1000Kitap Logosu
Henry James

Henry James

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
3.034
Okunma
185
Beğeni
9bin
Gösterim
Unvan
Amerikalı Yazar
Doğum
New York, ABD, 15 Nisan 1843
Ölüm
Londra, İngiltere, 28 Şubat 1916
Yaşamı
1843'te New York'ta doğdu. Babası dönemin önde gelen dinbilimci ve filozoflarındandı; ağabeyi William da tanınmış bir filozoftu. New York'ta başladığı eğitimine Londra, Paris ve Cenevre'de devam etti. 1862'de Harvard'da Hukuk Fakültesi'ne girdi. 1865'ten itibaren dergi ve gazetelerde kısa hikayeler yazmaya başladı. 1875'te bir seneliğine Paris'e taşındı, burada Flaubert, Turgenyev ve dönemin ünlü yazarlarıyla tanıştı. Ertesi yıl Londra'ya geçti, 1915'te İngiliz vatandaşı oldu ve 1916'da öldü. Kısa hikayeler, oyunlar, eleştiriler, seyahat kitapları ve özyaşam öyküsü dışında yirmi roman yazdı. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında edebiyat eleştirileri, romanlar ve kısa hikâyeleri ile ünlendi. Ana tema olarak insan bilincini işleyen James, hayatın çoğunu Avrupa'da geçirdikten sonra, ölümünden kısa bir süre önce İngiliz vatandaşı oldu. Psikoloji biliminin kurucularından sayılan William James'in kardeşidir. The Ambassadors, Daisy Miller, The Turn of the Screw ve Portrait of a Lady gibi klasik eserleri bulunmaktadır. Eserlerinden Bir Kadının Portresi'nin sinema uyarlamasında ünlü aktrist Nicole Kidman başrolü oynamıştır. Romanlarında çoğunlukla kadına ve kadınların iç dünyalarına göndermelerde bulunmuştur. Eserlerinde resim kullanmayı sevmez.
Yürek Burgusu
Okuyacaklarıma Ekle
Daisy Miller
Okuyacaklarıma Ekle
Ustanın Dersi
Okuyacaklarıma Ekle
Geçmişin İzi
Okuyacaklarıma Ekle
Washington Meydanı
Okuyacaklarıma Ekle
Halıdaki Motif
Okuyacaklarıma Ekle
Pandora
Okuyacaklarıma Ekle
Ormandaki Canavar
Okuyacaklarıma Ekle
Tutkun Seyyah
Okuyacaklarıma Ekle
765 syf.
·
9/10 puan
Henry James’in 1881’de yayımlanan başyapıtı Bir Kadının Portresi, babasının ölümünden sonra Amerika’dan İngiltere’de yaşayan teyzesinin yanına taşınan Amerikalı genç bir kadının hikayesini anlatıyor. Bu kahramanın hikayesiyle James, önce Amerikan ve İngiliz kültürlerini, yaşam tarzlarını karşılaştırıyor. Roman boyunca alt metin bu olacak sanıyorsunuz ancak kurgu ilerledikçe yazar, özgürlüğü, sorumluluğu, toplum baskısı ve beklentileri ile kişisel özgürlüğün çatışmasını hayranlık uyandıracak denli gerçekçi bir şekilde sorguluyor. James, hem kadın hem erkek psikolojisini çok iyi gözlemlemiş bana göre; romandaki psikolojik tahliller çok başarılı ve buna keza karakterlerin her biri oldukça derinlikli oluşturulmuş. Kadın-erkek ilişkilerindeki dinamiklerle ilgili tespitleri de çok yerinde ve oldukça evrensel ve zamansız. Biraz durgun başlasa da ilerledikçe ilgimin giderek arttığı ve çok büyük zevkle okuduğum bir kitap oldu. Kurgu içinde yer yer yazarın serpiştirdiği gizemle okurda uyandırdığı merak duygusu ve bu gizemlerin yavaş yavaş aralanması, bunun yapılırken klasik romanda modern romanın esintilerini görmek de çok hoşuma gitti. Kızım olsa mutlaka okumasını istediğim kitaplardan biri olurdu Bir Kadının Portresi. Edebi açıdan da okunması gereken bir klasik. Çok ama çok sevdim
Bir Kadının Portresi
Okuyacaklarıma Ekle
90 syf.
" Zaman, hayal ettigin hayatı yaşamaya başlama zamanıdır."
Henry James
Henry James
İlk kez tanıştığım bu yazar kimdi? " Kimilerine göre modern romanın gerçek kurucusu olan, iç monolog tekniğini ustalıkla kullanan Amerikalı doğan İngiliz ölen evrensel yazar." Kitapları birçok kez filme uyarlanmış, hatta Nicole Kidman oynamış ancak Türkiye'de bu kitap Everest açıkhava yayınları tarafından ilk kez çevrilmiş. Hayrete mucip... Kitabın konusuna gelecek olursak, öykünün isimsiz anlatıcısı bir edebiyat eleştirmeni, günün birinde en sevdiği yazar hakkında bir yazı kaleme alıyor ve bir süre sonra bu yazar ile karşılaşıyor. Tanışma esnasında aslında şunu fark ediyor ki bu yazarın Yapıtının Özünde GİZEMLİ bir şey var. Bunu çözmek eleştirmenin hayatının saplantısı haline geliyor. Hemde nasıl bir saplantı. "Sonsuza dek takıntıma hapsedildim. Zindancılarım anahtarlarını alıp gitmişlerdi." der kitapta. Çeviriden mi bilmem ama zor bir anlatımdı. Kitap kapılarını açmadı bana. Yaşasın kutsal cuma..... Kitapla kalın.... youtu.be/u2bigf337aU
Halıdaki Motif
5.0/10 · 58 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
166 syf.
·
1 günde
~89° | Yürek Burgusu
Merhaba. Bu kitabın incelemelerinden de anlaşılabileceği üzere pek çok kişi bu kitabı sadece bir korku romanı olarak ele almış ve bu şekilde okumaya kalkışmış. Aynı hataları Jane Austen'ın
Gurur ve Önyargı
Gurur ve Önyargı
'sını sadece bir aşk romanı ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın
Gulyabani
Gulyabani
'sini de sadece bir korku romanı olarak ele alarak yapmışlardı. Oysa bahsettiğim kitaplar gibi ''klasik'' olarak nitelendirilebilecek kitaplar yazıldıkları dönemler göz önünde bulundurularak ve aslında alt metinlerine ulaşılmaya çalışılarak okunmalı. Örneğin bu kitap ürpertici bir hikâyeyi ele alıyor, ki pek çok kişiye göre ürpertici bile değilmiş, ama aslında dikkati çekmesi gereken nokta
Henry James
Henry James
'in yüreğe işleyen üslubu ve karakterlerinin iç dünyalarına yönelik çözümlemeleri, yani karakterlerinin psikolojik durumlarını yansıtışı olmalıydı. Bu kitabı satın almadan önce iki tane diziyi inceledim. İlki Türkiye İş Bankası Yayınları'nın Hasan Âli Yücel Klasikleri Dizisi ve diğeri de İthaki Yayınları'nın Karanlık Kitap Dizisi. Bu tür karşılaştırmalarda her zaman Türkiye İş Bankası Yayınları'nı tercih etmenin daha uygun bir tercih olduğunu düşünüyorum. Konusuna gelelim. Genç bir kız Flora ve Miles isimli iki çocuğun bakımını üstlenmek üzere Bly'a gidiyor. Bu genç kız çocukların alışılmadık davranışları olsun, kendisinin çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerde gördüğü ve aslında öldükleri iddia edilen kişileri görmesi olsun, kendisini tuhaf bir olaylar silsilesi içerisinde buluyor. Kendisini bu tuhaf olaylar silsilesinin ardında yatan gizemi çözmeye adıyor. Okurken daha çok Henry James'in anlatımını inceledim. Kendisi karakterlerinin iç dünyalarını aktarabilmek adına ''yansıtıcı bilinç'' adlı bir yöntemi uyguluyor. Kitabın başında birbirlerine ürpertici hikâyeler anlatan bir grup genç var. Bu gençlerden biri yukarıda konusuna değinirken ''genç bir kız'' olarak nitelendirdiğim kadının ölmeden hemen önce başından geçenlerden bahsettiği kitabını ona verdiğini açıklıyor ve o da bu kitabı alıp arkadaşlarına okumaya başlıyor. O okumaya başladıktan sonra bir daha kendisini görmüyoruz. Çünkü o kitabın içerisine giriyoruz ve her şeyi o genç kızın gözünden ve dilinden yaşamaya başlıyoruz. Yansıtıcı bilinç budur. Gurur ve Önyargı ve Gulyabani'ye yazdığım incelemeleri de okuyabilirsin. Gurur ve Önyargı: #107469378 Gulyabani: #139150086 Ayrıca bu kitabı temel alan 2020 yapımı bir dizi var. ''The Haunting of Bly Manor'' adlı bu diziyi kitabını okumadan önce izlediğim için zaten yaşanacakları az çok biliyordum. Dizisini izlerken ilk birkaç bölümde ürperdiğimi itiraf edebilirim ama dediğim gibi kitabında ürperticiliğe odaklanılmamış. imdb.com/title/tt10970552/ Keyifli okumalar!
Yürek Burgusu
6.7/10 · 1.136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
280 syf.
·
13 günde
·
Puan vermedi
“Ormandaki Canavar” filmi Henry James ile tanıştığım nokta oldu. Film Henry James’in aynı isimli öyküsünden uyarlama, danslarla bezeli bu filmi listenize ekleminizi öneririm. Henry James olay öyküsü değil de durum öyküsü anlatmakta ve yazıları bol bol betimleme içermektedir. James için yaşamanın, dış dünyada geçen olaylara dahil olmak değil de duygu etkileşimi içinde olma durumu olduğu söylenir. Özellikle “Ormandaki Canavar”da bu durum daha belirgin. Düşle gerçek arasında düşüncelerle ilerleyen olayın yer almadığı bir eser. James’in özelliklerini çok iyi sergilediği öyküsü olarak kabul görür. Yaşamın belirsizlikleri, karmaşıklıkları, çelişkileri ve çıkmazlarının anlatıldığı Avrupa’daki Amerikalıların hayatı temel tema olarak düşünülebilir. Avrupalılar ve Amerikalıların kültürel, sosyal yapıları, yaşam tarzları ve kişiliklerin oluşmasında etkili olan toplum yapıları bizlere sunuluyor. Net bir kıyaslama olmasa da dönemin koşulları hakkında okuyucu bilgilendiriliyor. Ayrıca Henry James’in Avrupa hayranlığı da vurgulanıyor ki yaşamının bir kısmı da Avrupa’da geçmiştir. Daha detaya inildiğinde insanların ikili ilişkileri, ilişkilerde edindikleri roller iredeleniyor. Herbir öyküde farklı bir anlatım dili benimseniyor; günlük yolu, özyaşam öyküsü, görgü tanığı ile anlatımı kullanıyor. Amacı, en gerçekçi şekilde okuyucuya duygu ve düşünceleri aktarabilmek. Öyle işte, bitirdiğinizde “ben ne okudum?” yorumu yaptıracak güzel bir eser, önerimdir.
Henry James
Henry James
Kısa Romanlar Uzun Öyküler
Okuyacaklarıma Ekle
144 syf.
·
5 günde
·
6/10 puan
Kitap ilk başlarda mükemmel diyebileceğim bir şekilde başladı ama sonlara doğru yazar hikayeyi o kadar hızlandırmış ki asla sindiremedim ve hikayenin zevkini çıkaramadım. Hikayenin yarısından sonra yazar bitse de gitsek düşüncesiyle yazmış gibi. :( Kesinlikle dizisi kitabından çok daha keyifli.
Yürek Burgusu
6.7/10 · 1.136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
165 syf.
·
20 günde
·
Puan vermedi
Kitabın ilk bölümlerini bir hevesle merak ederek okudum.Ancak hikaye bir türlü ilerleyemiyordu. Bir gizem, bir belirsizlik... Kim hayal ,kim gerçek çözümlensin diye beyhude bir bekleyiş... Sürekli psikolojik duygu durumu okumak çok bunalttı. Kitabın dizisi varmış meğer.Hikayedeki boşlukları orada doldurmuşlar.Filmi izlerken bile bir müddet kitabın kasvetinden kurtulamadım:) 1001 kitaptan
Yürek Burgusu
6.7/10 · 1.136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
256 syf.
·
Puan vermedi
Çirkin Örümcek Yavrusu
Catherine karakteri ile Henry James'in çirkin ve zengin bir kadının -yani çirkinliğine rağmen insanların etrafında olması için bir sebebin olduğu kadınların.Bu çirkinliği bir genelleyişi de kapsıyor,anlatılana göre Catherine'in çirkinliği,yüzünün estetik durmayışından ibaret değil,aynı zamanda herhangi bir ''kadınsı'' özelliğe de sahip değil.Cilveleşebilmekten ve erkekleri etkileyebilecek herhangi bir yetenekten söz ediyoruz burada.Babası tarafından beceriksiz olduğu gerekçesi ile aşağılanırken,çoğunlukla annesinin kadınsı özelliklerine atıf yapılıyor.Gerçek bir yoksunluktan değil,istenen şeylerin yokluğundan aşağılanıyor kısaca.- toplumsal konumunu mikro düzeyde kusursuz anlatmış bence.Bu konuda,bu kitabın üstüne bir şey yazılması gerektiğini düşünmüyorum.Avrupa seyahati dışında tek mekan ve tek mekanın da tüm imkanlarını sonuna kadar kullanıyor Henry James.Nitekim başlıkta Washington Meydanını gördüğümüzde,kitabın bir evden bir meydana bakış ile geçeceğini daha en baştan anlayabiliriz. Doktor Sloper'ın kızına bakışının bu denli sorunlu olmasının sebebi kıyaslamasının,Catherine'in annesinin iyi özellikleri üzerinden olmasından kaynaklanıyor.Bu iyi özellikler annenin merhum olmasından kaynaklı abartılırken,kötü özellikler de zaman içerisinde ölümünün ardından yas tutulan her kişide olduğu gibi siliniyor. Catherine'in yarışması gereken kişinin ölü olması,ilkin babasının,annesini kafasında yarattığı tasavvuru nedeniyle çetinken bir de annenin hata yapma imkanın olmaması,ölü sabitliği devreye giriyor. Ölü yaptığıyla kalır,yapacağı iyi de kötü de bir şey kalmamıştır başka. İki şey kıyaslanırken,birinin yücelişi diğerinin dibi görmesine bağlıdır. Burada ölü eşinin,Sloper'ın gözünde neden bu kadar değerli olduğunu bir kez daha kavrıyoruz. Catherine annesi ile kıyaslanırken,annesi de Catherine ile kıyaslanıyor. Catherine'in çirkinliği annesinin daha da güzel gözükmesini olanaklı kılıyor. Babası annesini olduğundan da güzel hatırlamaya başladıkça da Catherine'e yapılan haksızlık artıyor. Üstüne bir de annesinin mirasının Catherine'e kalmış olması binmesin mi...Catherine annesinin yerine geçmiş olduğu hissini yaratıyor babasında böylece. Mirasın ona geçmesiyle,eşinin yaşam hakkı,kızına geçmiş gibi geliyor Sloper'a. Bu da kimin yaşamayı daha çok hak ediyor olduğu sorusunu doğuruyor onda pek tabii. Sorunun cevabı da,ölü olan taraftan yana olduğunda aşağılamaların şiddeti gitgide artıyor. Catherine'in neden genç bir aylağa gönlünü kaptırdığını anlamak da kolaylaşıyor anlayacağınız üzere. Sevilme umudu,daha önce de sık sık değindiğim ''mucizevi kurtarıcı'' tiplemesiyle birleşiyor. Catherine'in babasının aşık olduğu adamı istemeyişini de bu yıllardır süre gelen kendisini annesiyle kıyaslamasından kaynaklanan,ona hiçbir şeyi hak görmeyişi ile bağlantılı görmesi çok makul. Eğer o delikanlı,gerçekten Catherine'e aşık olsaydı da onu istemeyecekti ve miras için onunla evlenmeye çalıştığını söyleyecekti. Catherine de bunun farkındaydı ve yaptığı hataların birçoğuna da babası sebep oldu. Kaldı ki kitabın ilerleyen bölümlerinde ölen babasını ve Townsend'i - parası için ona aşıkmış gibi yapan yakışıklı,hovarda genç- zihninde aynı çekmecede saklıyor. Eş ve baba kontrolü kadın için birbirinden farksızlaşıyor. Şöyle anlaşılabilir bunun nedeni; İkisinin de kendisi hakkındaki gerçek düşüncelerinden habersiz ve ikisinin daha önce ağızlarında saklıyor oldukları bakla,çıkarları tehdit altında olduğunda ya da elde edecekleri bir şey olduğunda ortaya çıkıyor. Çıkarlarına bu düşkünlükleri,kendisi hakkındaki düşüncelerinin aynılığı ve bunları öğreniş biçimi aynı ve sonucunda hissettiği şey de sandığı ile gerçeklik arasındaki uçuruma baktığında yaşadığı dehşet olduğu için ikisi de aynı yerde duruyor. Aynı hayal kırıklığını ona yalnızca,kendisini sevmeyenler de yaşatmıyor. Penniman da,Catherine'in evlenmesi durumunda babasının mirasını ona bırakmayacağını söylemesi ile Catherine'in bunu umursamaması ve Morris ile kaçmayı planladıklarında,Catherine'in Morris'e babasının mirasını bırakmayacağını söylediğinde olanları Morris ve Sloper ile aynı düşünce yoluyla karşılıyor. Morris'in borçları var ve yalnızca Catherine'in annesinden kalan miras ile yetinecek de değil.Bu yüzden Catherine'in ona gelip kendisini kaçırmasını söylediği saatte gelmiyor,ülke dışına kaçıyor. Penniman ise Morris'in Catherine ile sırf parası için evlenmek istediğinden haberdar. Babasının mirası ona bırakmayacağını öğrendinde Morris'in evlenmekten döneceğinin de bilincinde. Yani o da Catherine'e bir erkeğin gerçekten aşık olabileceğini düşünmüyor,onun iyi bir evlilik yapabilmek için parasını kullanması gerektiğinden de emin. İşte bu Catherine'in umutlarına inen darbelerin en sonuncusu oluyor. Onun iyiliğini isteyenler,onu sevenler de onu hor görüyorlar.İyiliğini umut etseler de,bunu ona vermeyeceklerini de biliyorlar. Catherine'in nakış işinde çok iyi olması da elbette ki rastgele eklenmiş bir detay değil. Nakış işinde usta olmasıyla onun bir örümcek olduğunu kast ediyor Henry James. Washington Meydanına bakarak,örgü örmekle yetineceğini.Sessiz,nemli mağara kuytularında AĞLARINI ÖRMESİ gerektiğini.Onun avlanabilmesinin tek yolunun,kendine uygun olan yoldan gitmesi olduğunun herkes farkında. Sıradan bir hakikat olarak kabul görüyor,eserin yazarı dahil herkes onun bir örümcek olduğu. Sonunda da,üzerinden yılar geçse de tek bir noktada Washington Meydanına bakan malikanede örgü örerek hayatını sürdürüyor. Yıllar sonra Morris benzer vaatlerle yeniden geliyor. Babasının mirasından olmaması için,o gece kaçtığını..yani onun iyiliğini istemiş olduğunu ve evlenmelerini,sıfırdan temiz bir sayfa açmalarını söylüyor. Örümcek ise ondan beklenen kör gözlerle - karanlık bir mağarada gözlerin gelişmeyeceği düşünüldüğünden.Ki öyleydi de,ışığa çıkıp zorlanarak da olsa gözleri açılana kadar. - yeniden onu içeri alacak gibi davranıyor. Yılların ardından hala hiçbir şeyin değişmediğini gören örümcek,tiksintiyle mağaranın girişini kapıyor. Bir daha da açılmamak üzere. ...
Washington Meydanı
6.9/10 · 90 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.