Türk Devriminin Programı

Yusuf Akçura
Tahmini Okuma Süresi:
5 sa. 54 dk.
Sayfa Sayısı:
208
Basım Tarihi:
2017
Yayınevi:
Kaynak Yayınları
ISBN:
9786051820682
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·208 syf.··
2018 14. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2018 19:58
Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı döneminde Yusuf Akçura’nın yazdığı ya da konferans olarak verdiği konuşmalardan oluşuyor. Dönemin içerisinde yapılan konuşma ve konferanslar olduğu için o dönemi yaşayan bir insanın, aydının gözünden dönemi biraz da olsa gözlemleme imkanı buluyorsunuz. Ayrıca bahsettiği konular bugün de hala güncelliğini koruyor sanırım. Güzel bir kitap, okuyun.
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201782 okunma
Kurtuluşun harekete geçirici milli ruhu; Türk Milliyetçiliği
9/10
·208 syf.··
2024 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2024 18:41
Osmanlı âlimleri ve düşünürleri, edipleri ve yazarları Türk'ün milliyetçiliğine karşılardı.Hâlâ küçük siyaset manevralarıyla çoktan beri iktisaden ayrışmış, siyaseten ayrışmakta olan bu ortaçağdan kalma vücudu meşrutiyet şırıngasıyla yaşatabileceklerini ümit ediyorlardı! Cihan Harbi'ne Osmanlı Türklerinin girmeleri tarihi bir mecburiyet idi, girdiler. Genel olarak Türklük Osmanlıların harbe katılmasından faydalandı; Osmanlı Türklüğü genel Türklüğü bir derece kurtardı. Fakat bu kurtarış kavgasında çok yaralandı; diğer kardeşlerin yardımından evvel kendi yaralarını kendi sarmaya çalışmalıdır. En temiz sargı, hak ve milliyet sargısıdır. Türkçülüğe ve hakka, haklı Türkçülüğe sarılmalıyız! Üzücü ve acıdır ki, Türkçülük cereyanının mahiyetini, gayesini incelemeyen veya bilmek istemeyenler -en garibi bunların içinde bazı Türkler de vardır!- emperyalist ve demokrat Türkçülük farkını görmüyorlar veya görmek istemiyorlar… Biz, demokrat Türkçüler, gayet haklı, gayet insani, her türlü saldırı amaçlı arzu ve emellerden uzak olan fikirlerimizi ve gayelerimizi anlatmaya çalışmalıyız. Bunu hakkıyla anlatabilirsek, açık ve temiz yürekli hiçbir Türk'ün buna karşı olacağını, olabileceğini zannetmem. Milliyetçilik ve halkçılığın asli hedefi kayıtsız ve şartsız milli hâkimiyettir. Milli hâkimiyet umdesine muhalefet, Allah'ın yeryüzünde görmek istediği adalete karşı gelmek, ilahi iradeye isyan etmek demek olur. Türklerin milliyetçilik ve halkçılık yolunda hayli ilerlemiş bulunmaları, yabancı emellerinin gerçekleşmesine engel oldu; ferdi saltanatı dayanağı olan düşman kuvvetleriyle beraber Türk yurdundan def etti. Artık milli Türk Devleti'nde ne düşman ordularının mezalimi ne de ferdi saltanatın tahakkümü var. Türk halkı mukadderatını kendi eline alarak idare etmektedir. Ferdi saltanat,
Cumhuriyet Tarihi
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201782 okunma
Türk Devriminin Programı
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2025 06:49
Eserde, Yusuf Akçura’nın birbirinden değerli 20 tane söyleşi ve makalesi, milli mücadelemiz temeli üzerine inşa edilen cumhuriyet devrimimizin fikrî doğrultusunu temsil gayesiyle derlenmiştir. Hiç şüphesiz Yusuf Akçura’nın incelemelerini ve fikirlerini değerli kılan en önemli unsur, tarihî olgu ve gerçekliklere mutlak bir tarafsızlıkla ve tarihsel maddecilik esaslarıyla yaklaşmasıdır. Örneğin, Akçura “Türk milliyetçiliğinin iktisadî kökenlerine dair” söyleşisinde (27 Nisan 1923, sf. 87), çok derinlikli olmamakla beraber (söyleşilerinde zamanının kısıtlı olduğunu kendisi de belirtiyor), Osmanlı tarihinde, Türkçülük cereyanının ekonomik sebeplerini inceleyerek, milli burjuva devriminin kısa vadede neden hayatî bir gerekliliğe sahip olduğunu açıklıyor. Bunun yanı sıra, yine aynı söyleşide Akçura, kuruluşunda büyük rol sahibi olduğu Türk Ocakları topluluğunun üretici (işçi) sınıfını da örgütlemesi ve menfaatlerini aktif bir şekilde savunması gerektiğini; hatta her alanda pratiğe dönük meslekî dersler vermesi icab ettiğini savunuyor. Akçura, milli sermayenin ve Türk burjuvazisinin oluşmasının memleketin kurtuluşu için kısa vadede şart olduğunu açıklarken, anladığım kadarıyla, aynı zamanda da bu durumu, maddeci tarih anlayışına göre Osmanlı İmparatorluğu’nun 150 yıllık çöküş döneminin ardından doğal bir sonuç olarak yorumluyor. Ayrıca dikkat edilmesi gereklidir ki, Akçura, 27 Haziran 1925’te İstanbul Üniversitesi’nde yaptığı “Çağdaş Türk Devleti ve Aydınlara Düşen Vazife” başlıklı söyleşisinde (sf.19), devrimimizin başarıya ulaşması için yapılması gereken en önemli şeylerden birinin toprak reformu olduğunu belirtiyor. Son olarak, bu kitapta öğrendiğim ve beni en çok etkileyen şey, Yusuf Akçura’nın, İslam’ın “ilim herkese farzdır” ve “ilim satılmaz” ilkelerinden hareketle,
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201782 okunma

Yazar Hakkında

Yusuf AkçuraYazar · 30 kitap
Yusuf Akçura veya Kazanlı Yusuf Akçura (Tatarca: Yosıf Aqçura), (2 Aralık 1876 - 11 Mart 1935), Türk yazar ve siyasetçi. Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar Türkü yazar ve siyasetçi. Türk Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerindendir. TBMM'de 2., 3. ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarz-ı Siyâset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir. Türkçülük akımının manifestosu olarak kabul edilen 32 sayfalık Üç Tarz-ı Siyâset makalesinde Akçura, Osmanlı İmparatorluğu'nun tekrar toparlanabilmesi için üç ana görüşün bulunduğunu (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük) ve bunlar arasında en uygununun Türkçülük doktrini olduğunu savundu. Osmanlıcılığı artık uygulanamaz olarak değerlendirip reddetti. İslam'ın ise Türkçülükte karşılığı bulunmayan "kuvvetli teşkilât ve heyecan" sahibi olduğunu ifade edip, İslam'ın Hristiyanlık örneğinde olduğu gibi içinde milliyetlerin gelişmesine izin verecek şekilde değişmesi gerektiğini savundu. Türkçülüğün bir diğer kurucu babası olarak değerlendirilen Ziya Gökalp'ın devletçi milliyetçiliğinden farklı olarak, alt sınıfların entegre edilmesini ön gören sosyal içerikli, "burjuva" türü bir milliyetçilik tasarladı. 2 Aralık 1876 tarihinde Moskova'nın doğusundaki Ulyanovsk'ta (eski adıyla Simbir) dünyaya geldi. Kazan'a göç etmiş Kırım Türklerinden aristokrat bir ailenin mensubu idi. Babası çuha fabrikası sahibi fabrikatör Hasan Bey, annesi Yunusoğulları'ndan Bibi Kamer Banu Hanım idi. 2 yaşında iken babasını kaybetti.[kaynak belirtilmeli] Annesinin kaza geçirip yatılık olması üzerine 1883'te İstanbul'a göç ettiler.[2] Annesi, İstanbul'da Dağıstanlı Osman Bey ile evlendi. Osman Bey, Yusuf'un eğitimi ile yakından ilgilendi, onu asker olmaya teşvik etti. Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenim gördükten sonra 1895 yılında Harp Okulu'na girdi. Harbiye yıllarında Necip Asım Yazıksız'ın, Veled Çelebi'nin, Bursalı Tahir Bey'in Türkçülük fikrine ait yazıları ile İsmail Gaspıralı'nın Bahçesaray'da yayımlanan ve bir ara İstanbul'da da dağıtılan Tercüman Gazetesi Türkçülük fikirlerinin oluşmasını etkiledi. 1897 yılında Malumat Dergisi'nde yayımladığı "Şehabettin Hazret" adlı ilk makalesini Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini tanıştırma amacıyla kaleme aldı. Okulun 2. sınıfında iken Türkçülük hareketlerine katılmaktan dolayı 45 gün ceza aldı. Erkân-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan sonra askeri mahkeme tarafından müebbet olarak Fizan'a sürgün edildi ve askerlikten uzaklaştırıldı. Fizan'a sürgün edilen diğer 83 kişi ile beraber 1899 yılında Trablusgarp'a ulaştı. Onları Fizan'a gönderecek yol parası bulunamadığından Trablusgarp'ta hapsedildiler. İttihat ve Terakki Partisi'nin girişimleri sonucu bir süre sonra şehir içinde serbest dolaşma izni aldı ve bazı resmi görevler aldı. Aynı yıl, kendisiyle birlikte sürgün edilmiş olan Ahmet Ferit Bey ile Fransa'ya kaçtı. Paris'te üç yıl Paris Siyasi Bilgiler Okulu'na devam etti. Türkçülük fikirleri yaşamının bu döneminde olgunlaştı. Okulda, Albert Sorel gibi ulus öğretisinin üzerinde ısrarla duran profesörlerden ders aldı. Eski bir Jön Türk olan Türk mülteci Dr. Şerafettin Mağmumi'nin telkinleri de onun görüşlerinde etkili oldu. "Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üstüne Bir Deneme" adlı tezini vererek okuldan, üçüncülükle mezun oldu. 1903 yılında, İstanbul'a dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan'a gitti ve dört yıl kaldı. Tarih, coğrafya, ve Osmanlı Türk Edebiyatı öğretmenliği yaptı. Ahmet Rıza'nın çıkardığı Şura-yı Ümmet ve Meşveret gazetelerinde adsız yazıları yayımlandı. Kazan’da iken yazdığı ve onu Türk siyasal hayatında meşhur eden Üç Tarz-ı Siyâset isimli dizi makalesi 1904 yılında Mısır (Kahire)’da yayımlanan “Türk” adlı gazetede çıktı. İstanbul'a geldiği 1908 yılına kadar Kazan'da siyasal ve kültürel faaliyetlerde bulundu. Türkçülük fikrini yaymak üzere "Kazan Muhbiri" adlı bir gazete çıkardı. Gaspıralı İsmail Bey, Alimerdan Bey, Abdürreşit Kadı İbrahimof gibi Türkçülerle birlikte 1905 yılında "Rusya Müslümanları İttifakı" adında bir parti kurdu. Kuzey Türkleri bu parti sayesinde ilk kez Rus meclisi Duma'ya temsilci gönderdi. Akçura, seçimler bitene kadar hapiste tutulmuştu. 1907 yılında Rusya'da meclis dağıtılmış, kanunlar Rus olmayanlar aleyhine değişmişti. Bu gelişmelere karşı yayın yapan Akçura tutuklanmak için arandığı sırada Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'in ilan edildiğini öğrendi. Bunun üzerine işlerini tasfiye edip 1908 yılının Ekim ayında İstanbul'a gitti. İstanbul'a geldikten sonra Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebi'nde tarih dersleri verdi. Bütün ısrarlara rağmen İttihat ve Terakki Partisi'ne girmedi. 25 Aralık 1908 tarihinde İstanbul’da, Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Asım, Bursalı Fuat Raif, Feylesof Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit ile birlikte Türk Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Türk milliyetçilik esasına dayalı ilk dernek olan Türk Derneği'nin ömrü kısa oldu, yerine 18 Ağustos 1911 tarihinde Türk Yurdu Derneği kuruldu. Mehmet Emin, Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, Akil Muhtar ile birlikte kurucular arasında yer aldı ve derneğin yayın organı olan Türk Yurdu Dergisi'ni 17 yıl boyunca idare etti. 1912 yılında kurulan Türk Ocağı’nın kuruluşunda da etkin rol aldı. Rusya'daki Türklerin haklarını korumak için 1916 yılında Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti'ni kurdu. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Rusya'daki Türklerin haklarını dile getiren konferanslar verdi. 1918 yılında Rusya’daki Türk esirleri kurtarmak için Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) temsilcisi olarak Rusya'ya gitti ve bir yıl kaldı. 1919 yılında yurda döndüğünde arkadaşı Ahmet Ferit'in kurduğu siyasi bir parti olan Millî Türk Fırkası'na katıldı. Aynı yılın sonunda İngilizler tarafından tutuklandı. 1920 yılında hapisten çıkınca Ahmet Ferit Bey'in eşi Müfide Ferit'in kız kardeşi Selma Hanım ile evlendi ve Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Hariciye Vekâleti'nde Genel Müdür olarak görev yaptı. 1923 yılında İstanbul mebusu seçilerek meclise girdi. Kurtuluş Savaşı sonrası TBMM adına İstanbul'u İtilaf Devletleri temsilcilerinden teslim aldı. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi'nde siyasi tarih dersleri vermeye başladı. Mustafa Kemal'in kültür ve siyaset danışmanı olarak çalışmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda görevlendirildi ve ertesi yıl kurumun başına getirildi. Birinci Türk Tarih Kongresi'ni yönetti. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi'nde siyasi tarih profesörü oldu. Kars milletvekili iken 11 Mart 1935 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.