Olga Tokarczuk'un yazdığı benimde onun kitapları arasından okuduğum ilk romanı. Yüzeyde 17. yüzyıl Fransa'sında geçen bir arayış hikayesi ama asıl mesele çok daha içte: hakikate nasıl yaklaşıldığı, kimliğin dışarıdan mı içeriden mi inşa edildiği ve bir şeylerin büyüsüne kapılırken kendini kaybetmemek.
Dört karakterin yolculuğu aslında dört farklı varoluş biçiminin sınavı. Marki ne kadar çok sorgularsa o kadar kayboluyor — bilinci bir araç olmaktan çıkıp kendini yutan bir saplantıya dönüşüyor. Veronika hep seçilen, hiç seçemeyen biri olarak yola çıkıyor; ama o "insanımsı varlığı" sahiplenerek ilk kez kendi iradesiyle bir şeye ait oluyor. Burling ve Delabranche bilinçli ama saplantısız oldukları için kaybolmuyorlar. Gauche ise hiçbir şey aramadan, hiçbir şey beklemeden yürüyor — ve tam da bu yüzden Kitap'a ulaşan tek kişi o oluyor.
Kitap yerinde bırakılıyor. Bu jest romanın en yüklü anı: hakikat yok edilmiyor, tüketilmiyor, sadece bırakılıyor. Bir sonraki arayan için hâlâ orada. Bu hem hakikatin erişilebilir olduğunu hem de arayışın hiç bitmeyeceğini söylüyor — ikisi aynı anda doğru.
Romanın özü şu: büyüye kapılmak gerekiyor, ama tadını çıkararak. Ne Marki gibi içinde kaybolarak, ne de de Berle gibi daha başında sırtını dönerek. Gauche'nin bilmeden bulması bir teselli değil, bir davet — bırakabilenlere kapı açık.
Proust’un yedi ciltlik devasa romanının ilk kitabı olan Swann’ların Tarafı, aslında tüm serinin ruhunu tek başına taşıyan bir başyapıt. Roman üç bölümden oluşuyor: Combray’de geçen çocukluk anıları, Swann’ın Odette’e duyduğu tutkulu ve kıskançlıkla dolu aşkın hikayesi ve anlatıcının genç Gilberte’e duyduğu ilk aşk.
Kitabın en unutulmaz anı hiç şüphesiz madeleine sahnesi. Anlatıcının ıhlamur çayına batırdığı bir kurabiyenin tetiklediği o istemsiz bellek dalgası, Proust’un tüm romana sinmiş temel felsefesini özetliyor: geçmiş kaybolmaz, sadece bir duyunun dokunuşunu bekler. Bu kısmı sinema filminde izlemişim gibi okudum. O kurabiyeyi çaya batırdığı andan itibaren bir flashback yaşanmış gibiydi.
İkinci bölümde ise Swann’ın aşkı, neredeyse ayrı bir roman gibi işlenmiş. Kıskançlık, arzu ve sahip olamadığın şeye duyulan takıntılı bağlılık anlatılmış. Son bölümde ise anlatıcının Swann’ın kızına duyduğu aşka yer verilmiş. Proust’un uzun ve müzikal cümleleri gerçekten sabır istiyor ancak o ritme bir kez girince bırakmak zorlaşıyor. Yavaş okunan, üzerinde düşünülen bir kitap. Belki kafa yapısı olarak bu kitaba hazır değildim ama yine de uzun zamandır ertelediğim için bir gayret okudum. Ancak kalan altı kitabı peş peşe okumayı düşünmüyorum. Aralara farklı okumalar eklemem biraz soluklanmam gerekiyor.
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma