Kelimelere manasını kazandıran kişidir yazar; Olayları, duyguları, an'ları ve de diğer düşündüklerini kelimelere yükleyip yazarak ebedileştirir. Bir duyguyu ebedileştirmek büyük iş. Sanatların içinde en güzel edebiyatla yapılıyor bu ve de belki ben edebiyatı onun için seviyorum...
Şiir, anlam bulmuş kelimelerin bir de şarkı bulmuş halidir. Yazan şair öyle bir şarkı ekler ki kelimelere, her okuyucu kendi ruhunda kendine göre duyar bu şarkının melodisini. Onun için etkileyicidir şiir. Okumasını bilene, anlayana, ruhunda şiirin şarkısını duyana çok şey anlatır bir şiirin kelimeleri. Ben bu kitaptaki şiirlerin şarkılarını duydum. Bu şarkılar "baba özlemi" diyor, "dünyayı, aşkı, sevdayı anlayıp yaşayabilme" diyor, "kendini bulup kendini kendi ruhunda huzurla yaşayabilme" diyor....
Bir dostum"Muzo" dedi "benim bir arkadaşım şiir kitabı çıkarmış sana hediye edeceğim onu seversin sen". Bir gün masamın üstünde duruyordu kitap ince ama kocaman kelimelerle dolu. Okuyucusunu bulan kitap en güzel kitap. Teşekkür ettim dostuma hatta iki şiir seslendirip gönderdim.
Nilüfer Hanım'ın daha söyleyecek çok sözü var belli ki. Okuyucusu bol, yolu açık olur inşallah.
Birkaç sene evvel ( 3-4….) Hakan Sarıpolat aradı. Ben şu vakitte İstanbul’da olacağım buluşalım mı dedi. Olur tabi kardeşim dedim ve içten içe de çok sevindim. Sanal alemden yazışmalar ve telefon konuşmalarıyla tanıdığın biriyle yan yana olma duygusu çok hoş. Oysa Hakan bilmese de ömrümün en zor günlerini geçiriyorum o sıralar. Sebep çok; yaşayan, insan olan insanın başına gelmeyen kalmaz… Buluşma günü işe gitmedim, dediği vakitte havaalanında karşıladım onu. Yolun sağında bekleyen şimşek bakışlı, kara kuru, otuzlu yaşlarının başındaki ( Hadi hakkını yemeyelim. Yakışıklı mı yakışıklı…) bekleyen adam o. Durdurdum arabayı, selamlaştık, yola koyulduk. Kartal’da Cem hocamla buluşmaya gidiyoruz. Sahilde içtiğimiz çayın ve geçirdiğimiz gün tadı halen damağımda… Rogojin hocam çok çok naif, güzel bir adam. Bazen tesadüf karşılaşırdık da ne çok sevinirdim. Öyle samimi, öyle içten, öyle insan…. Hakan da öğretmen haa… Sevgiler hocalarım…. Sizleri seviyorum….
Sonra Metin T. hocam ve Hakan’la buluşup benim evde hem içip hem sohbet etme keyfine de vardık.( Çok güzel bir geceydi, lütfen tekrarlayalım dostlar…)
Ben diyorum ki; öykü yazımı şiire benzer. Kabul edersiniz etmezsiniz başka konu. Ancak bu öykü kitabının altmışıncı sayfasındaki paragrafı alt alta kafama göre yazıyorum. (Hakan'cığım affına binaen…)
Beş çocukları oldu Leyla’yla Hekim’in.
Kokudan kazandıklarıyla büyüttüler her birini.
Okuttular,
Everdiler.
Beş çocuğun beşi de
Farklı şehirlere gitti.
Kimi evlatlık,
Kimi iş için.
Gün geldi,
İki yaşlı baş başa kaldı
Aynı evin içinde.
Bir bütünün iki yarısı gibi,
Uyum içinde yaşadılar.
Bir gün olsun birbirlerini kırmadılar.
Birlikte çalıştılar,
Çabaladılar.
Yüksünmediler hiçbir işten.
Kırk yılı
Yaşanmış koca bir ömür nasıl anlatılır? Biyografi, anı, hatırat yazınlarında bir çok örnek görürüz. Kimisi yazar, kimisi yazmaya çalışır. Ben çok severim yaşanmış hayatları okumayı. Yaşamak dediysek, şöyle adamakıllı,şöyle yaşaması da yazması da yürek isteyen, baştan sona hissederek, üzüntüyü de sevinci de büyük bir çoşkuyla hissedip yaşamak tabi bahsettiğimiz. Kimi insan hayatı şiir gibi yaşıyor, kimisi bir macera romanı gibi, kimisi çok durağan, kimisi nefes kesiyor.Ben türküler gibi yaşıyorum mesela…
Bakıyorum da; yaşamak bir sanat, yaşayan ise sanatçı olsa gerek…
Hakkıyya yaşamak kolay değil elbet. Yaşanmış hayatı hakkıyla anlatmak ise çok daha güç. Ama yüreği sanatla dolu kocaman insanlar bunu yazmayı becerebiliyor. Anı anlatımında beni ençok etkileyen ve ilk aklıma gelenler; 1000kitap.com/kitap/bati-ceph...—141396, 1000kitap.com/kitap/boyle-gel...—134277, 1000kitap.com/kitap/bir-dinoz...—926, Sevdalım Hayat ve bu kitap da eklendi bu listeye. Hem de baş köşelere.
Cevat Şakir paşa torunu, varsıl bir aileden geliyor haliyle. İyi eğitim almış, talihli talihsiz olaylar yaşamış bir entellektüel. Kitabımızda İstanbul’un işgal yıllarından başlıyor anlatmaya hayatını. Sonra İstiklal mahkemesi ve Bodrum’a sürgün edilişi. O zaman Bodrum şimdiki gibi değil tabi. Ankara’dan oraya varmak aylarca vakit alıyor ve Milas’tan öteye katır sırtında gidiliyor, çünkü yol yok. Diyor ki yazar “taa İskenderden beri bu topraklarda teker dönmemiştir bir daha” var gerisini sen düşün…
Balıkçı, kitaplarını yazarken her türlü kalıba ve norma karşı çıkıyor. Öyle yaşadığı gibi bildiğince, içinden geldiğince yazıyor anlatacaklarını. Bazen yazıyı da konuyuda savuruyor bir yerlere estiğince.
Güzel şiir okumalarımı mahveden zorlama cümleler, farklı olmak adına edebiyat katliamına tanık oldum maalesef. Evet bir iki güzel cümle var kitapta yazarının ismi verilmiş alıntılarda.
Latin YelkeniGüray Özçelik · Hayal Yayınları · 201110 okunma
Kitabın ismi bir denizcilik terimi. Yelkenlinin harekete geçeceği zaman verilen bu emir ,seren direklerindeki yelkenleri tut anlamındaymış.
Yazarın asıl ismi Musa Cevat Şakir Kabaağaçlı olunca mahlas kullanmış, bodrumun antik isminden esinlenerek bildiğimiz isimde kitaplar çıkarmış. Yazar ilginç bir kişilik, Osmanlının son paşa torunlarından, sanatla çok ilgili bir ailede dünyaya gelmiş. İlk ve ortayı Robert Kolejinde okuyup denizcilik eğitimi almak istese de aile baskısıyla Oxford Üniversitesinde tarih okumuş. Buraya dikkat isterim çünkü yazar 1890 doğumlu.
Yazarın bir kitabını okuyan denize olan tutkusunu anında görür. Denizcilik terimlerini ve tarihi anekdotlar vermesi akıp gitmesine yardımcı olmuş. Zaten şiirsel bir yazını olan yazar öyle eşkille üslüpla uğraşmadan çalakalem yazmış. Güzel de yapnış.
Bana göre gerek yaşanmış hikaye anlatımı gerek kurmaca edebiyatta kitabın okuyucuyu sarabilmesi ve okuduktan sonra iz bırakabilmesi için anlatıcıda bazı özellikler olmalı. Bunlardan en önemlisi yazarın dünyaya ve yaşama iyi bakabilmesi. Bakmak dediysek bu bakış hem gözlerle yapılacak hem yürekle, kalp gözüyle yapılıp içselleştirilecek. Bu görüntüler, yazarın kendini yetiştirmesine göre şekillenmiş düş gücünde harmanlanıp, kendi tarzına göre iyi bir dille anlatılacak ki o kitap unutulmasın ve dillerden düşmesin. İşte Yaşar Kemal’de öyle bir insan ki İnce Memed’in ünü buradan gelir bana göre. Tek gözüyle uçan kuşun kanadının altını görür ve öyle bir dille anlatır ki büyük üstad, tadından yenmez edebiyat şöleni olur okuma.
Halikarnas balıkçısının hayatını ve edebiyatını incelediğimizde çok yönlü entelektüel kişiliği çok etkiliyor insanı. Üç yıllığına sürgüne gittiği Bodrum’a geri dönüp 25 yıl geçirmiş burada.
Tüm gözleriyle bakmasını bilen, tutkulu bir deniz