Dresuar

Dresuar
@Kahvetulikbal
Ulus devlet modelinin, özellikle kapitalist sistemin inşası sürecinde homojen bir pazar ve sadık bir iş gücü yaratmak için burjuvazinin en kullanışlı aracı olduğu tezi (örneğin Benedict Anderson veya Ernest Gellner gibi düşünürlerin vurguladığı üzere) yapısal bir gerçekliğe dayanır. Çeperde kalan, sistemin merkezine entegre olamayan veya kasten dışarıda bırakılan yoksul halklar ve azınlıklar için bu süreç genellikle asimilasyon, görünmez kılınma veya doğrudan baskı anlamına geldi.
Sosyoloji
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Soğuk Savaş Refleksi: Batı Avrupa’da "refah devleti" modelinin altın çağını yaşaması, arkalarındaki Sovyetler Birliği ve yükselen komünizm tehdidine karşı bir tür "sosyal rüşvet" veya tampon mekanizmasıydı. Sermaye, işçi sınıfının radikalleşmesini önlemek için tavizler vermek zorunda kaldı. Sağın Yükselişi ve Güvencesizlik: Bugün o tehdit ortadan kalktığı ve küreselleşme kontrolden çıktığı için, Avrupa'daki merkez ve aşırı sağ klikler sosyal devletin kazanımlarını (sağlık, emeklilik, iş güvencesi) adım adım tasfiye ediyor. Bunu yaparken de sınıfsal öfkeyi bastırmak için yine "ulusçuluk" ve "göçmen karşıtlığı" gibi kimliksel kartları sahneye sürüyorlar. Tarihsel ve yapısal mantık, sistemin vaat ettiği konfor alanları daraldıkça, o yapay kimlik bağlarının da çatırdamaya mahkûm olduğunu söylüyor. Kendi refahı sarsılan geniş kitleler, sistemin sınırlarına çarptıkça belki de bugüne kadar görmezden geldikleri o "ızdırabı" çok daha yakından hissedecekler.
Sosyoloji
Güç dengeleri ve ideolojik kalıplar, trajedilerin bile seçici bir şekilde görünür kılınmasına yol açıyor.
1000Kitap
New York’taki ön seçim sonuçları, son dönemde ABD siyasetinde, özellikle de Demokrat Parti içinde yaşanan en büyük kırılmalardan birini gözler önüne seriyor. Kentteki ilerici ve sosyalist kanadın ne kadar büyük bir ivme yakaladığını çok net özetliyor. Bu sonuçların siyasi analizi ve arka planına dair birkaç önemli noktayı şöyle derleyebiliriz: 1. Güç Dengelerinin Değişimi: Mamdani Etkisi 2025'teki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'un ilk Müslüman ve sosyalist belediye başkanı olan Zohran Mamdani, bu ön seçimlerle birlikte rüştünü sadece bir belediye başkanı olarak değil, aynı zamanda kent siyasetini şekillendiren güçlü bir "oyun kurucu" olarak da ispatlamış oldu. Merkezci/müesses nizam Demokratların (Vali Kathy Hochul ve Hakeem Jeffries gibi isimlerin desteklediği adayların) kaybetmesi, parti içi liderlik yarışında sol kanada devasa bir koz verdi. 2. İsrail-Gazze Politikası Seçimin Kaderini Belirledi Seçim sonuçlarında en belirleyici unsur dış politika, özellikle de ABD'nin İsrail'e olan askeri ve diplomatik desteği oldu. Dan Goldman, bölgede tarihi olarak güçlü olan İsrail yanlısı (AIPAC destekli) çizgiyi korurken; rakibi Brad Lander (kendisi de Yahudi bir sosyalist olmasına rağmen) Gazze'deki askeri operasyonları sert bir dille eleştirdi ve askeri yardımların kısıtlanmasını savundu. Seçmenin yüzde 65,7 gibi ezici bir oranla Lander’ı seçmesi, geleneksel Demokrat seçmen tabanının bu konuda Washington yönetiminden çok daha farklı bir yerde durduğunu gösteriyor. 3. "Daha Fazla Demokrat Değil, Daha İyi Demokratlar" Mamdani'nin seçim sabahı söylediği bu söz, Demokrat Parti içindeki ideolojik savaşın da özeti niteliğinde. İlerici kanat, Cumhuriyetçilere karşı sadece "Demokrat" etiketine sahip olan isimleri kazanmayı yeterli görmüyor; ekonomik
Siyaset
Yeşilçam’da Bir Prekarya Devrimi: Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojik ve Estetik Dönüşümü Türk sinema tarihinin en özgün kırılma noktası, sinemayı bir rüya fabrikası olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin aynası haline getiren Yılmaz Güney’in varoluş mücadelesidir. Adana’nın Yenice köyünde, topraksız bir amele ailesinin çocuğu olarak doğan, pamuk tarlalarında büyüyen ve film kutuları taşıyan bir çocuk işçiliğinden gelen Güney, sinema sektörüne en alttan, güvencesiz işçi sınıfının, yani prekaryanın tam kalbinden dahil olmuştur. Bu sınıfsal köken ve köksüzlük hali, onun sinemasal dehasının en büyük yakıtı olmuş ve Yeşilçam’ın geleneksel yapısını kökten sarsacak bir ekolün doğmasını sağlamıştır. Yılmaz Güney’in kariyeri, sinema tarihindeki yerini sağlamlaştıran iki temel evreden oluşur. İlk evre, kitlelerin hafızasına kazınan Çirkin Kral dönemidir. Bu dönemde imza attığı yüze yakın popüler macera filmi, genellikle sanatsal veya ideolojik sineması kadar ön plana çıkarılmaz. Ancak aktör Kadir İnanır’ın da vurguladığı gibi, Güney bu ticari filmler sayesinde halkla sarsılmaz bir bağ kurmuştur. Mevcut düzeni doğrudan yok etmek yerine, o düzenin sırtına binip sistemi içeriden parçalama metodunu seçmiş; Yeşilçam’ın formüllerini ve dağıtım mekanizmalarını çok iyi öğrenerek, sistemi yine sistemin kendi seyircisi ve finansal gücüyle dönüştürmeyi başarmıştır. Dönemin kabadayılık, feodal bağlar ve entelektüel çevrelerin iç içe geçtiği ortak sosyal zemininde varlık gösteren diğer aktörler jön sisteminin sınırları içinde kalırken, Güney bu ilişkileri radikal bir siyasi ve sanatsal manifestoya dönüştürmüştür. Bu sınıfsal meydan okuma, Yeşilçam’ın yerleşik estetik standartlarını da alaşağı etmiştir. Güney’e kadar sinemanın başrol tanımı Batılı, kentli ve pürüzsüz jön kalıplarına
Sinema