Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine (Toplu Eserleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
14533
Gösterim
Adı:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754687002
Orijinal adı:
Parerga Und Paralipomena
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Akıllı insan her şeyden evvel ıstıraptan ve tacizden azâde olmak için çabalayacak, sessizliği ve boş vakti, dolayısıyla mümkün olan en az sayıda beklenmedik ve tehlikeli karşılaşma ile birlikte sakin, mütevazı bir hayatı arayacaktır; ve böylelikle sözüm ona hemcinsleriyle çok az bir ortak tecrübeyi paylaştıktan sonra, münzeviyane bir hayatı tercih edecektir, hatta eğer büyük bir ruha sahipse büsbütün yalnızlığı seçecektir.

Hayatta nasılsa edebiyatta da öyle: Her nereye dönseniz derhal kendinizi düzelmez, yola gelmez bir insan güruhuyla karşı karşıya buluyorsunuz, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar. Bir yığın berbat kitap, gıdasını buğday başaklarından alan ve sonunda onu boğup kurutan edebiyatın istilacı yabani otları da öyle. İnsanların zamanını, parasını, dikkatini -ki bunların meşru hak sahibi iyi kitaplar ve onların soylu hedefleridir- gasp etmektedirler.
(Tanıtım Yazısından)
144 syf.
·9/10
Hepimizin felsefeye az buçuk kenarından köşesinden dokunmuşluğu vardır. Üniversite zamanı felsefe; coolluğun, aykırılığın belirtisi olarak görülür. Lise zamanı ise zorunlu dersler sebebiyle- ne kadar anlayacaksak- felsefenin figüranları aykırılıkları ile hepimizin ilgi odağı olmuştur. Hatta bu etkiden dolayı çoğumuz felsefe hocalarımızı da aykırı adamlar olarak tasavvur etmişizdir. Gerçi çoğu öyledir her ne kadar biz kendilerini yeterince tanımasakta..

Benim de herkes gibi temasım vardır. Felsefecileri de az çok bilirim. Öncelikle İmmanuel Kant. Lise hocamız Kant’a hayrandı, ağzından düşürmezdi. Oradan bilirim. Nietzsche , Sartre ve Camus’u ise populeritelerinden. Bir dönem felsefe ile de ilgilenmiştim, daha doğrusu ilgilenmeye çalışıp Platon’un Devlet’inden üç kitap okuyunca pes etmiştim. O dönemden de ilk dönem filozoflarını bilirim. Haklarında tek kelime bilmediğim filozoflarda vardır.

Bunlardan birisi de daha bir ay önceye kadar Schopenhaur’du. Ta ki https://dusunbil.com/...rir-zihni-felc-eder/ makalesini görene kadar. Bilmemenin, duymamanın cezasını da ağır ödedim diyebilirim. Adam beni eline bir aldı, yer misin yemez misin, okuduğumdan beri sopalıyor. Hayatımda ben böyle dayak yemedim. Tüm tabularımı sarstı. Bu dayak iyi de oldu. Biraz kendime çeki düzen verdim, vermeye çalışıyorum.

Öyle sarsıldım ki anlatamam. Hala da tam bir çıkışı yolu bulabilmiştim değilim. Mesele okuma meselesi. Ben bulduğum tüm boş zamanlarda okurum. Heralde bana 1 hafta kitap okumayı yasaklasalar kafayı yerim, boşluktan.

Peki niçin okuyorum? Bunun cevabı yok. Keyif almak için mi, hayır. İnsan tüm zamanını keyif almak için harcamaz. Yazmak için mi, kendim öyle desem de düşününce hayır. Yazmak için neredeyse hiçbir çabam yok. Yazmak isteyen insanın; okumak kadar yazmaya da vakit ayırması icap eder. Ayrıca yazmak isteyen insanın da sistematik olarak okuması icap eder. Bir dönem bu sistematiği tuttursam da bunu sürekli hale getiremiyorum. Bir öyle bir böyle olmuyor.

Diyebilirsiniz ki kitaplar hayattan bir kaçıştır illa sebebi olması gerekmez. O halde şunun cevabını da vermemiz icap eder, kitaplar için yaşanan bir hayat hayat mıdır? Bana kalırsa hiç kitap okumamak ne kadar kötüyse sadece kitaplar için harcanan hayatta bir o kadar kötüdür. Kitap hayatımızın tamamı değil bir parçası olmalıdır. Kitap tüketmemeli kitap okumalıyız. Okuduğumuz kitaplardan da gerekli donanımı sağlayıp bunu hayatlarımıza yansıtmalıyız. Bir an kendimi okul hocası gibi hissettim. Neyse kitaba geçelim :)

Kitapta sizi ilk karşılayan çevirmenin makalesi, şu felsefe kitaplarında en kızdığım mevzuu. Vallahi kendimi keriz gibi hissediyorum onları gördükçe. Yahu 150 sayfa kitap alıyorsun, filozofun yazıları 50. Sayfada başlıyor. Buradaki metine de aynı derece de gıcık oldum. Çok da karışık yazmış. Filozofu anlamak daha kolaydı vallahi.

İkinci kısımda ise beni, https://www.cafrande.org/...intisi-schopenhauer/ makalesi karşıladı ki kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Yukarıda bahsettiğim sorunlarım karşısında yalnız olmadığımı anlayıp bir vicdan rahatlaması yaşadım. Tavsiye ederim çok güzel konulara değinmiş.

Üçüncü kısımda yer alan okumak konusunun özünü filozof ile tanıştığım kısımda verdim :)

Dördüncü kısımda yer alan yazmak ve üslup konusu da benim için çok keyifliydi, her ne kadar bazı kısımlarda anlaşamasakta. Özellikle üslup konusu çok iyiydi. Ayrıca Alman dilinde verilen yapıtların neden başarılı olduğunun ve daha önceden sitede yazmaya ilişkin sormuş olduğum iki sorunun cevabını filozofun ağzından aldım.

Son kısımda yer alan düşünmek konusu ise hiç anlaşamadığımız konu oldu. Kitabı okuyan arkadaşlarla bu konuya ayrıca tartışabiliriz.

Kitap genel olarak iyiydi. Ufkunu genişletmek isteyenlere tavsiye ederim. Ancak şunu da belirteyim ki biraz ağır tabirler ile– ahmak, bön vs- karşılaşacaksınız. Zira filozofun eli baya sopalı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
144 syf.
·Beğendi·10/10
Schopenhauer adlı yazarın bu kitabına başladığımda ilk sayfalarda çevirmenin bolca Osmanlıca içeren kendi düşüncelerine rastladım. Ve bu nedenle anlamayacağımı düşündüm. Buna karşın güzel tespitleri yok diyemem. Fakat çevirmeni pek anladığımı da söyleyemem. Ne var ki bu böyle devam etmedi ; yazar beni o kadar çok şaşırttı ki bir felsefe kitabını anlayarak okumak çok zevkliydi.

Yazarın okumak ile ilgili tespitleri gayet mantıklı geldi bana çünkü bazen günde bir kitap bitiren fakat düşüncesi olmayan insanlar tanıyorum :) Ve sırf geniş kitleye sahip olmak için yazar olduğunu sanan kalem tutarlar var. Geniş kitle dediysem de şöyle bir geniş kitle: insanların zaaflarını kullanan ve kandırılan geniş kitle ben de dahilim buna, ne yazık... Bu kitabı okuyunca gerçekleri görüyor bir nevi insan. OKUYUN BU KİTABI!
Ama okurken yazarın dediklerini unutmayın derim. Yazar ne mi diyor? Yazar diyor ki: "... sürekli olarak sadece okumak zihni mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir." Yani canım yazar okumak için okumayın anlayın demek istiyor. Çok kitap okuyunca bilge olmazsınız, çok kitap okuyunca geniş kitleleriniz de olmaz. Kitap okumakla övünmek yerine okuduklarımı anlı-yorum ve uygulu-yorum diye övünün...
Bu türe gelecek olursam ismi geçince insan ilk başta korkuyor bence. Fakat dili bu kadar yumuşak, hiçbir dini incitmeyen, farklılıkları bile derli toplu önümüze seren bu eseri okumamak büyük kayıptır zannımca.
Neyse lafı uzatmaya gerek yok bence. Ben derim ki:
-Yazarın düşünce ve üslubunu çok sevdim. Tek kelime ile tanımlamam gerekirse -OKUYUN!-
Aslınur İLHAN
KEYİFLİ OKUMALAR DİLİYORUM HERKESE

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
144 syf.
·5 günde·10/10
Ünlü filozof Nietzsche’nin akıl hocası olan Arthur Schopenhauer’in okuma ve özellikle düşünce konularındaki fikirlerini belirttiği kitaptır.

Üzerinde düşünme olmaksızın yapılan yeknesak okumanın verimli olmayacağı ve bu yüzden uzun süre kitap okumanın zihni körleştirdiği konusu ele alınmış.
Özellikle ikinci bölüm insanın hayatını baz alınır tarzda içerikle dolu olduğu için daha çok ilgimi çekmedi desem yalan olur.
İnsanın kendine yetebilmesinin güzelliğini, iradesizliğin kişinin başına çok büyük bir bela olmasına rağmen farkedememizi çok güzel vurgulamış filozof.


Zihinsel gelişim ile verdiği örneklemeleri, yaşam ve okuma eylemlerindeyken insanın ne hallere girdiği saptamalarıyla hala günümüzde reçete niteliğinde.
144 syf.
·Beğendi·9/10
Çok felsefe okumadım, ama fikirleri bu kadar derli toplu hoşuma giden başka bir yazara denk gelmedim.

Kitabın dili başta çevirmenin sıkça kullandığı Osmanlıca kelimelerden dolayı biraz ağır gelse de sonradan gayet sadeleşiyor. Ortalama her okurun okuyabileceği bir kitap.

Kitap 4 bölümden oluşuyor:
1- İnsan mutluluğunun iki temel düşmanı: Istırap ve Can sıkıntısı
2- Okumak ve Kitaplar üzerine
3- Yazarlık ve Üslup üzerine
4- Düşünmek üzerine

İlk bölüm dediğim gibi özellikle ağır kelimelerden dolayı biraz ağır. Fakat arada çok güzel tespitleri var yazarın.

İkinci bölüm ise kitabın gövdesini oluşturuyor. Okumak ile ilgili ufuk açıcı bilgiler var. Özellikle 1000Kitap'ta sürekli denk geldiğim bazı okurlar var. Sürekli okuyorlar, bazen günde 1 kitap bile okuyorlar. Fakat düşüncelerine diğer paylaşımlarına bakınca çok basit kaldığını düşünüyordum. Schopenhauer bu noktada çok fazla kitap okumanın yanlış olduğunu düşünüyor. Paylaştığım alıntılardan da görüleceği üzere kitap okurken okurun aslında o anda düşünmediğini sadece okuduğu yazarın düşüncelerini takip ettiğini söylüyor haklı olarak. Ona göre her boş vakitte insan okumamalı. Okuduklarını hazmetmesi için oturup bunları düşünmeli, tefekkür de etmeli. Ancak böyle olursa bu kitaplardan yarar sağlayacağını düşünüyor. Okuduğu kitaplardan kütüphane kurma fikrine ise tamamen karşı. Ona göre bir insanın yediği yemeklerin hepsinin midesine durmasını istemesi ile eş değer. Ayrıca kitapları satın almak ile onları okumanın aynı şey olmadığını belirtiyor. Kitaplar ve okumak ile ilgili herkesin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.

Üçüncü bölüm de yazmak üzerine. Bana göre bir kitap yazan yazmayı düşünen her yazar öncelikle burayı okumalıdır. Yazar sivri dili ve tecrübesi ile gayet yararlı bilgiler veriyor.

Son bölümde ise genel hatları ile düşünmeyi irdeliyor. Schopenhauer gibi bir filozofun kafa yapısını anlamak adına mükemmel tespitler içeriyor.

Sonuç olarak kısa ve sade olmasına rağmen okurken sizi baya zorlayacak bir kitap. Okumanızı öneririm.
İyi okumalar.
144 syf.
Okumak için geç kaldığım bir kitap, keşke okumak bende bir alışkanlık olmadan önce bu kitabı okusaydım çünkü o zaman bu kadar çok okumazdım ya da benim için bende bir zaman geçirme uğraşından öteye geçmeyen eserleri kaldırıp bir kenara atardım. Kitap bize gösteriyor ki aslında okuma alışkanlığı çoğu zaman düşünceyi geliştiren bir eylemden daha çok özgün düşünmeyi yok eden bir eyleme dönüşüyor okurda, başkalarının düşüncelerini fikirlerini benimseyip onlara inanıp hiçbir düşünceyi kendi kafamızdan değil sadece okuduklarımızdan alıp onların tellallığını yapıyoruz o da yetmiyormuş gibi kendimizi çok bilgili, ve zeki zannetmeye başlıyoruz. Oysa ki bir papağandan farkımız yok daha önce söylenenleri söyleyip sanki ilk söyleyen bizmişiz gibi davranıyoruz. Ya da hiç düşünmemiş, düşündüğünü dile dahi getiremiş bir yazarın çalakelem yazdığı eserlerde günlerimizi, dinlenerek düşünerek geçireceğimiz vakti heba ediyoruz. Schopenhauer kitapta diyor ki :Her insanın serbest zamanı tam olarak onun kendisi kadar kıymetlidir. Sanırım biz de o kelimele çöplüklerini okuyarak kendimizi kıymetsizleştirdik. Bu kitap bize nasıl okumalıyız, kimleri okumalıyız, okurken nelere dikkat etmeliyiz, neyi okumamalıyız gibi konularda yol gösteriyor. Kitapta da söylendiği gibi sayfayı doldurmak için yazılan hiçbir şey okunmaya değmez. Onun için ben de daha fazla uzatmadan diyebilirim ki bu kitap okumadan önce okunması gereken ilk kitap. İyi okumalar.
197 syf.
Arthur Schopenhaur'un okumak, yazmak ve düşünmek üzerine notlarının ve tavsiyelerinin yer aldığı bu kitabı konu ile ilgilenenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kitap biraz yorucu geldi bana. Sakin bir kafa ile sessiz bir ortamda okumakta fayda var. Merak edenler için ara ara alıntılar yaptım.
Özellikle okumak ve yazmak ile ilgili bölümleri 1000k'daki okuyucular bence dikkatlice okumalı. Okumuş olmak için okumak ile okuduğunu anlamak için okumak arasında çok büyük fark var.
Sitede okuma hedefleri ile ilgili çok ilginç bir olay dikkatimi çekmişti. Bu son kısmı onun için yazdım. Bununla ilgili bir kaç farklı tecrübemde oldu. Çoğu okur okuduğu kitabı anlamadan bitiriyor ve daha kötüsü bunun farkında bile olmuyor.

Okumak önemlidir, daha önemlisi ise neyi nasıl okuduğunu bilmektir.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Schopenhauer, merak edip okuduğum metninde bizleri kahreden bir yargıda bulunmuş. Yetmemiş, bu yargısını fazlasıyla makul örneklerle kuvvetlendirip kahır katsayımızı arttırmış. Neymiş efendim, her boş vakitte okumak zihni felç edermiş. Yani diyor ki, sık okumak, sizin yerinize başkalarının düşünmesine olanak vermeniz, hatta onlar ne derse kabul edip sadece "okumak" vazifesini üstlendiğiniz anlamına gelir.

Bu hayretimucip yargısına "Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine" kitabında rastlıyoruz. Rastlıyoruz da, rastlamak ile iyi mi ettik kötü mü anlamadık gitti. Öyle okuyan tipler değiliz. Hatta bazı insanların okuma merakını gördükçe biz henüz "tip" bile değiliz. Yine de zorunluluktan, meraktan, istekten, dersten, ödevden, şundan bundan dolayı okumak nasip oluyor illa. Kaldı ki bu nasip olma durumu Schopenhauer'un dediği noktaya, sık okumak zorunda olmaya tekabül ediyor. İlginç olan bunlar değil, ilginç olan, bu metinde okunulan üzerinde uzun süreli düşünme telkini olmamış olsaydı bu metne de herhangi bir Schopenhauer metni muamelesi yapıp anlayıp geçecek olmamdı. "İyi demiş, güzel buyurmuş, sağlam örneklendirmiş. Anladım!" deyip geçecektim. Ama şimdi aldı başını bir muamma, "Ulan ya doğruysa söyledikleri?!"

Doğru olmasının hoş olmayan tarafı, sırf anlamak, bilmek, mesele üzerinde kimler neler söylemiş diye merak etmek ve en azından konu üzerinde söylemeye yüzümüzün olacağı bir çift lafımız olsun diye giriştiğimiz okuma eyleminin bir işe yaramamış olması "ihtimali" oldu. Diğer yandan kendi aramızda bir şeyi, herhangi bir şeyi gayet seviyeli şekilde tartışırken sohbetin ilerleyen zamanlarında maksadın giderek "en çok ben biliyorum, sizden iyiyim!" gibi felaket bir noktaya döndüğü vakitlerde, şu cümleleri sıkça duyduğumu da anınsadım:
- Wallerstein'in şu cümlesi çok doğru! (Sebep?.. Sebep ortada yok.)
- Harvey bu konuda şöyle böyle demiş. Of be! (Yanılma payı?.. Hak getire!)
- Modern zamanla birlikte tam da Marks'ın şu şu dedikleri oldu. (Niye ama?.. E "modernite" yahu!)
- Foucault bu konuda son noktadır. Ötesine gitmem! (Aksi hiç mi mümkün değil? Peki peki...)

Daha neler neler...

Bir adım ötesine gitmekten korktuğumuz, şöyle bir kafa yorsaydık belki kendimize ait fikirlerimiz de oluşurdu diye çok beklediğimiz, fakat her fikir alışverişinin tartışmaya döndüğü türlü vakitlerden sonra şimdi de Schopenhauer'un "Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz" deyişine utana sıkıla hak veriyorum. Çünkü devamında ekliyor: "başka bir kimsenin düşünceleri sürekli olarak üzerinde bir baskı yahut tazyik unsuru olarak varlığını koruyan bir zihin de körelir. keskinliğini kaybeder."

Hülasa, ya külliyen doğruyu söylüyor da içimizde hararetli bir muammaya zararsız tedirginlikler ekliyor Schopenhauer efendi. Ya da, bir kısmı doğru, diğer bir kısmı eksik yargılarda bulunup bize gerçeği görmek için müsaade tanıyor.

Üzerinde düşünmek gerek. Zira Bukowski der ki...
144 syf.
·28 günde·Beğendi·9/10
Schopenhauer'u her zaman filozofların hocası ya da yol göstericisi olarak tasarlamışımdır. Genellikle sözü dolandırmadan en iyi kelimelerle en anlaşılır yolu seçer okuyucu için. Fakat düşünce yapısının derin olması ve kalıpları reddetmesi bakımından çok zor anlaşılır, düşüncelerini duvarların ardında haykırmak isteyenler tarafından. Eğer çok daha uzun yıllar önce yaşamış olsaydı birçok düşünürün ondan yararlanacağını varsaysaydık bugün daha saygın olabilirdi bilmek ve istemek! Bu kitap okuyan kesime darbe gibidir, çünkü Schopenhauer, başka kişilerin düşüncelerini okumanın (yani kitaplarını) kendi düşüncelerine ihanet derecesinde bir tabirle sert eleştirisini dile getiriyor. Kişi istediği zaman okuyabilir ama istediği zaman yazamaz! Yazmanın zamanı vardır kişinin düşünmek istediği şeyi yazması için zamanın gelmesi gerekir ya da hiç gelmez. Ve zamanı geldiğinde de kendi düşünce havuzundan yazıya geçirmesi gerekir. Bu eleştirinin tutarlılığı söyle açıklanabilir; ortalıkta dolanan bir çok vasıfsız yazarin yazdıklarını okuyup kendi düşüncelerimize bir set çekiyor, onların düşünce yapılarına göre şekillenmesine izin veriyoruz düşünce yapımızın. Kitap yazmak isteyen herkesin mutlaka bu eseri okumalarını tavsiye ederim çünkü burda herhangi salt bir düşünce aşılama peşinde olmayan Schopenhauer, öz her şeyden önemli olduğunu kendi omzuna basarak tırmanmanın çok daha iyi olduğu sonucuna ulaşıyor, başkasının çürük temelleri üzerine düşüncelerini inşa edelerin kısa zamanda yıkılacağını öngörerek. Söylenmek istenilenin en kısa ve sade dille anlatılması gerektiğini sözü gereksiz yere dolandırmadan okuyucuya söylemek istediğini en uygun kelimelerle aktarası gerektiği çıkarımında bulunuyor.
144 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Altı çizilecek çok satırlar var, özellikle yaşam eleştirisi ufkunuzu açar. Kimi, ne için, ve neden okumalı sorularına cevap bulabilirsiniz. Yaptığı eleştirilerde günümüz kitap ve yazarlarına adeta reddiye mesabesindedir. Felsefeye meraklı, düşünmeyi sevenlerin zevk alacağı bir kitap. Okumaya, yazmaya ve yaşamaya bir de Schopenhauer'un gözünden bakın derim.
197 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Bunun cevabını ben de tam olarak veremiyorum ama emin olduğum bir şey var; okumaya her zaman açım. Bu açlık yaş aldıkça daha da büyüyor, okuyacak kitap listemin artış hızı okuma hızımdan daha fazla. Hatta çoğu zaman üç, dört kitabi aynı anda okuyorum, vakit kaybı olmasın diye biraz da tembelliğimden inceleme yapmayı bile atladığım zamanlar oluyor. Ama bu kitaba öyle bir haksızlık yapamazdım çünkü tam da bu noktadan vuruyor bu kitap. Neden sürekli okuruz, diyor? Bunu zihnin tembelliği olarak görüyor. Hani bazı kitaplarda kendimizi buluruz, altını çizdiğimiz yerlere işte "bu benim" deriz. Bizim yerimize kitaplar düşünüyor oluyormuş o zaman. Bunun gibi tespitlerle yazar adeta uyanmamızı istiyor. Sadece okumak ile ilgili değil, yaşam, içsel mutluluk, yazmak ile ilgili de etkileyici şeyler söylemiş.
Dün bir arkadaşım ile sohbet ediyorduk; okumayı sevmediğini onun yerine yaşamayı tercih ettiğini söyledi. Dünyamız istediğimiz gibi yaşamaya çok müsaade edebilen bir gezegen değil hele ki şu günlerde en çok evimizde kalırken geriye okumaktan başka pek de şey kalmıyor. Hele de ruhumuzu kitap ile doyurmaya alışmış isek. Okudukça yalnızlaşıyoruz belki de, insan haricinde tüm canlıyı daha çok sevmeye başlıyoruz. Ama diyor ki kitap; "yaşayın, mutluluğu kendi içinizde arayın, sadece okumayın, siz de düşünün, kendi cümleleriniz olsun, yazın." Bir gün batımının lezzetini ne verebilir sahi? Okuyalım sevgili 1K üyeleri, okuduklarımız bize ilham olsun, onu kendi özgün fikirlerimiz ile harmanlayalım, tüm bunları yaparken yıldızları seyretmeyi, sadece bir su şırıltısını dinlemeyi de es geçmeyelim. Ruhumuzun açlığı kadar, ellerimizin samimi bir dokunuşa, gövdemizin sarılmaya, kulaklarımızın güzel sesler duymaya, gözlerimizin güzellikleri görmeye ihtiyacı var.
Özellikle çok fazla okuyan arkadaşlara kesinlikle tavsiyemdir.
Yürümek için baston ne ise, düşünce için kalem de odur, fakat nasıl ki insan en kolay bastonsuzken yürürse, en kusursuz biçimde de elinde kalem yokken düşünür. İnsan ancak yaşlanmaya başladığında bir baston kullanmayı ister. Baston onun için artık bir yük değil, yardımcıdır. Kalem de böyledir.
Bir düşünce ancak sözcüklerin sınır çizgisine ulaştığı ana kadar gerçekten yaşar; ondan sonra derhal donar ve hayatiyetini kaybeder; hal böyle iken yine de eski zamanların fosilleşmiş hayvanları ve bitkileri kadar uzun ömürlüdür.
Gerçekte çok kısa olan ömrü derhal kristalleşiveren bir billur tanesi ile mukayese edilebilir.
Sürekli yiyerek bir kimse midesini bozar ve böylelikle bütün bedenine zarar verirse, zihin de düşünce malzemesiyle lüzumundan fazla beslenerek boğulabilir. Çünkü bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır; zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir...
Ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler. şöhretleri onları zaten bu hüviyetiyle tanıtır.
Okunması halinde sadece bunlar gerçekten bir şeyler öğretir ve insanı eğitir.
...yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754687002
Orijinal adı:
Parerga Und Paralipomena
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Akıllı insan her şeyden evvel ıstıraptan ve tacizden azâde olmak için çabalayacak, sessizliği ve boş vakti, dolayısıyla mümkün olan en az sayıda beklenmedik ve tehlikeli karşılaşma ile birlikte sakin, mütevazı bir hayatı arayacaktır; ve böylelikle sözüm ona hemcinsleriyle çok az bir ortak tecrübeyi paylaştıktan sonra, münzeviyane bir hayatı tercih edecektir, hatta eğer büyük bir ruha sahipse büsbütün yalnızlığı seçecektir.

Hayatta nasılsa edebiyatta da öyle: Her nereye dönseniz derhal kendinizi düzelmez, yola gelmez bir insan güruhuyla karşı karşıya buluyorsunuz, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar. Bir yığın berbat kitap, gıdasını buğday başaklarından alan ve sonunda onu boğup kurutan edebiyatın istilacı yabani otları da öyle. İnsanların zamanını, parasını, dikkatini -ki bunların meşru hak sahibi iyi kitaplar ve onların soylu hedefleridir- gasp etmektedirler.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 1.333 okur

  • G.
  • Razumuhin
  • Kubilay Boz
  • Burak Ergen
  • Emir Efe DURMUŞ
  • Nezihe Kaya
  • Özge
  • Ayşe Hümeyra Evliyaoğlu ☭
  • Magoa de Nemesis
  • e

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.8
25-34 Yaş
%42.2
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.7
Erkek
%57.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.5 (96)
9
%23.9 (90)
8
%21 (79)
7
%9.8 (37)
6
%2.4 (9)
5
%1.6 (6)
4
%0.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları