·
Okunma
·
Beğeni
·
35046
Gösterim
Adı:
Kırmızı ve Siyah
Baskı tarihi:
19 Mart 2019
Sayfa sayısı:
652
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320043
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Rouge et Le Noir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı. Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü. Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı bu büyük eseri ilk kez 1830 yılında yayımlandı. Roman, romantik başkahramanı Julien Sorel’in korku ve tutkularını merkeze alarak, Napoléon’un sürgüne gönderilmesi sonrasında başlayan Restorasyon Dönemi’nin eksiksiz bir portresini çizer. Kırmızı ve Siyah, karakterlerinin güçlü ve teknik açıdan zamanının çok ilerisinde kabul edilen psikolojik tasvirleri ile de Stendhal’a psikolojik romanın mucidi unvanını kazandırmıştır.

Bertan Onaran (1937): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Giles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. Andre Malraux, Emile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugene Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.
652 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Her sabah kendinizi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığınızın kaçınız farkında? Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak nasıl bir duygu? Binlerce insanın binlerin arasında yalnız hissetmesi, yaş aldıkça yalnızlaşmak, toplumdan daha stabil yaşamaya çalışmak ya da hepimizin kafasından mutlaka bir kez geçmiş olan bi sahil kasabasına yerleşme fikri, insanlar arasında tercih edilmiş bu yalnızlığın sonucu mudur?
Bilemiyorum Altan. Hikayemiz tam da burda başlıyor.

Bu kitabı aşk romanıdır diye düşünüp, dağınık kafamı biraz toplasın diye okumaya başladım. Aksine beni çok sinirlendiren bir okuma oldu. Yaşar Kemal’in ve Orhan Pamuk’un dilinden düşmeyen Parma Manastırı öncesinde girizgah olması adına önceliği bu kitaba verdim. Stendhal’ın Fransız edebiyatındaki gerçekçilik akımının en önemli yazarlarından biri olduğunu bu kitabı okuduğumda öğrendim, neden sinirlenmiş olduğumu da o zaman anladım.

“Fransa’da kibirden başka bir şey göremiyorum.” sf(360)

Bu kitabın bana kalırsa en can alıcı cümlesi buydu. Fransız Devriminin etkileri henüz tazeyken 1799 yılında Cumhuriyet ve devrim yanlısı Napolyon’un iktidara gelmesi şüphesiz Fransa’da dengeleri değiştirmiştir. Stendhal kendisi de Napolyon’un yaklaşık yirmi yıla yakın süren savaşlarında savaşmış, romandaki gerçeklik de anladığım kadarıyla bu savaşlar sayesinde bu derece gerçek anlatılmış. Yazar her ne kadar kitapta Napolyon’un icraatlarından övgüyle söz etse de, daha sonra ki yıllarda Napolyon’un da zaaflarına, ihtirasına yenik düşerek ülkeye Monarşi’yi tekrar geri getirişini eleştiriyor.

Toplumsal sınıflandırmanın en çok hissedildiği Fransa’da soylu sınıfı ve ayrıcalıklı ruhban sınıfı, halkın tekrar örgütlenip kendilerini giyotine geçirmesinden sık sık korkuyor, Kral’ı yani iktidarı destekleyip ceplerini dolduran bu Dük’ler, Marki’ler, aslında toplumun içindeki zehirli ottan farksızlar. Sahibi oldukları servetler sayesinde daha soylu olduklarını düşünürlerken ruhlarının ne kadar soysuzlaştığının farkında bile değiller. Toplumsal iki yüzlülüğün en net kanıtı da, her akşam verdikleri kokteyllerde tek bir düşüncenin bile söylenemiyor olması, çünkü bu beyler çoğunlukla kendilerinden alt tabaka gördükleri salon eşrafının fikir beyan etmemesi için kendilerinde hak gördükleri her türlü aşağılamayı yanındaki bu yardakçılarına gözükapalı yapabiliyorlar. İktidarın gözünden düşmek istemeyen bu beyler her türlü aşağılama karşısında sükunetlerini koruyorlar.

Ve bu ortamın tam göbeğine fakir bir kerestecinin, yükselme hırsıyla gözü dönmüş, tek amacı servet sahibi olmak olan, Tanrı’yı sorgulayan ama zerrece inancı olmayan Rahip adayı Julien düşüyor. Bu kitapta başından talihsiz iki gönül ilişkisi geçen genç Julien’ın hayatına eşlik ediyorsunuz. Roman kesinlikle basmakalıp bir aşk öyküsü değil. Kitabın genel temasında yer alsa da bana kalırsa bu kitap, toplumun iki yüzlülüğünün, kibrinin, aşağılık kompleksinin en güzel örneği. İnsanın aklına sık sık “Bu dünya da dürüstlere yer yok!” fikrini getiriyor. Toplumsal konumların duyguların üstünde tutulduğu duygusuzları anlatıyor bu kitap.

Dönem kitabı okumak isteyenler için çok iyi bir tercih, ve kesinlikle Bertan Onaran çevirisi okuyun gerçekten çok başarılı. Özellikle İletişim Yayınlarından çıkan çeviriyle şöyle bir kıyas yaptık, kesinlikle Bertan Onaran, cümleler de anlam düşüklüğü ve kopukluk nerdeyse hiç yok. Son olarak bu kitabı bana hediye eden canım Kübra A. ‘ya <3 tekrar teşekkür ederim, böyle şahane bir kitabı okuduğuma vesile olduğu için.
Selamlar, saygılar.
721 syf.
·Beğendi
Kırmızı ve Siyah Stendhal'ın ilk defa okuduğum bir eseriydi. Ne zamandır kendisi ile tanışmayı istiyordum aslında. Ne de olsa Nietzsche'nin hayran olduğu bir yazar kötü olamazdı, ki tüm samimiyetimle söyleyebilirim, eseri büyük bir keyifle okudum ve klasik okumayı seven arkadaşlara da kesinlikle tavsiye ediyorum.

Kitaba aslında on puanı seve seve verirdim fakat çevirinin çok iyi olmamasından dolayı bir puan kırmak durumunda kaldım. O yüzden kitabı Bordo Siyah Yayınları'ndan okumamanızı tavsiye ediyorum.

Stendhal Fransız edebiyatının en büyük realist yazarlarından biri olarak tanınıyor. Küçük yaşta disiplinli ve katı bir eğitimden geçen asıl adı Marie Henri Beyle olan yazar, henüz on altı yaşındayken orduya katılıyor. Birkaç yıl sonra da Napolyon ile birlikte Rusya seferine katılıyor ve Moskova'nın yanışına tanıklık ediyor.

Burdan sonra yazacaklarımda kitabın içeriğine dair bilgiler vereceğim uyarısını yapıp devam edelim.

Şimdi neden bu bilgileri verdiğimi içinizden soruyorsunuzdur. Kitabın ana karakteri taşralı bir genç olan Julien tam bir Napolyon hayranı, kitabın geçtiği dönemde de bir Napolyon hayranı olmak neredeyse bir suç sayılıyor. Ne de olsa eser, Fransa'da Napolyon devrinin kapandığı, ikinci restorasyon döneminin içinde bulunduğu süreci anlatıyor. Bu yüzden karakterimiz bu hayranlığını gizli tutmak durumunda kalıyor. Kitaptan örnek verecek olursam; Julien, sevgilisini kıskandırma maksadıyla soylu, soylu olduğu kadar da sofu bir hanımefendiye mektuplar yazarak ilgisini çekmeyi başarıyor fakat kadının "Napolyon'u seven, beni sevemez" sözleri karşısında düştüğü durum konunun ciddiyetini ve hassasiyetini gözler önüne seriyor.

Julien'e yükselmek için elinde tek seçenek olarak ruhban sınıfına katılmak kalıyor. Latince'yi neredeyse ana dili kadar iyi öğreniyor. Ezber yeteneği sayesinde de bir çok kişinin gözüne girmeyi başarıyor. Karakterimiz aslında ruhban sınıfından ve soylulardan nefret etmesine rağmen amaçlarına ulaşmak için bu nefretini elinden geldiğince gizli tutmaya çalışıyor.

Kitapta dikkat çekmek istediğim bir nokta da yazarın baş karakterlerini anlatırken takındığı tavırdı. Özellikle gururlu Mathilda'nın yaptığı hataları anlatırken bile onu dışarıya kötü göstermeye çalışmadığını, onu değerlendirirken büyüdüğü ortamı göz önünde bulundurmamız gerektiğini dipnot olarak düşmesi nedense bana çok samimi geldi. Ayrıca şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Nietzsche'nin meşhur bir sözü vardır. "Kadınlara mı gidiyorsun kırbacını unutma" diye. Bu söz ile Mathilda gibi fazla ilgiye gelemeyen, sadece kendilerine mesafeli davranıldığında sevebilen kadınlar kastedilmiş olabilir diye düşünüyorum. Bu benim düşüncem, sonuçta katılmayabilirsiniz de. :)

Bana göre Kırmızı ve Siyah; Sefiller, Savaş ve Barış, Monte Cristo Kontu ile birlikte Napolyon dönemini hatta, Napolyon sonrasını merak edenler için bulunmaz bir kaynak niteliğinde.

Son olarak yazarın mezar taşına yazdırdığı şu üç cümleyle incelemeyi bitirmek istiyorum.

Yaşadı
Yazdı
Sevdi...

Keyifli okumalar. :)
  • Goriot Baba
    8.1/10 (1.223 Oy)1.080 beğeni4.816 okunma4.227 alıntı32.197 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.281 Oy)2.284 beğeni9.260 okunma4.747 alıntı60.280 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (1.854 Oy)2.283 beğeni7.941 okunma8.110 alıntı81.094 gösterim
  • Faust
    8.1/10 (1.196 Oy)1.181 beğeni5.140 okunma5.955 alıntı52.085 gösterim
  • Ölüler Evinden Anılar
    8.4/10 (1.043 Oy)1.148 beğeni4.040 okunma4.231 alıntı31.326 gösterim
  • Hacı Murat
    7.7/10 (1.061 Oy)869 beğeni4.037 okunma768 alıntı22.351 gösterim
  • Çanlar Kimin İçin Çalıyor
    8.3/10 (1.283 Oy)1.421 beğeni5.140 okunma2.826 alıntı35.733 gösterim
  • Üç Silahşör
    8.5/10 (648 Oy)634 beğeni3.008 okunma648 alıntı19.422 gösterim
  • Madame Bovary
    7.7/10 (2.343 Oy)2.118 beğeni10.957 okunma4.507 alıntı67.553 gösterim
  • Diriliş
    8.6/10 (1.584 Oy)1.745 beğeni5.827 okunma3.653 alıntı45.696 gösterim
652 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İsmi gibi kendisi de her yönüyle kırmızı ve siyah olan bir kitap. İçerdiği her anlatımın hem kırmızı hem de siyah tarafları gösterilerek ustaca yazılmış bir konu.

Kitapta anlatılan konu, esas olarak üç kişinin sebep olduğu, ama o dönem itibariyle tamamen uygunsuz sayılan iki adet dramatik aşk hikayesinin kırmızı ve siyah taraflarıdır. Bu anlatım yapılırken de aynı zamanda dönemin Fransa'sındaki siyasi ve toplumsal yapının da kırmızı ve siyah tarafları dolaylı olarak okuyucuya yansıtılmaktadır. Romanın kahramanı olan Jülien'in içsel çatışmaları da aynı şekilde aktarılmaktadır.

Fakir ama zenginlik ve yükselme arzusunu hep içinde taşıyan basit bir köylü çocuğu olan Jülien, ilki, hem ahlaka hem de toplumsal yapı ve statüye ters, ikincisi ise tamamen toplumsal statüye ters olan iki aşk yaşamıştır. Fakat maalesef ki aşk, her zaman kırmızı renkli olmamaktadır. Onun ağır olan siyah tarafları da vardır.

Tamamen akıcı bir dille yazılmış olan bu gerçekçi ve dramatik romanın, mutlaka okunması gereken dünya klasiklerinden biri olduğunu düşünüyor ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
987 syf.
·Puan vermedi
Kitap tür bakımından siyasi sosyal romandır.Konu olarak ise aşk ve psikolojik konular ayrıntılı bir şekilde yer verilmektedir onun için sindire sindire okunması gereken bir eserdir kitabın ismi ordunu kırmızı giysileriyle ruhban sınıfının siyah cüppelerinden gelir
721 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Dünya döndükçe karakteri esnek olanlar dünya yönünde sekil degistirecektir.
Kırmızı ve Siyah'ın kaynağı gerçek hayata dayanır. Stendhal bir gazetede okuduğu bir olayı romanının konusu yapar. Bu olay Berthet olayı­dır... Berthet Grenoble yakınlarında bir demircinin oğludur. M. Michoud'nun evine, çocuklarına bakmak, onları eğitmek üzere yerleşir. M. Michoud'nun 36 yaşındaki sempatik, kültürlü karısı Mme Michoud ile aralarında iliş­ki doğar. Bunun farkına varan M. Michoud, Berthet'nin işine son verir. Berthet kendisine dini bir okulda iş bulur. Ancak yetersiz görüldüğü için kovulur. Daha sonra çocuk bakıcısı olarak, M. de Gordon adında birinin evine yerleşir, Berthet burada da duygusal maceralara girişince kendini yine kapıda bulur. Bundan sonra kendisine iş bulamaz ve bütün başına gelenlerde Mme Michpud'nun Parmağının olduğu inancı ile, Mme Miohoud'ya kilisede iki el ateş eder, ancak Mme Michoud ölmez. Berthet daha sonra yargılanır ve giyotinle idam edilir. Bu gerçek olay Kırmızı ve Siyahdaki olaya şaşılacak derecede benzemektedir. Ancak romanin kaynağı yalnızca Berthet olayı değildir. Laforgue olayı da Kırmızı ve Siyah'ın gerçekleşmesinde önemli rol oynamış­tır. Aynı devirlerde, Laforgue adında bir marangoz metresini kıskançlık­tan öldürür; bu olay da gazetelerde yer almış ve Stendhal'ın romanına kaynak olmuştur. Ancak bütün bu gerçek hayata dayalı kaynaklara rağmen Kırmızı ve Siyah bir anahtar romanı olarak kabul edilmemelidir. Az önce sözünü ettiğimiz olaylar Stendhal'ın romanı icin yalnızca bir hareket noktası olmuştur. Kırmızı ve Siyah'da Stendhal'ın bir heykeltıraşın taşı yonttup sekil verdiği gibi bu olayları yontarak psikolojik cozumlelerle, kendi hayat tecrübesini ve anlatimdaki ustalığını kullanarak efsanevi eseri ortaya koymuştur. Diger taraftan gercekciligi ile, Napoleon Bonaparte’ın sürgüne gönderilmesi sonrasında “Restorasyon Dönemi“ olarak adlandırılan dönmedeki sosyal yaşantıyı ustaca dile getirmesi yönünden çok başarılı olmuştur.
Bu romanda Julien Sorel'in toplum içerisindeki yükselişi ve düşüşü ile, Julien Sorel'in yaşadığı devirdeki Fransız toplumu bütün ayrıntıları ile gözlerimizin önüne serilmek isteniyor. Julien Sorel gençliğin simgesidir. Onun tecrübesi bütün bir Fransız gençliğinin tecrübesini yansıtır. Romanın sonundaki başarısızlığı ise, Fransız gençliğinin başarısızlığıdır. Julien Sorel vasıtasıyla zamanın Fransız gençliği anlatılırken, o zamanın Fransız toplumu bütünüyle anlatılmak istenmistir. Kırmızı ve Siyah, alt başlik olarak "1830 yıllarının tarihi olayları" başlığını taşımaktadır. Bu alt başlık Stendhal'ın amacını bize acıkça gösteriyor. Restorasyon döneminin Paris'i, Fransız toplumu şiddetli bir şekilde verilmektedir. Paris her türlü çıkarcılığın ön planda tutulduğu, entrikaların çevrildiği, iki yüzlülüğün alıp yürüdüğü, küçüklerin ezildiği bir komedi sahnesidir. Aristokrasi tabakasının yine ihtilalden önceki gibi yaşama isteği, bu sınıfın iktidarı ele geçirebilmek için hazırladığı entrikaların, zengin burjuva sinıfının asillik ünvanlarıni nasıl elde ettiği, imparatorluk hayalleri kuran Bonapartçılar, siyasi iktidarı elinde tutan kilisenin çevirdiği dolaplar ustaca sergileniyor. Bu sosyolojik araştırmadan Stendhal şu karamsar sonuca varıyor: Böyle bir toplumda mutlu olunamaz. Kırmızı ve Siyah aynı zamanda bir töre incelemesidir, töre romanı­dır. Gözlemci bir yazar olan Stendhal uzun uzuna yalnızca bir psikolog ve bir ahlakçı olarak görülmüştür. Stendhal'ın en büyük özelliği realist, yani gerçekçi bir romancı oluşudur. Kırmızı ve Siyah Restorasyon dönemi Fransız toplumunun güzel, canlı, gerçekçi bir tablosudur. Romanın başlığı da oldukca anlamlıdır. Stendhal önce romanına Julien adını verir. Julien adından vazgeçip, romanına Kırmızı ve Siyah adını vermesi boşuna değildir. Bu, romanın asıl konusunun Julien'in hayat hikayesi' olmadığını, asıl konunun Kırmızı ve Siyah renklerin temsil ettiği toplum olduğunu gösterir. Ancak Stendhal'ın romanına Julien adı­nı verebiilmesi Julien'in romanda nedenli önemli rol oynadığını gösterir. Romanda kırmızı renk, devrim ve imparatorluğu, orduyu simgeler. Siyah renk ise, Restorasyon dönemini, kiliseyi simgelemektedir. Bu konuda eleştirmenler çeşitli yorumlar yapmaktadırlar. Bir kısım eleştirmenlere göre de kırmızı ve siyah kumar aleti rulet'in renkleridir. Stendhal'a göre hayat bir kumardır, öyundur. Julien siyah üzerine oynamış ve kaybetmiştir.

Kitabın Özeti
 Julien Sorel, yüksek mevkilere gitmek azminde olan gururlu ve de ihtiras dolu bir gençtir. Ne var ki, babası tarafından sürekli aşağılanmış ve aristokratlara  karşı bir kin ve nefret duygusuna kapılmıştır.  Julien, bir  papazdan din dersleri alan, zeki, gururlu bir çocuktur.
Julien, bir papazdan din dersleri almakta, aynı zamanda da yaşadığı şehrin belediye başkanı Mösyö de Renal’in çocuklarına da Latince dersleri vermektedir. Belediye başkanı olan Bay de Renal kaba saba, gösterişe düşkün bir insandır. Bayan de Renal ise, anlayışlı, evine bağlı, güzel bir kadındır.
Fakat bir müddet sonra Mösyö de Renal’in karısı Madame de Renal ile Julien tanışmış,  aralarında duygusal bir yakınlık oluşmaya başlamıştır.
Bir müddet sonra Madame de Renal’e imzasız mektuplar gelmeye başlar. Bu mektuplar J. Sorel’i hırpalayacak, Belediye başkanı ve eşini huzursuz edecek Sorel’in bu evden ve şehirden ayrılmasına neden olacaktır. Bir süre sonra Yoksullar Yurdu Müdür M. Valenod’un yazdığı bir mektup her şeyi ortaya koymuş, gizli aşk Gün yüzüne çıkmıştır.
Bu olayların ortaya çıkması üzerine Bay de Renal, Julien’i Basançon seminerlerine gönderir. Julien, seminerdeki arkadaşı Abbe Pirard’in aracılığıyla Paris’te soylu bir aristokrat olan Marki de La More’ün sekreteri olmayı başarmıştır.
Julien, bu  aristokrat ailede  sekreter olarak işe girer ve soyluların yaşamlarını yakından izlemeye başlamıştır.
İlk işinden yaşadığı aşk yüzünden ayrılmak zorunda kalmış olan Julıen bu defa da, sekreter olarak çalışmakta olduğu ailenin kızı Matilde’ye aşık olur. Matilde Sekreteri olarak çalıştığı Marki’nin genç güzel ve gururlu kızıdır.
Matilde, ilk zamanlarda daha alt sınıftan bir erkeğe karşı âşık olmaktan dolayı oldukça sıkıntılı günler geçirmiş ve iç çatışmaları yaşamıştır. Bu çatışmalar sonrasında Matilde psikolojik sıkıntılar çekmeye başlar. Ama sonunda Julien’e karşı duyduğu aşk ağır basmış ve Matilde gururunu bir kenara atmak zorunda kalmıştır.
Babası ise, Mathilde’yi bir dük ile evlendirmeyi düşünmektedir.  Bu planları nedeni ile Matilde’ye baskı yapmaya başlar. Ama Dük, kızının ısrarlı tutumuna karşı çaresiz kalmaktadır. Sonunda olayı öğrenmiş ve Julıen’e oldukça sinirlenmiştir. Fakat Matilde babasına karşı durarak Julıen’e aşık olduğunu söyler. Marki kızının bu aşkı karşısında oldukça çaresiz kalır.
Marki bununla da yetinmeyerek, Julien’i zengin ve şanlı bir kişi yapmaya başlar. Markive kızı Matilde’nin sayesinde Julıen aristokratların arasına girmeye başlar.
Matilde’nin ısrarları sonunda Marki, kızı ile Julien’in evlenmesine bile razı olmuştur.  Bunun üzerine Marki, Kızı Mathilde ile Julien’e çok yüksek madi yardımlarda bulunmaya başlar. Bu sayede Julıen ‘de aristokrat ve soylu biri haline gelecek, Julıen,  kızı Matilde’ye yakışır bir konuma ulaşacaktır. Marki’nin bu destekleri Julien’i de kızı Matilde’ye yakışır bir  soylu ve tanınan bir şahsiyet haline getirmiştir. Ama soylu ve zengin bir adam haline gelen Julien; Mathilde’i ihmal etmeye başlar.
Fakat bir yandan da Julıen hakkında araştırmalar yapan Mark, sonunda Renal ailesi ile bağlantı kurar. Julien ile ilgili bilgiler edinmeye başlamıştır. Bir gün Bayan de Renel, Marki’ye bir mektup yaarak her şeyi anlatır. Bu mektup Julien’le ilgili her şeyi anlatmaktadır.
Bu mektuptan sonra her şey ortaya çıkmış, Julıen’in kişiliği ve sırları ortaya dökülmüştür. Marki olanları kızı Matilde’ye anlatır. Matilde Bayan Renal ve Julıen arasında geçen olayları, Julıen’in Bayan Renal’i aldatmasına benzer bir duruma düştüğünü de öğrenmiştir.
Madame Renal’in verdiği bilgiler nedeni ile Julıen ve Matilde’nin evlilikleri olanaksız hale gelmiş. Bu durum Julıen’in tüm hayallerini yıkmıştır.  Bu  durum karşısında öfkelenen Julien, Madame de Renal’in yanına giderek onu vurur.
Hapse düştüğünde ise, Madame de Renal’den başka hiç kimseyi sevmediği kanaatine varmıştır. Mahkeme, Julien’in giyotinle idamına karar vermiştir. Julıen giyotinle idam edilir. Madame de Renal ise yaşadığı acılara daha fazla katlanamayarak Julien’in idamından üç gün sonra hayata veda eder.
652 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Gerçek ismi Marie -Henre Beyle bize kendisini Stendhal olarak tanıtmıştır. Şöhretine uzun yıllar kavuşamayan Stendhal 1880 yıllarından sonra beklediği ilgiye ancak kavuşur, bunu açık ve net kendisi ile ilgili daha önceden öngörmüştür.

Stendhal sadece üç yılı gerektiren çalışmalarının sonucunda sıradan adli bir vakayı sanat eserine dönüştürülmeyi başarmıştı. Fransız devriminden sonraki Restorasyon dönemine ait gerçek olayların üzerinden de bu kitabı yazmıştı. Fransa’nın o döneminde sık rastlanan ve gazetelere düşen olaylardan bir tanesini kaleme almıştır; birey ve toplum çatışmasını resmetmiştir.

Kitap küçük bölümlerden oluşuyor, uzun monologlar içermeyen, sıkıcı anlatı olmayan paragraflarlar ve sayfalar bir birini takip ediyor. Ayrıntılara zaman harcamadan yazar kahramanların en önemli olaylarına konsantre oluyor. Kitaba epigraf olarak Danton’un ‘’Gerçek, şu buruk gerçek’’ kullanılan bu sözleri doğru ve sadece doğru anlatacağını söz vermiş gibi yazar.


Julien, genç bir erkek, büyük kariyer ve büyük servet yapmak ister ve bunun için büyük çabalar harcayarak zengin ve üst tabaka insanlara karışır ve istediklerine varmasına ramak kala hayata veda eder. Henüz 23 yaşında iken… Julien; kerestecinin üç oğularından en küçüğüdür, eğitime yatkınlığı da vardır, din adamlığı veya askeri kariyerinde başarılı olursa kendi hayatı ile yaptığı planlarını gerçekleşmiş olur diye düşünür. Kendisi Napoleon hayranıdır maalesef ki yaşadığı zaman Napoleon zamanı değil ve bundan dolayı hayatındaki amacına varabilmesi için bulunduğu çevreyi küçümseyip, her insanın doğasında olduğu gibi sevgi ve dürüstlüğü yok edip yerine içindeki ego, kibir, ikiyüzlülüğü ve insanlara karşı güvensizliğini büyütüp tüm fırsatları kullanıyor. 19 yaşında olmasına rağmen ne istediğini bilen, yaşının verdiği toyluğuğu yaşar iken hayal ettiklerine ilk adımlarını atmaya başlıyor. Madam de Renal ve Matmazel Mathilde arasında Julien’in kısacık hayatı sıçrayarak geçiyor. Çok kısa zaman diliminde onun alt tabakadan gelme, kilise ve üst tabakaya ilerleme, yükselişini ailesinden kendisine göremediği güvenini sağlamış oluyor. (Bu yükselişin ruh katılaşması ile ters orantılıdır diye söylemeden geçemiyorum.)

Hızlı yükseliş, trajik son…

Kitabın ismi ile ilgili tartışmaların sona ermediğine göre bende kilise ile askerlikten yana düşünmekten vazgeçip kırmızının aşk siyahın ölümü simgelendiğini neden olmasın diyorum… Yüzleri pudralı, peruklu, uzun elbiseli o zamanki üst tabakanın kibarları gözümün önünde hüzünlü canlandırma ile kitabın son yaprağını çevirmiş oldum.

Klasik her zaman klasiktir .
652 syf.
·11 günde·8/10
Merhamet göstermek gerekmiyorken merhameti yüceltmek kolay, adalet dağıtan değilken adaleti yüceltmek kolay... Yaşamadığını dışarıdan gözlemleyerek eleştirmek kolay... Ya başrol sensen? Ya adaleti uygulaman gerekirken kendi çıkarların söz konusuysa... Adil olabilir misin? Refahından vazgeçebilir misin? Kendi başını derde sokup merhamet edebilir misin? Sorgula kendini ne kadar adilsin, ne kadar merhametlisin? Mantığını ne derece baskılabiliyorsun? Aşık mısın hırslı mı?

Kırmızı ve Siyah okumamın sonunda kafamda hep bu sorgular...

Şu iğrenç düzen çarkında çoğumuz birer Julien'iz aslında. Milyon dolarlarımız yok, ünlü bir aile adımız yok, siyaset oyununda bir koltuğumuz yok, Ankara'da dayımız yok... Bu yüzden adalet dedikleri duruma göre değişebilen kurallar silsilesi bizim için hep sabit. İktidar oyununda bizden çıkarı olan hiç kimse yok, bu yüzden bir sabah uyandığımızda kendimizi inşaat zengini olarak bulamayacağız, aniden köşeyi dönen insanlar kervanına katılamayacağız. Bir yasa, bir belge ile kılıfına uydurulamayacak durumumuz. En acısı da sosyal statü sebebiyle ceza ver(e)medikleri ya da göstermelik ceza verdikleri suçlardan doğan adalet uygulama açlıklarını ufacık bir suçta üzerimizde uygulayacakları. Dokunulmazların da dokunulurluğu bize dokunacak.

Evet, her sabah kendimi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığımın farkındayım ve böyle değilmiş gibi davranamadığım her an tiksiniyorum bu dünyadan... Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak çağımız insanını mutsuz eden yegane şey canım https://1000kitap.com/meleenk . Aşklar yalan, dostluklar çıkar, gülüşler sahte... Gençliğimiz var ama yorgunuz. :)

19.yüzyıldan bugüne değişen bu kadar az şey varken ne için uğraşıyoruz? Kitapta anlatılan taşra, soylu sınıfı, ruhban sınıfı ve devlet adamları arasındaki kirli düzen 21.yy'da adını değiştirdiyse, kırmızı ile simgelenen aşk hala siyahlara büründürülüp hırpalanıyorsa, adalet sistemi arızalıysa, karşı görüşlerin finali Silivri'de gösterimdeyse neden bu kadar sinirleniyoruz yaşadığımız çağa? Fikirlerimiz bizim mi sistemin mi? Stendhal, Hugo ve diğer pek çoğu çağının bastırılan sesini bulup bugünlere taşımış yine de düzen değişmemişse neden salıvermiyoruz kendimizi, amaan battı balık yan gitsin biz mi kurtaracağız? Tatar Ramazan misali düzeni bozarız diye çığırsak da düzen aynı kara düzen olarak kalıyorsa, yeryüzünün bütün karıncaları birleşemiyorsa, sistemin aksaklıklarını söyleyip bağırıp çağırıp rahatlamak mı bunca telaşımız? Retorik sorular sorup durmak içimi rahatlatmıyor. Sorgulamaların sonu yok.

Bu kitabı aşk kitabı diye okumak isteyebilirsiniz ama birbirlerine duydukları aşk mıydı, diğer şeylerin yansıma yapıp kendilerine dönmesi miydi okurken hep bunu düşündüm. Madam Renal kendisini bir iş anlaşması, toplumsal statü yükseliş aracı aksesuarı olarak görmese Julien'e tutulur muydu? Mathilde kafasındaki ideal aşık rolünü Julien'e yüklemiş olmasa, bu kadar benmerkezci olmasa sırf Julien herkesin aksine kendisiyle ilgilenmiyor diye kendine aşk yaratır mıydı emin değilim. Karakterlerin aşk ilişkisi çok gelgitli ve tutarsızdı. Bir dönem anlatısı olarak; sınıf farkının işlenmesi, din ve Tanrı sorgulaması, psikolojik tahlil olarak kısmen başarılı bulmuş olsam da Stendhal'in anlatım tarzını çok dağınık bulduğum için kitabı çok sevemedim. Hristiyanlık olarak ele alınmış kitapta ama inanç da diyebiliriz buna, ayrıcalık elde etmek için inanç ya da aşkla bağlanılan aşk(ki kitapta göremiyoruz) sorgulamaları Quo Vadis?'in üzerine cila gibi oldu. Benim için kitabın en güzel kısmı da bu son kısımlar oldu.

Son olarak kitabı okumaya önce İletişim yayınları ile başlamışken, çeviri kıyası sonucu İş Bankası'na dönsem de ufak tefek editöryal aksaklıklar vardı bunda da. Yayın dünyasının iki büyük ismi bile böyle özensiz iş yapabiliyor, elimizde şimdilik daha iyi bir seçenek olmadığından İş Bankası yayınlarından okunmasını tavsiye ediyorum.
652 syf.
·2 günde
Kitabın kapağını açıp ilk sayfayı okumaya başladığınız andan itibaren aşkın kokusu gelir..
Romantizmden realizme geçişin bir örneği olan kitap şöyle başlar.
Belediye başkanının eşi bayan Renel
çocuklarının öğretmeni Julien’e aşık olur.
Aralarında tutku dolu bir aşk yeşermeye başlar.
fakat bu aşkı stendhal o kadar güzel anlatmıştır ki muhteşem:))
Çokça beğendim herşeyiyle muhteşem.. Tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
592 syf.
·10 günde·6/10
Açıkçası kitabın sonları en keyifli bolumlerdi benim için ..karakter olarak Sorel i gorselde başarılı ama ruhsalda hele ki aşk hayatındaki gelgitler de dengesiz buldum. .tabii ki köylü -kentli ayrımı tamamen klasik tadı vererek ilelemis roman , çok yıldızımız barismasada bir klasiği daha devirmenin hazzındayım
sevgiyle kalın. .
652 syf.
·Beğendi·8/10
Kitapta diğer arkadaşların aşk üzerindeki yorumlarına nazaran benim için ikinci plan konusuydu aşk teması.Öncelikle Julien Sorel'in kendini tanıması kendine yön vermesi zaman zaman bocalaması en yükseğe ulaşmak için izlediği yol bu yolda çektiği çileler hepsi benim için birer efsane olacak şüphesiz.Özellikle Papaz olmak istemesindeki amaç herkesin papazlara duydugu saygı dönemin Fransasında papazların konumu ve önemi,Julien sadece zengin olmak isteyen bir karakter değil zengin,saygın ve bulundugu konumda herkesin çekindiği birisi olmak isteyen bir karakter.Julien Sorel kuşkusuz okuduğum en gerçekçi ve en çok örnek alınacak karakterlerden.Bana göre ikinci planda kalan aşka gelince Mathilde karakteri aslında insanların özellikle bayanların çözülmüş hali.Yani bazen bir insanı ne kadar severseniz sevin Mathilde gibi ilgisiz kaldığınızda sevginize yanıt alabilirsiniz.Çünkü Mathilde gibi insanlar genelde elde edemedikleri insanları daha çekici bulur onların aradığı aşık olduğunu düşünen bir köle değildir siz onun için dağları delseniz de size karşı aşkı sevgisi artmaz ama ona Prensin Julien'e verdiği nasihatlerle yaklaşırsanız sizin için herşeyi yapabilir gerekirse ölümü bile göze alabilirler.Bana göre bu da aşka başka bi anlamda katıyor.Kitabı tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
512 syf.
Kitabın arka kapağında kitabın adını, yoksul bir gencin asker olmak isteyip, asker olamayıp, rahip olması nedeniyle, o zamanın askeri kıyafetinin kırmızı, rahip cübbesinin ise siyah olmasından aldığı yazıyor ve kitap tamamen bunun üzerine kurulu izlenimi yaratıyor. Kahramanın tutku derecesinde asker olmayı isteyip, hiç istemeden rahip olmasını ve sürekli askerliğin özlemini çekeceğini düşündüren bir kitap. Ancak öyle değil. Fazla spoi vermek istemiyorum. Ana kahramanımız Julien Sorel. Yoksul bir ailenin üç oğlundan en küçüğü ve tek hayranlık duyduğu kişi yoksul bir halktan gelip yüksek askeri mevkiye erişen Napolyon. Zaten Napolyon'a olan tutkusunu zaman zaman işlemiş kitap, hatta o zamanın zenginlerinin Napolyon'a karşı olan olumsuz tutumları nedeniyle Julien bunu gizlemek zorunda kalıyor. Huzur bulduğu tek yer olan Piskopos'un yanı olması nedeniyle incili ezbere bilmesi ve kitap okuma alışkanlığının çok yüksek olması nedeniyle adı duyulunca, belediye başkanı tarafından sırf etrafa hava atmak için çocuklarına dadı olarak alınan Julien, zenginlere olan kin ve nefretini her geçen gün biraz daha ilerletiyor. Aşkını, nefretini, profesyonelce oyunlarını okuyoruz. Basamakları yavaş yavaş çıkıyor, değişik yer ve kişilerlerle çalışmaya başlıyor. Ancak herkese karşı bir kini ve şüphesi var olmaya devam ediyor. Zaman zaman nefretine hak versem de, hastalıklı bir yapısı var ve ne yazık ki hastalıklı bir aşkın da pençesine düşüyor. Kendi hırslarının ve yükselme ihtirasının kurbanı oluşunu çok güzel bir dille anlatmış yazar. Ancak bazı yerlerde kopukluklar oluşuyor ve zaman zaman sıkıcı gelmeye başladığı anda, birkaç sayfa sonra tekrar aynı çekiciliğini kazanıyor.
Hiçbir partiden değilim. Beni mahveden de bu oldu. Benim bütün politikam şu: Müziği, resmi severim. Güzel bir kitap benim için bir olay kadar önemlidir.
Bir de in­sa­nın ne ol­du­ğu yü­zün­den oku­nur der­ler!
Ab­be Pi­rard’ın en çir­kin­leş­ti­ği za­man­lar, ru­hu­nun asil­li­ği yü­zün­den pi­re­yi de­ve ya­pıp vic­dan aza­bı çek­ti­ği za­man­lar­dır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kırmızı ve Siyah
Baskı tarihi:
19 Mart 2019
Sayfa sayısı:
652
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320043
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Rouge et Le Noir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı. Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü. Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı bu büyük eseri ilk kez 1830 yılında yayımlandı. Roman, romantik başkahramanı Julien Sorel’in korku ve tutkularını merkeze alarak, Napoléon’un sürgüne gönderilmesi sonrasında başlayan Restorasyon Dönemi’nin eksiksiz bir portresini çizer. Kırmızı ve Siyah, karakterlerinin güçlü ve teknik açıdan zamanının çok ilerisinde kabul edilen psikolojik tasvirleri ile de Stendhal’a psikolojik romanın mucidi unvanını kazandırmıştır.

Bertan Onaran (1937): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Giles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. Andre Malraux, Emile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugene Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.

Kitabı okuyanlar 3.549 okur

  • Ece Açıkgöz
  • Adem Külük
  • Sevilay Altay
  • Batuhan
  • Turkmaestro
  • Ayşe taş
  • Zeynep Sezgin
  • Gregor Samsa
  • Murat Öz
  • Mehmet Toyran

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%21.5
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%23.9
45-54 Yaş
%11.3
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.3
Erkek
%38.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.3 (110)
9
%13.1 (117)
8
%17.9 (160)
7
%10.3 (92)
6
%4.4 (39)
5
%1.8 (16)
4
%0.7 (6)
3
%0.7 (6)
2
%0.1 (1)
1
%0.4 (4)

Kitabın sıralamaları