Parma Manastırı

Stendhal
Yazar:
Stendhal
Editör:
Ayça Sezen
Tasarımcı:
Utku Lomlu
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·600 syf.··
2024 76. kitabı
Marie-Henri Beyle (Stendhal),on altıncı yüzyılda geçen bir İtalyan öyküsünden esinlenerek yazdığı Parma Manastırı'nı , 1839 yılında, yedi haftada tamamlamış. Kahramanlık hikâyeleri ile büyüyen soylu Fabrizio del Dongo'nun başına gelen sıra dışı olaylar anlatılır romanda.Yazar sık sık olayların İtalya'da geçtiğini hatırlatma gereği duyar. Napolyon'a hayran olan Fabrizio ailesinin iznini almadan neredeyse kaçak denilecek şekilde Waterloo Savaşı'na katılır.Casus olduğu düşünülen Fabrizio'nun başına savaş boyunca pek çok trajikomik olay gelir. Fabrizio'ya sapkınlık derecesinde bağlı olan halası Gina, Fabrizio'nun hayatını kolaylaştıracak hamleleri gerçekleştirirken ahlâk ilkelerini yok sayar.Saray entrikaları ve yozlaşmanın büyüklüğü, Gina ve etrafındaki kişiler üzerinden aktarılır. Fabrizio'nun karıştığı bir cinayet sonrası idamla yargılanması, dindar Clelia'ya olan aşkı, romanın başlangıçtaki iyimser, komedi havasını bir trajediye çeviriyor.Stendhal romanı sanki ikiye bölmüş gibi hissettim. Kızıl ile Kara kadar sevmedim Parma Manastırı'nı.
Parma ManastırıStendhal · Can Yayınları · 20202,207 okunma
Aşkı ararken benliğini yitirmek
6/10
·600 syf.··
2024 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2024 22:22
Bir halanın yeğenine olan sevgisi mi desem aşkı mı bilemedim, birini deli gibi sevmek ona iyi geliyorsun anlamına gelmiyor, kitabın son bölümleri ilk bölümlerine oranla daha akıcı ilerliyor, Fabrizio’nun aşkın ne olduğunu bilmeden aşkı araması, insanın birini sevip aşık olması için kaç kişiyi sevdiğini zanneder, peki aşkı bulduktan sonra onu kaybetmemek için her şeyi göze alması ölümü bile…
Parma ManastırıStendhal · Can Yayınları · 20202,207 okunma
9/10
·600 syf.··
2024 30. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2024 19:51
Okuma açısından bu kadar kolay bir kitap olmasına karşın nedense çok yorularak okudum. Klasik bir kitaba göre oldukça az betimleme ve tamamen olay örgüsü ile dolu olmasına rağmen akışa kapılamadım bir türlü. Belki de sürekli elime alıp alıp bıraktığım içindir. Kitap Fabrizio del Dongo’nun kahraman olmak için savaşa katılmak isteyerek evden kaçması ile başlıyor. Kaçak olduğu için başına türlü belalar açılıyor. Bu taşkınlıklarını ise halası Kontes Pietranera (İlerleyen bölümlerde Düşes Sanverina) sürekli düzeltmeye yeğenini hale yola sokmaya çalışıyor. Ancak hala kocası öldükten sonra abisinin yanına yerleşmeye karar veriyor. Bu zaman içerisinde de yeğenine karşı aşk benzeri duygular beslemeye başlıyor. Fabrizio ise bir dosttan fazlasını hissetmiyor halasına karşı. Düşes’in karşısına orta yaşlı hali vakti yerinde Parma’da bakan olan Kont Mosca çıkıyor ve onunla sevgili oluyor. Kont sayesinde saray ile içli dışlı olan Düşes aynı zamanda Prens’in de dikkatini çekmeyi başarıyor. Saray ve çevresinde bunlar yaşanırken Fabrizio’nun aşkı bulma arayışında birkaç gönül macerası oluyor ve bu kaçamaklardan birinde bir adamı kendini savunmak bahanesiyle öldürüyor. Saray çevresinde Düşes ve Kont Mosca karşıtları bu durumu fırsat bilip Fabrizio’yu hapse attırırlar. Fabrizio öleceğini düşünürken kapatıldığı burcun penceresinden gördüğü kuşhanenin sahibi kıza aşık olur. Clelia adındaki bu kız aynı zamanda kale komutanının kızıdır. Bulunduğu burcun penceresinden kızla şifreli mesajlar ile aşkına karşılık bulan Fabrizio hapislik günlerini hayatının en güzel günleri olarak görür. Düşes ise Fabrizio’yu öldürülmeden kaçırmanın yollarını arar ve bir şekilde bunu başarır. Clelia ise babasının baskıları yüzünden Marki Crescenzi ile evlenmek zorunda kalacaktır.Düşes Fabrizio’nun intikamını almak
1000Kitap
Parma ManastırıStendhal · Can Yayınları · 20202,207 okunma
5/10
·600 syf.··
2022 68. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2022 19:57
Pekala dogruyu söylemek gerekirse bu kitap beni çok yordu. Özellikle kitabın ilk yarısı beni bunalttı. Kahramanlarin anlamsız tavır ve davranışları bir avuç budalanin yaptığı budalaliklarj okuyormusum gibi hissettirdi. Esasında bir burjuva olan erkek kahramanımızin ilk gençlik yıllarından itibaren hayatına tanık olduğumuz kitapta halanin aşkının kitabın 2/3 lik kısmını kaplaması nedeni ile kadın kahramanın erkek kahramanın aşık olduğu kız değil de, "hala" olan düşes olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak erkek kahraman kitabın son kısmında 1/3 lik kısımda gerçek aşkını bulup yeni bir kadın kahraman gundeme gelmesi nedeni ile ikinci bir kadın kahraman ortaya çıkıyor diyebiliriz. Çapraşık ilişkiler yumağı ve saray entrikaları ile bol bol süslenmiş kitapta sinirden gulmediginiz ya da "yok artık" demediğiniz bir an bile olmuyor. Özellikle Meryem anaya yemin ettiği için sevdiği erkeği görmek istemeyen kadının geceleri sevdiği erkekle birlikte olup çocuk sahibi olma durumunda sinirden gerçekten kahkaha attım. Yine halanin yeğenine aşkı için yaptıkları tek kelime ile mide bulandırıcı olduğu için kadının haline üzülemedim bile. Erkek kahramanın saçma sapan hareketleri de zaten sizi her sayfada çileden çıkarır hale getiriyor. Bir de prensler var ölen baba prensten sonra yerine gelen çocuk prens de ne hikmetse düşese aşık oluyor. Korkunç ilişkiler yumağında burjuva olan birinin halktan birini öldürmesinin de burjuva cevresinde önem taşımaması olayı var bir de. En nihayetinde kitabın yazar tarafından burjuva sinifini yermek amacıyla yazdığına inaniyorum. Zira bu kitap ancak bir yergi ürünü olarak kabul edildiğinde benim gözümde değer taşır hale geliyor. O haliyle kabul ediyorum ve bu kitabı yeniden açmamak üzere kapatıyorum. Teşekkürler stendhal ve hoş geldin yeni kitap.
Parma ManastırıStendhal · Can Yayınları · 20202,207 okunma
Stendhal’in Fabrizio'su
Puan vermedi·576 syf.·
2025 55. kitabı
”Parma Manastırı sahip olduğumuz en güzel romanlardan bir tanesi.” Henry James Marie-Henri Beyle (1783–1842), edebiyattaki mahlasıyla Stendhal ‘in Kırmızı ve Siyah kitabında sonra okuduğum ikinci eseri, 52 günde yazdığı entrikanın ve aşkın romanı Parma Manastırı Stendhal’in gençlik yıllarındaki İtalya’dan izleri taşıyor. Kırmızı siyah ile de savaş ve din noktalarında benzerlikleri var. Ruhunu yazarken tutkuların en istekli hizmetkarı gibi yazıyor. Mantığıyla birlikte tutkuların efendisi oluyor. Stendhal’in yazarlığındaki erkek yazgısının romantizmle, güzellik ile psikolojik tahlilleriyle aşk kavramını ve aşkı arayan yüreği arıyor. Stendhal’in kırk üç yaşındayken kaleme aldığı Kırmızı Siyah ve elli dört yaşındayken yazdığı Parma Manastırı ile edebiyatıyla olgunluk dönemine damgasını vuruyor. Bir de çevrisine ulaşamadığım Lucien Leuwen adlı bir eseri daha var. Bu üç yapıtında da Stendhal’in karakterleri, onun psikolojik derinliğini ve kişisel iç dünyasının izlerini taşıyor. Özellikle Parma Manastırı’nın baş karakteri Fabrizio, adeta Stendhal’in dile getiremediklerini bizim adımıza söylüyor. Kurgu yazarlığıyla Henri Beyle’in duygusal yönünü canlandıran Stendhal, benliği ile hayattaki güzelliğe karşı duyduğu masumiyet ve aşkı anlama çabası arasında gidip gelen bir duygu çatışması yaşıyor. Fabrizio’nun yazgısı ise bu çalkantının destansı bir izdüşümü gibi. Parma Manastırı, İtalya’nın köklü aristokrat ailelerinden Del Dongo’nun oğlu Fabrizio’nun hayatını merkeze alıyor. Aynı zamanda, onun kişisel hikâyesi üzerinden İtalya’daki siyasi ve toplumsal çalkantıları da etkileyici bir şekilde aktarıyor. Bu romanı üç bölüme ayırmak yerinde olur: İlk bölümde Fabrizio’nun, Napolyon hayranlığı nedeniyle Waterloo Savaşı’na katılmak üzere yola
Düşünce
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,207 okunma
Mutlu azınlığa çekilen tabanca
10/10
·591 syf.·
2021 65. kitabı
Dünya klasiklerinin içerisinde baş köşeyi koruyan Kırmızı ve Siyah’tan yaklaşık dokuz yıl sonra kaleme alınan bu eser, elli altı yaşındaki bu yorgun Fransız’ın dünyadan ayrılmadan önce edebiyat dünyasına bağışlamış olduğu son güzide eseri.Öyle ki Tolstoy Savaş ve Barış’taki savaş sahnelerini onun sayesinde yazdığını ifade etmiş, Balzac duyduğu hayranlıkla bir kereyle yetinmeyip üç kez okuduğunu dile getirmiştir. Kitap oldukça çarpıcı bir girişle selamlar okuyucuyu.Fransız halkının medarı iftiharı General Napolyon Bonapart tüm azametiyle hala ordularının başında olsa da, onun için sonun başlangıcı olan Waterloo Savaşı gelip çatmıştır.Avrupa’nın toplumsal ve siyasal dengelerine dinamit etkisiyle sirayet eden bu muharebe, karakterlerimizi de aynı minvalde etkilememesi artık kaçınılmazdır. Genç ve havai kahramanımız Fabrizio’nun peşinden savaş meydanında ilerlerken, savaşın gerçek yüzünü bilincimize indirilen tokatmışçasına benliğimizde hissederiz Stendhal sayesinde. Özellikle atılan bomba yüzünden bir kan gölünde, yaralanmış bedeninden dışarı çıkan bağırsaklarıyla çırpınan bir at tasviri var ki insanın okurken boğazı düğümleniyor.Stendhal bu can çekişen zavallı atın örselenmiş bedeni üzerinden anlatmaya çalışmaktadır ki; Savaş, bir kahramanlık öyküsü olmaktan çok, ortak bellekte yer eden ve kişilerin onurunu ayaklar altına alarak tüm insanlığın taşımak zorunda kalacağı bir utanç vesikasıdır adeta.Parçalanmış bedenlerin peşi sıra yan yana yığıldığı savaş meydanında bir kazanan olamayacağı gibi kaybeden tüm insanlıktır.Yazar bunu Fabrizio aracılığıyla okuyucusuna anlatır ; #146412230. Kaçak olarak katıldığı bu savaştan sonra Fabrizio, artık kitabın başındaki toy delikanlı değildir.Savaş gerçeğinin önüne
Parma ManastırıStendhal · Can Yayınları · 20172,207 okunma
#1001kitap~~~
8/10
·591 syf.··
2020 9. kitabı
Balzac, "Parma Manastırı" nı üst üste 3 kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. 1mektubunda da 50 yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli diye belirtmiştir bu hayranlığını. Balzac, onu göklere çıkarırken, pek çok eleştirmen yerin dibine batırmıştır Stendhal'i. Balzac'a yazdığı mektupta Savunduğunuz bu kitabı 60, 70 gün içinde söyleyip yazdırdım, der Stendhal... "... Herkesin gördüğü çok yüksek 1yerde duran insan, artık şiddetli hareketler yapmamalıdır..." Aşırı muhafazakâr 1i olan Fabrizio, Napoléon için savaşan, dik başlı, naif, idealist 1gençtir... 1 yandan da kadınları etkileyen 1yakışıklılığa sahiptir. Hiç1 hazırlığı olmadığı halde, Waterloo Savaşı’nın ortasına atar kendini. Yenilginin ardından İtalya’ya döner. En önemli eserler arasında gösterilen Parma Manastırı, başkahramanının önce hapishanade, en sonunda manastırda sıkışan, aşk hikâyeleriyle, saray entrikalarıyla dolu yolculuğu böyle başlar ve hayat onu, savaş meydanından hapishaneye, manastırdan saraya uzanıp sıra dışı 1 yolculuğun kahramanı yapar... Kitapta en çok Fransız ve İtalya karşılaştırmaları yaparken aklımdan Proust cümleleri de kayar ki Kayıp Zamanın İzinde serisinde karakter benzetmeleri ve durumları yaptığı için okumam gerekiyor diyip başladığım 1kitap olmuştur, oyüzden çok zevk aldm bu bölümleri okumaktan ve bu bölümlere ait okuduğum her1cümleden, ekstradan Fabrizio ve halası da asla unutamayacağım 1karakter olarak hafızamda kalacaktır, Stendhal "Mutlu Azınlığa" hitap ederken... "Parma Manastırı ölmeden önce okunması gereken #1001kitap tan 1idir. Okuma süreci zorlayıcı geçse de asla unutamayacagim kitaplar arasında yerini almıştır, zira kitap bitince insanın içinde buruk 1tat kalıyor, kesinlikle yoğun olmayan 1vaktinizde okumanız öneririm, okurken nadir zorlandigim klasikler
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,207 okunma
6/10
·567 syf.··
2025 84. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 19:53
Stendhal ile yıllar önce kırmızı ve siyah ile tanışmıştım ve hayran kalmıştım ! O bakımdan bu kitap için epey heyecanlıydım fakat benim için epey yorucu bir deneyim oldu. Roman , Parma Prensliğinde yaşan Fabrizio’nun iktidar oyunları ve yasak bir aşkın eşliğinde yaşadığı olgunlaşma sürecini anlatıyor.Entrikalar, ikiyüzlü ahlak düzeni, klise ve iktidar ilişkileri ile ilgili düzeni anlatmasına rağmen , yer yer dağınık ve fazla uzuyor. Kitabın en etkileyici kısmı hiç şüphesiz hapishane bölümü; burada roman bir anda derinleşiyor ve gerçekten açılıyor. Biraz sabır istiyor dediğim gibi ama kendini de okutturuyor. :) Stendhal etkisi sanırım
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2025 14. kitabı
PARMA MANASTIRI / STENDHAL Aristokrat ailenin idealist oğlu Fabrizio, İtalyan olmasına rağmen tam Napolyon hayranıdır. Bu yüzden Napolyon’un yanında Waterloo Savaşı’na katılır. Bu sebeple dr çevresi tarafından eleştirilir. Savaş dönüşünde Parma Manastırı’nda kalmaya başlar ve romanın büyük bölümü burada geçer. Aşk üçgeni içinde kalan Fabrizio, bir de cinayet işlemekle yüzyüze kalır ve bu nedenle hapse atılır; idamı istenmektedir. Bu arada bazı kontlar ve İtalyan prens Fabrizio’dan pek hoşlanmamaktadırlar. Fabrizio bir şekilde hapishaneden kaçmayı başarsa da aşkı için geri döner. Sevdiği kadınla evlense de başka bir kadından da çocuğu olmuştur, onu yanına almak ister. Çocuğunun annesi olan kadın, Fabrizio’nun yüzünü görmemek için Meryem Ana’ya söz verse de oğulları ölümcül hastalığa yakalandığı için sık sık ziyarete gelmek zorunda kaldığından Fabrizio’yu görmek zorunda kalmıştır. Çocuk ise kısa sürede ölmüştür, bu durumun kadının Meryem Ana’ya verdiği sözü tutmadığı için yaşandığını iddia eden Fabrizio’nun eşi de kısa süre sonra ölür. Fabrizio, zengin mirasını uşakları arasında pay eder, bir kısmını annesine ve kız kardeşine gönderir. Önceden elde ettiği başpiskoposluktan istifa ederek Parma Manastırı’na çekilerek hayatına yalnız devam eder. 520 sayfalık romanı 52 günde yazdığını söyler yazar… Çünkü roman ilk çıktığında bazı kahramanların anlaşılamadığı, yüzeysel kaldığı, kimin, niçin, ne yaptığının anlaşılamadığı dile getirilmiştir ve bu da kafa karıştırıcıdır. Yazar bunu kabul eder ve 52 gün gibi kısa sürede yazdığını itiraf etmek durumunda kalır. Normalde on günde bitebilecek olan roman, elimde 52 gün süründü adeta; çünkü bitirmekte oldukça zorlandım. Stendhal'in “Kırmızı ve Siyah” romanından sonra okuduğum ikinci romanı ve bildiğim kadarıyla iki romanı
1000Kitap
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,207 okunma
Puan vermedi·576 syf.·
2025 20. kitabı
Parma Manastırı, Stendhal'in yaklaşık iki ayda yazdığı ve Balzac'ın dönemin en müthiş Fransız romanı olarak nitelendirdiği hatta üç kez okuduğu eserde aristokrat del Dongo ailesinin ikinci oğlu Fabrizio'nun hikâyesi anlatılmaktadır. Fabrizio, küçüklüğünden itibaren kahramanlık hikâyeleri ile büyümüştür. İdealist bir yapıya sahiptir. 1815 yılında Napolyon'un Elba adasından döndüğünü duyar ve Como Gölü kıyısındaki babasının şatosundan kaçar. Tek isteği hayran olduğu Napolyon ile karşılaşmak ve Waterloo Savaşı'na katılmaktır. Belçika'ya gider ve savaş sırasında bir sürü aksiklerle karşılalır. Cesareti onu zindanlara kadar düşmesine neden olur. Savaş sonrası memleketine döner. Ve hain muamelesi görür. Kendisine gizlice aşık olan düşes halasının desteği ile her ne kadar kendisi istemesede kilisede kariyer yapmaya başlar. Bu arada kahramanımız tekrardan zindanlara düşer. Ayrıca Clelia adında bir kıza aşık olur. Parma Manastırı'nda Fabrizio ile tutkuya, hem aşk hem de Saray entrikalarına, savaşa, aristokrasiye ve en önemlisi siyasî analizlere şahit oluyoruz. Parma Manastırı, Stendhal'den okuduğum ikinci kitap. İlki Kırmızı Siyah'tı. İki kitapta da benzerlik var. (Buradaki incelememe baktım. Çünkü Kırmızı Siyah'ı pek hatırlamıyordum. Ben de pek yer etmemiş. #107979522 ) İkisinde de Napolyon hayranlığı, rahiplik, aristokrasi... Özellikle ilk bölümlerde kitaba odaklanmada güçlük çektim. Bir türlü hikâyeye giremedim. Sonrasında biraz daha akıcıydı. Özellikle de sonları. Fabrizio'nun yaşadıkları hem trajikomik hem de üzücü geldi. Stendhal'i eleştirmek haddime değil biliyorum ama benim için ortalama bir okuma oldu maalesef. Başka zaman okusam belki daha çok severdim. Parma ManastırıFatma İNAK ile Okuyan kadinlar kulubu için okuduk.
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,207 okunma

Yazar Hakkında

StendhalYazar · 30 kitap
Daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle (23 Ocak 1783, Grenoble – 23 Mart 1842, Paris), daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle, Grenoble'da 23 Ocak 1783 tarihinde burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası avukat Cherubin Beyle, annesi Hanriette Gagnon'dur. Çok sevdiği annesi 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken öldü. Stendhal, disiplinli ve muhafazakar kimseler olan teyzesinin babasının etkisi altında büyüdü. 1796'da Grenoble'da bir okula girdiyse de, 30 Ekim 1799'da askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris'teki, kuzeninin de çalışıyor olduğu Savaş Bakanlığı'na gitti. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya'ya gitti. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini'nin müziğini ve Vittorio Alfieri'nin eserlerini tanıması için bir fırsat oldu. 1801'de ise Napolyon Bonapart'ın ordusunda görev alarak İtalya seferine çıktı. Bu sefer sırasında bir komutanın asistanı olarak Brescia'da üç ay kaldı ve bu sırada soylu ailelerin evlerinde bulundu; ki bu sürenin onun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sonradan yayınlanan günlüklerinden anlaşılmaktadır. Yine bu zamanlarda yerel dergilerin yazarlarıyla tanışıp Romantik edebiyatı öğrendi. 1802'de bu bölgeden ayrılarak Almanya, Avusturya ve Rusya'da bazı askeri görevlerde bulundu, ama asla savaşa katılmadı. Aynı yıl, hayatı boyunca aşık olduğu onlarca kadından ilki olan Madame Rebuffel'in peşinden Marsilya'ya gitti. Orada ticarete atıldıysa da başarısız oldu. Bu ve bunu takip eden olayların ve yılların, Kırmızı ve Siyah romanının baş karakteri Julien Sorel'in karakterinin detaylarının çizilmesine büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. 1812'de Napolyon ile birlikte Rus seferine katıldı ve Moskova'nın baştan sonra yanışına şahit oldu. Napolyon'un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden olan Stendhal, notlarının önemli bir kısmını, ordu Rusya'dan geri çekilirken kaybetti. Ayrıca o zamana kadar yüzlerce takma isim kullanan yazar, Stendhal ismini bu sıralarda seçmiştir. 1814'te Napolyon'un düşüşünden sonra Milano'ya yerleşmiş ve burada da Angéla Pietragrua'ya aşık olmuştur. Ertesi yıl Parma'yı ziyaret etmiş ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastırı'na ilham kaynağı olmuştur. 1817'de ise İtalya'daki izlenimlerini anlatan ve İtalya'ya olan hayranlığının simgesine dönüşen Roma, Napoli ve Floransa kitabını yazmıştır. 1818'de Napolyon'un Hayatı'nı yazmaya başlamıştır. Bu sırada da mutsuz bir aşk yaşayacağı Mathilde Dembowski ile tanışmıştır. 1821'de ise yasadışı bir İtalyan örgütüne üye olduğu suçlamasıyla Milano'dan uzaklaştırılmıştır. Stendhal bunun üzerine Batı Avrupa'yı dolaşmaya başlamıştır. Bu yolculuklar sırasındaki tecrübeleri, düşünceleri ve hisler, sonradan yazacağı romanların ana şeklini oluşturmuştur. 1827'de ilk roman Armance'ı, üç yıl sonra da Kırmızı ve Siyah'ı yazmıştır. 1831'de ise Trieste'ye giderek bir süre konsolosluk yapmıştır. 1839'da Parma Manastırı'nı yazmayı bitirdikten sonra, gençliğinde yaptığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı etkilerini göstermeye başlamıştır. 1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır. Ve Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 1842 yılının 22 Mart'ı 23 Mart'a bağlayan gecesinde vefat etmiştir. Mezarı Montmarte Mezarlığı'ndadır.