Parma Manastırı

Stendhal
Yazar:
Stendhal
Çevirmen:
Bertan Onaran
Tasarımcı:
Hande Koçak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Stendhal’in Fabrizio'su
Puan vermedi·576 syf.·
2025 55. kitabı
”Parma Manastırı sahip olduğumuz en güzel romanlardan bir tanesi.” Henry James Marie-Henri Beyle (1783–1842), edebiyattaki mahlasıyla Stendhal ‘in Kırmızı ve Siyah kitabında sonra okuduğum ikinci eseri, 52 günde yazdığı entrikanın ve aşkın romanı Parma Manastırı Stendhal’in gençlik yıllarındaki İtalya’dan izleri taşıyor. Kırmızı siyah ile de savaş ve din noktalarında benzerlikleri var. Ruhunu yazarken tutkuların en istekli hizmetkarı gibi yazıyor. Mantığıyla birlikte tutkuların efendisi oluyor. Stendhal’in yazarlığındaki erkek yazgısının romantizmle, güzellik ile psikolojik tahlilleriyle aşk kavramını ve aşkı arayan yüreği arıyor. Stendhal’in kırk üç yaşındayken kaleme aldığı Kırmızı Siyah ve elli dört yaşındayken yazdığı Parma Manastırı ile edebiyatıyla olgunluk dönemine damgasını vuruyor. Bir de çevrisine ulaşamadığım Lucien Leuwen adlı bir eseri daha var. Bu üç yapıtında da Stendhal’in karakterleri, onun psikolojik derinliğini ve kişisel iç dünyasının izlerini taşıyor. Özellikle Parma Manastırı’nın baş karakteri Fabrizio, adeta Stendhal’in dile getiremediklerini bizim adımıza söylüyor. Kurgu yazarlığıyla Henri Beyle’in duygusal yönünü canlandıran Stendhal, benliği ile hayattaki güzelliğe karşı duyduğu masumiyet ve aşkı anlama çabası arasında gidip gelen bir duygu çatışması yaşıyor. Fabrizio’nun yazgısı ise bu çalkantının destansı bir izdüşümü gibi. Parma Manastırı, İtalya’nın köklü aristokrat ailelerinden Del Dongo’nun oğlu Fabrizio’nun hayatını merkeze alıyor. Aynı zamanda, onun kişisel hikâyesi üzerinden İtalya’daki siyasi ve toplumsal çalkantıları da etkileyici bir şekilde aktarıyor. Bu romanı üç bölüme ayırmak yerinde olur: İlk bölümde Fabrizio’nun, Napolyon hayranlığı nedeniyle Waterloo Savaşı’na katılmak üzere yola
Düşünce
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
#1001kitap~~~
8/10
·591 syf.··
2020 9. kitabı
Balzac, "Parma Manastırı" nı üst üste 3 kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. 1mektubunda da 50 yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli diye belirtmiştir bu hayranlığını. Balzac, onu göklere çıkarırken, pek çok eleştirmen yerin dibine batırmıştır Stendhal'i. Balzac'a yazdığı mektupta Savunduğunuz bu kitabı 60, 70 gün içinde söyleyip yazdırdım, der Stendhal... "... Herkesin gördüğü çok yüksek 1yerde duran insan, artık şiddetli hareketler yapmamalıdır..." Aşırı muhafazakâr 1i olan Fabrizio, Napoléon için savaşan, dik başlı, naif, idealist 1gençtir... 1 yandan da kadınları etkileyen 1yakışıklılığa sahiptir. Hiç1 hazırlığı olmadığı halde, Waterloo Savaşı’nın ortasına atar kendini. Yenilginin ardından İtalya’ya döner. En önemli eserler arasında gösterilen Parma Manastırı, başkahramanının önce hapishanade, en sonunda manastırda sıkışan, aşk hikâyeleriyle, saray entrikalarıyla dolu yolculuğu böyle başlar ve hayat onu, savaş meydanından hapishaneye, manastırdan saraya uzanıp sıra dışı 1 yolculuğun kahramanı yapar... Kitapta en çok Fransız ve İtalya karşılaştırmaları yaparken aklımdan Proust cümleleri de kayar ki Kayıp Zamanın İzinde serisinde karakter benzetmeleri ve durumları yaptığı için okumam gerekiyor diyip başladığım 1kitap olmuştur, oyüzden çok zevk aldm bu bölümleri okumaktan ve bu bölümlere ait okuduğum her1cümleden, ekstradan Fabrizio ve halası da asla unutamayacağım 1karakter olarak hafızamda kalacaktır, Stendhal "Mutlu Azınlığa" hitap ederken... "Parma Manastırı ölmeden önce okunması gereken #1001kitap tan 1idir. Okuma süreci zorlayıcı geçse de asla unutamayacagim kitaplar arasında yerini almıştır, zira kitap bitince insanın içinde buruk 1tat kalıyor, kesinlikle yoğun olmayan 1vaktinizde okumanız öneririm, okurken nadir zorlandigim klasikler
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2025 14. kitabı
PARMA MANASTIRI / STENDHAL Aristokrat ailenin idealist oğlu Fabrizio, İtalyan olmasına rağmen tam Napolyon hayranıdır. Bu yüzden Napolyon’un yanında Waterloo Savaşı’na katılır. Bu sebeple dr çevresi tarafından eleştirilir. Savaş dönüşünde Parma Manastırı’nda kalmaya başlar ve romanın büyük bölümü burada geçer. Aşk üçgeni içinde kalan Fabrizio, bir de cinayet işlemekle yüzyüze kalır ve bu nedenle hapse atılır; idamı istenmektedir. Bu arada bazı kontlar ve İtalyan prens Fabrizio’dan pek hoşlanmamaktadırlar. Fabrizio bir şekilde hapishaneden kaçmayı başarsa da aşkı için geri döner. Sevdiği kadınla evlense de başka bir kadından da çocuğu olmuştur, onu yanına almak ister. Çocuğunun annesi olan kadın, Fabrizio’nun yüzünü görmemek için Meryem Ana’ya söz verse de oğulları ölümcül hastalığa yakalandığı için sık sık ziyarete gelmek zorunda kaldığından Fabrizio’yu görmek zorunda kalmıştır. Çocuk ise kısa sürede ölmüştür, bu durumun kadının Meryem Ana’ya verdiği sözü tutmadığı için yaşandığını iddia eden Fabrizio’nun eşi de kısa süre sonra ölür. Fabrizio, zengin mirasını uşakları arasında pay eder, bir kısmını annesine ve kız kardeşine gönderir. Önceden elde ettiği başpiskoposluktan istifa ederek Parma Manastırı’na çekilerek hayatına yalnız devam eder. 520 sayfalık romanı 52 günde yazdığını söyler yazar… Çünkü roman ilk çıktığında bazı kahramanların anlaşılamadığı, yüzeysel kaldığı, kimin, niçin, ne yaptığının anlaşılamadığı dile getirilmiştir ve bu da kafa karıştırıcıdır. Yazar bunu kabul eder ve 52 gün gibi kısa sürede yazdığını itiraf etmek durumunda kalır. Normalde on günde bitebilecek olan roman, elimde 52 gün süründü adeta; çünkü bitirmekte oldukça zorlandım. Stendhal'in “Kırmızı ve Siyah” romanından sonra okuduğum ikinci romanı ve bildiğim kadarıyla iki romanı
1000Kitap
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Puan vermedi·576 syf.·
2025 20. kitabı
Parma Manastırı, Stendhal'in yaklaşık iki ayda yazdığı ve Balzac'ın dönemin en müthiş Fransız romanı olarak nitelendirdiği hatta üç kez okuduğu eserde aristokrat del Dongo ailesinin ikinci oğlu Fabrizio'nun hikâyesi anlatılmaktadır. Fabrizio, küçüklüğünden itibaren kahramanlık hikâyeleri ile büyümüştür. İdealist bir yapıya sahiptir. 1815 yılında Napolyon'un Elba adasından döndüğünü duyar ve Como Gölü kıyısındaki babasının şatosundan kaçar. Tek isteği hayran olduğu Napolyon ile karşılaşmak ve Waterloo Savaşı'na katılmaktır. Belçika'ya gider ve savaş sırasında bir sürü aksiklerle karşılalır. Cesareti onu zindanlara kadar düşmesine neden olur. Savaş sonrası memleketine döner. Ve hain muamelesi görür. Kendisine gizlice aşık olan düşes halasının desteği ile her ne kadar kendisi istemesede kilisede kariyer yapmaya başlar. Bu arada kahramanımız tekrardan zindanlara düşer. Ayrıca Clelia adında bir kıza aşık olur. Parma Manastırı'nda Fabrizio ile tutkuya, hem aşk hem de Saray entrikalarına, savaşa, aristokrasiye ve en önemlisi siyasî analizlere şahit oluyoruz. Parma Manastırı, Stendhal'den okuduğum ikinci kitap. İlki Kırmızı Siyah'tı. İki kitapta da benzerlik var. (Buradaki incelememe baktım. Çünkü Kırmızı Siyah'ı pek hatırlamıyordum. Ben de pek yer etmemiş. #107979522 ) İkisinde de Napolyon hayranlığı, rahiplik, aristokrasi... Özellikle ilk bölümlerde kitaba odaklanmada güçlük çektim. Bir türlü hikâyeye giremedim. Sonrasında biraz daha akıcıydı. Özellikle de sonları. Fabrizio'nun yaşadıkları hem trajikomik hem de üzücü geldi. Stendhal'i eleştirmek haddime değil biliyorum ama benim için ortalama bir okuma oldu maalesef. Başka zaman okusam belki daha çok severdim. Parma ManastırıFatma İNAK ile Okuyan kadinlar kulubu için okuduk.
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
3/10
·576 syf.··
2022 1. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2022 21:08
Biz akıllı dört kadın, benim isteğim sonucu dedik ki, Parma Manastırı'nı okuyalım. Ama gelin görün ki sonuç hüsran. Ben ilk 200 sayfaya kadar sorunun kendimde olduğunu düşünüyordum, kızlarla konuştuktan sonra anladım, sorun bende yada bizde değil kitapta Bu kadar övülen, yere göğe sığdıralamayan, Tolstoy'un Stendhal ve Parma Manastırı olmasa ben Savaş ve Barış'ı yazamazdım dediği, Balzac'ın bir başyapıt olarak kabul ettiği bu klasik maalesef hiç birimizden geçer not alamadı. Belki onların yaşadığı dönem göz önünde bulundurulursa bir başyapıt olabilir, lakin bir başyapıt bence okunduğu her dönemde kabul görülmeli ve takdir edilmeli. Kısacası realizmin en büyük yazarı kabul edilen canım Stendhalcığım üzgünüm ama bizimle değilsin Kısaca konusundan bahsedecek olursam ; genç,hayalperest toy bir delikanlı olan kahramanımız Fabrizo ve onu büyük yerlere getirmek isteyen halası Düşes Sanseverina'nın entrikalarla dolu olaylarını konu alıyor tüm kitap. Ben kitap boyunca Fabrizo'ya kızmadan geçirdiğim bir sayfa dahi okumadım. Bir hayalin peşinde Napolyon ile savaşa mı girmedi, bir aşkın peşinde adam mı öldürmedi, sevildiğini zannederek düelloya mı girmedi, cebindeki tüm parayı kendisine yardım edeceklerine inanıp herkese mi dağıtmadı, zindana atıldığı anda bile mutlu mu olmadı ‍️Okurken sizi sinir edip, sayfaları kapattıracak ne ararsanız var Fabrizo da. Halasına ve çevirdiği dümenlere girmek dahi istemiyorum. Sonu için okunmaya değerdi diyenlere de bir çift lafım olacak, vallahi son 20 sayfa için 500 sayfa okumaya değmez, billahi değmez. Tavsiye ediyor muyum, hayır. Ama her zaman dediğimi tekrarlıyorum; kitaplar göreceli kavramlardır, benim beğenmediğimi sizler belki beğenirsiniz. Bu okumada bana eşlik eden, onlar olmasaydı asla bitirmeyeceğim hatta yarım bırakacağım bu
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2025 4. kitabı
·
95 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2025 13:46
To the happy few (Mutlu azınlığa). Sthendal kitaplarının bir gün "mutlu azınlık" tarafından okunacağını umuyordu. 28 eylül 1816 tarihli bir mektubunda bu "mutlu azınlık" ı şöyle tanımlamıştı: Hassas ruhlar (syf. 539). Mutlu azınlığa yazılmış ama mutluluğu satır aralarında bulabileceğiniz bir kitap. Onca mutsuzluk arasında ortaya çıkan beklentilerden doğan küçük mutluluklar var o satır aralarında. Hayatta da böyledir ya hani; onlarca kötü şey olur ama güzellikleri göz ardı edemezsiniz yine de. Çok zorlu ve aynı zamanda kısa zaman diliminde, kitabın içinde kalarak olaylardan kopmadan okunması gerektiğini başlangıcından itibaren anlayabileceğiniz bir kitap. Dönemin kültürel, siyasi yapısını ve olaylarını da oldukça yoğun bir şekilde yansıtması bazı noktalarda sıksa da, aşk ve tutkuyu ele alışıyla taçlanmış bir eser olduğunu düşünüyorum. Mutlu azınlık; her şeye sahip olmuş o insanlar değil, sahip olduklarına, elde ettiklerine ve kaybettiklerine yani hayat akışındaki mutluluk arayışlarına ince hassasiyetlerle yaklaşanlardır. Mutluluğa hiç erişemeyecek olsa da bunu kabullenmeyen hassas ruhlardır.
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Parma Manastırı: Tutkular, Siyaset ve Hayal Kırıklıkları
6/10
·576 syf.··
2025 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2025 13:58
Stendhal’in Parma Manastırı romanını sonunda bitirdim. Açıkçası, kitabı çok sevdiğimi söyleyemem ama kesinlikle ilginç ve düşündürücü bulduğumu itiraf etmeliyim. Okurken hem sürüklendiğim hem de zaman zaman yorulduğum bölümler oldu. Yine de dönemin atmosferini ve karakterlerin psikolojisini derinlemesine işleyişi açısından başarılı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Romanın merkezinde Fabrizio del Dongo var. Kendi hayatını kahramanca bir serüven gibi hayal eden ama gerçeklerle yüzleştiğinde beklentileriyle çelişen bir karakter. Onun hayatı, özellikle gençliğinin getirdiği hayalperestlik ve politik oyunların ortasında sıkışıp kalışı bana biraz trajik geldi. Napolyon’un izinden gitme hayalleri kurarken, kendini Parma’nın siyasi entrikaları içinde bulması ve sonunda manastıra çekilmesi… Aslında başından sonuna kadar bir “olamamak” hikâyesi diyebiliriz. Kitapta en çok ilgimi çeken şeylerden biri, siyaset ve tutku arasındaki gelgitler oldu. Saray entrikaları, güç mücadeleleri, karakterlerin zaman zaman zekice hamleler yaparken bazen de tamamen duygularına yenik düşmesi… Özellikle Fabrizio’in halası Gina Sanseverina, bence kitabın en güçlü karakteriydi. Onun Fabrizio’e duyduğu sevgi, Parma’daki konumu ve aşk hayatı, hikâyeye büyük bir derinlik katıyordu. Ancak, kitabın temposu zaman zaman düştü. Bazı bölümlerde olayların çok ağır ilerlediğini ve fazla detay verildiğini düşündüm. Bir noktada kendimi “Tamam, bunu anladık, hadi biraz ilerleyelim artık” derken buldum. Ama yine de Stendhal’in psikolojik betimlemeleri ve karakter analizleri etkileyiciydi. Özellikle aşk, güç ve bireyin toplumsal baskılar karşısındaki mücadelesi gibi konular çok iyi işlenmişti. Son olarak, Parma Manastırı edebi açıdan kesinlikle değerli bir roman. Beni tamamen içine çekmese de karakterlerin derinliği ve
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2022 59. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2022 09:53
Selam sevgili okur! Kitap hakkında düşüncelerimi nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum ilk defa. Gerçekten hiç beğenmedim, keşke yarım bıraksaydım diyip susmak isterdim ama nedenlerini de belirtmek istiyorum İlk defa bir klasik beni hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü kitap peşpeşe yaşanan olaylar dışında pek bir şey barındırmıyor. Klasik eserlerde sıklıkş karşılaşıp etkilendiğimiz bir karakter analizi yok. Sadece hız kesmeden devam eden çoğu da gerçek dışı olan olaylar var. Gülün Adı kitabındaki gibi bir manastır hayal ettim o da yok. Hiç etkileyici tasvir yok. Sanki gazete haberi okur gibi soğuk bir tonda, edebi dilden uzak bir anlatımı vardı. Arada bir ensest durumu var, buna çok takılmadı ama rahatsız edici bulanlar olabilir. Üzgünüm ama bana hiçbir şey katmadı ve uzun da bir eser bu nedenle tam bir zaman kaybı oldu. Aranızda okuyup seven varsa eğer neden sevdiklerini duymayı çok isterim. Keyifli okumalar dilerim. İsterseniz YouTube kanalıma da bakabilirsiniz. youtube.com/c/EL%C4%B0FBEGE...
Roman
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
Puan vermedi
Her ay bir klasik okuyorum;bu ay #stendhal den #parmamanastırı ile geldim. Parma Manastırı bana göre sadece bir aşk ya da macera romanı değil, insan ruhunun labirentlerinde kaybolmuş bir gencin arayış hikâyesi. Fabrice del Dongo, savaşın karmaşasında başlayıp aşkın, inancın ve toplumun sınavlarına girerken adeta kendi benliğini arıyor. Stendhal burada dış dünyanın sertliğini, iç dünyanın kırılganlığıyla karşılaştırıyor. Ve bunu yaparken romantizmin büyüsünü de elden bırakmıyor.Ayrica Fabrice del Dongo, Parma Manastırı’nın idealist ve hayalperest genç kahramanıdır. Napolyon’a büyük bir hayranlık duyar; onu özgürlüğün, kahramanlığın ve büyük ideallerin simgesi olarak görür. Bu hayranlıkla genç yaşta gizlice Waterloo Savaşı’na katılmaya çalışır. Ancak savaşın karmaşası içinde ne olup bittiğini bile tam anlayamaz ve hayalindeki kahramanlıkla gerçeklik farkını anlar. Benim için bu roman, “hayat bir sahne mi, yoksa bir hapishane mi?” sorusunu sorduruyor. Manastır, bu iki uç arasındaki simgesel bir köprü gibi. Ne tam kaçış, ne de tam teslimiyet… Yarı uyanık bir rüya hali gibi. Stendhal’in Parma Manastırındaki kalemi zarif, ironik ve derin psikolojik çözümlemelerle dolu. Sanki kelimeleri seçerken bir cerrah gibi hassas davranıyor; ne fazla abartılı ne de duygudan yoksun. Olayları anlatırken yüzeyde durmuyor, karakterlerin iç dünyalarına nüfuz ediyor. Özellikle Fabrice’in duygularını, ikilemlerini ve hayata karşı tutumunu işlerken hem akılcı hem duygusal bir denge kuruyor. Ayrıca dilinde zaman zaman hafif bir alaycılık, toplumsal yapıya ince bir eleştiri var. Bu da romana farklı bir derinlik ve zeka katıyor. Gereksiz süslemelere kaçmadan edebi bir incelikle yazıyor. Ve dikkat edersen, aşkı da tutkuyu da çok yoğun yaşatıyor ama klişelere düşmeden. O yüzden Stendhal’in kalemi
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma
6/10
·576 syf.··
2026 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 22:28
Uzun zamandır Dünya klasiklerinden okuma yapmıyordum ve Parma Manastırı ile yeniden dönüş yaptım. Yazarın 52 günde yazıp tamamladığı bu eser, ikinci romanı olmasına rağmen benim kendisinden okuduğum ilk kitap. Parma Manastırı, İtalya’nın köklü aristokrat ailelerinden Del Dongo’nun oğlu Fabrizio’nun hayatını merkeze alarak, onun kişisel hikâyesi üzerinden dönemin İtalya’sındaki siyasi ve toplumsal olayları ele alıyor.   Kitap, ilk olarak dönemin toplumsal ve siyasal düzenini anlatarak başlıyor. Ardından Del Dongo ailesini tanıtıyor ve baş kahramanımızın Napolyon hayranlığıyla Waterloo Savaşı’na katılmak üzere büyük bir heyecan ve coşkuyla yola çıkışına tanık olarak hikâyeye asıl giriş yapıyoruz. Romanın ilk bölümü benim için biraz zorlayıcı başlasa da Fabrizio’nun savaşa katılma isteğini, çabasını ve sonrasındaki dönüşünü merak ve keyifle okudum.   Ancak devamı ne yazık ki benim için aynı akıcılıkta ilerlemedi. Aslında kahramanımızın hayatındaki en büyük kırılma anına kadar roman oldukça akıcıydı; hem okuru bilgilendiriyor hem de merak duygusunu canlı tutuyordu. Fakat bu kırılmadan sonraki bölüm benim için daha durağan geçti. Özellikle bazı kısımların gereğinden fazla uzatıldığını düşündüm. Son bölüm ise tüm olayları bir araya getirip hızlı bir şekilde sonuçlanıyor. Açıkçası bu durum beni şaşırttı; çünkü yazar, roman boyunca hem olayları hem de karakterlerin duygularını, çatışmalarını ve kişiliklerini oldukça detaylı ve derinlikli bir şekilde işlemişti. Bu nedenle romanın aslında daha uzun yazılıp sonradan kısaltılmış olmasının bu duruma etki etmiş olabileceğini düşünüyorum. Bu da okur olarak kurduğum bağın zaman zaman zayıflamasına neden oldu.   Genel olarak, biraz sabırla okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarla tanışmak için özellikle bu kitabı tercih
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,194 okunma

Yazar Hakkında

StendhalYazar · 30 kitap
Daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle (23 Ocak 1783, Grenoble – 23 Mart 1842, Paris), daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle, Grenoble'da 23 Ocak 1783 tarihinde burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası avukat Cherubin Beyle, annesi Hanriette Gagnon'dur. Çok sevdiği annesi 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken öldü. Stendhal, disiplinli ve muhafazakar kimseler olan teyzesinin babasının etkisi altında büyüdü. 1796'da Grenoble'da bir okula girdiyse de, 30 Ekim 1799'da askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris'teki, kuzeninin de çalışıyor olduğu Savaş Bakanlığı'na gitti. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya'ya gitti. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini'nin müziğini ve Vittorio Alfieri'nin eserlerini tanıması için bir fırsat oldu. 1801'de ise Napolyon Bonapart'ın ordusunda görev alarak İtalya seferine çıktı. Bu sefer sırasında bir komutanın asistanı olarak Brescia'da üç ay kaldı ve bu sırada soylu ailelerin evlerinde bulundu; ki bu sürenin onun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sonradan yayınlanan günlüklerinden anlaşılmaktadır. Yine bu zamanlarda yerel dergilerin yazarlarıyla tanışıp Romantik edebiyatı öğrendi. 1802'de bu bölgeden ayrılarak Almanya, Avusturya ve Rusya'da bazı askeri görevlerde bulundu, ama asla savaşa katılmadı. Aynı yıl, hayatı boyunca aşık olduğu onlarca kadından ilki olan Madame Rebuffel'in peşinden Marsilya'ya gitti. Orada ticarete atıldıysa da başarısız oldu. Bu ve bunu takip eden olayların ve yılların, Kırmızı ve Siyah romanının baş karakteri Julien Sorel'in karakterinin detaylarının çizilmesine büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. 1812'de Napolyon ile birlikte Rus seferine katıldı ve Moskova'nın baştan sonra yanışına şahit oldu. Napolyon'un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden olan Stendhal, notlarının önemli bir kısmını, ordu Rusya'dan geri çekilirken kaybetti. Ayrıca o zamana kadar yüzlerce takma isim kullanan yazar, Stendhal ismini bu sıralarda seçmiştir. 1814'te Napolyon'un düşüşünden sonra Milano'ya yerleşmiş ve burada da Angéla Pietragrua'ya aşık olmuştur. Ertesi yıl Parma'yı ziyaret etmiş ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastırı'na ilham kaynağı olmuştur. 1817'de ise İtalya'daki izlenimlerini anlatan ve İtalya'ya olan hayranlığının simgesine dönüşen Roma, Napoli ve Floransa kitabını yazmıştır. 1818'de Napolyon'un Hayatı'nı yazmaya başlamıştır. Bu sırada da mutsuz bir aşk yaşayacağı Mathilde Dembowski ile tanışmıştır. 1821'de ise yasadışı bir İtalyan örgütüne üye olduğu suçlamasıyla Milano'dan uzaklaştırılmıştır. Stendhal bunun üzerine Batı Avrupa'yı dolaşmaya başlamıştır. Bu yolculuklar sırasındaki tecrübeleri, düşünceleri ve hisler, sonradan yazacağı romanların ana şeklini oluşturmuştur. 1827'de ilk roman Armance'ı, üç yıl sonra da Kırmızı ve Siyah'ı yazmıştır. 1831'de ise Trieste'ye giderek bir süre konsolosluk yapmıştır. 1839'da Parma Manastırı'nı yazmayı bitirdikten sonra, gençliğinde yaptığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı etkilerini göstermeye başlamıştır. 1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır. Ve Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 1842 yılının 22 Mart'ı 23 Mart'a bağlayan gecesinde vefat etmiştir. Mezarı Montmarte Mezarlığı'ndadır.