Parma Manastırı

Stendhal
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

6/10
·567 syf.··
2025 84. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 19:53
Stendhal ile yıllar önce kırmızı ve siyah ile tanışmıştım ve hayran kalmıştım ! O bakımdan bu kitap için epey heyecanlıydım fakat benim için epey yorucu bir deneyim oldu. Roman , Parma Prensliğinde yaşan Fabrizio’nun iktidar oyunları ve yasak bir aşkın eşliğinde yaşadığı olgunlaşma sürecini anlatıyor.Entrikalar, ikiyüzlü ahlak düzeni, klise ve iktidar ilişkileri ile ilgili düzeni anlatmasına rağmen , yer yer dağınık ve fazla uzuyor. Kitabın en etkileyici kısmı hiç şüphesiz hapishane bölümü; burada roman bir anda derinleşiyor ve gerçekten açılıyor. Biraz sabır istiyor dediğim gibi ama kendini de okutturuyor. :) Stendhal etkisi sanırım
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
Puan vermedi·567 syf.··
2019 46. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2019 01:05
Stendhal’in 1839 yılında yayınladığı en bilinen iki romanından biri olan Parma Manastırı için Tolstoy “Olmasaydı Savaş ve Barış’ı yazamazdım” der. Balzac üst üste üç kez okumuş ve olağanüstü diye nitelemiştir. Parma Manastırı, Fabrice del Dongo isimli Parma Prensliği’nde yaşayan bir gencin hayatını ve hayat içindeki siyasi, duygusal ve sosyal gelişimini, olgunlaşmasını anlatıyor. Kitap, şimdiye kadar okuduğum klasiklerden biraz daha eskiyi ve İtalya’daki prenslikler sönemini anlatmasıyla farklı geldi bana ve dönemin liberal-muhafazakar, kralcı-devrimci çatışmalarını anlatışını, mutlak monarşi, düzen, ve kilise-din eleştirilerini çok sevdim. Kitabın sonlarında dalkavukların özelliklerinden bahsettiği ve günümüze de seslenen kısma bayıldım. Fakat bunların dışında, kitabı okurken yer yer çok sıkıldığımı ve bitirmekte çok zorlandığımı söylemeliyim. Bunun yanı sıra, kitap önce 1000 sayfa civarı yazılmış Stendhal tarafından; fakat sonra Balzac’ın önerisi ve yayıncıların ısrarıyla Stendhal kısaltma yoluna gitmiş. Okurken bu kırpmaların yapıldığı yerler kendini kopukluk olarak hissettiriyor. Rönesans dönemi İtalya’sına ilginiz varsa ya da belli başlı tüm klasikleri okumuş ve sevmişsseniz, sabırlı olmanız gerektiğini de hatırlatarak tavsiye ederim.
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
9/10
·567 syf.··
Beğendi
·
2020 163. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2020 23:06
Kitap 52 gün gibi kısa bir sürede yazılmış ve Balzac kitabı bir başyapıt olarak övmüştür. İtalya’da, genelde de Parma’da geçen; savaş, tutku, aşk ve siyasal maceralarla dolu sürükleyici bir kitap... Savaşmak için genç yaşta evden kaçıp daha sonra yaşadığı büyük sıkıntılara rağmen toplumun en saygın kişilerinden biri olan Fabricio Del Dongo'nun aşkı, kendini arayışı, hayatı, yaşamı anlamlandırmaya çalışmasının hikâyesidir Parma Manastırı. Genç ve meraklı, heyecanlı Fabrizio oldukça gözü kara bir karakter, hemen hemen başı hiç dertten kurtulamıyor desek yeridir. Fabrizio tüm bu sıkıntıları yaşarken, onu her düştüğünde kaldıran, onu korumak için tüm gücünü ve servetini kullanmaktan çekinmeyen halası Düşes Sanseverina, platonik olarakta genç adama aşıktır. Parma sarayı içinde ve dışında yapılan sayısız entrikaları bol bol okuyoruz kitapta. Kitapta, yazarın psikolojik ve siyasal konularda derinlemesine yaptığı inceleme ve betimlemeler  oldukça yoğun. Romanda ağır basan duygu, mutluluk arayışı. Her karakter aslında kendi hayatında mutluluğu aramaktadır. Buna karşın kimsenin nihai ve mutlak mutluluğa eriştiğini söyleyemeyiz. Kitap 570 sayfa, bazen zamanın ve karakterlerin  değişmesine rağmen yaşananların değişmemesi, tekrarı sıkıcı olabiliyor. Özellikle de saray içinde yaşanan sahneler iktidar sahibi değişse de ; yalakalıklar ya da düşmanlıklar değişmediği için aynı şeyleri okumaktan sıkılabilirdiniz. Stendhal kitabı ilk yazdığında sayfa sayısı 1000 civarındaymış fakat Balzac ve yayıncıların önerisi ile kısaltmalar yapmış. Benden bu kadar. Sağlıcakla ve kitapla kalın. Aklımızı, ruhumuzu, yolumuzu aydınlatacak kitaplara çıksın yollarımız.
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
Puan vermedi·567 syf.··
2025 44. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2025 16:22
Parma Manastırı; bir savaş romanı değildir aslında, daha çok insanın içindeki karmaşanın tarih sahnesine düşmüş halidir. Kitabı yarıladığınızda, Fabrice’in neden sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığını, kalbinin neden aklına hiçbir zaman itaat etmediğini ve aşkın neden her zaman en yaralı yerden vurduğunu fark edersiniz. Stendhal, bizi bir prenslik sarayının soğuk mermerlerinden, bir hapishane hücresinin sessizliğine ve oradan da imkânsız bir sevdanın nabzına taşır; her durakta insanın ne kadar kırılgan, ne kadar da inatçı olduğunu gösterir. Clelia’nın suskunluğunda, Fabrice’in saf coşkusunda, Gina’nın her şeyi feda eden cesaretinde insan ruhunun bütün çatlakları görünür hâle gelir. Eğer ruhum 1800’lerin İtalya’sına gidebilseydi, Parma sokaklarında macera peşinde koşan o toy delikanlının omzuna dokunur ve ona şunu söylerdim: “Bazen kalbin seni yanlış yere götürür ama ruhun asla yanlış hissetmez.” Parma Manastır'ında kendinizden bir şey bulacaksınız. İyi okumalar....
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
Puan vermedi·567 syf.··
2021 69. kitabı
Balzac'ın da dediği gibi "Elli yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli"  Zorlu ama çetin bir okuma isteyenler için ideal iken, dönemin tarihini ya da toplumun nabzına göz gezdirmek için araştırmacı bir metin Parma Manastırı. 52 günde kaleme alıp Paris'i daha doğrusu Fransız Edebiyatını bir nevi hayran bıraktı sevgili Stendhal. Bizleri Fabricio adında bir gençle tanıştırıyor yazar. Paris; dönemin hırsızlığı, adam öldürmesi, kaosu ve yolsuzluğu çığır aşmış, can güvenliğinden müzdarip olan bir halka götürüyor. Fabricio'ysa bütün bunlardan dolayı her ne kadar acemi olsada orduya katılmanın mantıklı olduğunu düşünür. Her şey bu kadar iyi olmamakla birlikte öz abisi onun kaçak olduğu iddasıyla suç duyurusunda bulunur. Lakin hayat ona bir şans daha verir ve pekala haklanır. Peki hikaye burada bitiyor mu? Okur, yanılgıya düşme çünkü Stendhal heyecan ve kitap sonunda sorgusuz bırakmaz. Kitaptaki "hala" karakteri sahneye çıktığında bir göz atın derim. Buradaki kilit noktalardan biri o karakterle bizim acemi Fabricio, öyle durumlarla yüzleşecek ki ellerimizin altında nasıl değiştiğine şahitlik yapacağız. Vicdan muhasebesinin kitap sonunda mihenk taşı olacağı eşsiz bir metindi. Şimdi sıra sizin okur, tavsiyelik bir kitaba başlamak zor olmasa gerek. #parmamanastırı #lachartreusedeparme #stendhal #iletisimyayinlari
Dünya Klasikleri
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
“ Parma Manastırı “
Puan vermedi·567 syf.··
2025 107. kitabı
Kitap daha ilk sayfadan beni aldı, İtalya’nın o aristokratik, kurnaz ve tutkulu atmosferinin içine fırlattı. Zaten ben böyle romanları severim . Hem kader kokar hem ihtiras. Hem tarihi bir ağırlığı vardır hem de insanın göğsünde kendi ateşini uyandırır. Fabrice’i okurken aklımdan sürekli şu geçti: Bu çocuk tam bir kaderin oyuncağı, ama yine de her adımında bir başkaldırı var. Klasik bir kahraman değil daha çok labirentin koridorlarında yolunu kaybetmiş bir Theseus gibi. Minotor’u devirmekten çok, kendi içindeki kıpırtıyı susturmaya çalışıyor. Bir yerde hüzünlü geldi bana bir yerde de “tamam işte, olması gereken bu” dedim. Çünkü insanın doğası böyle yarısında cesaret, yarısında şaşkınlık. Clelia meselesine gelince… Orada kitap beni tamamen teslim aldı. İtiraf edeyim, en sevdiğim kısmı oydu. Böyle sessiz, dokunulmaz, gölgede parlayan bir aşk… Yasak, ketum, ama bir bakıyorsun iki insanın gözleri bir saniyeliğine birbirine çarpıyor ve dünya ters dönüyor. Ben böyle aşk anlatılarını severim; gevezelik yok, çığırtkanlık yok. Hissiyat ağır ağır, mermer bir zeminin üzerinde yürür gibi gelir. Manastırın kendisi… Ah, orası zaten ayrı bir dünya. Dışarıdan bakınca bir inziva yeri gibi ama içeri girdiğinde politik bir mayalanma, görünmez bir güç savaşı, insanların kendi iç çatışmalarını taş duvarlara çarptıran bir yankı var. Benim için manastır bir kaçış noktası değil tam tersine yüzleşme yeri. İnsan orada kendiyle karşılaşır, suskunluğun aslında nasıl gürültülü olduğunu duyar. Kitabı beğendim. Hatta bir süredir okuduğum en hoş dengelerden biriydi. Tarih, entrika, aşk, kader… Stendhal hepsini aynı tabağa koymuş, ama birbirine karıştırmamış. O yüzden roman hem hızlı akıyor hem de laubali değil. Hem tutkulu hem ağırbaşlı. Tam sevdiğim o eski dünya kokuşu var içinde ama hep bir
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
8/10
·567 syf.··
2020 19. kitabı
Başından sonuna kadar çok kez şekil değiştirmiş, plan değiştirip merkezini sürekli başka yerlerde aramış bu romanda karakterler de birbirinin yerine geçerek öncelik sırasına girmişler. Başlarda bir Don Quijote olarak resmedilmiş ve "romanımızın baş karakteri" diye tanıtılmış Frabzio'nun Waterloo komedisini izleyerek eğlenceli ve oyuncu bir roman okuyacağımızı sanarken yüz sayfa sonra saray entrikaları içerisinde kendine yer edinmeye çalışan Düşes'in siyasi romanını okumaya başlıyoruz. Düşesle uzun yolculuğumuzun ardından Fabrizio tekrar sahneye çıkarak hapishanede geliştirdiği fazlasıyla romantik ve batıl inançlarla dolu bir aşkla romanın sonunu tayin ediyor. Tüm bu entrikaların, romantik ölümsüz aşk romanslarının, batıl inançların, kehanetlerle örülmüş bölümlerin içinde bir merkez ve yapı ararken kendimizi en çok Düşese yakın görüyoruz. Diğerlerinden daha gerçek görünüyor çünkü. Yeğenine âşık oluyor, onun için her şeyi göze alıyor ama aşkına karşılık bulamayınca sıkılıyor ve eski aşkına geri dönüyor, istediğini elde etmek için prense evlenme sözü veriyor ve sonra bu sözünü tutmayarak şehirden ayrılıyor. Her şeyin iç içe geçtiği bu romanda herkes (romanın kendisi bile) diğer her şeye dönüşebilme potansiyeli içeriyor.
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
5/10
·567 syf.··
2020 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2020 20:00
Çok büyük heveslerle aldığım kitabı inatla ve çok mücadele vererek zar zor bitirdim. Dili güzel, çeviri başarılı ama kahramanlar ve olaylar o kadar uzak ki bir türlü zevk alamıyorsun. İsimler zaten yabancı, olaylar şatolarda, saraylarda geçen soylu entrikalarıyla dolu. Kontlar, markizler, düşesler birnirine girdi. Eserden pek zevk almadım
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
5/10
·567 syf.··
2021 2. kitabı
İçerisinde pek çok detay barındıran ve bu sayede de gerçekçiliği yakalayamayı başaran bu kitabı ben çok sevemedim. Akıcılığa sahip olduğunu düşünmüyorum. İçerdiği karakter isimleri birbirleriyle karışacak nitelikteydi ve böylelikle de göz yoruyordu. Kitap okumaya yeni başladığım şu dönemde beni pek mutlu edemeyen bir eser oldu.
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma
Parma Manastırı
8/10
·567 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
Entrika, yasak aşk,siyaset, dalkavukluk, çıkar ilişkilerinin nirvanaya çıktığı bir roman okumak isterseniz "Parma Manastırı - Stendhal" okumalısınız. İlk başlarda olay örgüsüne hakim olamıyorsunuz ve ansızın herşeyi anladığınızı karakterleri yerli yerine oturttuğunuzu anlıyorsunuz ve sonlara doğru kitabı bırakmaksızın okuyup bitiriyorsunuz.
1000Kitap
Parma ManastırıStendhal · İletişim Yayınları · 20162,207 okunma

Yazar Hakkında

StendhalYazar · 30 kitap
Daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle (23 Ocak 1783, Grenoble – 23 Mart 1842, Paris), daha çok mahlası Stendhal ile bilinen Fransız Realist yazar. Marie-Henri Beyle, Grenoble'da 23 Ocak 1783 tarihinde burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası avukat Cherubin Beyle, annesi Hanriette Gagnon'dur. Çok sevdiği annesi 1790 yılında, Stendhal henüz yedi yaşındayken öldü. Stendhal, disiplinli ve muhafazakar kimseler olan teyzesinin babasının etkisi altında büyüdü. 1796'da Grenoble'da bir okula girdiyse de, 30 Ekim 1799'da askeri okulun giriş sınavına katılmak için Paris'teki, kuzeninin de çalışıyor olduğu Savaş Bakanlığı'na gitti. Ertesi yıl ağır süvari birliğinde teğmen olarak İtalya'ya gitti. Bu seyahati sırasında Dimenico Cimarosa ve Gioachino Rossini'nin müziğini ve Vittorio Alfieri'nin eserlerini tanıması için bir fırsat oldu. 1801'de ise Napolyon Bonapart'ın ordusunda görev alarak İtalya seferine çıktı. Bu sefer sırasında bir komutanın asistanı olarak Brescia'da üç ay kaldı ve bu sırada soylu ailelerin evlerinde bulundu; ki bu sürenin onun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sonradan yayınlanan günlüklerinden anlaşılmaktadır. Yine bu zamanlarda yerel dergilerin yazarlarıyla tanışıp Romantik edebiyatı öğrendi. 1802'de bu bölgeden ayrılarak Almanya, Avusturya ve Rusya'da bazı askeri görevlerde bulundu, ama asla savaşa katılmadı. Aynı yıl, hayatı boyunca aşık olduğu onlarca kadından ilki olan Madame Rebuffel'in peşinden Marsilya'ya gitti. Orada ticarete atıldıysa da başarısız oldu. Bu ve bunu takip eden olayların ve yılların, Kırmızı ve Siyah romanının baş karakteri Julien Sorel'in karakterinin detaylarının çizilmesine büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. 1812'de Napolyon ile birlikte Rus seferine katıldı ve Moskova'nın baştan sonra yanışına şahit oldu. Napolyon'un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden olan Stendhal, notlarının önemli bir kısmını, ordu Rusya'dan geri çekilirken kaybetti. Ayrıca o zamana kadar yüzlerce takma isim kullanan yazar, Stendhal ismini bu sıralarda seçmiştir. 1814'te Napolyon'un düşüşünden sonra Milano'ya yerleşmiş ve burada da Angéla Pietragrua'ya aşık olmuştur. Ertesi yıl Parma'yı ziyaret etmiş ve bu seyahati, üçüncü romanı olan Parma Manastırı'na ilham kaynağı olmuştur. 1817'de ise İtalya'daki izlenimlerini anlatan ve İtalya'ya olan hayranlığının simgesine dönüşen Roma, Napoli ve Floransa kitabını yazmıştır. 1818'de Napolyon'un Hayatı'nı yazmaya başlamıştır. Bu sırada da mutsuz bir aşk yaşayacağı Mathilde Dembowski ile tanışmıştır. 1821'de ise yasadışı bir İtalyan örgütüne üye olduğu suçlamasıyla Milano'dan uzaklaştırılmıştır. Stendhal bunun üzerine Batı Avrupa'yı dolaşmaya başlamıştır. Bu yolculuklar sırasındaki tecrübeleri, düşünceleri ve hisler, sonradan yazacağı romanların ana şeklini oluşturmuştur. 1827'de ilk roman Armance'ı, üç yıl sonra da Kırmızı ve Siyah'ı yazmıştır. 1831'de ise Trieste'ye giderek bir süre konsolosluk yapmıştır. 1839'da Parma Manastırı'nı yazmayı bitirdikten sonra, gençliğinde yaptığı İtalya seyahatlerinden birinde kaptığı frengi hastalığı etkilerini göstermeye başlamıştır. 1841'de geçici bir felce uğramış, daha sonradan da birçok benzer sıkıntılar yaşamıştır. Ve Paris sokaklarında yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 1842 yılının 22 Mart'ı 23 Mart'a bağlayan gecesinde vefat etmiştir. Mezarı Montmarte Mezarlığı'ndadır.