Muzaffer Akar'ın Kapak Resmi
Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 10 saat önce
AYŞE ŞİMŞEK, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanlığı tanımlayan şeyler, işbirliği ve dildir. İnsanın her ayırt edici özelliği, dilin bir türevidir. Matematik bir dildir, bu nedenle de evrimin bir ürünüdür.

Kanıtı Olmayan Gerçekler, John BrockmanKanıtı Olmayan Gerçekler, John Brockman
Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 27 Mar 18:45
‘Serenad’ a Hollywood Yapımı Film
‘Serenad’ a Hollywood Yapımı Film “Almanlarla Amerikalılar romanın haklarını aldı. Çok büyük bir prodüksiyon yapıyorlar. Bir Hollywood filmi yapıyorlar."
Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 27 Mar 16:12

Stephen King okuyoruz var mı katılmak isteyen? :)
Selam arkadaşlar, geçtiğimiz haftalarda bir sohbet esnasinda bir kaç kişi, Stephen King'i özlediğimizi fark ettik ve madem özledik, okuyalim o halde, neden bekliyoruz dedik... Beklemek icin aslında iyi bir sebebimiz de vardı, site genelinde devam eden Tolstoy okuma etkinliği... O yüzden tarih olarak da 15 nisan belirledik... O sohbete iştirak edip de etkinlige katılım talebini ileten arkadaşlar simdilik şöyle:
1. Nesli - 22/11/63
2. mithrandir21 | Uğur D. - 22/11/63 ve Oyun
3. Muzaffer Akar - Çağrı ve 22/11/63
4. Rogojin - Kemik Torbası
5. Ben Mithril / Alibaz - Oyun
6.Arhon - 22/11/63
7.KeMâL - 22/11/63
8.Sümeyye - 22/11/63
9.Yadigar Soydan - 22/11/63
10.M.Y. - Kurtadamın Döngüsü
11.Mehtappp
12.Uzaydanbri - Kemik Torbası
13. günnur - Yüzyılın Fırtınası
14. Hilda Blue
15. Mâsiva
16. Umay Özsoy - Hayvan Mezarlığı
17. Buket tsbs
18. Yağmur Özkurt
19. Bookworm
20. Plütondaki Okur - Yeşil Yol
21. Nazan gercek
22. Ahmed Yasir Orman - Göz
23. imren baydemir - 22/11/63 ve Uykusuzluk
24. Dr. Elmyra - 22/11/63
25. Ebru Telkenaroğlu - Calla'nın Kurtları - Kara Kule 5
26. Ahmet kasap
27. Onur Erol
28. NigRa - 22/11/63
29. EsengüL - Yeşil Yol
30. SEN!

Bizimle beraber olup, Stepen King ustanin onlarca eserinden birini okumak isterseniz tek yapmaniz gereken bu iletiye "Ben de" yazmak olacaktır. Sevgiler :)

Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 26 Mar 11:26

Bir Öyküden.
Ha, bir de deniz kızı çadırı onundu. Bol makyajlıydı kızı. Güzel mi, çirkin mi olduğu belli olmazdı. Deniz kızı olarak gövde gösterdiği çadırda aptal erkekleri perde arkasında söğüşlerdi. Yarım metre karelik, çadır beziyle kaplı bir odacıkta oturur, sadece vesikalık yerleri görülürdü. Odanın içine birini düşürdü mü, ağına sinek düşmüş örümcek hızıyla perdeyi kapatır, müşterisiyle yüz yüze kalırdı. Çarpışan otoların sahibi Bilal’in kibirli baldızı Selma’nın demesine bakılırsa, öyle yakından öyle seksi konuşurmuş ki, bol parfümlü nefesini üflediği kurban kendinden geçermiş. Sonra, falına bakıyorum ayağına, mukavemetini kırdığı adamların paralarını söğüşlerdi. Operasyondan geçmiş kurban dışarı çıktığında, yüzüne kondurulmuş sahte öpücükten geriye kalan yağlı, kıpkırmızı ruj lekesiyle pişmiş kelle gibi sırıta sırıta, sanki içerde milletin bilmediği bir bok yemiş gibi gezerdi.
***
Bu Siirtli Abdül’den korkmayan yoktu. Dengesiz, sağı solu belli olmadığı gibi, dövme sanatında da ustaydı. Orhan, dönme dolabın başındaydı. Çadır ahalisinden. Parkın sahibinin uzaktan bir akrabasıydı. Gecesi gündüzü parkta geçenlerdendi. Meğer bundan uzun zamandır şüphelenmiş, göz hapsine almışlar. Sonra suçüstü yaptılar. Cebinde müşterilerden direkt aldığı paraları buldular. Atış poligonunun arkasında Abdül’e teslim ettiler.

Yumruğunu on santim mesafeden indiriyormuş vücudunun her noktasına. Fevzi’ydi anlatan yine. Vücudunun her noktasına, ama sakin sakin, yavaş yavaş vuruyormuş. Hatta,Orhan'a acıyor, vurmuyor, ne merhametliymiş, diye düşünmüş Fevzi.

Orhan, Baldız Selma’ya abayı yakmıştı. Bunu bir kendi bir de bira muhabbetlerinde açıldığı Fevzi ve ben bilirdik. Seviyor musun harbiden Selma’yı, demiştik de, gözleri yaşarmıştı. Sen ne diyorsun moruk, adı geçince, var ya, içimde lunaparklar kuruluyor, binlerce çocuk koşuşturuyor. Ve o gün, bu park çocuklara bedava iyi mi, demişti.

Bir ara, bu dayak işinden sonra ortadan kayboldu Orhan. Tam iki ay sonra döndü, çalışmaya başladı yine. Meğer işten hiç atılmamış çocuk. Bu süre zarfında hasta yatmış. Abdül’e ait bir sitilmiş bu tarz dayak. Önce her santimi kızarmış vücudunun, sonra morarmış, sonra da şişmiş ve kararmış. İki ayda ancak düzelmiş. Parkın sahibi ilaç almasa daha da yatardım, dedi garibim.

Bu olayın akabinde, para zimmetinde yeni bir yol geliştirdi çalışanlar. Müşteri kılığında gelen tanıdıklara, para üstü ayağına sermaye aktarıyorlardı. Biz de dahildik. Aktaranlara tabii. Bir suçüstü hali daha olmadı, ama kasalar sık sık değiştirilmeye başlandı sonra. Büyük patron bir konuşma yaptı. Bayramlar dışında zararda park, dedi. Çalmayın paramı. Kemiklerinizi kırarım falan filan. Kasalar sık sık boşaltıldığı için bozuk para sorunu çıktı bu kez de. Bizzat bu ihtiyacı karşılamak için patronun oğlu işe başladı. Özel ders, özel kurs. Ne yaptıysa okumadı. Bayram zamanları, bol müşterili zamanlarda. Bir nevi patronla çalışanlar arasında kuryelik işi.
***
Bayramlarda nerdeyse sabahlara kadar çalışırdı park. Bereketli geçer ve herkes de alırdı nasibini. Adam kuyumcuymuş, sonradan öğrendik. Polisler söyledi galiba. Kurban Bayramı sabahı, daha yeni açılmış tezgahlar. Ben kasnaktayım yine. Platformun eğimini ayarlamış Malboroları diziyorum. Yedi hariç tezgâhı da hemen karşımda, birbirimizi kollayalım diye karşılıklı konmuş tezgahlar. Büyük Patronun kardeşi bakıyordu. Tezgâha şık bir genç adam gelmişti. Yirmi beş, otuz yaşlarında ya vardı ya yoktu. Yanında da baş örtülü bir kadın. O da şıktı. Patır patır zar atıyordu adam. Kadın sıkıntılı, çekiştiriyordu. Aniden bir kargaşa çıktı. Adam kaybettiği paraları almaya çalışıyordu. Hem kasaya kapaklanan krupiyeye vuruyor hem de tezgâha geldim, paramı verin diyordu. Küfrün bini bir para dediklerinden. Zulasını kapan geldi. Kadın bağırıyor, adam dayak yiyordu. Yüzü gözü kan içindeki adam, gene geleceğim diye gitti. Büyük patron geldi ilk, önce parayı, sonra kardeşini kaçırdı mekândan. Yarım saat geçti geçmedi, dayak yiyen adam ve bir Toros dolusu polis geldi. Bağrışmalar olurken, Abdül de bitiverdi. İş tatlıya bağlandı. Elli bin lira hariç, üstü verildi kuyumcuya. Yüzü gözü de yanına kâr. Bir daha, bir defada 5 liradan fazla para basmak yok dedi komiser, şerefsizim mühürlerim.
***
Gülnihal ve kadınlar grubu beraberce lunaparkın arka kısmında uzanan çimenli arazide ağaçların arasında kayboldular. Gerisini, yani gece paydosundan sonra cereyan eden olayları eve gittiğim için bilmiyordum. Gülnihal’in bu lunapark cemaatiyle tanışıklığını hala aydınlatabilmiş değildim. Elbette akla yakın tahminlerim vardı. Büyük ihtimalle koca tarafından bir bağı vardı mekân sahiplerinden biriyle. Yoksa millet işini gücünü bırakıp ilgilenmezdi. Ama nihayetinde bu da bir tahmindi. Sonrasında konu, hayatlarını Lunapark alanının bir kenarında kurulu çadırlarda geçiren iş arkadaşlarım tarafından aktarıldıysa da hatırlamıyorum.
***
Parkın arkasındaki bu boş araziye ya tuvaletler dolu olduğu zaman ya da Gülnihal’inki gibi özel durumlarda geçilirdi. Müşterilerin çiti aşıp bu alana girmesine izin verilmezdi. Bunun için hırpalanan birkaç müşteriyi hatırlarım. Bir gün, tuvaletler doluymuş yine, Fevzi öyle bir sıkışmış ki, araziye doğru gitmiş. İşiyecektim, diyor. Ağaçları geçmiş, böğürtlenlerin arkasına doğru yürürken inlemeler duymuş. Uzanmış yere, sürüne sürüne gitmiş, bir de ne görsün; Cihat bir kadının üstünde boğazını sıkıyor, ikisi birden çırpınıyor. Hani, dedi Fevzi, inleme parçalı filmlerdeki gibi olmasa, arkadan bindireceğim Cihat’ın kafaya. Sessizce çöktüm olduğum yere iyice. İşlerini bitirip kalktılar, anaaa, kadın, Baldız Selma, iyi mi? Orhan’a etmedik lafını. Bir ibnelik olduğunu çakozladım, ama Allah biliyor, iki yeni yetme birbirini yiyor sandım. Herif ağzını tutmaya çalışıyor, ama nafile, inliyor karı. Sezon bitip de, park kapanana kadar anlattı Fevzi bu inleme mevzusunu. Sonra da İngiltere’ye gitti zaten. Kürdüz, bizi inletiyorlar dedim, sığınma hakkı verdi gavurlar, demiş telefonda.

Muzaffer Akar tekrar paylaştı. 26 Mar 02:23
Serpil Ağ, bir alıntı ekledi.
26 Mar 02:21 · Kitabı okuyor

" Zafer kazanmak barut kokusu almayanlara herhalde çok kolay geliyordur. "

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası)
Muzaffer Akar, bir alıntı ekledi.
 26 Mar 02:03

Doksan Beş'e Doğru
...
Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi...
Beyhude figanlar yine, beyhude eninler!
....

Büyük Türk Şiiri Antolojisi 1. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 50 - Tevfik Fikret)Büyük Türk Şiiri Antolojisi 1. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 50 - Tevfik Fikret)
Muzaffer Akar, bir alıntı ekledi.
 26 Mar 01:51

Haluk'un Bayramı
....
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin
....

Büyük Türk Şiiri Antolojisi 1. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 45 - Tevfik Fikret)Büyük Türk Şiiri Antolojisi 1. Cilt, Ataol Behramoğlu (Sayfa 45 - Tevfik Fikret)