8,0/10  (33 Oy) · 
78 okunma  · 
28 beğeni  · 
2.496 gösterim
Huxley , Ada'da Batı'nın bilimsel-teknolojik üstünlüğüyle Doğu'nun bilgeliğini ustaca kaynaştırırken, özgür ve mutlu bir yaşamın çıkış noktası olarak bu sentezi gösterir. Düşsel ada Pala'da bireyler sınırsız bir düşünce özgürlüğü içinde yaşarlar; yeteneklerini ve yaratıcılıklarını alabildiğine geliştirme şansına sahiptirler. Mutluluk da bu sınırsız özgürlükten kaynaklanır.

Savaşların, kişisel ve toplumsal yıkımların, demografik baskının, amansız rekabetin, yeryüzünü çılgınca saran tüketim tutkusunun, yozlaşan insani değerlerin yol açtığı kozmik umutsuzluğun karşısına umudu, barışı ve sevecenliği koyar Huxley Ada'da. Budist Palalılar için asıl amaç, gerçek dünya ile kendileri arasında duyular yoluyla uyumlu bir ilşki kurmaktır. Beş duyunun yarattığı sınırsız algılama biçimleri insanın benliğini aşmasını sağlar. Bu yüzden, sevişme töresi el üstünde tutulur Pala'da.

'... Ada belki de Huxley'in en karamsar yapıtıdır. Hırsın, kitlesel iletişimin, petrole doymak bilmeyen taşımacılığın, nüfus artışının, yerleşik düşmanlıkların yoğunlaştığı bir dünyada, Pala'da, özgürlük ve mutluluk vahası'nda yaşayan barışçı ve işbirlikçi bir toplumun var olma şansının ne kadar az olduğunu gösteren Huxley'in keskin gözlemini yansıtır...'

Distopik Kitaplar Serisi Vol 4

Aldous Huxley'in son romanı olan Ada. Değişik bir kurguya sahip zihni çatlatırcasına yoran bir kurgu. Endonezya takım adaları bölgesinde bulunan ama aslında gerçek dünyamızda bulunmayan bir adadır Pala. Dış dünya ile bütün bağlantılarını kesmiş, adete kapalı bir bölgedir. Tabi bu kapalı oluşu ile yönetim olarak da farklıdır dünya ülkelerinden. Doğayı insanların mutlu olmasına yetecek kadar hırpalar Pala. Çünkü bilir ki doğayı helak edersen, doğa da seni helak eder. Mesela ağır sanayi ve yoğun silahlanma işine girişmez Pala. Hatta bir ordusu bile yoktur. Hâliyle diğer devletlerin gözleri Pala'nın zengin petrol yataklarından hiç ayrılmaz. Hikayemizde burda başlar. Gazeteci William Farnaby, Pala'nın petrol yatakları hakkındaki fikrini öğrenmek için adaya çıkacak bir vesile bulur. Belli bir süre Pala'da kalarak onların hayat tarzını öğrenir. Batı'nın bilimsel verileriyle Doğu'nun bilgeliğe dayanan yaşam felsefesinin harmanlandığı yerdir Pala. Öğrencilere ilk başta doğayı algılamayı öğretirler. Buda'nın tanımladığı öz varlığını hissetme yolunu uygularlar. Buda insanlara acının var olduğunu gösteriyor, ama bunun yanında gösterdiği başka bir şey daha vardır; o da bu acının son bulacağı. Meditasyon ve mokşa ilacı ile aralanan sonsuz algı kapıları ve Parlak Işığa ulaşma ile acıdan sonsuza kadar arınmak. Huxley'in burada bahsettiği mokşa ilacı aynen Cesur Yeni Dünya kitabındaki soma ilacını anımsatır. Zaten Algı Kapıları (Cennet ve Cehennem) kitabında Huxley gerçek hayatta meskalin maddesi ile bir deneyim yaşayarak algı kapılarının açılması üzerine baya emek sarf eder. Huxley'in böyle bir ilaç üzerinde aşırı şekilde durması gerçekten dikkat çekicidir. Herhalde sonsuz güzelliğiyle karşısında duran bu evren kendisine yetmemiştir. Pala'ya dönecek olursak yurttaşlarının en uyumlu ve huzurlu şekilde yaşaması için onları kendilerine uygun meslek hayatlarına yönlendiriyor. Karşılıklı Evlâd Edinme Kulübü (KEEK) sayesinde bir çocuk bu kulübe üye yirmi aile içinde dönüp dolaşıyor, yirmi tane anne ve yirmi tane babası oluyor. Bu ve benzeri daha bir çok ilginç uygulama var Pala'da.

Kitap Budizme ait konuları işlediği için ve de dünya düzeninde eleştirdiği konular da eklenince zihin yorucu oluyor. Ama William Farnaby'nin adadaki macerası, dış devletlerin Pala üzerindeki planları merak uyandırıyor insanda. Kitabın zihni yoran konularına rağmen, kitabın sonunda ne olacağını merak ettirip kitabı elinizden düşürmüyor. Normalde ütopik bir eser denilebilecek Ada'yı, uygulanması hayli zor ve bazı insani ahlak kriterlerine uymayan yönlerinden dolayı distopik olarak tanımlıyorum. Ama okuması gayet keyifli bir distopya.