Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine (Toplu Eserleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.715
Gösterim
Adı:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754687002
Orijinal adı:
Parerga Und Paralipomena
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Akıllı insan her şeyden evvel ıstıraptan ve tacizden azâde olmak için çabalayacak, sessizliği ve boş vakti, dolayısıyla mümkün olan en az sayıda beklenmedik ve tehlikeli karşılaşma ile birlikte sakin, mütevazı bir hayatı arayacaktır; ve böylelikle sözüm ona hemcinsleriyle çok az bir ortak tecrübeyi paylaştıktan sonra, münzeviyane bir hayatı tercih edecektir, hatta eğer büyük bir ruha sahipse büsbütün yalnızlığı seçecektir.

Hayatta nasılsa edebiyatta da öyle: Her nereye dönseniz derhal kendinizi düzelmez, yola gelmez bir insan güruhuyla karşı karşıya buluyorsunuz, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar. Bir yığın berbat kitap, gıdasını buğday başaklarından alan ve sonunda onu boğup kurutan edebiyatın istilacı yabani otları da öyle. İnsanların zamanını, parasını, dikkatini -ki bunların meşru hak sahibi iyi kitaplar ve onların soylu hedefleridir- gasp etmektedirler.
(Tanıtım Yazısından)
Hepimizin felsefeye az buçuk kenarından köşesinden dokunmuşluğu vardır. Üniversite zamanı felsefe; coolluğun, aykırılığın belirtisi olarak görülür. Lise zamanı ise zorunlu dersler sebebiyle- ne kadar anlayacaksak- felsefenin figüranları aykırılıkları ile hepimizin ilgi odağı olmuştur. Hatta bu etkiden dolayı çoğumuz felsefe hocalarımızı da aykırı adamlar olarak tasavvur etmişizdir. Gerçi çoğu öyledir her ne kadar biz kendilerini yeterince tanımasakta..

Benim de herkes gibi temasım vardır. Felsefecileri de az çok bilirim. Öncelikle İmmanuel Kant. Lise hocamız Kant’a hayrandı, ağzından düşürmezdi. Oradan bilirim. Nietzsche , Sartre ve Camus’u ise populeritelerinden. Bir dönem felsefe ile de ilgilenmiştim, daha doğrusu ilgilenmeye çalışıp Platon’un Devlet’inden üç kitap okuyunca pes etmiştim. O dönemden de ilk dönem filozoflarını bilirim. Haklarında tek kelime bilmediğim filozoflarda vardır.

Bunlardan birisi de daha bir ay önceye kadar Schopenhaur’du. Ta ki https://dusunbil.com/...rir-zihni-felc-eder/ makalesini görene kadar. Bilmemenin, duymamanın cezasını da ağır ödedim diyebilirim. Adam beni eline bir aldı, yer misin yemez misin, okuduğumdan beri sopalıyor. Hayatımda ben böyle dayak yemedim. Tüm tabularımı sarstı. Bu dayak iyi de oldu. Biraz kendime çeki düzen verdim, vermeye çalışıyorum.

Öyle sarsıldım ki anlatamam. Hala da tam bir çıkışı yolu bulabilmiştim değilim. Mesele okuma meselesi. Ben bulduğum tüm boş zamanlarda okurum. Heralde bana 1 hafta kitap okumayı yasaklasalar kafayı yerim, boşluktan.

Peki niçin okuyorum? Bunun cevabı yok. Keyif almak için mi, hayır. İnsan tüm zamanını keyif almak için harcamaz. Yazmak için mi, kendim öyle desem de düşününce hayır. Yazmak için neredeyse hiçbir çabam yok. Yazmak isteyen insanın; okumak kadar yazmaya da vakit ayırması icap eder. Ayrıca yazmak isteyen insanın da sistematik olarak okuması icap eder. Bir dönem bu sistematiği tuttursam da bunu sürekli hale getiremiyorum. Bir öyle bir böyle olmuyor.

Diyebilirsiniz ki kitaplar hayattan bir kaçıştır illa sebebi olması gerekmez. O halde şunun cevabını da vermemiz icap eder, kitaplar için yaşanan bir hayat hayat mıdır? Bana kalırsa hiç kitap okumamak ne kadar kötüyse sadece kitaplar için harcanan hayatta bir o kadar kötüdür. Kitap hayatımızın tamamı değil bir parçası olmalıdır. Kitap tüketmemeli kitap okumalıyız. Okuduğumuz kitaplardan da gerekli donanımı sağlayıp bunu hayatlarımıza yansıtmalıyız. Bir an kendimi okul hocası gibi hissettim. Neyse kitaba geçelim :)

Kitapta sizi ilk karşılayan çevirmenin makalesi, şu felsefe kitaplarında en kızdığım mevzuu. Vallahi kendimi keriz gibi hissediyorum onları gördükçe. Yahu 150 sayfa kitap alıyorsun, filozofun yazıları 50. Sayfada başlıyor. Buradaki metine de aynı derece de gıcık oldum. Çok da karışık yazmış. Filozofu anlamak daha kolaydı vallahi.

İkinci kısımda ise beni, https://www.cafrande.org/...intisi-schopenhauer/ makalesi karşıladı ki kitabın en sevdiğim kısmı oldu. Yukarıda bahsettiğim sorunlarım karşısında yalnız olmadığımı anlayıp bir vicdan rahatlaması yaşadım. Tavsiye ederim çok güzel konulara değinmiş.

Üçüncü kısımda yer alan okumak konusunun özünü filozof ile tanıştığım kısımda verdim :)

Dördüncü kısımda yer alan yazmak ve üslup konusu da benim için çok keyifliydi, her ne kadar bazı kısımlarda anlaşamasakta. Özellikle üslup konusu çok iyiydi. Ayrıca Alman dilinde verilen yapıtların neden başarılı olduğunun ve daha önceden sitede yazmaya ilişkin sormuş olduğum iki sorunun cevabını filozofun ağzından aldım.

Son kısımda yer alan düşünmek konusu ise hiç anlaşamadığımız konu oldu. Kitabı okuyan arkadaşlarla bu konuya ayrıca tartışabiliriz.

Kitap genel olarak iyiydi. Ufkunu genişletmek isteyenlere tavsiye ederim. Ancak şunu da belirteyim ki biraz ağır tabirler ile– ahmak, bön vs- karşılaşacaksınız. Zira filozofun eli baya sopalı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Dün gece rüyamda Arthur amcamı gördüm. Sohbet etmeye başladık...
-Ne yapıyorsun? diye sordu bana...Ben;
-"Son günlerdeki etkinlikler sayesinde değerli yazar ve düşünürlerin kitaplarını okumaya çalışıyorum" dedim. "Bu arada sıradaki etkinlikte senin adına, etkinliği düzenleyen de Quidam 20. kuşaktan yeğenin" dedim.
Söylediklerim hoşuna gitti mi gitmedi mi bilmiyorum, Arthur amcam gayet ciddi biri, kitabını okurken fark etmiştim etmesine de, rüyama gireceğini nerden bilebilirdim.
Onu okurken farkına vardığım başka bir konu ise bir taraftan okumanın önemini vurgulaması, diğer taraftan da üzerine düşünüp kafa yormadan okuduklarımızın bize pek bir getirisinin olamayacağını sürekli dile getirişiydi. Hakta vermedim diyemem...
Ne için okuyoruz? Okuduklarımızı kendi iç dünyamızda ne kadar sorgulayıp, kendi çıkarımlarımızı ne kadar yapabiliyoruz? Bunlar gerçekten üzerine düşünülmesi gereken konulardı. Arthur Schopenhauer "okumak ve anlamak" üzerine çok güzel bir açıklama getirmiş bu eserinde; çok okuyan insanı obur bir insana benzeterek; "Nasıl obur bir insan sürekli yiyerek vücuduna zarar verirse, anlamadan sorgulamadan okuyan insanında da okudukları sadece bilgi kirliliğinden öteye geçemez" demiş.
İyi de Arthur Amca'nın benim rüyamda ne işi vardı? Bilinçaltım bana oyun mu oynuyordu? Onun kitabını okuduğumu sohbet esnasında bir arkadaşıma söylediğimde;
-"Kolay gelsin Arthur Schopenhauer anlaşılması zor bir filozoftur" demişti. Onun etkisi de olabilir diye düşünürken, ikinci soru geldi...
-"Kitap felan yazıyor musun?" dedi. "Öhöhöhö" İçimden ne kitabı, ben inceleme zor yazıyorum diye geçirsem de...
-"Arada okuduğum kitapların hakkında bir şeyler karaladığımı" söyledim. Cevabı tam da ondan beklediğim gibiydi. Ehh kitabı okuyunca onun hakkında az çok bilgi sahibi olmuştum.
- "Benim kitabım ya da başka yazarların kitabı hakkında yazmak pek de zor olmasa gerek. Neden zor olanı yani kendi kitabını yazmayı denemiyorsun?" dedi. Arthur Schopenhauer insanın kendi içindeki cevherin çıkarılması gerektiğini yoksa bireylerin hayatta sıradanlıktan öteye geçemeyeceğini savunur. Size çok alakasız gelecek belki ama 2 yıl önce Mesnevi felsefesine karşı ilgi duymuş, derin araştırmalar yapmıştım. Orada da insanın içindeki cevherin farkında olmadığından, onun farkına varanlarınsa güneşi bile gölgede bırakacak seviyeye erişeceklerinden dem vuruyorlardı. Ruh zenginliğine sahip insanı da bu dünya da yıkabilecek hiçbir şeyin olmadığı da sürekli vurgulanıyordu.
Arthur Schopenhauer'da ruh zenginliğinin önemini kitabında vurguladığı için ben aralarında bir benzerlik kurabildim. Ayrıca yaptığım araştırmalarda Schopenhauer felsefesinin, Hint metinleri sayesinde doğu felsefesiyle sentezlendiğini de öğrendim.

Son olarak yazarımız mutluluğun maddi zenginlikle alakası olmadığını şu sözleriyle ifade etmiş.
"Sıradan insan, hayatının mutluluğunu kendi dışındaki şeylere; mala, mülke, şana, şöhrete, kadın ve çocuklara, dostlara, cemiyete ve benzerine bağlar, dolaysıyla bunu kaybettiği ya da hayal kırıklığına uğradığı zaman, mutluluğunun temeli çöker"

Arkadaşım ne derse desin ben Arthur amcamı sevdim.Bu okuduğum ilk kitabıydı ve kesinlikle son olmayacak. Sonuna kadar okuyan arkadaşlara, sabrınız için teşekkürler. Bu arada hakikaten ya ben ne zaman uyandım?
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.934 Oy)9.206 beğeni30.222 okunma926 alıntı146.600 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.732 Oy)9.697 beğeni27.219 okunma2.012 alıntı126.076 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.619 Oy)4.104 beğeni13.647 okunma1.545 alıntı56.444 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.974 Oy)19.909 beğeni45.581 okunma3.564 alıntı192.717 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.533 Oy)3.671 beğeni11.142 okunma6.099 alıntı101.724 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.736 Oy)8.194 beğeni22.297 okunma4.571 alıntı136.937 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.127 Oy)13.956 beğeni36.159 okunma3.798 alıntı153.681 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.291 Oy)6.644 beğeni17.670 okunma2.982 alıntı90.353 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.469 Oy)4.387 beğeni16.652 okunma1.592 alıntı81.283 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.910 Oy)6.022 beğeni20.617 okunma921 alıntı107.233 gösterim
Çok felsefe okumadım, ama fikirleri bu kadar derli toplu hoşuma giden başka bir yazara denk gelmedim.

Kitabın dili başta çevirmenin sıkça kullandığı Osmanlıca kelimelerden dolayı biraz ağır gelse de sonradan gayet sadeleşiyor. Ortalama her okurun okuyabileceği bir kitap.

Kitap 4 bölümden oluşuyor:
1- İnsan mutluluğunun iki temel düşmanı: Istırap ve Can sıkıntısı
2- Okumak ve Kitaplar üzerine
3- Yazarlık ve Üslup üzerine
4- Düşünmek üzerine

İlk bölüm dediğim gibi özellikle ağır kelimelerden dolayı biraz ağır. Fakat arada çok güzel tespitleri var yazarın.

İkinci bölüm ise kitabın gövdesini oluşturuyor. Okumak ile ilgili ufuk açıcı bilgiler var. Özellikle 1000Kitap'ta sürekli denk geldiğim bazı okurlar var. Sürekli okuyorlar, bazen günde 1 kitap bile okuyorlar. Fakat düşüncelerine diğer paylaşımlarına bakınca çok basit kaldığını düşünüyordum. Schopenhauer bu noktada çok fazla kitap okumanın yanlış olduğunu düşünüyor. Paylaştığım alıntılardan da görüleceği üzere kitap okurken okurun aslında o anda düşünmediğini sadece okuduğu yazarın düşüncelerini takip ettiğini söylüyor haklı olarak. Ona göre her boş vakitte insan okumamalı. Okuduklarını hazmetmesi için oturup bunları düşünmeli, tefekkür de etmeli. Ancak böyle olursa bu kitaplardan yarar sağlayacağını düşünüyor. Okuduğu kitaplardan kütüphane kurma fikrine ise tamamen karşı. Ona göre bir insanın yediği yemeklerin hepsinin midesine durmasını istemesi ile eş değer. Ayrıca kitapları satın almak ile onları okumanın aynı şey olmadığını belirtiyor. Kitaplar ve okumak ile ilgili herkesin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum.

Üçüncü bölüm de yazmak üzerine. Bana göre bir kitap yazan yazmayı düşünen her yazar öncelikle burayı okumalıdır. Yazar sivri dili ve tecrübesi ile gayet yararlı bilgiler veriyor.

Son bölümde ise genel hatları ile düşünmeyi irdeliyor. Schopenhauer gibi bir filozofun kafa yapısını anlamak adına mükemmel tespitler içeriyor.

Sonuç olarak kısa ve sade olmasına rağmen okurken sizi baya zorlayacak bir kitap. Okumanızı öneririm.
İyi okumalar.
Okumak için geç kaldığım bir kitap, keşke okumak bende bir alışkanlık olmadan önce bu kitabı okusaydım çünkü o zaman bu kadar çok okumazdım ya da benim için bende bir zaman geçirme uğraşından öteye geçmeyen eserleri kaldırıp bir kenara atardım. Kitap bize gösteriyor ki aslında okuma alışkanlığı çoğu zaman düşünceyi geliştiren bir eylemden daha çok özgün düşünmeyi yok eden bir eyleme dönüşüyor okurda, başkalarının düşüncelerini fikirlerini benimseyip onlara inanıp hiçbir düşünceyi kendi kafamızdan değil sadece okuduklarımızdan alıp onların tellallığını yapıyoruz o da yetmiyormuş gibi kendimizi çok bilgili, ve zeki zannetmeye başlıyoruz. Oysa ki bir papağandan farkımız yok daha önce söylenenleri söyleyip sanki ilk söyleyen bizmişiz gibi davranıyoruz. Ya da hiç düşünmemiş, düşündüğünü dile dahi getiremiş bir yazarın çalakelem yazdığı eserlerde günlerimizi, dinlenerek düşünerek geçireceğimiz vakti heba ediyoruz. Schopenhauer kitapta diyor ki :Her insanın serbest zamanı tam olarak onun kendisi kadar kıymetlidir. Sanırım biz de o kelimele çöplüklerini okuyarak kendimizi kıymetsizleştirdik. Bu kitap bize nasıl okumalıyız, kimleri okumalıyız, okurken nelere dikkat etmeliyiz, neyi okumamalıyız gibi konularda yol gösteriyor. Kitapta da söylendiği gibi sayfayı doldurmak için yazılan hiçbir şey okunmaya değmez. Onun için ben de daha fazla uzatmadan diyebilirim ki bu kitap okumadan önce okunması gereken ilk kitap. İyi okumalar.
Schopenhauer'u her zaman filozofların hocası ya da yol göstericisi olarak tasarlamışımdır. Genellikle sözü dolandırmadan en iyi kelimelerle en anlaşılır yolu seçer okuyucu için. Fakat düşünce yapısının derin olması ve kalıpları reddetmesi bakımından çok zor anlaşılır, düşüncelerini duvarların ardında haykırmak isteyenler tarafından. Eğer çok daha uzun yıllar önce yaşamış olsaydı birçok düşünürün ondan yararlanacağını varsaysaydık bugün daha saygın olabilirdi bilmek ve istemek! Bu kitap okuyan kesime darbe gibidir, çünkü Schopenhauer, başka kişilerin düşüncelerini okumanın (yani kitaplarını) kendi düşüncelerine ihanet derecesinde bir tabirle sert eleştirisini dile getiriyor. Kişi istediği zaman okuyabilir ama istediği zaman yazamaz! Yazmanın zamanı vardır kişinin düşünmek istediği şeyi yazması için zamanın gelmesi gerekir ya da hiç gelmez. Ve zamanı geldiğinde de kendi düşünce havuzundan yazıya geçirmesi gerekir. Bu eleştirinin tutarlılığı söyle açıklanabilir; ortalıkta dolanan bir çok vasıfsız yazarin yazdıklarını okuyup kendi düşüncelerimize bir set çekiyor, onların düşünce yapılarına göre şekillenmesine izin veriyoruz düşünce yapımızın. Kitap yazmak isteyen herkesin mutlaka bu eseri okumalarını tavsiye ederim çünkü burda herhangi salt bir düşünce aşılama peşinde olmayan Schopenhauer, öz her şeyden önemli olduğunu kendi omzuna basarak tırmanmanın çok daha iyi olduğu sonucuna ulaşıyor, başkasının çürük temelleri üzerine düşüncelerini inşa edelerin kısa zamanda yıkılacağını öngörerek. Söylenmek istenilenin en kısa ve sade dille anlatılması gerektiğini sözü gereksiz yere dolandırmadan okuyucuya söylemek istediğini en uygun kelimelerle aktarası gerektiği çıkarımında bulunuyor.
Altı çizilecek çok satırlar var, özellikle yaşam eleştirisi ufkunuzu açar. Kimi, ne için, ve neden okumalı sorularına cevap bulabilirsiniz. Yaptığı eleştirilerde günümüz kitap ve yazarlarına adeta reddiye mesabesindedir. Felsefeye meraklı, düşünmeyi sevenlerin zevk alacağı bir kitap. Okumaya, yazmaya ve yaşamaya bir de Schopenhauer'un gözünden bakın derim.
Schopenhauer amcamız, merak edip okuduğum metninde bizleri kahreden bir yargıda bulunmuş. Yetmemiş, bu yargısını fazlasıyla makul örneklerle kuvvetlendirip kahır katsayımızı arttırmış. Neymiş efendim, her boş vakitte okumak zihni felç edermiş. Yani diyor ki, sık okumak, sizin yerinize başkalarının düşünmesine olanak vermeniz, hatta onlar ne derse kabul edip sadece "okumak" vazifesini üstlendiğiniz anlamına gelir.

Bu hayretimucip yargısına "Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine" kitabında rastlıyoruz. Rastlıyoruz da, rastlamak ile iyi mi ettik kötü mü anlamadık gitti. Öyle okuyan tipler değiliz. Hatta bazı insanların okuma merakını gördükçe biz henüz "tip" bile değiliz. Yine de zorunluluktan, meraktan, istekten, dersten, ödevden, şundan bundan dolayı okumak nasip oluyor illa. Kaldı ki bu nasip olma durumu Schopenhauer'un dediği noktaya, sık okumak zorunda olmaya tekabül ediyor. İlginç olan bunlar değil, ilginç olan, bu metinde okunulan üzerinde uzun süreli düşünme telkini olmamış olsaydı bu metne de herhangi bir Schopenhauer metni muamelesi yapıp anlayıp geçecek olmamdı. "İyi demiş, güzel buyurmuş, sağlam örneklendirmiş. Anladım!" deyip geçecektim. Ama şimdi aldı başını bir muamma, "Ulan ya doğruysa söyledikleri?!"

Doğru olmasının hoş olmayan tarafı, sırf anlamak, bilmek, mesele üzerinde kimler neler söylemiş diye merak etmek ve en azından konu üzerinde söylemeye yüzümüzün olacağı bir çift lafımız olsun diye giriştiğimiz okuma eyleminin bir işe yaramamış olması "ihtimali" oldu. Diğer yandan kendi aramızda bir şeyi, herhangi bir şeyi gayet seviyeli şekilde tartışırken sohbetin ilerleyen zamanlarında maksadın giderek "en çok ben biliyorum, sizden iyiyim!" gibi felaket bir noktaya döndüğü vakitlerde, şu cümleleri sıkça duyduğumu da anınsadım:
- Wallerstein'in şu cümlesi çok doğru! (Sebep?.. Sebep ortada yok.)
- Harvey bu konuda şöyle böyle demiş. Of be! (Yanılma payı?.. Hak getire!)
- Modern zamanla birlikte tam da Marks'ın şu şu dedikleri oldu. (Niye ama?.. E "modernite" yahu!)
- Foucault bu konuda son noktadır. Ötesine gitmem! (Aksi hiç mi mümkün değil? Peki peki...)

Daha neler neler...

Bir adım ötesine gitmekten korktuğumuz, şöyle bir kafa yorsaydık belki kendimize ait fikirlerimiz de oluşurdu diye çok beklediğimiz, fakat her fikir alışverişinin tartışmaya döndüğü türlü vakitlerden sonra şimdi de Schopenhauer'un "Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz" deyişine utana sıkıla hak veriyorum. Çünkü devamında ekliyor: "başka bir kimsenin düşünceleri sürekli olarak üzerinde bir baskı yahut tazyik unsuru olarak varlığını koruyan bir zihin de körelir. keskinliğini kaybeder."

Hülasa, ya külliyen doğruyu söylüyor da içimizde hararetli bir muammaya zararsız tedirginlikler ekliyor Schopenhauer efendi. Ya da, bir kısmı doğru, diğer bir kısmı eksik yargılarda bulunup bize gerçeği görmek için müsaade tanıyor.

Üzerinde düşünmek gerek. Zira Bukowski der ki...
Kitabı henüz bitirmedim ama şunu söylemek istiyorum.Eğer elinize geçen herşeyi okumaya çalışıyorsanız,yarım bıraktığınız kitaplar sizde huzursuzluk yaratıyor ve kendinizi bitirmeye zorluyorsanız,sırf bestsellerden olduğu için okunan kitaplardan kaçıyor ya da okumadığınız için güncelden uzaklaştığınızı düşünüyorsanız...bu kitapta bunların cevabını bulabilirsiniz.
Biraz geç tanıştığım bir kitaptı. Üniversitede hocamızın okumamız için önerdiği ve benim daha önce okumamış olmaktan dolayı bir hayli hayıflandığım harika bir kitap.Ben birkaç kere okudum,cümlelerin,kelimelerin,satırların altlarını çizdim. Çok şey kattı bana. Okumanızı tavsiye ediyorum.
Schopenhauer, sürekli, kesintisiz okumanın insanın düşünmesine engel olduğunu yazar bu kitabında. Düşünce üretmeden yoksun kalma durumunu söylemektedir. Ardı ardına kitap okuyan birisinin kendince düşünmesi zorlaşır, tamamen yazarın yazdıklarıyla düşünmeye alışır. Bu gibi okuma öğretisiyle bize yol göstermeye çalışmaktadır yazar. Okunmalı !
Okuyoruz okuyoruz da doğru yerde miyiz? Hakkı olan nedir bu okumanın? Nasıl olmalıdır da biz ne yapıyoruz? Gösteriş budalası mıyız yoksa kendimize kanıtlamak istediklerimize binaen mi bu eylemin içindeyiz? O zaman sizi şöyle Schopenhauer' ın karşısına oturtup sohbet ettirelim bir şaşırtalım hadi canım dedirtelim.
Ne olur hoş olmaz mı?
Bu adam beyin kıvrımlarında gezindiğim nadide düşünürlerdense pek ala sizin de olabilir.
Keyifli ve sinirli okumalar dilerim
Kendimi inceleme yazma yeterliliğinde görmesem de bu kitap hakkında söylemek istediklerim var.


Benim için yeni fikirler edindiğim ve bir temele oturtamadığım fikirlerime desteklik sağlayan bir kitap oldu. Bundan böyle okuduklarıma daha eleştirel bakabilmeme yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.


Fazla okumanın zararları (evet, zararları), kıymetsiz kitapların zararları, kitap seçiminin nasıl yapılması ve ne zaman kitap okunması gerektiği, metin başlığının önemi, çakma düşünürlerin üslubu ve derin gözükmek için başvurdukları yollar ile pek çok başka konu hakkında fikirlerini dile getirmişti. Kendinin de değindiği gibi, gerektiğinden ne eksik ne fazla, dolayısıyla oldukça akıcıydı. Konu hakkındaki ana fikri açıklayıcı bir şekilde ortaya koyarken okuyucunun düşünmesi için boşluklar da bırakmış, kendisinin de tabiriyle okuyucunun zihnini felç etmek istememiş. Pek çok noktada soru işaretlerini gidermek için örnekler verilmiş ve güzel benzetmeler yapılmıştı. Oldukça beğenerek okuduğum bir kitap oldu. 
Sürekli yiyerek bir kimse midesini bozar ve böylelikle bütün bedenine zarar verirse, zihin de düşünce malzemesiyle lüzumundan fazla beslenerek boğulabilir. Çünkü bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır; zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir...
"... Ama şunu hatırdan çıkarmayın, ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler. şöhretleri onları zaten bu hüviyetiyle tanıtır. Okunması halinde sadece bunlar gerçekten bir şeyler öğretir ve insanı eğitir ..."

Sunuştan
Çok sayıda düşünceyi birkaç sözcüğe giydirmek,
seçkin kafaların hiçbir zaman aldatmayan belirtisidir.
...yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir...
okumak kendilerini ahmaklaştırır.
Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edicedici etkiye sahiptir

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 4
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754687002
Orijinal adı:
Parerga Und Paralipomena
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Akıllı insan her şeyden evvel ıstıraptan ve tacizden azâde olmak için çabalayacak, sessizliği ve boş vakti, dolayısıyla mümkün olan en az sayıda beklenmedik ve tehlikeli karşılaşma ile birlikte sakin, mütevazı bir hayatı arayacaktır; ve böylelikle sözüm ona hemcinsleriyle çok az bir ortak tecrübeyi paylaştıktan sonra, münzeviyane bir hayatı tercih edecektir, hatta eğer büyük bir ruha sahipse büsbütün yalnızlığı seçecektir.

Hayatta nasılsa edebiyatta da öyle: Her nereye dönseniz derhal kendinizi düzelmez, yola gelmez bir insan güruhuyla karşı karşıya buluyorsunuz, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar. Bir yığın berbat kitap, gıdasını buğday başaklarından alan ve sonunda onu boğup kurutan edebiyatın istilacı yabani otları da öyle. İnsanların zamanını, parasını, dikkatini -ki bunların meşru hak sahibi iyi kitaplar ve onların soylu hedefleridir- gasp etmektedirler.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 389 okur

  • EVREN
  • Başak ALTINSOY
  • Deniz
  • Ebrar Örel
  • Sevda
  • A. ali ASLAN
  • Tunahan İNCE
  • Cerridwen
  • Kadir
  • Melike

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.8
25-34 Yaş
%42.2
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.7
Erkek
%57.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.5 (36)
9
%30.3 (37)
8
%19.7 (24)
7
%15.6 (19)
6
%4.1 (5)
5
%0.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları