Jules Payot

Jules Payot

Yazar
8.2/10
3.856 Kişi
·
12,5bin
Okunma
·
536
Beğeni
·
14,6bin
Gösterim
Adı:
Jules Payot
Unvan:
Fransız Eğitimci, Yazar
Doğum:
Chamonix-Mont-Blanc, Fransa, 10 Nisan 1859
Ölüm:
Aix-en-Provence, Fransa, 1939
Payot 1859 yılında Chamonix'te doğdu. Eğitim ve akademik kariyeri hakkında çok az şey biliniyor; bununla birlikte bazı kaynaklar onu, örgün eğitimde lider bir figür olarak ortaya koymaktadır. 1907'de Aix-en-Provence'daki Aix-Marseille Üniversitesi'nde rektörlüğe atandı. Payot 1939'da öldü.

En ünlü kitapları arasında 1909'da yayınlanmış olan ve sonradan birçok dile çevrilen Éducation de la volonté (İrade Terbiyesi) vardır.
Tembel insan hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez. Çünkü Pascal’ın dediği gibi “ Isınmak üşürseniz, dinlenmek yorulursanız güzeldir.”
Jules Payot
Sayfa 129 - Ediz Yayınevi, Çeviren:Hakan Alp
Tembel insan, hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez. Çünkü Pascal' ın dediği gibi ısınmak üşürseniz, dinlenmek yorulursanız güzeldir.
Ne yazık ki sınavlar öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerini ortaya çıkarmaya yönelik değildir.
Sadece hafızaya kaydettikleriyle ilgilenilir.
200 syf.
·9/10 puan
Es-Selam Dostlar...

Cemil Meriç ile Ali Fuat Başgil’in tavsiye yazılarını okumam ile kitaplığıma kazandırdığım disiplinli çalışma,irade eğitimi ve ahlak üzere yazılmış bir eser…

Yazarımız Julet Payot karakter eğiminin önemi ile başlıyor ve özellikle vurguluyor sağlam nitelikli bir eğitim ile karakterin değişebileceğini.
Sonrasında başarı için en temel unsurun irade eğitimin olduğunu vurguluyor.
Acaba bu eğitim nasıl sağlanır ve günümüzde iradeyi engelleyen unsurlar nelerdir?

Eğitimci olarak yazarımızın başarısızlığımızın en büyük etkeni iradesizlik ( irade zayıflığı ) sözüne sonuna kadar katılıyorum.
Derslere girdiğimiz zaman malumunuz üzere öğrencilerimizin en büyük sıkıntıları çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren gayretten uzak kalmaları, nasıl verimli bir şekilde başarı sağlanır bilmemeleri…

Neticesinde ise hasıl olan şu davranışlar şekilleniyor;
Hantallık,rehavet,tembellik ve aymazlık.

Soruyum niçin çalışmıyorsun;
-Hocam canım istemiyor, cevabı en çok rastlanan zaaflık göstergesi diyebilirim.

Peki bu süreçte bizler eğitimciler daha doğrusu büyüklerimizin payı ne?
Maalesef ve maalesef dün sitede arkadaşlarla da istişaresini yaptık müfredat öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerlerini ortaya çıkarmaya yönelik değil.
Sadece bilgiye dayalı bir sistem dahlinde hareket ediyoruz.
Bir örnek veriyim;
Öğrencim rapor aldı ertesi gün aynı kağıdı verdim ve arkadaşlarından soruları aldığı için 87 aldı.
-Dedim ki olmaz bu haksızlık ki Cuma günü idi.Pazartesi gel yeniden farklı sorular ile sınav yapacağım.
Dostlar!
Sadece soruların yerleri değiştirdim ve aldığı not;57…

Anladım ki bir konuyu fikri ne derseniz artık bütüncül olarak düşünmek ve gün yüzüne çıkarabilmektir asl olan.
Yoksa lüzumsuz detaylar ile bilgi yığını ancak gerçekleri gizler ve tembellikle bir olup gözümüzü boyar.

Yazarımız öncelikle irade eğitimi için 2 temel unsur ile mücadele etmemizi şiddetle tavsiye ediyor;
1-Tembellik
2- Nefse Düşkünlük

Biraz daha somutlaştıracak olursak aslında ahlaki çöküntünün yansıması tembelliktir.
Öğrencilerimle muhabbetim iyidir.
Özellikle sınıf ortamında değil de ev ziyaretleri ve sosyal etkinlikler vasıtasıyla gönüllerini kazanmanın daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Numaralarını alırım durum paylaşımlarında beğenilesi paylaşımlarına yorum yazarım, doğum günlerinde veya hasta olduklarında özel mesaj atarım.

Hatta geçenlerde üniversite ziyareti dönüşü ne istersiniz dediğimde,
_Kız öğrenciler özellikle Bowling i merak ettiklerini ve oynamak istediklerini ama ayıp olur mu mantığı ile çekindiklerini ifade ettiler.
Aksaray da görev yapıyorum ve malum İç Anadolu tutucu bir yer.
Dedim ki;
-Gezi sonu hemen ilk işimiz Bowling oynamaya gitmek:)))
Her ne kadar Müdür bey gezi biter bitmez gelin dese de o gün okulu ektik ve Bowlingimizi oynadık:))
Peki geriye ne kaldı ,Üniversite gezisinde Profların saatlerce konuşması mı yoksa Bowling mi…:))

Öğrencilerimiz lisede görev yapıyorum ve 8 saat ders görüyorlar. Resmen ızdırap.
Sağ olsun öyle bir müfredatımız var ki öğrencilerimiz tüm sözel sayısal ve eşit ağrılığa dair derslerden anlamak zorunda.
Peki enerjilerini nasıl harcayacaklar?
Beden Eğitimi en elzem ders olması gerekirken hiç seçilmeyen gereksiz bir ders olarak algılanır saygıdeğer! Müdürlerimiz tarafından…
Erkek öğrencilerimle özel muhabbetim vardır, etkinlikler sonunda tatlımızı yeriz ve konuşmaya başlarız.
Ve derken sonuç nereye varır biliyormusunuz; Cinsellik evet cinsellik…

Ve anlıyoruz ki enerjilerini tüketen, şevklerini kıran ,iradelerini zayıflatan ,hayallerini körelten temel sebeplerden biri de Pornografik filmler…

Soruyorum kaçınız pembe romantik bir hayat yaşıyorsunuz?
Hayat hep bu şekilde mi devam edecek?
Cevap……size bırakıyorum.

Özellikle 18-20 yaşlarına giren gençlerimize baktığımızda gencin iradesi mart ayı gibi.
Asla hava güzel diyemezsiniz, ya da görünüşte güzel ama bir anda esen rüzgarla hava soğuyup buz gibi bir hava ile değişiveriyor:))))

Bu bağlamda öncelikle gençlere F.Gros’un ifadesiyle Yürümenin Felsefesini öğretmeliyiz.
Bildiğimiz anlamda bir yürüme değil tabi ki ama enerjilerini sarfetmeleri için bu şekilde de olabilir yeter ki öğretelim…
Ve der ki;
‘’ Aklınıza estiği gibi atamazsınız adımlarınızı.
Hangi sapaktan döneceğinizi şaşırırsanız bedelini ağır ödemek zorunda kalabilirsiniz.’’

Yazarımız bu eğimin önceliğinin kötü arkadaşlardan gençlerimizi uzak tutarak başlamamız gereğini vurguluyor.
Bu tipler, içi boş muhabbetleri ile karşısındakinin karakterini zedeler. Akıl sağlıklarına dahi zarar verir.
Burada veliye de çok büyük görev düşüyor.
Unutmayalım ki;
Öğrenciye ilgisizlik, gelecek kaygısının olmamasına sebep olur ve hayattan kopar.
Benliğini dahi yitirebilir.

Değerli Dostlar!
Yazarımıza göre İrade terbiyesinde en önemli etkenlerden biri de tefekkürdür.
Tefekkür derken;
Salt anlamda düşünmek değildir.
Düşünme ile birlikte nefse hakim olma ve ruhunda yüce duygular, uyandırmak, erdemli kararlar almasının da yolunu açıp bir bal arısı gibi damla damla karakterinin oluşmasına yardımcı olabilmektir.
Neticede kendinden emin ,istikameti doğru ,belli olan bireyler yetişmesinde doğru adımlar atmış oluruz.
Ayrıca verimli bir tefekkür ;kelimelerle düşünüp düşünce yapısını tahlil etmek ve hakikate ulaşmaktır.
Neticede;
Kargaşadan uzak durmak,
İçimizi dinlemek,
Özümüzü bulmak,
Faydalı, nitelikli kitaplar okumak,
Hangi davranışın nasıl bir tehlike meydana getirebileceğini derinlemesine düşünmek,
Tefekküre dayalı en önemli adımlardır diyebiliriz irade eğitimine dair…

Hamiş;

"Okumayı ve yazmayı öğrenmenin insana ne faydası var ki, düşünmeyi başkalarına bıraktıktan sonra."der Ernst R. Hauschkam
Üstün insani ve liderlik niteliklere sahip, bilge, alanında temayüz etmiş kişiler ‘akademia’ dahil eğitimci ve eğitimde yönetici olursa, yaratıcılık ve ruh birlikte dirilir, canlanır.
Bir an önce üniversite ve okullara yaratıcı bir ruh getirmek lazımdır.
Eğitimde bir çocuk bile ihmal edilemez; aksi durum, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğururve doğurmaktadır.
Öğrencinin kalbine ne koyduğumuz akademik başarıdan daha da önemlidir.
Ve her öğrencinin bir hikâyesi vardır.

Unutmayalım ki çocuklarımız,gençlerimiz,
Kalbimizin sevinci, hüznümüzün tesellileridir..."
200 syf.
·7 günde
Merhaba sevgili okurlar:)
öncelikle genç arkadaşlarımın bu incelememi özellikle okumalarını tavsiye ediyorum, herkese hitap eden kitaplar olduğu gibi zaman, zaman birilerine yada bir kesime hitap eden kitaplarda vardır ve bu kitabımız gençlere hitap ediliyor tabi gençleri çok daha ağırlıklı konu edinmiş ama, bir çok insanın ortak huylarını konu edinip eleştirdiği kısımlar da var okuyan herkesin kitapta kendine göre cümleler bulacağına inanıyorum.

Biliyorsunuz, bazı şeylerin zamanları vardır örneğin genç yaşımız bizim baharımız en güzel yaşımızdır ama bu yaşta herşeyi yaşamak, dilediğini yapmak herkes ister, ama işte burda devreye irade terbiyesi giriyor, her istediğimiz güzel değildir, her yapmak istediğimiz etik değil. Kısacası güzel yanlışlar da vardır. İşte insanın genç yaşta nefsine, iradesine hakim olması elbette ki muhteşem bir başarı olsa bile bu çok zor bi durumdur çünkü nefis öyle tatlıdır ki insanın ona karsı koyması zordur, ama imkansız değil. Tembelliklerimiz, gevşek düşüncelerimiz hep bizden ve kendimize karşı koyamamaktan geçiyor. Sonuç olarak biz insanız mükemmel değiliz hatalarımız var he hata yapmaya meyilliyiz. Nefsimize, irademize tamamen hakim olmayabiliriz ama bir nebze kontrol altına alabiliriz.

İnsan ümitsizlik yaşına vardığı zaman zaten onun için bir şey kalmıyor irademiz daha kontrollüdür nefsimize daha hakim oluruz, ama biz, hedeflerimiz, ideallerimiz eskisi gibi değildir. Geçen geçmiştir kısacası. gençlik insanların en gözde zamanı olduğu için kontrol altına almak güçtür. Tabi irade terbiyesi sadece insanın kendini kontrol etmesi yanlışa dur demesi kendisine hakim olabilmesi demek değildir. Yazar kitabı yazarken insanlar için önemli olan konuları ayrı ayrı başlıklar altında açıklayıp tavsiyede bulunuyor ve bunu asla sıkıcı bir dille değil. Gayet samimi ve keyifli bir şekilde insana aksettirmeye çalışıyor.

hayattaki başarılarımız tembelliğimiz, hedef koyupta ulaşamadığımız hedeflerimiz... Arkadaşlar! biz hedef koyuyoruz ama ulaşamıyoruz diye bir şey yok, neden ulaşamıyoruz çünkü tembellikten irademizin sağlam olmayışından, güçlü bir azmimiz olmadığı için, bu hayatta çok sınırlı şeyler imkansızdır. Kendimize koyduğumuz hedefler, idealler amaçlarımız bunlar imkansız değil. Ve insan o idealler doğrultusunda ilerlediği zaman er yada geç varır, yeterki hedeflerimiz ve sağlam bir irademiz olsun. Kitabı okurken yaptığım ve yapacağım bir çok şeyi süzgeçten geçirdim, okuyan ve okuayacak arkadaşlarında bunu yaptığından ve yapacaklarından eminim. Çünkü kitap sizi düşünmeye sorgulamaya sevk ediyor şunu hiç unutmayın irademiz. Nefsimiz davranışlarımız bize ait olan herşey bizim kontrolümüzde ve biz, bize ait olanı nasıl şekillendirmek istersek öyle olur ve öyle devam eder. Önce sağlam bir iradeye sahip olup ve hedefleri belirlemeliyiz ve o yolda yürümeliyiz yaşantınızı yapacaklarınızı ve iradenizi gözden geçirmek isterseniz sizin için mükemmel bir eser diyebilirim. Geç kalmanızı ve ertelemenizi tavsiye etmem. Ve ebeveynlerin yaşı geldiği zaman çocuklarına okutmalarını tavsiye ederim.

Keyifle okudum ve bana bir çok şey kattı, anlatımı gayet içten ve samimi, açık anlaşılır bir kitap herkes kitaptan kendine pay çıkarabilir. Yeterki okuyun ve okutturun...

Son olarak, sevgiyle ve kitaplarla kalın:)
200 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
https://gencmuslumanlar.com/...payot-tavsiye-kitap/

Bu kitap Genç Müslümanlar sayfasından gelen bildirimle karşıma çıktı. İsmini gördüğüm anda almam
gerektiğini biliyordum. Ben de günümüzdeki çoğu insan gibi zaman yönetiminde zorlanan kurduğu düzeni sürdürebilmekte sıkıntı yaşayan biriydim. Maruz kaldığım caydırıcı etkenlere karşı savunmasızdım. Telefonuma, bilgisayarıma, arkadaşlarıma, uykuya yenik düşüyordum. Tüm bunların çözümünün ise irademi kuvvetlendirmekten geçtiğini biliyordum ancak devamlılık konusunda sıkıntı yaşıyordum. Bu süreksizlik de benim özellikle okul hayatımda inişli-çıkışlı (daha çok inişli) bir başarı çizgisine sahip olmama sebep oluyordu. Sadece eğitim hayatım değil günlük hayatımın da bir parçası haline gelmişti düzensizlik. Buna bir "dur!"demeliydim. Yaşayacak bir hayatımız var, bunu değerli ve eksikliği fark edilecek kadar iyi kılmak Müslüman olarak bizim görevimizdi. İşte hayatımı bambaşka bir yöne çevirdi, dediğim tecrübeleri de tam da bu dönemde yaşadım, iyi ki de yaşadım.

Hayatımın başarısızlık anlamında "en dibi gördüm.." dediğim bir döneminde irademle ilgili, kendimle ilgili birçok şeyi keşfettiğimi fark ettim. Bu dönem beni, çoğu bu kitapta da bahsedilen konularda eğitmişti. Kitapta rastladığım bu cümle aynı sebepten, yüzümde bir tebessüme neden oldu:

"Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir."
#51635917
Elde ettiğim başarısızlıklardan çok, kalbimin bu şekilde rahatlamasını ne denli özlediğimi ancak bu hissi yeniden yaşadığımda anlayabildim. Kendime yaptığım en büyük kötülük sanırım emek vermeyi bırakarak kendimi mahrum ettiğim bu huzurdu.

"Psikolojide basit bir kuram der ki; aşırıya kaçılmadığı takdirde tüm çalışmalar mutluluk verir." #52133737


Tembellikte zirve yaptığım dönemlerde, etrafımda gördüğüm çalışkan insanların hayattan keyif almadıklarını düşünürdüm. "Bu kadar çalışmanın manası var mı gerçekten? diye alaya alırdım kendimce onları. Asıl alaya alınması gereken benim "yapmadıklarım "iken. Bunu acı bir yoldan öğrenmiş olsam da yazarın da dediği gibi:

"Yaşadığımı hissediyorum diye tabir edilen duyguyu sadece çalışmayı alışkanlık haline getirerek elde edebiliriz. Bu ise çalışma isteğini dörde katlar ve tembel bundan haberdar değildir."

Gerçekten de habersizdim daha doğrusu unutmuştum, unutturulmuştum. Kitapta üstüne basa basa bahsedilen bir nokta da üniversite ortamının bir genç için ne kadar tehlikeli olabileceğiydi. Üniversiteye "özgür" (!) olma arzusuyla gelen gençlere kısa bir uyarıda bulunmak isterim. Eğlence, arkadaşlar, gece gezmeleri, size ne yapmanız gerektiğini söyleyen ebeveynlerin olmayışı, kendi kararlarınızı verebiliyor oluşunuz... Bunları doğru yönlendiremez ve kontrol edemezseniz, söylemeliyim ki sizi üniversitede bekleyen tek şey zihinsel, duygusal, fiziksel olarak bir yıkımdır. Hemen olmaz ama zamanla, tükendiğinizi hissedeceksiniz:

"Tekrar tekrar söylemekten gocunmadan parayı, zamanı aptalca harcadığımızı ve ardından da zihnin boşuna yorulduğunu bilelim. Kaçırdığımız gerçek zevkleri, gezebileceğimiz müzeleri, okuduğumuzda bize muhteşem fikirler katacak kitapları düşünelim; zekice sohbetleri, arkadaşlarla güzelim yürüyüşleri unutmayalım. Zevk-ü sefayı takip edene düşense mutsuzluk, mutsuzlukların da en acısı olsa gerek..." #51636545

Çevremdeki insanlar çoğunlukla bana -yeni bana- "bu kadar çalışmaya gerek yok, son iki hafta çalışsan aynı notu alırsın zaten" şeklinde eleştirilerde bulunuyor. Ya da sadece ders çalışmak değil, aslında meslek hayatınız dışında bir alana yöneldiğinizde, herhangi bir konuda kendinizi geliştirmeye çalıştığınızda, daha iyi olmak istediğinizde çevrenizden bu türden tepkiler alıyorsunuz, "Ne gerek var ki bu kadar okumaya? Ne gerek var o dili öğrenmeye, o kursa gitmeye? Bu sana nerede lazım olacak?" gibi sorular yöneltiyorlar. Haksız da sayılmazlar... Bir zamanlar biz de sevmediğimiz derslerin hocalarına "Hocam biz şimdi bunu niye öğreniyoruz, nerede kullanıcaz? İntegral iyi hoş da neye yarıyor?" diye sormuyor muyduk? Bilginin değerini onu günlük yaşamda kullanıp kullanamadığımıza göre belirliyorduk ya da doğrudan bir çıkar bekliyorduk öğrendiğimiz her şeyden. Öğrenme işini tamamladığımızda da (!) boş işlerimize koşuyorduk: Molalar.

Kitapta değinilen bir diğer nokta da mola verme usulü. Zihnimizi nasıl dinlendiririz? Zihin ancak başka bir işle meşgul olursa tam anlamıyla dinlenebilir. Ama ben bunu bu kitaptan öğrenmedim. İnşirâh suresinin 7. ayetinin meâlini bilen kişilere de yeni bir yöntem gibi gelmeyecektir:

"Şu halde, bir zorluğu aştığında yılma, başka bir işe giriş!"

Bu yöntem, kullarını kullarından daha iyi tanıyan Er-Rahman ile Kur'an aracılığıyla yıllaar yıllaaar evvel bildirilmiştir. Tabi biz Kur'an'ın Müslümanın günlük hayatını düzenliyor olduğu gerçeğini bir türlü idrak edemeyip anlamadan okuyup yaşamaya devam etsek de... (Ölülerin arkasından okumaya devam.)
Bir işi yaparken ve bitirdikten sonraki tavrımız:
"Sen işi yor, iş seni değil. Her zorluğun beraberindeki kolaylığı gör ve tatil değil tebdil (değiştirme) yaparak bir başka işle dinlen." tavrı olmalıdır. (Mustafa İslamoğlu)


Aynı insanların yaşça daha küçük versiyonları okul hayatlarının başındayken faydalı çabayı hor görmeyi bir sonraki aşamaya taşıyıp bu çabayı gösteren insanlara "inek" lakabını takmışlardır. Buradan eski ben'e ve bu lakabı kullanmayı adet haline getirmiş öğrenci arkadaşlara sesleniyorum: Aklı kullanmak inek veya herhangi bir canlıya emredilmemiştir, İNSAN DIŞINDA.

"Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir."
(Enfâl,22)

"Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (En'âm,32)

Günlük kullanımda yaygın olan, sıradanlaşmış, dizilerde espri mahiyetinde geçen, ilkokula giden çocukların diline anında yerleşebilen bu sıfata (!) bir de bu bilinçle yaklaşırsak bir şeyler değişir diye düşünüyorum.

Bu türden insanların bir diğer özelliği de kendi yaptıklarının yani "boş yapmanın" "hayatı yaşamanın (!)" aslında normal olan olduğuna kendilerini inandırmış olmalarıdır. Kendilerinden o kadar emin konuşurlar ki bazen siz şüpheye düşersiniz, "Acaba hayatımı yaşamıyor muyum?" dersiniz. Yaptığınız işe duyduğunuz motivasyonunuz eksilir. Bununla nasıl başa çıkabileceğimi çözememiştim ki kitapta bizi geriye çekmeye çalışan, çabamızı kendilerince değersiz göstermeye çalışan böyle insanlara karşı tutumumuzun nasıl olması gerektiğini anlatan o cümleye rast geldim:

"Onlarla konuşurken ruh sağlığı doktorunun aklı yerinde olmayan hastasını dinlediği zaman söylenene çok fazla inanmaması gibi dinlemelidir."

İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabını okuyup da "Bu ömür cidden nasıl yaşanıyor? Yolu yöntemi yok mu?" gibi soruları siz de sorduysanız bu kitabı okuduğunuzda cevapları muhtemelen bulabileceksiniz. Hem zihinsel hem duygusal hem fiziksel olarak dürtülerimize, arzularımıza, tembel olma eğilimimize nasıl karşı koyabileceğimiz ayrıntılı bir şekilde anlatılmış. Özellikle sınava hazırlanan,üniversiteye gitmeye hazırlanan ve hal-i hazırda üniversitede okuyan arkadaşların bu kitaba göz atmasını sevgiyle tavsiye ediyorum.
Bu dönemlerde insanın kendini eğitmesi, disiplin kazanması, edindiği yetenekler, biriktirdiği anılar ömrüne yansıyacaktır:

"Yirmili yaşlarda yapılan bu seyahatlerin ilerleyen yaşlarda, sıkıntılı günlerde ne denli güzel hatıralar olarak canlanacağını bilmekte fayda var. Kaçırdıklarımızın arasına paha biçilmez, satın alınamayan güzel sanatları, seyahati vs. uzun kış gecelerinin gerçek hayat dostları olan kitapları, heykelleri, tabloları da ekleyelim." #51636766

Kitapla ilgili, hayatla ilgili söylenebilecek daha çok söz var. Ben kitaptan çok beğendiğim bir alıntı ile yazımı burada noktalıyorum:

"Yüzyılımızda hedefimizi dış dünyayı keşfe ayırdık. Bu keşifler şehvet ve arzularımızın kabarmasına ve sonuç olarak da daha fazla endişeye, sarsıntıya ve üzüntüye sebep oldu. Çünkü dış dünyayı keşfederken iç dünyamızdan olduk. Asıl önemli olan mutluluk kaynağımız zihnî mutlulukları bir kenara bıraktık."

Bizlerin, fiziken, kalben ve zihnen mutlu olan insanlardan olabilmemiz duasıyla...
Selametle.
200 syf.
"ÎRADE TERBİYESİ" JULES PAYOT

Selamlar arkadaşlar.

Insan gerçekten okuduğu hissettiği ve içsellestirdiği bir okuma yaptıktan sonra onun üzerine yazmaya bir heyacan duyuyor
Jules Payot Irade Terbiyesi kitabi da benim için öyle oldu.

Kitap hakkında Cemil Meriç 'te şöyle diyiyor:
"Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim."


Benm kendi düşüncelerim de bu yönde özellikle gençlerin okuması gereken bir kitap IRADE TERBİYESİ...

çalışmayı sevmeyen öğrenmeyi istemeyen gençler ve hatta hayatımızda en önemli kararları alacağımız dönemler için IRADE TERBİYESİ 'ni okuyun derim.

Kitap kişisel gelişim kitaplarının üstünde bir bilgi barındırıyor.
Tamamen hayatımızda neyi nasıl yapmak, kiminle nasıl iletişime geçebiliriz gibi bir çok konuya farklı bakış acısı getiren harika bir kitap diyorum.

Son olarakta IRADE TERBİYESİ 'inde bizlere anlatmak isteğini tek bir cümleyle açıklarsam eğer;

"zaman değişir fakat insanların sorunları zaafları değişmez" derim.

Umarım beğenirsiniz ınceleme tadında verebileceğim kendimce bilgiler bu kadar...

Okuyun Okutun lütfen gençlerimiz ve çocuklarımız için...

Iyi okumalar dilerim.
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
NOT : Tembellerin okuması yasaktır.

NOT : 18 yaş ve üzeri için uygundur :)

Kitapta bizlere yabancı tek bir durum yok. Ya kendimiz yaşamışızdır ya da çevremizden biri. Eminim ki tembelliği yaşamaya devam eden çok insan vardır. Kitaptaki tembellerden sıkça bahsedilmiş. Peki kim onlar?
- Zamanını hiçe sayıp boş boş gezip matah bir şey yaptığını sananlar
- Parasıyla gösteriş yapıp yorulduğunu düşünenler
- Sürekli fuhuş yapanların yaşadığı ' hayat yorgunluğu'
- Okulla ilgili de çok örnek var da bu biraz hepimizin geçtiği yollar gibi geldi bana. Çok da şaaapmamak lazım eski tatlı tembelliklerimizi :)


Kesinlikle insanın iradesi çok önemlidir. Bunu hepimiz biliyoruz. Fakat kitaptaki detaylı ve açıklayıcı anlatım dilimizin ucuna gelenleri dolduruyor. Hele ki kullanılan alıntılar ve benzetmeler çok yerindeydi. Sıkılmadan, soluksuz okudum diyebilirim. Ben hep insanların lise dönemlerinde karakterlerinin şekillenmeye başladığını düşünüyorum. Bence bu kitabı gençliğinin başında olanların öncelikli okuması gerekir. Bilgi doluydu ve okudukça ' tabi yaaa ben bunu gördüm, yaşadım, duydum vs' diyebiliyorsunuz. Tavsiye ederim okuyun. Bir şey kaybetmez belki de çok şey kazanabilirsiniz. İyi geceler :)
94 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitap dört ana bölümden oluşuyor.
Eğitim sisteminin içinde bulunduğu durumu ve öğrenci psikolojisini, insanı başarısızlığa götüren ( isteksizlik ve tembellik,cinsel dürtüler, şehvet, kötü arkadaşlar ve bahaneler) sebepleri ve bunların çözüm yollarını çok iyi tespit eden , çözüm için size bakış açısı sunan bir kitap.

Yazar bu sorunları "Mücadele Edilecek Hastalık" olarak adlandırıyor. Bu hastalıkla mücadele için de egzersizden beslenmeye, uykudan dinlenmeye kadar başarı ve performansı etkileyecek reçeteler ve yol haritası sunuyor.

1894 yılında yazılan kitap aradan geçen 5 çeyrek asra rağmen "öz disiplin" oluşturma adına güzel bir kılavuz.

Benim okuduğum baskı (pdf) 1932 basımı olduğu için dil olarak beni iyice yordu ama hafızamda unutmaya yüz tutan bazı kelimeleri hatırlamış ve yeniden canlandırmış oldum.

İyi okumalar
200 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Jules Payot'un 1909 yılında kaleme aldığı bu esere günümüze ışık tutmuş, kılavuzluk etmiştir adeta.
Bir insanın, hayata dair nasıl mutlu, başarılı olacağına dair ne, nasıl ve neler yapmamıza dair İrade, azim ve kararlılık adı altında bizlere yön vermiştir. Aslında bildiğimiz şeyler ama yazar bildiğimiz şeyleri farklı açılardan ve nasıl yapacağımıza dair bilgiler vermekte.
Son olarak sağlam ve güçlü bir irade sahibiysen herşeyin üstesinden gelirsin. Açıkcası kişisel gelişim kitapların vs.. şeylerin insana kattığı bir artısı olmadığı kanaatindeyim.
343 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10 puan
.
Yüzyıllar önce yazılmasına rağmen güncel bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Gelişim sağlamayı hedefleyen pek çok kitap da olduğu gibi problemler güzelce analiz edilmiş ama ne yazık ki somut çözüme ulaşamamış.
.
Buna rağmen güzel bir analiz kitabı olduğunu söyleyebilirim.
.
208 syf.
·4 günde·5/10 puan
Herkese merhaba.

Birçok okur, bu kitabı neden kesinlikle okumamız gerektiğiyle ilgili görüşlerini ayrıntılı biçimde belirtmiş, ben bu yazımda aksi yönde eleştirilere yer vereceğim.

Öncelikle kitabı Flipper Yayınlarından okudum. Bugüne değin okumakta bu kadar zorlandığım başka bir çeviri olmadığını üzülerek söylemeliyim. Anlamsız, eksik cümleler ve anlatım bozuklukları da cabası.

Kitap 208 sayfa ve beş bölümden oluşuyor. Anladığım kadarıyla ilk bölümde yazar şunu ifade etmek istemiş. "Bak canım, sen yirmi dört saatinin üçte birini entelektüel olmaya harcıyorsun ancak hiçbir halt etmiyorsun. Her şeyi öğreneyim derken aslında hiçbir şey öğrenmiyorsun. Bir şey hakkında her şeyi bilmeye çabalamak yerine her şey hakkında bir şeye odaklanıyorsun."

Çoğu yerde eleştirmekle kalıp, öneri sunamıyor. "Evet. Ama nasıl?" sorusunun cevabını bulabilmek adına kitabın son sayfasına kadar büyük bir dikkat ve titizlikle okudum ama cevabı hakkında pek tatmin olmuş sayılmam.

Yazarımız kendi tezini öne sürmeden evvel bir fikre karşı argüman üretiyor daha sonra da o fikri çürüttüğünü iddia ediyor. Tezinin sağlam olması için kendi fikrini bertaraf etmesi gerekiyor ama birçok yerde antitez daha başarılı görünüyor. Örneğin, karakter değişir, insan yedisinde ne ise yetmişinde de o değildir demek istiyor ama kitapta yer verdiği Kant ve Schopenhaur'un "Karakter değiştirilebilir olsaydı insan gençlerden çok yaşlılarda daha fazla erdem bulurdu." antitezlerine karşı kendi tezi havada kalıyor.
Dönemin şartlarına göre anlaşılabilir olsa da kadınlardan nefret ettiğini düşündürecek kadar aşağılayıcı üslubu beni rahatsız etti. Böyle düşünmemin kadın olmamla ilgisi yok çünkü bir erkek olsaydım da rahatsız olacağıma eminim. İradesi zayıf biri olmamama rağmen iradesiz insanlara karşı kullanılan üsluptan da hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

"Evet doğru söylüyor, böyle yapmak lazım" dediğim kısımlar bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar azdı. Fikirlerin büyük çoğunluğu bildiğimiz şeyler, uygulama noktasında da bu kitabın motive edici bir yanını bulamadım.

Yani ki, kitabın sonunda Ali Fuat Başgil'in dediği gibi "Ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi" falan demedim. Başgil'in Gençlerle Başbaşa eseri bana göre bu konu hakkında okunabilecek çok daha iyi bir yapıt.

Hülasa, bu kitap beni kesinlikle tedavi eder, tedx konuşmaları kadar motive eder gibi bir yaklaşımınız varsa aman ha benden söylemesi! İlle de okuyacağım diyorsanız da muhakkak başka bir çevirisinden okumalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jules Payot
Unvan:
Fransız Eğitimci, Yazar
Doğum:
Chamonix-Mont-Blanc, Fransa, 10 Nisan 1859
Ölüm:
Aix-en-Provence, Fransa, 1939
Payot 1859 yılında Chamonix'te doğdu. Eğitim ve akademik kariyeri hakkında çok az şey biliniyor; bununla birlikte bazı kaynaklar onu, örgün eğitimde lider bir figür olarak ortaya koymaktadır. 1907'de Aix-en-Provence'daki Aix-Marseille Üniversitesi'nde rektörlüğe atandı. Payot 1939'da öldü.

En ünlü kitapları arasında 1909'da yayınlanmış olan ve sonradan birçok dile çevrilen Éducation de la volonté (İrade Terbiyesi) vardır.

Yazar istatistikleri

  • 536 okur beğendi.
  • 12,5bin okur okudu.
  • 1.808 okur okuyor.
  • 8,3bin okur okuyacak.
  • 586 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları