Muzaffer Akar'ın Kapak Resmi
Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 17 Kas 10:15
Muzaffer Akar, bir alıntı ekledi.
09 Haz 23:35 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sustu
Bir şey demedi, sitenin öteki tarafına dolanıp eve girinceye kadar sustu Ayperi; adımlarıyla, ağzıyla, yanaklarıyla, elleriyle, en çok da gözleriyle sustu.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 242)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 242)

Oradan buradan aklıma düşenler.
Şimdi canım sıkılmışken ve bilgisayarımda da temiz word belgesinde imleç işmar edercesine yanıp sönüyorken yazmaya büyük istek duydum. Gülseren Budaycıoğlu “konuşmak insanın zehrini alır” diyor, doğru ama yazmak eyleminde de böyle bir temizlik oluyor galiba insan beyninde. Bazen hüzün sıkkınlık ve yorgunluk üst üste gelince, üstüne okumak da pek tat vermiyorsa yazmak iyi geliyor insana. Ne için yazıldığı veya konunun ne olduğu pek önemli değil. Oradan, buradan , zihnin kenarında kalanlardan, anılardan, hayallerden, hayal kırıklıklarından ve nicelerinden oluşan düşünce karmaşasında beliriveriyor kelimeler ve yan yana gelip anlamlı cümleler oluştukça bir dinginlik geliyor yazana, hayret!

Rahmetli Çetin Altan’ın şeytanın gör dediği isimli köşe yazıları geldi aklıma. Efsane ustanın ilk köşe yazılarını okumuş sonra da romanlarından birkaç tanesini okumuştum. Kim ne derse desin ben beğenirim özellikle köşe yazılarını takip ettiğim dönemler gazetede ilk onun köşesini okurdum. Köşesinden her demden vurur belli ki mutlu olurdu. Okuyanın dimağında da güzel hisler bırakır profesyonel yazıları. İyi yetişmiş, edebi terbiye almış kişilerin yazılarına nasıl da yansıyor bilgi birikimleri. Bu da öyle geldi aklıma, rahmet olsun...

İnsanların insanlık dışılıklarına karşı kimisi uhrevi alemden medet umarken kimisi de materyalist düşüncelere sarılıyor ve bir avuntu buluyor. Bir iki aforizma ile de düşünceyi pekiştirdimmi tamam, ne ala felsefe! Ne garip ki her iki zümreden kişiler de düşüncelerinin ve inandıklarınının doğruluğuna yüzde yüz inanıyor. Bana ikisi de kocakarı imanı gibi geliyor ya bunu tartışmak hem yersiz hem gereksiz oluyor çoğu zaman. Eğer tartışılırsa böyle hassas bir konuda hiç ummadığınız kişiden hiç ummadığınız sözler duymak mümkün, çoğu zaman da kahvehane muhabbeti dinlemek zorunda kalmak tabi. Gelişmemiş toplum insanlarının ortak özelliklerinden biri de tartışmayı sohbet etmeyi becerememeleri belki de. Birisi konuşup fikrini veya hissini anlatırken karşısındaki onu anlamak yerine içinden karşı tezi tasarlamada genelde. “ Yalnış düşünüyorsun” sözü ne kadar da kolay söyleniyor, oysa yukarıdaki yazımı gibi kendisi de yanlış bu sözün...


Dedik ya oradan buradan düşünceler. Dün ablam gelmiş Zonguldak Ereğli’sinden, İstanbul’daki büyük ablamın yanına. Memleketten fındık mantarı getirmiş, bizde kirmit derler. Bozulmasın diye turşu gibi bir şey yapmış. Kavurdular yedik. Ne zaman ablamın yanına gitsem kara lahana corbası olur onu da yedik afiyetle. Laf aramızda benim diyet gene güme gitti her ne kadar ekmeksiz yedik diye avunsam da. Bir de birader geldi olduk mu dört kardeş. İki saat İstanbul trafiğine değdi doğrusu, sohbet esnasında farkettim ki ne yorgunluk kalmış ne stres. Eskilerden konuştuk tabi, köyden çocukluğumuzdan. Ben çoktandır unutmuşum ablam hatırlattı; Çocukluğumuzda köyde fındık toplarken canımız sıkılırdı ya biz de çoğu zaman bağıra çağıra türkü söylerdik. Hatta komşu bahçelerde çalışanlardan istek bile gelirdi. Bir iki derken bildiğimiz türküler şarkılar biterdi ama keyfimiz yerinde ne yapsak diye düşünürken ben başlardım vaheeey vaheyyy vahey vaaaaahhhhheyyy diye türkü mellodisinde kelimeyi bağırmaya. Ablam istek yaptı akşam da ben cesaret edemedim tekrarlamaya. Velhasıl cocukluğun ve gençliğin coşkusu ve iyimserliği ne de güzelmiş şimdi anlıyor insan. Bir de kimseyi eleştirmeden fikir yarıştırmadan ve yalnışını aramadan anlayabilme huyu ne de güzelmiş.

Bir türkü dinledim neler geldi aklıma. Grup Abdab çok güzel yorumlamıştı türküyü, niye dağıldılarsa artık. Sitede sözlerini de paylaştım ya buraya da koyalım bağlantıyı, türkülerle, müzikle ve edebiyatla kalınız efendim...
https://youtu.be/QlVmGkWHujU

Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 14 Kas 15:35

Seni sevmiyorum dünya… Sevmiyorum işte. Nefes alamıyorum ya. Bilirim Yaratan’ın ayinesidir her halin. Rengarenk boyamıştır sanatıyla tüm kainatı. Binlerce âlemdir hem de. Tüm âlem şükrederken hal diliyle, bazen bilmek de yetmiyor sanki. Kalpleri evirip çeviren bilir elbet hikmetini de, yüreğimdeki küçük kâinat var ya; nefes alamıyor işte.

Bugün düşündüm; biz her hastayı iyileştirip O’nun izni dahilinde yaşamını uzatmaya debelenirken, hiç sormuyoruz yaşamak istiyor musun diye. Nefes alamıyordur belki de bu gerzek dünyada. Ne kadar kitaplar da okusa, ne kadar her yeri mora da boyasa; gözyaşı tuzlu işte. Aklıma geldi bugün hiçbir hastama sormadım ki ben bunu.

Bilirim kendi eliyle evladını toprağa veren Suriyeli anneler de varken, almakta zorlandığım nefesler hesap sorar bana. Ama bir de zulüm var burada, ayrılık var, tutulmayan sözler, menfaatin gücü var mesela. Rengarenk hayallerin imkansızlığı kadar dünyanın kaskatı gerçekleri de var ya. Bu gürültülü dünya defilesinde, benlik şovu için koştururken ruhlar, düşenler de var da, görmez kimseler. Sonra rakamlar vardır burada, teknolojik uyulması gereken sıralar. Bilgisayarlar, programlar, istatislikler.... Azaltırlar sanki havayı da kimileri nefes alamaz olur bazen.

Sonra susarsın…İçin kocaman olur, patlasa da kimseler duymaz, zira herkes "ben" diye bağırırken. Susarsın hep, sonra alışırsın susmaya. Dinleseler de anlatamazsın. Her yer çoklu noktalarla dolar sonra…. Anlatamazsın. İçinde hiç bitmeyen milyonlarca nokta. Nefes alamazsın daha da.....

Anne baba sevgisi vardır mesela kredisiz; şımarık çocuk gibi, ebedi garantide. Evlat sevgisi vardır mesela her zaman şükrü eksik. Bazılarının da kariyer sevdası vardır. Hesaplı, sistemli, otomatik. Bazı sevgiler de vardır işte, derinlerde… Dünya yetmez yüreğin ebedi ihtiyacına. Ahtopot gibi her bir yandan kucaklamak ister dünyayı da. Yetmez çünkü fanidir O da. Gidiyorum derken şahit olman için selam vermektedir gölgelik dünya. O kadar İşte… Sonra yüzbinlerce elektrik teli vardır da sanki yüreğinin içinde, o cızırtının içinde nefes alamazsın. Dünyanın her halinden hissedar, alakadar. Ama yetmez işte. Kalb öteler için yaratılmışken, tatmin etmez gölgelik dünya, yetmez elbet. Sonra diyorum şu fani dünyanın fani meşguliyetlerine bu kadarsa kalbin alakası, ve bu kadar nefessiz kalırken. Hakiki Allah aşıkları nicedir, nasıl ayakta kalır bilemedim ki.

Bazen diyorum ki, manevi âlemde de kalp nakli yapılsa. Kaskatı olsa sonra. Kimse kıramasa, üzemese. İşini yapsa da şu dünyada zerre hissetmeden, emaneti verip gitse. Ama dönüp duruyor öylece, küçücük olsa da devasa âlemler içinde. Dönüyor habire de onca yükle, nefes yetmiyor işte.

Bazen gece sessizce uyurken herkes, iniyorum bahçeye. Aya bakıyorum. O da fani de, bilmem neden seviyorum onu. Hatta bazen tanı koyamadığım envai çeşit hastalardan zaman kalırsa rüyalarımda, rengarenk görüyorum ayı bu ara. Kocamannn. Ama en çok da beyaz yakışıyor zira. Bu dünyaya ait değilmiş gibi ama ‘’buradayım’’ diyor. ‘’Burayla sınırlı değil bilesin, ahiret var’’ diyor, nefes alıyorum o zaman...

Ha bir de Şehreküstü Camii vardır Bursa'da. Herkes rahatça nefes alır orada. Şöyle uçsam da gidiversem oraya. ...

Ama gene de, bu aralar nefes alamıyorum sanki. Yoruldum ben…
…………..

Bağlandı Yollarım Galdım Çaresiz
Bağlandı yollarım kaldım çaresiz
Gayrı dünya bana garalandı gel
Derildi gefterim arsız amansız
Üst üste dizildi sıralandı gel gel

Yari görse idim haftada ayda
Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda
Azrail göğsümde canım hay hayda
Ciğerimin başı yaralandı gel

Karacaoğlan der ki başa yazıldı
Gözüm yaşı sel sel oldu süzüldü
Kefenim biçildi kabrim kazıldı
Mezarımın üstü karalandı gel gel

( Sivas/Yıldızeli-Ali Sultan-Nida Tüfekçi )

https://youtu.be/QlVmGkWHujU