Adı:
Ada
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
314
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392677
Orijinal adı:
İsland
Çeviri:
Seniha Akar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Ada
Ada
Ada
Huxley , Ada'da Batı'nın bilimsel-teknolojik üstünlüğüyle Doğu'nun bilgeliğini ustaca kaynaştırırken, özgür ve mutlu bir yaşamın çıkış noktası olarak bu sentezi gösterir. Düşsel ada Pala'da bireyler sınırsız bir düşünce özgürlüğü içinde yaşarlar; yeteneklerini ve yaratıcılıklarını alabildiğine geliştirme şansına sahiptirler. Mutluluk da bu sınırsız özgürlükten kaynaklanır.

Savaşların, kişisel ve toplumsal yıkımların, demografik baskının, amansız rekabetin, yeryüzünü çılgınca saran tüketim tutkusunun, yozlaşan insani değerlerin yol açtığı kozmik umutsuzluğun karşısına umudu, barışı ve sevecenliği koyar Huxley Ada'da. Budist Palalılar için asıl amaç, gerçek dünya ile kendileri arasında duyular yoluyla uyumlu bir ilşki kurmaktır. Beş duyunun yarattığı sınırsız algılama biçimleri insanın benliğini aşmasını sağlar. Bu yüzden, sevişme töresi el üstünde tutulur Pala'da.

'... Ada belki de Huxley'in en karamsar yapıtıdır. Hırsın, kitlesel iletişimin, petrole doymak bilmeyen taşımacılığın, nüfus artışının, yerleşik düşmanlıkların yoğunlaştığı bir dünyada, Pala'da, özgürlük ve mutluluk vahası'nda yaşayan barışçı ve işbirlikçi bir toplumun var olma şansının ne kadar az olduğunu gösteren Huxley'in keskin gözlemini yansıtır...'
374 syf.
Bu adam gerçekten deli.

Günümüzde olsa 46 raporu verip elini kolunu bağlar tımarhaneye kapatırlar ya da zararsız diye halkın içine salarlar.
Adam insan kudretinin farkına varmış gibi görünüyor ve bunuda alenen söylemekten hiç geri durmuyor. Cadı avcıları tarafından yakalanıp Engizisyon mahkemeleri tarafından yargılanıp diri diri yakılmaması ya da cilalı giyotin ile başı gövdesinden ayrılmaması büyük şans doğrusu. Adam deliliğin dibine vurmuş yalayıp yutmuş üstüne hazımsızlık çekip ağız yoluyla insanların üstüne kusmus desem yeridir. Bilindiği üzere spoiler vermiyorum bu kitap içinde bu alışkanlığımı değiştirmeyeceğim.

Günümüzde söylenceler söyleyen kişinin mevkisine göre değer kazanıyor maalesef. İnsanların gözünde değerimiz kadar dinlenip değer veriliyor söylediklerimiz. İster deli olun ister aptal olun söylediklerimizin bir anlam kazanması dinleyenlerin bize olan tutumuna göre değişiyor. Objektif yaklaşımların neredeyse yok olduğu günümüzde yerimizi insanların gözünde işe yararlığımız belirliyor. Hal böyleyken çoğu zaman içimize atıyoruz bütün düşüncelerimizi, duygularımızı çünkü değersizlik duygusu ile yanıp kül olmaktansa hiç konuşmamayı bir görev bilip yüreğimizi dağlıyoruz. Sonra da ya şair oluyoruz ya da deli. Aslında düşünüyorumda herkes birbirini anlasa değer verse, ön yargılarını halı altına süpürüp sonra da domestosla yıkasa üstüne bir de arap sabunu ile cila çekse ne şair çıkardık ne de deli olurduk. Çok monoton kabul ediyorum ama hiç yaşamadık ki nereden bileceğiz nasıl olduğunu.

Düşünsenize hiç kimse tarafından ön yargıya maruz kalmadan güllük gülistanlık bir hayat sürüyoruz, pardon ya bu başka bir parelel evrende ki dünyanın konusu çünkü burada öyle dünya yok.
Okuyan herkese teşekkür ediyorum. Okumadan beğenenleri de vişneli votkaya havale ediyorum.

Edit: Bu incelemeyi 3.yazışım. Her seferinde bir sorun çıktı ve silindi. Yazarken hiç bir hayvana zarar vermedim ama kendi iç sesimle kavga ettiğim doğrudur. Her yazışımda kelime eklenmiş ya da çıkmış olabilir.

Not: Duygularınızı bağrı yanık at gibi söylemekten kaçının. Unutmayın ki en büyük handikap merak uyandıran şeylerdir.

Not not: Temenni etmeyin, temenni olun çünkü herkes temenni eder asıl mesele temenni olmaktır. Yani çare olun, çözüm ısmarlamayın, gidin kendiniz alın, eliniz ayağınız tutuyor nihayetinde.

Not not not: Her şeyin bir zamanı yok arkadaşım, öyle diye diye saçımız sakalımız ağardı. Seviyorsan git konuş seni tutanmı var. Sen konuş o ister dinlesin ister sevmesin, dinlemesse ekime, sevmezse kasıma, hem dinlemez hem sevmezse, cehennemin en lüks suitine kadar yolu var.

Kendime not: Fizyolojik tepkimelerinin işlevselliği nöropsikolojik duygu durumunun bir yansımasıdır. O ince çizgiyi geçersen kendini sen bile durduramazsın.
314 syf.
Dile benden ne dilersen!
Bir dilek hakkınız var, ne dilerdiniz?

Bekleyin, şöyle bir gözünüzü kapatın, içinde yaşadığınız, uyum sağladığınız Düzen’i bir düşünün.

Paranın yegane ve en esas güç olduğu dünyadayız. Zenginlerin; sahibi olduğu -oysa bir kez doğduysak, doğal olarak bizim de ortakçı ve en az kendileri kadar haklara sahip olmamız gereken- dünyayı; daha da zengin olabilmek için kendi lehlerinde nasıl döndürdüklerine duyarsızca şahitiz.
Savaş çıkarıp; silah satan,
Hastalık çıkarıp; ilaç satan,
Kaos çıkarıp; o yerlerin, -medeniyet götürme bahanesiyle(!)- petrolünü ve envai para eden neleri varsa hepsini cukka eden,
sömürgeci modern parazitlerin başını çektiği dünyadayız.
Din kılıfıyla insanların hunharca katledildiği ve kolayca hizaya getirildiği,
Hak arayışı kılıfıyla terör estirildiği,
İnsan hakları, demokrasi, hümanizm nidalarıyla çocukların zengin çocuklarına köle olarak doğduğu, tabularla doğamıza uygun davranışların bastırılıp daha sonraları sapkınlıkla ve vahşilikle ortaya çıktığı bir dünyadayız.
Kimi yerlerin obeziteyle sınandığı, kimi yerlerin ise açlıktan can çekişip başında akbabaların kendilerinin son nefesini vermesini beklediği bir dünyadayız.
Kendi ülkesini ve halkını paraya, lükse ve kadına satan kralların olduğu,
Paranın olmadığı ama buna karşın tüketim çılgınlığının had safhaya ulaştığı,
Depresyonun gırla, huzurun hiç olduğu bir dünyadayız.
Dünyanın, kendisinin bile insanlar daha doğmadan bölüştürüldüğü, insanların yokluğa doğduğu bir dünyadayız.
İntiharların arttığı, komşuluğun bittiği, medyanın yalanı essah gibi konuştuğu, insanların gelecek endişesini; kendilerini sömürenlerin kölesi olabilirlerse giderebildiği bir dünyadayız.
Çocukların geçim derdine ortak edildiği,
İnsanların, en temel hakkı olan barınma ihtiyacını, aylığının yarısıyla zar zor karşıladığı,
Para için çıkarılan savaşlardan kaçan insanların -çoluk çocuk farketmeksizin- bu kaçma esnasında öldüğü,
Doğa’nın genetiğiyle oynandığı,
Bilimin etik olmayan biçimde kullanıldığı,
İnsana; insan olmasıyla değil de kendinden olup olmadığıyla değer yüklendiği,
Eşitsizliğin, adaletsizliğin yaşam biçimi halini aldığı,
Ve tüm bunlara; kurulan mekanizmalarla, kayıtsız kalınması zorunluluğu koyan bir dünyadayız.
Şimdi ne dileyeceksiniz?
Bu Düzen’in çarkını yağlayacak maddi temelli bir dilek mi, yoksa herkes için yaşanılabilir bir Dünya mı?
"Bencil" olmak mı, "Özgecil" olmak mı?
Cevabınız size kalmış.
Şimdi de yukarıdakilerin hepsinin, olmasını istediğiniz şekliyle yer değiştirdiği bir dünya hayal edin: İşte"Ada"...
Dilek hakkınızı "bencil" olmama yönünde kullandıysanız Will Farnaby gibi Ada’da uyandığınızı farzedip kitabı okumaya başlayabilirsiniz.
Huxley’in ütopyası Ada da; gerçek ve acımasız dünyayı var edenler gibi, "insanlar" tarafından var edilmiş ve bu şekliyle kalabilmek için de kendi dışında kalan, “diğer tür” insanların var ettiği acımasız dünyaya karşı, kendisini ufacık menfaatleri uğruna darmadağın edecek ve bu sebepten Ada’yı her kenarından ablukaya almış bu gerçek dünya insanlarına karşı, dimdik ayakta durmaya çalışıyor. Başarılı olabilecek mi, ne kadar başarılı olacak veya... okuyun öğrenin işte.

Huxley’in "Ada" romanı; benim kendisinin okuduğum ilk romanı, kendisinin de yazdığı son romanı. Huxley ansiklopedi serisi gibi dolu bir yazar. Kitapta hissediyorsunuz. İlk başlarda ütopyanın temellerini sağlam atmak için birçok bilgiler var, yabancı gelecek kavramlar ve ifadeler olacak ama yılmak yok, hatta Google’dan yardım bile alın bazı yerlerde, zamanınızı harcıyorsanız hakkınızı almalısınız:)
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. Şimdiden Huxley’in Distopyası: "Cesur Yeni Dünya"ya bakma hevesi taşıyorum.
Okuduğunuz için teşekkürler diyorum Ada’da geçen bir diyalogla kapatıyorum:

"İki televizyonun bizi bir televizyonun iki katı mutlu edeceğine inandırmadık kendimizi."
368 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
ADA ️ALDOUS HUXLEY

"Ada", Huxley'in ölmeden önce yazdığı son kitabı. Yazar, "Ada" da Pala halkının modern emperyalist dünya ile mücadelesini ele almış. Kitabın girişinde "Bir ideali kurarken her şeyi isteyebilirsiniz ama imkansız olandan sakınmanız gerekir." der. Pala, imkansız olacak kadar mükemmel bir ada. İmkansız derece güzel bu adanın varlığını devam ettirmesi de imkansız.

"Ada" yazarın en popüler kitabı olan "Cesur Yeni Dünya" ile benzerlik gösteriyor. Aslında okuduğum tüm distopyalar konu, kurgu olarak benzerlik gösteriyor. Distopya türünü öncüsü sayılan Yevgeni Zamyati " Biz" kitabının arka kapağında "Cesur Yeni Dünya'dan önce, 1984'ten önce" Biz " vardık. " der. Ayrıca Huxley ile 1984'ün yazarı George Orwell 'ın aynı dönemde yaşadıkları, iletişim halinde oldukları da göz önüne alınırsa etkileşimleri de olağan görünüyor.
"Ada" ile "Cesur Yeni Dünya" benzerlik gösterse de bence "Cesur Yeni Dünya" daha akıcı, daha sürükleyiciydi. "Ada" yı mükemmel yapan düşünceler- eğitimden sağlığa, hukuktan dine kadar tüm felsefelerini - anlatılmış. Çok fazla bilgi aktarımı var. Bilgi yoğunluğu anlaşılmasını biraz zorlaştırmış.
Distopya sevenler için bahsi geçen kitapların hepsini öneririm.
Keyifli okumalar, kitaplarla kalın.

#alıntı :"Korumak, iyileştirmekten yeğdir."

#alıntı :"İki televizyonun bizi iki kat mutlu edeceğine inandırmadık kendimizi."

#alıntı :"Dünyamızın bugünkü koşulları değişmedikçe kimse çaba göstermez ve elbette biz çaba göstermedikçe dünyamızın bugünkü durumu değişmez."

#alıntı :"Acaba hangisi daha iyi :Akıllılar arasında aptal olmak mı yoksa çılgınlar arasında akıllı olmak mı?"
314 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Dış dünyadan kendilerini izole etmiş yaşamlarını bilim ve budizimle harmanlamış
Pala halkının öyküsü.
Eğitimleri, aile kavramları, çocuk yetiştirme teknikleri, cinsellikleri hep bu iki kaynak referans alınarak geliştirilmiş.
Ada halkı makineleşmeyi reddetmiyor, ama insan mutluluğu ve özgürlüğünü bunun üzerinde tutuyor, tüm yaşamlarını doğayla bütünleşerek kurmuşlar, doğayla barışık değil de doğanın bir parçası gibi, herhangi bir ağaç gibi yaşıyorlar.
Çok ilginç, olabildiğince basit ve akılcı yasaları var.
Din,milliyet,ideoloji kavramları yok, böylelikle hırs, karmaşa ve kazanma içgüdüsü de olmuyor.
Okurken bile huzurlu hissetirdi bana, içinde bulunduğumuz dünyanın karmaşıklığına bir panzehir olarak sunulmuş gibi.
314 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Ada'da, yazar, Endonezya takımadaları yöresinde, gerçek haritalarda olmayan düşsel bir adayi yani Pala'yı anlatır. Pala'da çizilen düş ülkede, toplumun bireyleri, mutluluğa bilimsel bir güdümle koşullanmış değillerdir. Mutlulukları alabildiğine özgürlüğe dayanan Pala toplumu, dış dünyaya kapalı bir toplum olsa da eğitim konusunda , dünya devletlerinden farklı bir eğitım sistemiyle, teknolojik olarak gerekmeyen bilgiler yerine mutlulukları için gerekenleri öğrenmek üzerine kurulmuştur. Pala'daki petrol, altın ve bakır kaynakları komşu devletlerin iştahını fazlasıyla kabarttığı için, bu ülkedeki kaynakları ele geçirmenin yolunun , Pala halkını teknoloji ile tanıştırmak ve tüketim toplumuna dönüştürmekten geçeceğini bildikleri için yeni başa geçicek Raca'dan başlayarak işe girişirler...
Günümüz dünyasında kuvvetli devletlerin, var olan kaynakları kullanmak için mutlu toplumlara nasıl müdahale edip, onları sömürdükleri ve fakirleştirdiklerini rahatlıkla görebiliyoruz. Kitapta anlatılanlar ise, bu mutlu toplumun nasıl kurulduğu ve korunmaya çalışıldığını anlatıyor. Keşke böyle bir ada olsa ve ben de orada yaşasam dedim kitabı okurken. Bakalım siz de aynı şeyi düşünücekmisiniz. Keyifli okumalar..
314 syf.
·5/10
Öncelikle bu kitap beni, Cesur Yeni Dünya kadar içine çekip sarsmadı. Cesur Yeni Dünya'yı bir günde nefessiz okumuştum.. Bu kitapta, Cesur Yeni Dünya hazzını alamama sebebimin, Budizm ve doğu dinleri hakkındaki ilgisizliğim ve bilgisizliğim olduğunu düşünüyorum. Kitap çoğu kısımda Budizm'in bakış açısıyla dünyayı ve insanları yorumluyor, Budizmi aktif olarak işliyor. Özellikle "Ada"nın hikayesini, "Ada"nın yaşam ve kültür hayatını, eğitim sistemini öğrenirken bunu çok yoğun hissediyorsunuz. Dediğim gibi, benim Budizm hakkında pek fazla, hatta neredeyse hiç bilgim olmadığından, kitabın bazı yerleri çok havada kaldı ve sıkıldım. Sonuçta büyük bir kavram bilgisi gerekiyor kitabın bakış açısını yakalayabilmek için. Her ne kadar kelimeler Türkçeleştirilmiş olsa da, bu kelimelerin ifade ettiği dinsel anlam, okunulan ve anlaşılandan öte oluyor. Bir de, yabancı kaynaklı eserlerde genel olarak Hristiyanlıktan ve Batı kültüründen kaynaklı kişilere, olaylara, ifadelere çok yer verildiği için, kitabı anlayabilmek maksadıyla sıklıkla sözlük kullanmam gerekti. Bu da hızımı düşürdü, ilgimi azalttı. Ama eğer Budizm ve Hristiyanlık hakkında bilginiz varsa, Batı kültürü ve kişilerine ilgiliyseniz keyifle okuyabileceğiniz bir kitap olabilir. Yazarın hayal ve yorumlama gücü, çıkarımları, dünyaya ve eylemlere yüklediği anlam her zamanki gibi oldukça vurucu çünkü..
314 syf.
·8/10
Genel olarak ütopya türünde yazılmış kitapları pek beğenmem. Onları açıkçası sıkıcı bulurum. Yazar, düşüncelerini sunmak ve onların yararını ortaya koymak için fazla ayrıntıya girer ve bu da eserin akıcılığına sekte vurur. Ayrıca ütopyalar gerçeklikten uzak oldukları için bana fazla zorlama gelirler. Bir türlü beni inandırıp içlerine almayı başaramazlar. Aynı durum bu roman için de kısmen de olsa geçerli. 15 bölümden oluşan kitap 14. bölüme kadar oldukça sıkıcı ve tekdüzeydi, sık sık yarım bırakmayı düşündüm ama bir şekilde devam ettim. Son iki bölümü ise oldukca başarılı bulduğum için devam etme kararımdan pişman olmadığımı söylemeliyim.

Hikayemiz ütopik bir ada ülkesi olan Pala'da geciyor. Pala dış dünya ile sınırlı ilişkileri olan bir kraliyet. Onlar bu sınırı kendi yönetimlerinin bekaası acısından gerekli görüyorlar. Petrol ve diğer doğal kaynaklar bakımından zengin olmalarına rağmen bunları ihtiyacları ölçüsünde kullanıyor ve büyük firmalarla ticaret anlaşması yapmıyorlar. Özellikle sahip oldukları petrol çok uluslu petrol şirketlerinin dikkatini çekiyor ve onlar açısından bu durum büyük bir güvenlik riski oluşturuyor. Bu şirketlerden birinin piyonu olan komşu ada ülkesi Rendang'ı yöneten Albay Dipa'nın Pala'yı ele geçirip Büyük Rendang'ı kurma hayalleri var. Bu konuda tahtın şimdiki varisi olan ve 18 yaşına basınca Raca olacak Batı hayranı Murugan ve annesi Rani'nin de desteğine sahip. Pala'nın ise buna karşı koyabilecek bir ordusu yok ve kaçınılmaz son her an yaklaşıyor.

Pala Budist bir toplum ve bundan üç kuşak önce adanın hükümdarı olan Raca ve onun Batılı doktoru Dr. Andrew MacPhail tarafından Budist dininin en ilerici ilkelerinin tekrar yorumlanması; eğitim, sanat, sağlık, sosyal hayat dahil hayatın her alanında uygulanması ve kendi kendine yeten milli bir ekonomi modelinin benimsenmesiyle ortaya cıkmış ütopik bir yönetime sahipler. Pala'daki yönetim sistemi ile günümüzde Batı'da hakim olan sistem arasında pek bir benzerlik yok ve birçok açıdan Pala daha insancıl ve ilerici bir yaklaşımı benimsemiş durumda. Ama bu yaklaşım onları dünyadan izole etmiş ve müttefiksiz bırakmış.

Hikayenin baş kahramanı William Farnaby çokuluslu petrol firmalarından birinin temsilcisi ve bir tekne kazası sonucunda Pala sahiline çıkıyor. Bir tepeyi tırmanmaya calışırken düşüp bacağını yaralıyor. Palalılar kendisini tedavi edip iyileştiriyorlar. Onlara kendini bir gazateci olarak tanıtıyor ve gercek niyetini saklayarak adada bir ay kalma izni alıyor. Palalı yöneticiler kendisine adayı ve adada uyguladıkları ütopik sistemi tanıtırken o Murugan ve Rani ile kendi petrol şirketi arasındaki pazarlıklar konusunda gizlice aracılık yapıyor. Ama zaman içinde adayı ve adadaki sistemi daha iyi tanıdıkça Pala'ya ve Palalılara karşı içinde bir sempati uyanıyor ve bir iç hesaplaşma yaşamaya başlıyor.

İlk başta belirttiğim gibi roman yavaş ilerliyor ve kimi zaman oldukca sıkıcı olabiliyor. Romanın sonuna gelebilmek için gercekten sabırlı olmak gerekiyor. Ama son iki bölüm gerçekten buna değiyor. Bu bölümler ölüm ve Tanrı hakkında ve gerçekten etkileyiciler.
314 syf.
·Beğendi·10/10
Edebiyatta ada temasını işlemiş, güzel romanlardan biri..Modern denilen fakat kokuşmuş dünyaya bir başkaldırı, bir sistem önermesi yapılmış..
314 syf.
Bir Cesur Yeni Dünya kitabı kadar güzel olmadığini düsündügüm kitaptır. Kitap distopya grubuna girmektedir. Huxley'nin kaleminin ve hayalinin sınirları tahmin edilemez ama ben de çok da mukemmellik hissi uyandırmayan kitaptır.
314 syf.
·16 günde·4/10
Konu oldukça ağır ilerliyor, okurken beni baya yoran bir kitap oldu. Yine de tavsiye edilebilecek nitelikte, zaman zaman yarıda bırakmak istediğim ama yinede sonunu merak ettirdiği bir roman oldu
368 syf.
·Puan vermedi
Aldous Huxley günümüz dünyasının hayhuyuna başka bir düzen önermiş. Ücra bir adada Doğu Batı sentezi bir yaşam tarzı, beden ve zihnin birarada aynı anda terbiye edildiği bir toplum. Önermeler şahane fakat kendisi de oldukça ütopik olduğunu fark etmiş ki romanın sonunda başarısızlık var. Fakat pek çok altı çizilecek düşünce ve önerisi var, atlanmamalı. Okunmalı. Başka bir dünya başka bir düzen mümkün. Herkes aksini iddia etse de ! #aldoushuxley #cesuryenidünya, #umutherzaman
“Babam bir aydın olduğuna inanıyordu. Ve bir aydın avlanmaz, atıcılıkla, golfle uğraşmaz; yalnızca düşünür ve içer.”
Aldous Huxley
Sayfa 173

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ada
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
314
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392677
Orijinal adı:
İsland
Çeviri:
Seniha Akar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Ada
Ada
Ada
Huxley , Ada'da Batı'nın bilimsel-teknolojik üstünlüğüyle Doğu'nun bilgeliğini ustaca kaynaştırırken, özgür ve mutlu bir yaşamın çıkış noktası olarak bu sentezi gösterir. Düşsel ada Pala'da bireyler sınırsız bir düşünce özgürlüğü içinde yaşarlar; yeteneklerini ve yaratıcılıklarını alabildiğine geliştirme şansına sahiptirler. Mutluluk da bu sınırsız özgürlükten kaynaklanır.

Savaşların, kişisel ve toplumsal yıkımların, demografik baskının, amansız rekabetin, yeryüzünü çılgınca saran tüketim tutkusunun, yozlaşan insani değerlerin yol açtığı kozmik umutsuzluğun karşısına umudu, barışı ve sevecenliği koyar Huxley Ada'da. Budist Palalılar için asıl amaç, gerçek dünya ile kendileri arasında duyular yoluyla uyumlu bir ilşki kurmaktır. Beş duyunun yarattığı sınırsız algılama biçimleri insanın benliğini aşmasını sağlar. Bu yüzden, sevişme töresi el üstünde tutulur Pala'da.

'... Ada belki de Huxley'in en karamsar yapıtıdır. Hırsın, kitlesel iletişimin, petrole doymak bilmeyen taşımacılığın, nüfus artışının, yerleşik düşmanlıkların yoğunlaştığı bir dünyada, Pala'da, özgürlük ve mutluluk vahası'nda yaşayan barışçı ve işbirlikçi bir toplumun var olma şansının ne kadar az olduğunu gösteren Huxley'in keskin gözlemini yansıtır...'

Kitabı okuyanlar 245 okur

  • ‘pietà
  • Furkan Cantaş
  • Tülinay gökbay
  • Ebru
  • sevde
  • Yavuz Özata
  • Halide Ardıç Yılmaz
  • göknur
  • Tuba Bacaksız
  • Vasfi öztanır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12
25-34 Yaş
%32
35-44 Yaş
%44
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.8 (32)
9
%8.7 (9)
8
%18.3 (19)
7
%9.6 (10)
6
%4.8 (5)
5
%1.9 (2)
4
%2.9 (3)
3
%1 (1)
2
%0
1
%0