Adı:
Parma Manastırı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052950685
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Chartreuse De Parme
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı.

Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü.

Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Parma Manastırı romanı aristokrasisi, sarayları, tutkularıyla İtalyan ruhunun muhteşem bir portesini çizer. 1839 yılında yayımlandığı anda başyapıt olarak kabul edilmiş, başta Balzac olmak üzere edebiyat tarihi boyunca çok sayıda romancı tarafından övülmüştür.

Bertan Onaran (1937- 2017): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. André Malraux, Émile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugène Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.
Spoiler İçerir
Olay napolyon çağının son yıllarında başlar, ardından gelen reaksiyon devresine kadar uzanır. Hikayenin kahramanı, muhafazakar bir asilzade olan Marchese del Dongo'nun oğlu olsa da çocuğun, gerçekte onun Napolyon ordusundaki bir subayınoğlu olduğuna inanır. Kendisini anlamayan, sempati duymayan babası ve magdur yaşlı abi yüzünden çocukluğu ıstıraplı geçer
576 syf.
·3 günde·8/10
Kitap 52 gün gibi kısa bir sürede yazılmış ve Balzac kitabı bir başyapıt olarak övmüştür. Bu bilgi kitabı daha çekici kıldı gözümde. Kitabın karmaşık yapısı -bana göre- isimlerden daha çok düşes, kont, markiz, kontes gibi unvanların söylenmesinden kaynaklanıyor fakat biraz ilerledikten sonra her şey anlaşılır hale geliyor zaten. Yine de dikkatli okumakta fayda var.
Seven bir kadının neler yapabileceğini çok iyi anlatmış yazar. Aynı zamanda o dönemde yaşanan entrikaları, mevki sahibi olmak için dönen oyunları, kadınların yöneticiler üzerindeki etkilerini görmek de mümkün. Savaşmak için genç yaşta evden kaçıp daha sonra yaşadığı büyük sıkıntılara rağmen toplumun en saygın kişilerinden biri olan Fabricio’nun aşk ve fadakarlık kavramlarıyla işlenmiş hikayesi okunmaya değer.
567 syf.
·4 günde·Puan vermedi
"Mutlu azınlığa" kitabın son cumlesi bu. Normal de hangi dil olursa olsun paylasimlarimda ortamdaki insanların anlayacağı dil olmasına ozen gosteririm. Sebebi okuyan insanların paylaşımlarım ortak dili olmalı diye düşünürüm yoksa farklı anlarlar. Buna ragmen yabancı dilde bir başlık kullandım altına da anlamayanlar için Turkcesiyle başladım. Yanlış anlaşılma Fabrizio'nun sevdigi Clea'sini düşünerek verdiği vaazda ağlamasını tanrı için ağlıyor diye ağlayan cemaat gibi olmayalım ve kitaba geciyorum.

Parma Manastırı'nda ana olaylar zinciri bir dizi inanılmaz serüvenden oluştuğu halde, Stendhal'in bireylere ve davranış­lara verdiği önem, rastlantının, sürekli vurgulansa da, tek belirleyici olduğu bir roman yazmasını engellemiştir. Romanın kahramanı Fabrizio'nun kurbanı olduğu rastlantıların ardında, Parma Sarayı, gururu ve zayıf kişiliğiyle entrikalara zorunlu olarak katılan Prens, tek amaçlan kendi çıkarlarını korumak olan hırslı ve kıskanç soylular bulunur. Bu kişilerin kötü niyet­leri ve entrikaları sonucu Fabrizio'nun hapsedildiği ve idam ya da zehirlenmenin kaçınılmaz gibi göründüğü bir anda, engel­lere meydan okuyan, romantik, temiz bir aşk ortaya çıkar ve Clelia ile sevgilisinin kişilikleri ön plana geçerek kötü yazgıyı gölgede bırakır. Clelia'nın Meryem Ana'ya verdiği söz, yine bir rastlantının sonucudur; ama bu rastlantının kaynağı, Düşes'in küstahça atılganlığı, Clelia'ya duyduğu kıskançlık ve yeğeni­ ne beslediği tutkulardır. Clelia'nın verdiği sözde kişiliğinin ve rastlantının rolü öylesine iç içe geçmiştir ki, birinin bitip öte­ kinin başladığı noktayı saptamak olanaksızdır.

Iyi okumalar
576 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Nasıl bir klasik okudum ben :) okurken epey zorlandım diyebilirim. Kitabın içerisinde aşk , entrikalar , karmaşıklık ne ararsanız var. 52 günde Stendhal neler neler yazmış. Baş karakterimiz Fabrizio ve halası Düşes. Düşesin Fabrizio ya bağlılığından dolayı yaşanan entrikalar bitmek bilemedi. Fabrizio da çok aklı başında bir genç değildi tabi ki :) Halasın sürekli arkasını kollayacağını bildiğinden akıllanmakta pek istemedi. Kitap biraz daha uzun olsaydı bitirebilir miydim bilmiyorum. Tavsiye eder misiniz derseniz ondan da pek emin değilim. Çünkü kitabı iki üç kere okuyupta hala anlayamadığını söyleyen kişiler de varmış :)
591 syf.
Stendhal: Parma Manastırı

Marie-Henri Beyle, nam-ı diğer Stendhal; Grenoble’de, 23 Ocak 1783 tarihinde, burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi Hanriette Gagnon 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken vefat eder. Stendhal; softa, disiplinli, muhafazakâr, yobaz kimseler olan teyzesi ve avukat babası Cherubin’in etkisi altında büyür.

1796’da Grenoble’de bir okulda geleneksel kilise eğitimi gördüyse de, 30 Ekim 1799 tarihinde askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris’teki Savaş Bakanlığı’na başvurur. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya’ya gider. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini’nin müziğini ve Vittorio Alfieri’nin eserlerini tanıma fırsatı bulur.

1814 yılında, Napolyon’un düşüşünden hemen sonra Milano’ya yerleşir. Ertesi yıl Parma’yı ziyaret eder ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastır’ına ilham kaynağı olur. 1839’da Parma Manastırı’nı yazmayı bitirdikten kısa bir süre sonra, gençliğinde çıktığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı nedeniyle sağlığı bozulur. 1841 yılında geçici bir felce uğrar. Bir gece, Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına başını çarpar ve birkaç saat sonra, 1842 yılının 23 mart gecesi yaşamını yitirir.

Parma Manastırı: “La Chartreuse de Parme”

Margaret R. B. Shaw’ın önsözü (Çeviri: Roza Hakmen) renk katmış romana. Bununla birlikte, Samih Tiryakioğlu’nu, başarılı çevirisinden ötürü rahmetle anıyorum. Harikulade bir çeviri yapmış, neredeyse hatasız. Samih Bey eski toprak olmasına rağmen, sanırım romanı okuyan hemen herkesin metni idrak etmede zorlanmasını engellemek adına, şu birkaç istisna hariç hemen hiç eski ya da nadir kullanılan sözcük kullanmamış çeviri eserinde: “Baş mültezim” (vergi toplayan tahsildarların başı), “delişmen” (güçlü, sağlam yapılı), “Maiyet Birliği” (alt kademedekiler birliği). Can Yayınlarını da, edisyonun kalitesi ve kitap seçimindeki isabetli kararları nedeniyle kutluyorum.

İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir öyküsü olan Parma Manastırı, yazarın psikolojik ve siyasal konularda derinlemesine yaptığı inceleme ve betimlemelerle dolu. Romanda, özgürlük âşığı genç İtalyan aristokrat (aklı ve ruhu Jakoben olan) Fabrizio del Dongo’nun yaptığı serüvenler çerçevesinde, Stendhal, kendine özgü “Mutluluğu Yakalama” mottosunu irdelemektedir. Ayrıca yazar, okuruyla romanın farklı yerlerinde (otuz kereden fazla) iletişim kurar: “Okurun şunu bilmesi gerek ki…” gibi. Bu inceliğin okuyucuda uyandırdığı ise: “Acaba yazar benimle ne zaman-nerede-nasıl konuşacak?” beklentisidir. Beğenilme kaygısından kesinlikle uzak, bağımsız ve düzensiz bölümlerden oluşan roman, 4 Kasım – 26 Aralık 1838 tarihleri arasında 52 günde yazılmıştır. 1840’da Balzac’ın, “Revue Parisienne” dergisinde kaleme aldığı, geniş yankı uyandıran makalesinde, Parma Manastırı’nı bir başyapıt olarak göklere çıkarması, yapıtın geniş bir okur kitlesi tarafından beğenilmesini de sağlamıştır.

Bana hep ilginç gelen bir meseledir; Balzac, İnsanlık Komedyası adıyla oluşturduğu yazı serisi ve diğer tüm romanlarıyla beraber neredeyse yüzden fazla eser yazmış. Birkaç tanesini hemen herkes bilir. Gel gör ki, Stendhal tüm hayatı boyunca sadece beş roman yazmıştır. Kızıl ve Kara dâhil bu beş şaheserini edebiyatseverler içinde neredeyse bilmeyen yoktur: Nicelik değil, her zaman nitelik önemlidirin ispatı gibi bir şey bu da…

Romanın Hikâyesine Gelince

Eserde, Kralcı parti ile Liberallerin partisi arasındaki siyaset oyunları; bin türlü saray entrikaları; Voltaire ve Rousseau’dan bihaber burjuvaların hayatları ile ilginç bir aşk hikâyesi anlatılmış. Bu arada romanın dört önemli karakteri var: Genç aristokrat Fabrizio del Dongo, onu kara bir sevdayla seven halası Sanseverina Düşesi Angelina Cornelia Isolo Valserra del Dongo, Düşesin sevgilisi ve Parma Başbakanı Kont Mosca, son olarak da General Fabio Conti’nin güzeller güzeli biricik kızı Clelia. Düşesimiz, yedi kocalı Hürmüz gibidir: İlk kocası rahmetli General Pietranera’dır. İkinci kocası ise kendisinden 30 yaş büyük bir düktür. Dükten boşanıp Perugia’da, sevgilisi Başbakan Kont Masco ile evlenip Kontes Mosca della Rovere adını alır (sf. 564).

“Bir edebiyat eserine siyaset sokmak, bir konserin ortasında tabanca çekmek gibi kaba bir şeydir.” (sf. 482)

Fabrizio eserin başında, babasından habersiz, annesi ve halası Düşesten aldığı bir miktar para ile Fransa’ya Fransız ordusunda asker olup onlar adına savaşabilmek için yolculuk eder. Çetin bir yolculuk, trajikomik savaş anıları, bolca kahkaha, az ürperti, biraz hapiste, birkaç yaralanma ve bir sürü insanın merhametiyle bu yolculuğu kazasız belasız tamamlayıp gizlice Parma’ya döner. Parma’da kaçak hayatı yaşar. Bir gün davetlere katılan bir aristokrat, ertesi gün ise Prens Ranuce Ernosto’nun köpeklerini peşine taktığı bir suçludur. Fabrizio’dan, Düşesin isteğiyle bir baltaya sap olması adına manastırda din eğitimi alması istenir. Kendisine platonik aşk besleyen biricik Halasının sözünü dinler ve bir gün tam da Parma Başpiskoposu olmak üzereyken, takıldığı kenar mahalle kızlarından birinin dostunu bir düelloda öldürür. Can düşmanı ve Halasına cinsel istekler duyan Parma Prens’i, onu hapse atmaya karar verir. Kaçak hayatı son bulup tutuklanır ve Parma zindanlarına konur. Prens’in maşası birçok kişi tarafından zehirlenmek istenen Fabrizio, Parma Hapishanesi komutanı General Fabio Conti’nin, hücresinin hemen bitişiğindeki kuşhanede piyanosuyla sevgili Fabrizio’suna besteler düzen kızı Clelia, Farnese Burcu’ndaki Mermerli Kilisede Fabrizio’ya ilk defa ilanı aşk eder: “Ah, biricik sevgilim benim. Ben de seninle öleceğim” (sf. 413-414-523). Kahramanımız kelle koltukta hapis hayatından yine Düşesin tezgâhladığı bir kurtarma operasyonuyla, “Cesaret, tehlikenin, ne kadar korkunç olursa olsun, en ufağını seçmeyi bilmekten ibarettir. Tehlike, akıllı adamı dahi yapar!” felsefesi doğrultusunda, başka bir deyişle “Prens’in merhametinden kaçındığından” hapisten tüyer (sf. 470).

“İtalya’da öç almaktan duyulan ahlaka aykırı mutluluk vardır. Diğer ülkelerde ise; insanlar bağışlayıp unuturlar” diyen Düşes; ozan, yiğit ve hafif çatlak aşığı Dr. Ferrante Palla’nın Prens’e düzenlediği suikast girişiminin de azmettiricisidir!

“İnsanın en muhtaç olduğu şey kendisini bağışlamasını öğrenmesidir.” (sf. 207)

Fabrizio kara sevda içerisinde şu felsefededir: “Cizvit eğitiminin başarısı da budur. Gün gibi apaçık şeylere dikkat etmemek alışkanlığını uyandırır insanda. Herkes mutsuz sanırken ne kadar mutluydum ben! Şimdi ise kaderim ne kadar da değişti! Hayır, değiştiğimi hiç görmeyeceksiniz. Ey bana sevmesini öğreten güzel gözler (sf. 557). Karşılık görmeyen bir sevginin insan ruhunda uyandırdığı mutsuzluk, dikkat, hareket isteyen her şeyin korkunç bir angaryaya dönüşmesi gibi bir sonuç yaratır (sf. 569).”

“Spoiler” verip kimsenin hevesini kaçırmak istemem. Roman ilginç sonuçlarla bitiyor. Bu 592 sayfalık eseri, Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa yerleşkesindeki kütüphanemizde üç oturumda okudum. Satırları öyle bir hızla ve heyecanla okuyorsunuz ki, tarif edilmez yaşanır diyorum size. Sadece 52 günde yazılan bu romanın aslında 1000 sayfa kadar olduğunu ve yayıncısının ricasıyla yine Stendhal tarafından yaklaşık 600 sayfaya indirildiğini biliyorsunuzdur. Romanın üslubu o derece narin ve kurgu o derece masif-sağlam ki tarifi zor. Okumanız dileğiyle…

Süha Demirel, İstanbul, 1 Ocak 2014 (güncelleme 4 Eylül 2015)

Not: Bu incelemem, 3 Ocak 2014 Cuma günü, Aydınlık Gazetesi Kitap Ekinde yayımlanmıştır.
***

Dizgi hataları: (sf. 184) “öğenmiş” doğrusu “öğrenmiş”; (204) “yontu günleri” doğrusu “yortu günleri”; (209) “karışlaştığı” doğrusu “karşılaştığı” (sf. 286) “sürdüğü” doğrusu “sürdürdüğü”.

Çeviri hatası: (sf. 216) “dükün çok hoşuna gitmiştir” değil “kontun çok hoşuna gitmiştir” olmalıydı.

Kitabın Künyesi:

Stendhal
Parma Manastırı,
Çev: Samih Tiryakioğlu
Can Yayınları
592 Sayfa
576 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Stendhal için hep değeri bilinemeyen yazarlardan biridir derler, kesinlikle öyle. Onun romanlarındaki psikolojik tahlillerde hep kendimden bir parça buldum. Bu romanda sizi alıp, entrikalar ve pişmanlıklar dolu bir deryada bırakıyor...
576 syf.
·Beğendi·9/10
Tam bir Fransız Klasiği.
Sevgi, aşk, inanç, entrika, savaş, bürokrasi, acı son ve insana dair daha nicesi. Romanı güzel kılan en uç detay ise, Napolyon dönemi İtalyan monarşisi içerisinde geçen bir kurguya sahip olması. Stendhal’ın ‘Elli İki’ günde tamamladığı ve Balzac’ın göklere çıkardığı bu eseri uzun uzun anlatmanın lüzumu yok.
Fakat söylemeden geçemeyeceğim bir insaf var okura karşı bu kitapta; yazar, çağlayan gibi akan ve insanı okurken içine hapseden bu eserin hüzünlü sonunu; bir cellat ustalığıyla tek hamlede keserek tamamlıyor. Acıyı hissetmeye olanak vermiyor. Ve kaleminin ustalığını okurun insafına bırakıyor, haliyle övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Sayfa sayısının çokluğu gözünüzü korkutmasın, kesinlikle sıkılmadan ve kopamadan bir solukta tamamlayacaksınız.

Bir de ek olarak; İşbank Hasan Ali Yücel serisinden okumayı düşünüyorsanız, ilk basım olmasının getirdiği, bir kaç teknik aksaklığı, yazım yanlışı ve dizgi hatasını görmezden gelmeye hazırlamalısınız kendinizi.
560 syf.
·14 günde·7/10
Rivayete göre Stendhal bu kitabı iki ay içinde yazmış, Balzac ve Tolstoy gibi yazarların büyük beğenisini toplamış. 560 sayfalık bu kitabı okurken temponun bir an bile düşmediğini farkediyor insan.
Napoleon'un hapisten çıkıp savaş meydanlarında görünmesi üzerine ona katılmaya koşan Fabrice'in zindanlardan, Başpiskopos olmaya giden yolda yaşadıkları her sayfa aksiyon dolu bir şekilde anlatılıyor romanda. Kendisine saplantılı bir şekilde aşık olan öz halasıyla, kendisinin delice aşk beslediği Clelia'nın öyküsüyle ve saray entrikalarıyla dopdolu ve sürükleyici bir kitap. Ancak kanımca Oda Yayınları çevirisi güzel değil. Başka bir çevirinin tercih edilmesini öneririm.
576 syf.
Mizahın harmanlandığı bir eser. Yer yer gülümseyerek, bütününde ise mutlulukla, büyük keyif alarak okudum. Klasikler belki de her dönemde hitabetleri değişmediğinden bu denli kıymetli kalabiliyorlar. İnsan her konumda, her maneviyatta ve her dönemde aynı bileşimden oluşuyor, bu hali ise belki de en uzun ömürlü olarak klasikleri okurken yaşamaktayız.
576 syf.
·13 günde·Beğendi·7/10
Marie-Henrı Beyle STENDHAL – Parma Manastırı

İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku, aşk ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir kitap...
Sık sık yazar okurları ile iletişime geçiyor... Bu anları bekler gibi oluyorsunuz. Kitabın 592 sayfa olması sizleri korkutmasın başladığınız zaman akıcı şekilde ilerliyor kitap.. Bazen kopuyorsunuz ama hemen tekrar geri sarıyor sizi kitap...

4 Kasım – 26 Aralık 1838 tarihleri arasında 52 günde yazılmış bir eser.. Ayrıca Stendhal’a göre çok kısaltılmış bir eser bu nedenle bu durumdan pek hoşnut olmamış. Kitap yaklaşık 1000 sayfa iken 592 sayfaya kadar kısaltılmış..

Kralcı parti ile Liberallerin partisi arasındaki siyaset oyunları; bin türlü saray entrikaları; Voltaire ve Rousseau’dan bihaber burjuvaların hayatları ile ilginç bir aşk hikâyesi anlatılmış. Bu arada romanın dört önemli karakteri var: Genç aristokrat Fabrizio del Dongo, onu kara bir sevdayla seven halası Sanseverina Düşesi Angelina Cornelia Isolo Valserra del Dongo, Düşesin sevgilisi ve Parma Başbakanı Kont Mosca, son olarak da General Fabio Conti’nin güzeller güzeli biricik kızı Clelia.

Stendhal’ın bu romanı aslında her sevginin bir önceki insanı öldürdüğünü anlatır. Kara bir ütopya.. Her gelen gideni yok eder... Anlatılması, analizi çok güç bir eser kesinlikle okumaya değer...

ALINTILAR;
"Yoksa mutluluk, yaşlılığın başlangıcında mı gelip sığınır insanın yüreğine?"
"Şeytan sizi öldüreceğine, siz şeytanı öldürün daha iyi!"
"Olağanüstü hiçbir şey yapmamaya razı olursanız, pek saygıdeğer olmasanız da mutlaka saygı görürsünüz."
"Üzülmeyin, dünyaya acı çekmek için gelmedik mi?"
"Her davada, orada hazır bulunmayan birinin haklılığını kanıtlamak için yaptığı açıklamaları bütün önyargılardan sıyrılarak dinlemek gerek!"
"Çevrenizde sevgi dolu yiğit kişiler, son nefesinizi vereceğiniz sırada elinizi sıkan soylu dostlar bulundu mu, ölüme bile aldırmazdınız."
"Zorba hükümdarların saraylarında becerikli entrikacı, gerçeği dilediği gibi kullanır."
"Aşk mutluluğunu ne küçük şeylerde bulur!"
"Korku insanı acımasız yapar!"

Tarafımca okumaya vakit bulduğumda yeniden okumak isteyeceğim bir kitap ...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
576 syf.
Küçük İtalya Parlementosundaki mahkemenin bürokratik ve romantik entrikaları, halanın yeğenine olan aşk tutkusu, Fransa ve Italyanın siyasi analizleri ve dahası...

Kıtabı biraz agır buldum. Romanın ısırgan bir zekâsı ve dikenli bir sosyal yorumu belirgin bir şekilde yoktu. Başlangıç sayfalarındaki Waterloo muhaberesi güzel anlatılmış. Balzac'ın övgülerle bahsettiği kitap beklentilerimi karşılamadı.

Her sevgi, bir önceki insanı öldürür.
"Benim derdim, sevmektir!" Dedi adam.
567 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Stendhal’in 1839 yılında yayınladığı en bilinen iki romanından biri olan Parma Manastırı için Tolstoy “Olmasaydı Savaş ve Barış’ı yazamazdım” der. Balzac üst üste üç kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. Parma Manastırı, Fabrice del Dongo isimli Parma Prensliği’nde yaşayan bir gencin hayatını ve hayat içindeki siyasi, duygusal ve sosyal gelişimini, olgunlaşmasını anlatıyor. Kitap, şimdiye kadar okuduğum klasiklerden biraz daha eskiyi ve İtalya’daki prenslikler sönemini anlatmasıyla farklı geldi bana ve dönemin liberal-muhafazakar, kralcı-devrimci çatışmalarını anlatışını, mutlak monarşi, düzen, ve kilise-din eleştirilerini çok sevdim. Kitabın sonlarında dalkavukların özelliklerinden bahsettiği ve günümüze de seslenen kısma bayıldım. Fakat bunların dışında, kitabı okurken yer yer çok sıkıldığımı ve bitirmekte çok zorlandığımı söylemeliyim. Bunun yanı sıra, kitap önce 1000 sayfa civarı yazılmış Stendhal tarafından; fakat sonra Balzac’ın önerisi ve yayıncıların ısrarıyla Stendhal kısaltma yoluna gitmiş. Okurken bu kırpmaların yapıldığı yerler kendini kopukluk olarak hissettiriyor. Rönesans dönemi İtalya’sına ilginiz varsa ya da belli başlı tüm klasikleri okumuş ve sevmişsseniz, sabırlı olmanız gerektiğini de hatırlatarak tavsiye ederim.
Yeryüzünde okumak da, başka herhangi bir konuyu öğrenmek de boşuna zahmettir. İnsan köyünün, mahallesinin papazına gereken haracını hiç aksatmadan verip.. Ona günahlarını anlattı mı, cenette iyi bir yer bulacağından emin olabilirdi.
İnsanın en önemli kazancı ruhunun kurtuluşudur, bu konuda iki bakış açısı olamaz, o mutluluk sonsuza kadar sürmelidir.
Stendhal
Sayfa 90 - iskele yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parma Manastırı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052950685
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Chartreuse De Parme
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı.

Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü.

Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Parma Manastırı romanı aristokrasisi, sarayları, tutkularıyla İtalyan ruhunun muhteşem bir portesini çizer. 1839 yılında yayımlandığı anda başyapıt olarak kabul edilmiş, başta Balzac olmak üzere edebiyat tarihi boyunca çok sayıda romancı tarafından övülmüştür.

Bertan Onaran (1937- 2017): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. André Malraux, Émile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugène Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.

Kitabı okuyanlar 362 okur

  • Hanifi DUMAN
  • Nuri DOĞAN
  • Vivienne
  • sude
  • a
  • Denizhan
  • Gökhan Parıltı
  • Fatma
  • Sevim halil
  • Ayşenur Yücel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%31.4
35-44 Yaş
%29.5
45-54 Yaş
%17.1
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.8
Erkek
%51.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.9 (10)
9
%15.8 (16)
8
%17.8 (18)
7
%7.9 (8)
6
%5.9 (6)
5
%4 (4)
4
%0
3
%1 (1)
2
%1 (1)
1
%2 (2)