Parma ManastırıStendhal

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.302
Gösterim
Adı:
Parma Manastırı
Yazar:
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052950685
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Chartreuse De Parme
Çeviri:
Bertan Onaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı.

Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü.

Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Parma Manastırı romanı aristokrasisi, sarayları, tutkularıyla İtalyan ruhunun muhteşem bir portesini çizer. 1839 yılında yayımlandığı anda başyapıt olarak kabul edilmiş, başta Balzac olmak üzere edebiyat tarihi boyunca çok sayıda romancı tarafından övülmüştür.

Bertan Onaran (1937- 2017): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. André Malraux, Émile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugène Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.
Spoiler İçerir
Olay napolyon çağının son yıllarında başlar, ardından gelen reaksiyon devresine kadar uzanır. Hikayenin kahramanı, muhafazakar bir asilzade olan Marchese del Dongo'nun oğlu olsa da çocuğun, gerçekte onun Napolyon ordusundaki bir subayınoğlu olduğuna inanır. Kendisini anlamayan, sempati duymayan babası ve magdur yaşlı abi yüzünden çocukluğu ıstıraplı geçer
Stendhal için hep değeri bilinemeyen yazarlardan biridir derler, kesinlikle öyle. Onun romanlarındaki psikolojik tahlillerde hep kendimden bir parça buldum. Bu romanda sizi alıp, entrikalar ve pişmanlıklar dolu bir deryada bırakıyor...
Öz yeğenine aşık olan hala ve aşkı için aştığı engeller, göstertiği insan üstü çabalar. Onu defalarca ölümün elinden alışı. Ama bana çok tuhaf geldi doğrusu. Düşesin yeğenine aşık olması gayet doğal karşılanıyor hatta üçüncü kişiler tarafından düşesin yeğenine aşık olabileceği şüpheleri ve Kont'un bunu araştırması gerçekten garipti. Bizde olsa yeğenine aşırı düşkün bir hala ve onu koruyup kollayan bir ebeveyn gözüyle görülmekten öteye gitmez.
Marie-Henrı Beyle STENDHAL – Parma Manastırı

İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku, aşk ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir kitap...
Sık sık yazar okurları ile iletişime geçiyor... Bu anları bekler gibi oluyorsunuz. Kitabın 592 sayfa olması sizleri korkutmasın başladığınız zaman akıcı şekilde ilerliyor kitap.. Bazen kopuyorsunuz ama hemen tekrar geri sarıyor sizi kitap...

4 Kasım – 26 Aralık 1838 tarihleri arasında 52 günde yazılmış bir eser.. Ayrıca Stendhal’a göre çok kısaltılmış bir eser bu nedenle bu durumdan pek hoşnut olmamış. Kitap yaklaşık 1000 sayfa iken 592 sayfaya kadar kısaltılmış..

Kralcı parti ile Liberallerin partisi arasındaki siyaset oyunları; bin türlü saray entrikaları; Voltaire ve Rousseau’dan bihaber burjuvaların hayatları ile ilginç bir aşk hikâyesi anlatılmış. Bu arada romanın dört önemli karakteri var: Genç aristokrat Fabrizio del Dongo, onu kara bir sevdayla seven halası Sanseverina Düşesi Angelina Cornelia Isolo Valserra del Dongo, Düşesin sevgilisi ve Parma Başbakanı Kont Mosca, son olarak da General Fabio Conti’nin güzeller güzeli biricik kızı Clelia.

Stendhal’ın bu romanı aslında her sevginin bir önceki insanı öldürdüğünü anlatır. Kara bir ütopya.. Her gelen gideni yok eder... Anlatılması, analizi çok güç bir eser kesinlikle okumaya değer...

ALINTILAR;
"Yoksa mutluluk, yaşlılığın başlangıcında mı gelip sığınır insanın yüreğine?"
"Şeytan sizi öldüreceğine, siz şeytanı öldürün daha iyi!"
"Olağanüstü hiçbir şey yapmamaya razı olursanız, pek saygıdeğer olmasanız da mutlaka saygı görürsünüz."
"Üzülmeyin, dünyaya acı çekmek için gelmedik mi?"
"Her davada, orada hazır bulunmayan birinin haklılığını kanıtlamak için yaptığı açıklamaları bütün önyargılardan sıyrılarak dinlemek gerek!"
"Çevrenizde sevgi dolu yiğit kişiler, son nefesinizi vereceğiniz sırada elinizi sıkan soylu dostlar bulundu mu, ölüme bile aldırmazdınız."
"Zorba hükümdarların saraylarında becerikli entrikacı, gerçeği dilediği gibi kullanır."
"Aşk mutluluğunu ne küçük şeylerde bulur!"
"Korku insanı acımasız yapar!"

Tarafımca okumaya vakit bulduğumda yeniden okumak isteyeceğim bir kitap ...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Küçük İtalya Parlementosundaki mahkemenin bürokratik ve romantik entrikaları, halanın yeğenine olan aşk tutkusu, Fransa ve Italyanın siyasi analizleri ve dahası...

Kıtabı biraz agır buldum. Romanın ısırgan bir zekâsı ve dikenli bir sosyal yorumu belirgin bir şekilde yoktu. Başlangıç sayfalarındaki Waterloo muhaberesi güzel anlatılmış. Balzac'ın övgülerle bahsettiği kitap beklentilerimi karşılamadı.

Her sevgi, bir önceki insanı öldürür.
"Benim derdim, sevmektir!" Dedi adam.
Fiyuvvv.. Sonunda bitti. Dili oldukça ağır,olay örgüsü karışık, olaylar arası geçişler çok hızlıydı. Kitabın kurgusal yapısını beğenmedim. Ancak her kitabın öğrettiği bir şey vardır. Bunda da gördüm ki aşık kadın her nesilde,dilde,dinde aynı muhteşemliği sergiler. Aşkın fedakarlığı hep aynı kalır.
Mizahın harmanlandığı bir eser. Yer yer gülümseyerek, bütününde ise mutlulukla, büyük keyif alarak okudum. Klasikler belki de her dönemde hitabetleri değişmediğinden bu denli kıymetli kalabiliyorlar. İnsan her konumda, her maneviyatta ve her dönemde aynı bileşimden oluşuyor, bu hali ise belki de en uzun ömürlü olarak klasikleri okurken yaşamaktayız.
#kitapyorum
#parmamanastırı

stendhalin elliiki gün içerisinde yazdığı roman ile yazarın okuduğum ilk kitabı oldu.Yazar kitabın da Rönesans döneme yakın bir zamanda küçük bir italyan prensliğindeki entrikalardan, bağnazlıkları, özgürlüğüne düşkün, uçarı ve romantik bir italyan soylusu olan fabrice del dongo'nun çevresinde gelişen olayları anlatılıyor. Aslinda parma'da böyle bir manastır da yokmuş. Açıkçası şu ana kadar okuduğum en karmaşık kitaplardan biri.. kim kimdir.. kim hangi operanın hangi locasında kimin eli kimin cebinde. kim hangi düşesi ayartmaya çalışıyor. hangi baron hangi prensin buyruğunda?... napoleon italyanları neden üzüyor?... başçavuş yardımcılığı ne dengal bir rütbedir? Çok sevmedim açıkçası. Önerir miyim, hayır önermem.
Klasik kitaplar denince aklıma ilk gelenlerden biri. Öğrencilerime tavsiye ettiğimde tekrar okumak hoşuma gidiyor. Diğer klasikçiler tarafından da övülmüş nadir eserlerden biridir. Kitap okuma geçmişiniz uzun zamana uzanıyorsa pek çok yaş grubu için uygun bir romandır. İlk okuduğumda 12 yaşındaydım ve her okuduğumda yeni bir şey öğrendim.
Tam bir Fransız Klasiği.
Sevgi, aşk, inanç, entrika, savaş, bürokrasi, acı son ve insana dair daha nicesi. Romanı güzel kılan en uç detay ise, Napolyon dönemi İtalyan monarşisi içerisinde geçen bir kurguya sahip olması. Stendhal’ın ‘Elli İki’ günde tamamladığı ve Balzac’ın göklere çıkardığı bu eseri uzun uzun anlatmanın lüzumu yok.
Fakat söylemeden geçemeyeceğim bir insaf var okura karşı bu kitapta; yazar, çağlayan gibi akan ve insanı okurken içine hapseden bu eserin hüzünlü sonunu; bir cellat ustalığıyla tek hamlede keserek tamamlıyor. Acıyı hissetmeye olanak vermiyor. Ve kaleminin ustalığını okurun insafına bırakıyor, haliyle övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Sayfa sayısının çokluğu gözünüzü korkutmasın, kesinlikle sıkılmadan ve kopamadan bir solukta tamamlayacaksınız.

Bir de ek olarak; İşbank Hasan Ali Yücel serisinden okumayı düşünüyorsanız, ilk basım olmasının getirdiği, bir kaç teknik aksaklığı, yazım yanlışı ve dizgi hatasını görmezden gelmeye hazırlamalısınız kendinizi.
19. yüzyılın önde gelen Fransız romancılarından Stendal Parma Manastırı'nda, İtalya'da geçen bir tutku ve siyasal serüven öyküsü sunuyor. Yazar 19. yüzyılın ilk yarısındaki İtalyan ve Fransız toplumlarını eleştirir.
Yeryüzünde okumak da, başka herhangi bir konuyu öğrenmek de boşuna zahmettir. İnsan köyünün, mahallesinin papazına gereken haracını hiç aksatmadan verip.. Ona günahlarını anlattı mı, cenette iyi bir yer bulacağından emin olabilirdi.
"Ey bilgisizlik ve çekingenlik! En karanlık şeylere ne kadar da çok benziyorsunuz."
Orada Tanrı, apaçık yazar bizim için
Bahtını ve alın yazısını tüm yaratıkların.
Çünkü gökyüzünün derinliklerinden bakarken ademoğluna,

Merhamete gelir bazen, yol gösterir ona
Kendi harfleriyle, gökyüzündeki yıldızlarla
Önceden bildirir olacakları, iyi ya da kötü
Ama toprağı ve ölümü yüklenen insanlar
Hor görür bu yazıyı, okumazlar.
-RONSARD-
Mutlak iktidarın tek yanı,yapılan her işi halkın gözünde kutsallaştırmak.
Stendhal
Sayfa 80 - İskele yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parma Manastırı
Yazar:
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
576
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052950685
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Chartreuse De Parme
Çeviri:
Bertan Onaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Stendhal [Marie-Henri Beyle] (1783-1842): Genç yaşta teğmen olarak orduya girdi, Napoléon’un İtalya ve Rusya seferlerine katıldı.

Almanya, Avusturya ve Rusya’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Bir dönem Marsilya’da ticaretle uğraştı, Trieste’de bir süre konsolosluk görevini sürdürdü.

Fransız edebiyatında gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Stendhal’in Parma Manastırı romanı aristokrasisi, sarayları, tutkularıyla İtalyan ruhunun muhteşem bir portesini çizer. 1839 yılında yayımlandığı anda başyapıt olarak kabul edilmiş, başta Balzac olmak üzere edebiyat tarihi boyunca çok sayıda romancı tarafından övülmüştür.

Bertan Onaran (1937- 2017): Haydarpaşa Lisesi’ni, İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. İlk çevirilerini 1963 yılında yayımladı. 1964’te Memet Fuat’la tanıştı; eserlerini çevirdiği yazarlar arasına Gide, Sartre, Camus, Mayakovski katıldı. Ardından Saint-Exupery, Marguerite Duras, Albertine Sarrazin, Gilles Martinet’den çeviriler yaptı. Cervantes’in başyapıtı Don Quijote’yi ilk kez tam metin olarak çevirdi. Wilhelm Reich’ın bütün kitaplarını Türkçeleştirdi. André Malraux, Émile Zola, Stendhal, Panait Istrati, Eugène Ionesco, Alain Robe Grillet, Nathalie Sarraute’dan çeviriler yapan Bertan Onaran’ın 1972’de Beauvoir’dan aktardığı Konuk Kız’a TDK çeviri ödülü verildi.

Kitabı okuyanlar 184 okur

  • NSibel Köse
  • İrfan Çiftçi
  • Asu
  • Birgül
  • Predator Haso
  • Fatma
  • Ser Do
  • Kevser BEGEN
  • BilgeSevgi
  • Alaaddin Kapyapar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%31.4
35-44 Yaş
%29.5
45-54 Yaş
%17.1
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.8
Erkek
%51.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.1 (9)
9
%17.9 (10)
8
%30.4 (17)
7
%14.3 (8)
6
%8.9 (5)
5
%7.1 (4)
4
%0
3
%1.8 (1)
2
%1.8 (1)
1
%1.8 (1)