Stendhal

Stendhal

Yazar
7.9/10
450 Kişi
·
1.698
Okunma
·
243
Beğeni
·
9.144
Gösterim
Adı:
Stendhal
Tam adı:
Marie-Henri Beyle
Unvan:
Fransız Realist Yazar
Doğum:
Grenoble, 23 Ocak 1783
Ölüm:
Paris, 23 Mart 1842
Daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar.

Marie-Henri Beyle (23 Ocak 1783, Grenoble – 23 Mart 1842, Paris), daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle, Grenoble'da 23 Ocak 1783 tarihinde burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası avukat Cherubin Beyle, annesi Hanriette Gagnon'dur. Çok sevdiği annesi 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken öldü. Stendhal, disiplinli ve muhafazakar kimseler olan teyzesinin babasının etkisi altında büyüdü. 1796'da Grenoble'da bir okula girdiyse de, 30 Ekim 1799'da askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris'teki, kuzeninin de çalışıyor olduğu Savaş Bakanlığı'na gitti. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya'ya gitti. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini'nin müziğini ve Vittorio Alfieri'nin eserlerini tanıması için bir fırsat oldu. 1801'de ise Napolyon Bonapart'ın ordusunda görev alarak İtalya seferine çıktı. Bu sefer sırasında bir komutanın asistanı olarak Brescia'da üç ay kaldı ve bu sırada soylu ailelerin evlerinde bulundu; ki bu sürenin onun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sonradan yayınlanan günlüklerinden anlaşılmaktadır. Yine bu zamanlarda yerel dergilerin yazarlarıyla tanışıp Romantik edebiyatı öğrendi. 1802'de bu bölgeden ayrılarak Almanya, Avusturya ve Rusya'da bazı askeri görevlerde bulundu, ama asla savaşa katılmadı. Aynı yıl, hayatı boyunca aşık olduğu onlarca kadından ilki olan Madame Rebuffel'in peşinden Marsilya'ya gitti. Orada ticarete atıldıysa da başarısız oldu. Bu ve bunu takip eden olayların ve yılların, Kırmızı ve Siyah romanının baş karakteri Julien Sorel'in karakterinin detaylarının çizilmesine büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. 1812'de Napolyon ile birlikte Rus seferine katıldı ve Moskova'nın baştan sonra yanışına şahit oldu. Napolyon'un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden olan Stendhal, notlarının önemli bir kısmını, ordu Rusya'dan geri çekilirken kaybetti. Ayrıca o zamana kadar yüzlerce takma isim kullanan yazar, Stendhal ismini bu sıralarda seçmiştir. 1814'te Napolyon'un düşüşünden sonra Milano'ya yerleşmiş ve burada da Angéla Pietragrua'ya aşık olmuştur. Ertesi yıl Parma'yı ziyaret etmiş ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastırı'na ilham kaynağı olmuştur. 1817'de ise İtalya'daki izlenimlerini anlatan ve İtalya'ya olan hayranlığının simgesine dönüşen Roma, Napoli ve Floransa kitabını yazmıştır. 1818'de Napolyon'un Hayatı'nı yazmaya başlamıştır. Bu sırada da mutsuz bir aşk yaşayacağı Mathilde Dembowski ile tanışmıştır. 1821'de ise yasadışı bir İtalyan örgütüne üye olduğu suçlamasıyla Milano'dan uzaklaştırılmıştır. Stendhal bunun üzerine Batı Avrupa'yı dolaşmaya başlamıştır. Bu yolculuklar sırasındaki tecrübeleri, düşünceleri ve hisler, sonradan yazacağı romanların ana şeklini oluşturmuştur. 1827'de ilk roman Armance'ı, üç yıl sonra da Kırmızı ve Siyah'ı yazmıştır. 1831'de ise Trieste'ye giderek bir süre konsolosluk yapmıştır. 1839'da Parma Manastırı'nı yazmayı bitirdikten sonra, gençliğinde yaptığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı etkilerini göstermeye başlamıştır. 1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır. Ve Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 1842 yılının 22 Mart'ı 23 Mart'a bağlayan gecesinde vefat etmiştir. Mezarı Montmarte Mezarlığı'ndadır.
Hiçbir partiden değilim. Beni mahveden de bu oldu. Benim bütün politikam şu: Müziği, resmi severim. Güzel bir kitap benim için bir olay kadar önemlidir.
Yeryüzünde okumak da, başka herhangi bir konuyu öğrenmek de boşuna zahmettir. İnsan köyünün, mahallesinin papazına gereken haracını hiç aksatmadan verip.. Ona günahlarını anlattı mı, cenette iyi bir yer bulacağından emin olabilirdi.
" Beni avutmak istiyor, ama neden bir tane dostça söz bile yazmamış?"
Stendhal
Sayfa 210 - kitapzamanïkitapzamanı
Kırmızı ve Siyah konusu bakımından aşk kitabı gibi görülse de aslında aşk teması üzerinden psikoloji, siyaset ve sosyolojik unsurların bolca işlendiği bir kitap. Adını ordunun kırmızı üniformaları ile ruhban sınıfının siyah cüppelerinin renginden almıştır. Bilinen bu gerçeğe rağmen Stendhal birçok kişiye diğer bir seçeneği de sunmuştur: Aşkın kırmızısı, ölümün siyahı. Gerçekçi bir yazar olan Stendhalın Kırmızı ve Siyahında isminden de anlaşılacağı gibi dualist bir anlatım tarzı da var. Bu tarz Stendhal i olduğundan biraz daha gerçekçi gibi göstermesine rağmen, okuyucunun daha az kelime ile daha çok şey anlatmasını sağlıyor. Stendhal i bu tarzından dolayı birçok yazardan hatta Romantik yazarlardan bile övgü almıştır.

Kırmızı ve Siyah'ta romanın ana kahramanı Julien Sorel üzerinden dönemin siyasi havası, sosyolojik durumu ve toplumun her kesiminden bireylerin psikolojileri okuyucuyla paylaşılmıştır. Julien Sorel in dönemin toplum yapısından çıkan bir birey olmasının yanında, böylesine bir toplumun bir ürünüydü Julien Sorel. Toplum- Birey ilişkisini anlatması bakımından halen önemini koruyan bir eserdir. Kırmızı ve Siyahta Stendhal Siyaseti, Dini ve Toplumu eleştirir. Adeta Stendhal, Kral Çıplak der :) Döneminin bütün hakim görüşlerine ve inanışlarına yöneltilecek eleştiriler Julien Sorel in hayatı üzerinden okuyucuya aktarılır.

"Kırmızı ve Siyah kendi zamanının ötesinde bir romandır." ANDRÉ GIDE nin bu sözünden de anlaşılacağı gibi, Kırmızı ve Siyah günümüzde de ne yazık ki geçerliliğini korumaktadır. Mevcut toplum yapısı Julien Sorel ler doğurmaktadır.
İsmi gibi kendisi de her yönüyle kırmızı ve siyah olan bir kitap. İçerdiği her anlatımın hem kırmızı hem de siyah tarafları gösterilerek ustaca yazılmış bir konu.

Kitapta anlatılan konu, esas olarak üç kişinin sebep olduğu, ama o dönem itibariyle tamamen uygunsuz sayılan iki adet dramatik aşk hikayesinin kırmızı ve siyah taraflarıdır. Bu anlatım yapılırken de aynı zamanda dönemin Fransa'sındaki siyasi ve toplumsal yapının da kırmızı ve siyah tarafları dolaylı olarak okuyucuya yansıtılmaktadır. Romanın kahramanı olan Jülien'in içsel çatışmaları da aynı şekilde aktarılmaktadır.

Fakir ama zenginlik ve yükselme arzusunu hep içinde taşıyan basit bir köylü çocuğu olan Jülien, ilki, hem ahlaka hem de toplumsal yapı ve statüye ters, ikincisi ise tamamen toplumsal statüye ters olan iki aşk yaşamıştır. Fakat maalesef ki aşk, her zaman kırmızı renkli olmamaktadır. Onun ağır olan siyah tarafları da vardır.

Tamamen akıcı bir dille yazılmış olan bu gerçekçi ve dramatik romanın, mutlaka okunması gereken dünya klasiklerinden biri olduğunu düşünüyor ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
*** Bu bir aşk romanıdır!
***Hayır efendim benim için öyle değildir.

Durdum durdum bir süre sonra anlatmaya karar verdim. Hakkıdır, bir şeyler anlatılmalıdır, yazılmalıdır.
Stendhal in ilk romanı ile çıktım sahneye. Çok heyecan verici sanki. Önümde kalabalık mı var? Neyseki karanlık.

İlkler her zaman yüreğimi hoplatır. Elini ayağını dolaştırıp, saçmalattırır. Hepimizde vardır az biraz. Bende çok. Derin bir nefes almamla birlikte başlıyorum.

Acıdır bu hikaye. Mutsuzluktur. Paranoyakça, karamsar tahminler ile harekete geçerek mahvoluştur.

Aşka inananlar için; kendine bu duyguyu yasak eden birisi işkence etmiş olmaz mı kendine? Hadi bu yasağı çiğnedi, sürekli korku ve yanlış anlaşılma ile birlikte yaşamı zehir etmez mi kendine ve karşısındakine?

Karşısındaki de az değildir. Bu noktada o da aynı derecede paranoyak!
Kimseye zarar gelmesin aman el ne der sonra! Diye düşünerek hareket ederek kocaman bir mutluluğu hiç yoktan elinin tersiyle itiverir. Bunlara evet hep tanık olduk.

Sürekli bir şeylerden şikayet edip edip onları düzeltmek için harekete geçmezsen boşuna ağlar sızlanırsın. En güzel örneği ben. Şöyle her şeyi paylaşabileceğim insan yok,neden yok? Gibi sorularla birlikte sürekli bir sızlanma halindeydim. Eee Sema! Sen değil misin herkesten kendini soyutlayan, kimse ile yakınlık kurmayan ve yalnızlığı tercih eden? Ne ağlıyorsun? Yaklaşık olarak üç aydır böyle değilim artık. İnsan değişiyor.

İşte tam olarak böyledir kitaptaki Octave… Neden yalnızım diye sızlanır ancak hiçbir ortama girmez. Hadi diyelim girdi bu seferde kimse ile konuşmayıp, kendi köşesine çekilir. Kitabın asıl adı Octave olmalıydı. Aşık oluğu kadındır Armance… Aşk demişken öyle ateşli bir ilişki beklemeyin.
Franz Kafka da sıkça rastladığımız depresif ruh hali ve aşırı bunalımlar, başkarakter Octave’ da benzer şekilde karşıma çıkmıştır. Bir memnuniyetsizlik hali, kendine acıma duygusu gibi hallerle “AAA! Yeter artık be!” dedirtiyor insana.

Romanda ilerledikçe olumlu olaylar oluveriyor birçok olumsuzlukla birlikte tabiki. Her şey artık güzel olacak galiba dediğimiz bir anda, Ferdi Tayfur,Orhan Gencebay vs. oynadığı yeşilçam filmleri karşılıyor sanki bizi. Tabiki farklı olarak dışarıdan etken yok. Şüpheler paranoyaklıklar ile birlikte her şeyin batıverdiğini görüyoruz. Kim yapıyor bunu tabiki Octave! Tokat patlatası geliyor insanın.

Eklemem gereken en önemli husus; aşk romanı adı altında, psikolojik tahlil ve içsel sürtüşme bolluğu var kitapta. Beğenimi aldı ve tatmin oldum. Üstelik de ilk roman olma özelliğine göre oldukça iyiydi.
Veee sürem dolar! Peki öyleyse görüşmek üzere. Saygılar ve kucak dolusu sevgilerle…
Gerçek ismi Marie -Henre Beyle bize kendisini Stendhal olarak tanıtmıştır. Şöhretine uzun yıllar kavuşamayan Stendhal 1880 yıllarından sonra beklediği ilgiye ancak kavuşur, bunu açık ve net kendisi ile ilgili daha önceden öngörmüştür.

Stendhal sadece üç yılı gerektiren çalışmalarının sonucunda sıradan adli bir vakayı sanat eserine dönüştürülmeyi başarmıştı. Fransız devriminden sonraki Restorasyon dönemine ait gerçek olayların üzerinden de bu kitabı yazmıştı. Fransa’nın o döneminde sık rastlanan ve gazetelere düşen olaylardan bir tanesini kaleme almıştır; birey ve toplum çatışmasını resmetmiştir.

Kitap küçük bölümlerden oluşuyor, uzun monologlar içermeyen, sıkıcı anlatı olmayan paragraflarlar ve sayfalar bir birini takip ediyor. Ayrıntılara zaman harcamadan yazar kahramanların en önemli olaylarına konsantre oluyor. Kitaba epigraf olarak Danton’un ‘’Gerçek, şu buruk gerçek’’ kullanılan bu sözleri doğru ve sadece doğru anlatacağını söz vermiş gibi yazar.


Julien, genç bir erkek, büyük kariyer ve büyük servet yapmak ister ve bunun için büyük çabalar harcayarak zengin ve üst tabaka insanlara karışır ve istediklerine varmasına ramak kala hayata veda eder. Henüz 23 yaşında iken… Julien; kerestecinin üç oğularından en küçüğüdür, eğitime yatkınlığı da vardır, din adamlığı veya askeri kariyerinde başarılı olursa kendi hayatı ile yaptığı planlarını gerçekleşmiş olur diye düşünür. Kendisi Napoleon hayranıdır maalesef ki yaşadığı zaman Napoleon zamanı değil ve bundan dolayı hayatındaki amacına varabilmesi için bulunduğu çevreyi küçümseyip, her insanın doğasında olduğu gibi sevgi ve dürüstlüğü yok edip yerine içindeki ego, kibir, ikiyüzlülüğü ve insanlara karşı güvensizliğini büyütüp tüm fırsatları kullanıyor. 19 yaşında olmasına rağmen ne istediğini bilen, yaşının verdiği toyluğuğu yaşar iken hayal ettiklerine ilk adımlarını atmaya başlıyor. Madam de Renal ve Matmazel Mathilde arasında Julien’in kısacık hayatı sıçrayarak geçiyor. Çok kısa zaman diliminde onun alt tabakadan gelme, kilise ve üst tabakaya ilerleme, yükselişini ailesinden kendisine göremediği güvenini sağlamış oluyor. (Bu yükselişin ruh katılaşması ile ters orantılıdır diye söylemeden geçemiyorum.)

Hızlı yükseliş, trajik son…

Kitabın ismi ile ilgili tartışmaların sona ermediğine göre bende kilise ile askerlikten yana düşünmekten vazgeçip kırmızının aşk siyahın ölümü simgelendiğini neden olmasın diyorum… Yüzleri pudralı, peruklu, uzun elbiseli o zamanki üst tabakanın kibarları gözümün önünde hüzünlü canlandırma ile kitabın son yaprağını çevirmiş oldum.

Klasik her zaman klasiktir .
Kitabın kapağını açıp ilk sayfayı okumaya başladığınız andan itibaren aşkın kokusu gelir..
Romantizmden realizme geçişin bir örneği olan kitap şöyle başlar.
Belediye başkanının eşi bayan Renel
çocuklarının öğretmeni Julien’e aşık olur.
Aralarında tutku dolu bir aşk yeşermeye başlar.
fakat bu aşkı stendhal o kadar güzel anlatmıştır ki muhteşem:))
Çokça beğendim herşeyiyle muhteşem.. Tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
Açıkçası kitabın sonları en keyifli bolumlerdi benim için ..karakter olarak Sorel i gorselde başarılı ama ruhsalda hele ki aşk hayatındaki gelgitler de dengesiz buldum. .tabii ki köylü -kentli ayrımı tamamen klasik tadı vererek ilelemis roman , çok yıldızımız barismasada bir klasiği daha devirmenin hazzındayım
sevgiyle kalın. .
Kitapta diğer arkadaşların aşk üzerindeki yorumlarına nazaran benim için ikinci plan konusuydu aşk teması.Öncelikle Julien Sorel'in kendini tanıması kendine yön vermesi zaman zaman bocalaması en yükseğe ulaşmak için izlediği yol bu yolda çektiği çileler hepsi benim için birer efsane olacak şüphesiz.Özellikle Papaz olmak istemesindeki amaç herkesin papazlara duydugu saygı dönemin Fransasında papazların konumu ve önemi,Julien sadece zengin olmak isteyen bir karakter değil zengin,saygın ve bulundugu konumda herkesin çekindiği birisi olmak isteyen bir karakter.Julien Sorel kuşkusuz okuduğum en gerçekçi ve en çok örnek alınacak karakterlerden.Bana göre ikinci planda kalan aşka gelince Mathilde karakteri aslında insanların özellikle bayanların çözülmüş hali.Yani bazen bir insanı ne kadar severseniz sevin Mathilde gibi ilgisiz kaldığınızda sevginize yanıt alabilirsiniz.Çünkü Mathilde gibi insanlar genelde elde edemedikleri insanları daha çekici bulur onların aradığı aşık olduğunu düşünen bir köle değildir siz onun için dağları delseniz de size karşı aşkı sevgisi artmaz ama ona Prensin Julien'e verdiği nasihatlerle yaklaşırsanız sizin için herşeyi yapabilir gerekirse ölümü bile göze alabilirler.Bana göre bu da aşka başka bi anlamda katıyor.Kitabı tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
Spoiler İçerir
Olay napolyon çağının son yıllarında başlar, ardından gelen reaksiyon devresine kadar uzanır. Hikayenin kahramanı, muhafazakar bir asilzade olan Marchese del Dongo'nun oğlu olsa da çocuğun, gerçekte onun Napolyon ordusundaki bir subayınoğlu olduğuna inanır. Kendisini anlamayan, sempati duymayan babası ve magdur yaşlı abi yüzünden çocukluğu ıstıraplı geçer
Kitap 52 gün gibi kısa bir sürede yazılmış ve Balzac kitabı bir başyapıt olarak övmüştür. Bu bilgi kitabı daha çekici kıldı gözümde. Kitabın karmaşık yapısı -bana göre- isimlerden daha çok düşes, kont, markiz, kontes gibi unvanların söylenmesinden kaynaklanıyor fakat biraz ilerledikten sonra her şey anlaşılır hale geliyor zaten. Yine de dikkatli okumakta fayda var.
Seven bir kadının neler yapabileceğini çok iyi anlatmış yazar. Aynı zamanda o dönemde yaşanan entrikaları, mevki sahibi olmak için dönen oyunları, kadınların yöneticiler üzerindeki etkilerini görmek de mümkün. Savaşmak için genç yaşta evden kaçıp daha sonra yaşadığı büyük sıkıntılara rağmen toplumun en saygın kişilerinden biri olan Fabricio’nun aşk ve fadakarlık kavramlarıyla işlenmiş hikayesi okunmaya değer.
Kitap hakkında fazla yazmak istemiyorum.
Kitapta yükselme ve zengin olma hayallerine kapılan bir gencin hırs ve ikiyüzlülük dolu anıları anlatılıyor. Kitap başlarda biraz sıkıcıydı ama ortalara doğru güzelleşmeye başladı ve sona gelindiğinde sanki Shakespeare okuyormuşum gibi hissettim. Son kısımları çok hoşuma gitti.
Her neyse kitap klasik bir eserdir ve herkesin okuyup sevmesi beklenemez. Klasik olmalarının nedeni de budur bence :D
Herkes okusun demiyorum ama okunmaya değer bir kitaptır.
İyi okumalar dilerim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Stendhal
Tam adı:
Marie-Henri Beyle
Unvan:
Fransız Realist Yazar
Doğum:
Grenoble, 23 Ocak 1783
Ölüm:
Paris, 23 Mart 1842
Daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar.

Marie-Henri Beyle (23 Ocak 1783, Grenoble – 23 Mart 1842, Paris), daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle, Grenoble'da 23 Ocak 1783 tarihinde burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası avukat Cherubin Beyle, annesi Hanriette Gagnon'dur. Çok sevdiği annesi 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken öldü. Stendhal, disiplinli ve muhafazakar kimseler olan teyzesinin babasının etkisi altında büyüdü. 1796'da Grenoble'da bir okula girdiyse de, 30 Ekim 1799'da askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris'teki, kuzeninin de çalışıyor olduğu Savaş Bakanlığı'na gitti. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya'ya gitti. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini'nin müziğini ve Vittorio Alfieri'nin eserlerini tanıması için bir fırsat oldu. 1801'de ise Napolyon Bonapart'ın ordusunda görev alarak İtalya seferine çıktı. Bu sefer sırasında bir komutanın asistanı olarak Brescia'da üç ay kaldı ve bu sırada soylu ailelerin evlerinde bulundu; ki bu sürenin onun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sonradan yayınlanan günlüklerinden anlaşılmaktadır. Yine bu zamanlarda yerel dergilerin yazarlarıyla tanışıp Romantik edebiyatı öğrendi. 1802'de bu bölgeden ayrılarak Almanya, Avusturya ve Rusya'da bazı askeri görevlerde bulundu, ama asla savaşa katılmadı. Aynı yıl, hayatı boyunca aşık olduğu onlarca kadından ilki olan Madame Rebuffel'in peşinden Marsilya'ya gitti. Orada ticarete atıldıysa da başarısız oldu. Bu ve bunu takip eden olayların ve yılların, Kırmızı ve Siyah romanının baş karakteri Julien Sorel'in karakterinin detaylarının çizilmesine büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. 1812'de Napolyon ile birlikte Rus seferine katıldı ve Moskova'nın baştan sonra yanışına şahit oldu. Napolyon'un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden olan Stendhal, notlarının önemli bir kısmını, ordu Rusya'dan geri çekilirken kaybetti. Ayrıca o zamana kadar yüzlerce takma isim kullanan yazar, Stendhal ismini bu sıralarda seçmiştir. 1814'te Napolyon'un düşüşünden sonra Milano'ya yerleşmiş ve burada da Angéla Pietragrua'ya aşık olmuştur. Ertesi yıl Parma'yı ziyaret etmiş ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastırı'na ilham kaynağı olmuştur. 1817'de ise İtalya'daki izlenimlerini anlatan ve İtalya'ya olan hayranlığının simgesine dönüşen Roma, Napoli ve Floransa kitabını yazmıştır. 1818'de Napolyon'un Hayatı'nı yazmaya başlamıştır. Bu sırada da mutsuz bir aşk yaşayacağı Mathilde Dembowski ile tanışmıştır. 1821'de ise yasadışı bir İtalyan örgütüne üye olduğu suçlamasıyla Milano'dan uzaklaştırılmıştır. Stendhal bunun üzerine Batı Avrupa'yı dolaşmaya başlamıştır. Bu yolculuklar sırasındaki tecrübeleri, düşünceleri ve hisler, sonradan yazacağı romanların ana şeklini oluşturmuştur. 1827'de ilk roman Armance'ı, üç yıl sonra da Kırmızı ve Siyah'ı yazmıştır. 1831'de ise Trieste'ye giderek bir süre konsolosluk yapmıştır. 1839'da Parma Manastırı'nı yazmayı bitirdikten sonra, gençliğinde yaptığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı etkilerini göstermeye başlamıştır. 1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır. Ve Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 1842 yılının 22 Mart'ı 23 Mart'a bağlayan gecesinde vefat etmiştir. Mezarı Montmarte Mezarlığı'ndadır.

Yazar istatistikleri

  • 243 okur beğendi.
  • 1.698 okur okudu.
  • 67 okur okuyor.
  • 1.412 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları