğenmene ve üzerinde bu etkiyi yapmasına sevindim.☺ Sisifos benzetmen çok yerinde, kesinlikle katılıyorum.