Giriş Yap

Arthur Schopenhauer

Yazar
8.0
9,7bin Kişi
Unvan
Alman Filozof, Yazar ve Eğitmendir
Doğum
Danzig, 22 Şubat 1788
Ölüm
Frankfurt, 21 Eylül 1860
Yaşamı
Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.

İncelemeler

Tümünü Gör
80 syf.
·
2 günde
·
2/10 puan
(Kitapla ilgili yorumlarımı okumak yerine dinlemek/izlemek isterseniz: youtu.be/hUo7lJUHCLI ) Schopenhauer'in kadın düşmanı olduğunu düşünen insanlara sesleniyorum: Haklıymışsınız... Bekliyordum bir şeyler; ama bu kadar kadınları yermesini, aşağılamasını ve hor görmesini beklemiyordum. Beğeni kasmak için süslü cümleler kurmak amacında değilim. Kurmayacağım da. Sadece bazı konulara dikkat çekip gideceğim. Özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var: Schopenhauer ölmüş olabilir; ama onun felsefesine yakın insanlar hala çevremizde "modern beyefendiler" olarak dolaşmaya devam ediyor... Normalde Schopenhauer'i severim. Düşüncelerini de savunurum. Zaten sevmiyor olsam 4 kitabını neden okuyayım... Ama savunduğum düşüncelerinin dışında, kadınlar, aşk, evlilik ve cinsellik üzerine tespitlerinin yer aldığı bu kitabını hiç sevmedim. Zira Schopenhauer'e göre; - Kadınlar zihinsel olarak erkeklerden aşağıdır. - Kadınlar bedensel olarak erkeklerden aşağıdır. - Kadınlar her zaman çocuksu, uçarı ve dar görüşlüdür. - Kadınların ciddi bir şekilde dikkat ve emek sarf ettikleri tek şey, aşk, sevdiklerinin gönlünü kazanma, yahut giyim kuşam, cilt bakımı, dans etme ve bunlarla bağlantılı olan her şeydir. - Doğa kadınlara kendilerini korumaları ve savunmaları için ikiyüzlülük yahut riyakarlık yeteneği vermiştir. Dolayısıyla ikiyüzlülük ve riyakarlık onlarda doğuştandır. - Kadınların var olma sebebi, insan soyunun sürdürülmesidir. - Kadınlar ne müzik ne şiir ne de güzel sanatlar için gerçek anlamda bir duygu ve duyarlılığa sahip değildirler. - Kadınların amacı erkeği elde etmektir. - Kadın ve erkek hukuksal anlamda eşit olmamalıdır. Şahitlikleri bir tutulamaz. - Erkekler çokeşlli bir hayat sürebilir. Fakat çokeşlilik kadınlara göre değildir. - Kadınlar erkekler gibi mirasçı olamamalıdır. - Kadınlar fıtraten itaat etmek için yaratılmıştır, bir efendiye ihtiyaç duyarlar. Yukarıdaki cümleler, art niyetli bir şekilde kitaptan çekilip önünüze servis edilmiş cümleler değil. Schopenhauer, bu cümleleri savunuyor. Hatta birkaç basit örnekleme yaparak kendini haklı çıkarmaya da çalışıyor. Fakat insan ilişkileri, birkaç basit örnekten yola çıkarak neticeye varılacak bir ilişki çeşidi değildir. Bu ilişki karmaşıktır. Birçok değişken vardır. İnsanları bir takım davranışlarda bulunmaya iten milyonlarca sebep, psikolojik durum ve toplumsal şartlar vardır. Basit birkaç örnek göstererek, kadınlar erkeklerden daha dar görüşlü demek bence sığ bir bakış açısıdır... Hatta biraz daha ileri gideceğim, bana göre, kadına yönelik şiddetin, tacizin, tecavüzün, kısacası kadına yönelik her türlü olumsuz eylemin temelinde yatan düşünce şekli tam olarak budur. Dikkatinizi çekmiştir, kadına yönelik olumsuz eylemlerde bulunan insanların çoğunda kadını küçük görme, hor görme, kendi üremesi için kadını araç olarak görme, evde oturan basit itaatkar yaratıklar olarak görme vs. vardır. Bu sebeple Schopenhauer'e ve Oscar Wilde'a geçmişte yazdıklarından dolayı bugün kızalım; fakat günümüzde böyle düşünen zavallıları da yerden yere vurmaktan çekinmeyelim. Kitabın ikinci bölümünde ise Schopenhauer, "aşk" teması üzerinden evlilik, tekeşlilik/çokeşlilik, üreme gibi konulardaki düşüncelerini dile getirmiş. Tabii bu düşünceler de bir hayli çağ dışı düşünceler. Günümüzde bu düşüncelerin pek yeri yok. Zira ona göre, aşk bir içgüdüdür ve amaç tamamen gelecek neslin oluşturulmasıdır. Evlilik ve cinsellik, gelecekteki insan soyunun teminatıdır... Yani ona göre evlenip de çocuk yapmayan insan doğaya aykırı davranmaktadır. Maalesef Schopenhauer'in bu konulardaki düşüncelerini insanlarda uygulanamayacak bir düşünce şekli olarak görüyorum. Ayrıca Schopenhauer'in kadın-erkek ilişkilerinin tümünü üreme ve gelecek neslin yetiştirilmesi açısından ele alması, "haz" kavramına hiç değinmemesi beni bir hayli şaşırttı. Zira insanı bu konularda yönlendiren en önemli hissin haz olduğunu düşünüyorum. Haz olmadan Schopenhauer'in bahsettiği hiçbir şey gerçekleşmez. Salt üreme ve gelecek nesli oluşturma fikri bile insandaki hazzın kaçması için yeterlidir. Hazzın kaçması da çok tehlikelidir. Zira kaçan hazzı yerine getirmek neredeyse imkansızdır. Baştan sona Schopenhauer'i yerden yere vurdum; ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Adam yaklaşık 200 yıl öncesinin şartlarında bu düşünceleri dile getirmiş. Aynı şekilde Oscar Wilde de onun gibi 200 yıl öncesinden kadınlarla ilgili olumsuz tespitler yapmış. Tabii bu demek değildir ki, yazdıklarında, düşündüklerinde haklıdırlar... Fakat eleştirirken de dönemin şartlarını, toplumsal yaklaşımları, yazarın psikolojik durumunu, kadınlarla ilişkilerinde geçirdiği travmaları göz ardı etmememiz gerekir. Bizim asıl dikkat etmemiz gereken, günümüzde hala böyle düşünen, 200 yıl geriden gelen insanların olmasıdır. Herkese keyifli okumalar dilerim.
·
27 yorumun tümünü gör
Reklam
120 syf.
Kendinize özgürüm mü diyorsunuz? Bunu derken bile özgür olmayabilirsiniz..
Kendisi lisans tezimde kullandığım ana kitap olma özelliği taşımaktadır. Özgürlük tabii ki var diyerek Schopenhauer’a tek başıma karşı çıkmaya karar verdiğimde henüz bu kitabıyla müşerref olmamıştım. Daha sonra kitabı okurken ciddi şekilde ağlamaya başladım. Yanıltmak istemem kitap kesinlikle duygusal değildi. :) Sadece çok haklıydı. Ben özgürlük var derken temellendirmemi inancıma bağlamıştım. Yani eylemlerim, seçimlerim var olmasını istediğim bir ideale bağlı gibi hava atıyordum evrene. Hepimiz bu havayı atmıyor muyuz zaman zaman? Hani şey demiyor musunuz; ''Şimdi şuradan kendimi atsam kim tutabilir beni?'' ya da ''İstediğim filmi izleyeceğim var mı itirazınız, istediğim kitabı okurum kimse karışamaz!'' Tanıdık geliyor mu? Kafa tuttuğumuz deli zamanlarımız... :) Geçenlerde Twitter Adalet ve Linç istasyonunda denk geldiğim bir tweette şey diyordu adam, ''Küçük yaşlardaki çocuklara istediğinizi yaptırabilmek için kendi belirlediğiniz iki-üç seçenek arasından tercih yapmasını söylemeniz gerekiyormuş. 30 yaşımdayım ve Allah belamı versin karım bana aynısını yapıyor.'' :D Abi dertli :D Şimdi olaya gelelim bir dakika, sizce evren de bize aynısını yapmıyor mu? Hâlâ özgürüm diyenleri bir adım öne alalım ve şu soruyu soralım onlara, doğduğun aileyi, memleketini, genetik hastalıklarını ve fizyolojini sen mi seçtin? Tamam tamam, ailen dostların, memleketin doyduğun yer, genetik hastalık ve fizyoloji için de tıp ne güne duruyor ama; hadi şekerim, seçebildin mi seçemedin mi? Ne diyor pamuk şekeri Camus, ''Ben daha istemeden yerine getirilmiş her şeyim.'' Hay o saçma dağını tırmanan ağzın bal yesin paşam. :D Adam haklı, biz daha istemeden var olan varlıklar iken gözünüzü seveyim ne özgürlüğü be? Lanet yaşamda bize sunulanlar var, aynı beş yaşındaki o çocuğa ve 30 yaşındaki bahtsız abimize sunulduğu gibi, biz de onların arasından ''Elay elay eyye eyy umberellleylay'' diye seçim yapıp kendimizi özgür adlediyoruz. Ha kırılamaz mı bu özgürlük duvarları işte bakın burası çokomelli. Wittgenstein ne der biliyor musunuz? ''Felsefe dildeki hatalar sonucu ortaya çıkmış bir şeydir.'' Der (rezil herif) yani bizler, kavramları doğru tanımlayamadığımız için tüm bu anlam ve yaşam curcunası -hoş bu da tartışmalı ya neyse bu başka bir incelemeye kalsın- dolayısıyla biz özgürlük kavramından ne anlıyoruz da ona uygun cevaplar veremiyoruz? Schopenhauer kitapta özgürlüğü tanımlar der ki sizin düştüğünüz hata özgürlüğü salt 'fiziksel özgürlük' olarak tanımlamanızda gizli. Ne demek bu? Yani efendim ben kapıyı itersem kapı açılır, kapıyı itme konusunda özgür müyüm, evet o halde kapıyı itme eylemime bağlı kendimi özgür adledebilirim. Peki özgürlük salt bu mu? Elbette değil, dur daha Altan felsefe yapacağız :D bu fiziki özgürlüğü bir tekmeleyelim şöyle avam avam özgürlüklerle uğraştırıyorsunuz huysuz filozofumu, bizim işimiz felsefi özgürlükle, nedir bu felsefi özgürlük? Aslında insan olarak bizim ilgilenmemiz gereken yegane alan. Bu felsefi özgürlük ise Schopenhauer'a göre ikiye ayrılır; entelektüel ve ahlaki özgürlük olarak. Hele hele ahlaki özgürlük bizim için çok değerlidir, çünkü o 'liberum arbitrium'dur Türkçe meali ile özgür istenç kararıdır. Şimdi yine eğlenceli kısma gelelim hadi sizlere bir soru, ahlaki baskıdan mı çok kapana kısıldınız yaşamınız boyunca yoksa fiziksel baskıdan mı? :D Örneğin neydi sizi sokak ortasında birini vurmaktan geri koyan şey? Fiziksel güçsüzlük mü yoksa ahlaki (suçun getirdiği hukuksal ve toplumsal baskı) güçsüzlük mü? Cevabı çoğumuz biliyoruz sanırım. İşte tam da bu bakımdan bakarsak, Schopenhauer kitapta özgürlüğün aslında ne kadar sınırlı olduğunu ve bunun da tam özgürlük olamayacağını tüm sebep ve temellendirmeleriyle açıklıyor. Çünkü bizler aslında görünmeyen iplerle bağlıyız ve o sonsuz dediğimiz özgürlük alanı bizim hayal ettiğimiz gibi bir varlık alanı değil. Biz daha o rahim sıvısından dünyaya düştüğümüz andan itibaren trilyon tane kordon bağıyla bağlıyız çevremizdeki her şeye. Hele bir de var oluşumuzun temellendirmesini yapamadığımız ontolojik bir sorun var ki düşman başına... Ben kimim? Nereden geldim? Ölünce ne olacağım? VS. :D Tüm bu sorular bir noktada dönüp dolaşıp özgürlük problemine çatar. Schopenhauer'u sevmem, o sakallarını elime geçse yolarım ama adam haklı. Öncelikle özgürlüğün tanımı yeniden yapılmalıydı, özgürlük ona göre istemeyi bırakmaktı. Lakin Schopenhauer burada bir hataya düştü, tabii lisans dönemleri gençtim bu hatayı yakalayamadım yoksa babasını ağlatırdım ama :D hata şuydu, Schopenhauer'a göre insanın karakteri doğuştandı, yani öyle çevresel etkiler falan yok. Bir insan doğuştan bilge, cahil, şerefsiz, haysiyetsiz, müzmin, çekingen, cesur vs. olurdu, öyle sonradan olmazdı bunlar. Yalnızca sonraki deneyimler bu karakteri güçlendirirdi. Şimdi Schopenhauer diyor ki istemeyi durdurabilecek olan yalnızca bilgelerdir ve isteme durursa, yani münzevi bir hayata geçip sadece yaşamda kalacak kadar yaşanırsa o zaman özgür olunabilir. Tamam paşam güzel diyorsun da, e hani karakter doğuştandı, peki bu doğuştan olan karakter de bilge ya da cahil olunacağı belli ise, bir insanın münzevi olması da aslında onun tabiatına uygun davranması dolayısıyla özgür olayım derken paradoksa düşüp özgür olmaması demek değil miydi? Schopenhauer: ''Kadınlar eks..'' Des: ''Sus ulan yetersiz neden ilkesi!'' (Şlaapppp) :D İşte böylece bir çelişmenin daha sonuna geldik. :D Özgür değiliz hadi bir de çocukların anlayacağı şeker bir örnek verelim.. :) Çok basit bir örnekle önünüzde çikolata ve kek var hangisini yiyeceğinize karar vereceksiniz. Çikolata vazgeçilmeziniz, bu nedenle onu seçtiniz. Şimdi siz özgürce mi seçim yaptınız? Size kötü bir haberim var o çikolatayı siz değil istenciniz seçti, evet istediğinizi yapabiliyorsunuz. Peki istediğinizi isteyebiliyor musunuz? Schopenhauer bu soruya net bir ''Hayır'' der. Ben de hayır diyorum, hatta çikolata bile hayır diyor üç hayırla sizi uğurl.. Şaka. :) Zihnimizin içi karanlıktır, o nedenle istencimizin kökenini bilemeyiz, dolayısıyla istediğimiz kadar kavramı evirip çevirelim, özgürüz demek için çok toyuz. Wittgenstein şekerim seni de yorduk, yok kavramlar dil vs. :D Felsefe her yerde! Öte yandan özgürüm diyen toylara öneriyorum, tutsaklığınızı görmek isterseniz güzel bir ayna oluyor. Not: Ben yine de özgür olduğumu düşünerek tezimi ona göre yazdım. Ne demişler; “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.” :) Keyifli okumalar özgürlük yanılsamasındaki kardeşlerim… :)
·
13 yorumun tümünü gör
80 syf.
·
19 günde
Kadın zeka yoksunudur, Kadın tek eşli olmak zorundadır, Kadınlar sadakatli olmalıdır, Kadın sadece evde hizmet vermeli, çocuk bakmalıdır. Kadın fikir beyan etmemelidir. Erkek ona hükmetmezse kadın bir şey yapamaz... Annenle ne yaşadın bilemem Arthur ama yani bir kadına bakıp da bunca genelleme yapıp, tüm kadınları yerin dibine sokmak ne demektir. Nasıl bir düşünce yapısıdır bu? Annen babanın ardından yas tutmadı diye bunca hiddet içinde bulunman nedir pek anlam veremedim açıkçası. Belki de annen doğrusunu yapmıştır da sen yanlış düşünmüşsündür he olamaz mı Arthurcuğum... 18. yy filozofu olman pek de seni haklı çıkarmaya yetmez... Nasıl ki erkek düşmanlığını desteklemiyorsam, kadın düşmanlığını hiç mi hiç desteklemiyorum tabi ki. Keşke çıkıp da "oğlancı" olduğunu (kendi tabiriyle) söyleyip, bunu yaşasaydın da kadınlara bu kadar kinlenmeseydin... Diğer kitaplarını okuyacağım ama kadınlarla ilgili düşüncelerine asla katılamam.
·
6 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42