Adı:
Amerikan Efsanesi
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050827910
Çeviri:
Cemal Aydın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
“Dikkat! Amerika kudurmuştur. Bizi Amerika’ya bağlayan bütün bağları derhal koparmalıyız. Yoksa, biz de ısırılacak ve biz de kuduracağız” diye yazıyordu Jean-Paul Sartre 1953’te, Liberation gazetesine yazdığı “Hasta Hayvanlar ve Kuduz” başlıklı makalesinde.
Bu eser, o ünlü filozofun teşhisindeki isabeti gözler önüne seriyor. Yalnız Avrupa’nın değil, ABD’nin etki alanına giren bütün ülkelere Amerikancılık hastalığının ne derece bulaşıp bulaşmadığını sorguluyor.

Bu kitap, sadece ülkesini değil, bütün dünya insanlığının kaderini ve geleceğini düşünenlere sesleniyor.

Bilhassa “Antiamerikancılık” ile yabancı düşmanlığını birbirine karıştırmak niyetindeki kimselere karşı daha da açık ve net olması bakımından hemen belirtelim ki: Ben bir hayat tarzını ve bir dünya anlayışını ifade eden “Amerikan / Amerikalı” kelimesiyle, Amerika’da doğmuş veya 1620’den itibaren “Mayflower”la Amerika’ya göç etmiş ve orada bu hem sömürgeci hem de kökenlerine göreırkçı, tarihlerine göre de hükmedici ve bezirgân sistemi kurmuş olan kimselerle alakalı her türlü coğrafi veya etnik anlamı kastetmiyorum; tam aksine ben, dünya ülkelerinde bu “model”i halka dayatmak isteyen bütün kimselere “Amerikan / Amerikalı” adını veriyorum. Bu modelin temel özelliği, ekonomi ve pazarın toplumun hizmetinde olması değil de, toplumun tamamının ekonominin ve pazarın gereklerine boyun eğmesidir.
küreselleşmenin dünya üzerinde etkilerini tahlil ederken her gücün beslendiği bir kaynagın olduğunu bunun amerikaya yansımasının ise Allahın dünyayı yönetmeleri için amerikalıları seçtiği'' inancından kaynaklandığını anlatıyor. bu inancın onları cesaretlendirdiğini ve buna kendilerini inandırarak istikamet ve eylem belirlediklerini söylüyor. amerikanın yaptıgı herşey ''Altın Haç'' için diyor. bunun önüne geçilebilmesinin yolunun ise borsası batan bir amerikanın yeniden belini dogrultamıyacagını bunun içinse dünyada 1 yada iki milyar civarında ABD menşeyli şirketlerin müşteri kaybetmesinin yeterli olacağını savunuyor. her bitmez denilen biter her gitmez denilen gider her düşmez denilen düşer diyor. dünyayı ve dengeleri anlamak açısından okunabilecek eserlerden.
Amerikan emperyalizminin ülkeleri nasıl sömürdüğünü; IMF gibi kuruluşların bunun için nasıl kullanıldığını; ülkelerin bağımsızlığının nasıl sembolik hale getirildiğini öğrenmek istiyorsanız bu kitabı tez zamanda okumalısınız.
Kendimi üniversitedeki siyaset bilimi dersindeymisim gibi hissediyorum bu kitabi okurken. Amerikan siyasi ve ekonomik ve hatta milletleri nasil soykirima tabi tuttuğunu yazar adım adim anlatıyor. Daha onceden bilmediğim sebepler ve kaynaklar gösteriyor. Simdilik kitap gayet güzel ve bilgi verici. :)
Amerika Birleşik Devletleri , himayesi altına aldığı devletlere "üçüncü halkayı" dayatır ve zaferden, her şeyden önce ekonomik kȃrlar sağlamaya bakar.
1944'ten itibaren Beretton Woods Anlaşmaları, doları altınla eşitleyerek ve günümüze kadar da olduğu gibi devam ettirerek, doların egemenliğini resmileştirmiştir. Bu tarihten itibaren, pazarını Amerikan ithalatına kayıtsız şartsız açan Avrupa'nın tamamı yavaş yavaş bir Amerikan protektorası* haline dönüşür.
(*Protektora : Kuvvetli bir devletin zayıf devletle kurduğu korumaya ilişkin hukukî bir rejimdir. Bu rejimde, güçlü devlet, uluslararası yetkileri kendinde toplar, korunan devlet iç işlerinde hürdür.
1947'deki Marshall planı, bu "üçüncü halka"nın oldukça anlamlı bir safhasını oluşturur.
İkinci Dünya Savaşı ertesinde çökmüş bir Avrupa karşısında zenginlikle dolup taşan ABD, bütün bilyeleri kazandığı için, oyun oynamaya devam etmek istiyorsa, elindeki bilyeleri arkadaşlarına ödünç vermesi gereken bir çocuk gibiydi.
Demek ki, mesele, Amerikan mamûllerini alıp tüketmesi ve parasını ödemesi için Avrupa'yı borcunu ödeyebilir hale getirmekti.
O sıradaki Amerikan üretimi, dört yıldan beri savaş araç ve gereçleri ihracatıyla iyiden iyiye kanlanıp canlandığı için tam kapasiteyle çalışıyordu.
1947'den itibaren CIA, savaş sonrasındaki Avrupa'daki durumun gösterdiği, şu çifte ekonomik ve siyasi tehlikeyi haber veriyordu:
"Amerika'nın güvenliği için en büyük tehlike, Batı Avrupa'da ekonominin çökmesi ihtimalidir. Bunun neticesinde de komünist unsurların iktidara gelmesidir."
Bu çifte tehlikeye çare bulmak için ABD yöneticileri, Avrupa'nın yeniden inşasına matuf dedikleri bir "Marshall Planı" ortaya attılar.
Fakat, bu yardımın siyasî şartları katıydı: Her şeyden önce de, Batı hükümetlerinden komünistlerin bertaraf edilmesi şartı vardı.
Bu dış müdahale derhal kendini gösterir:
- 4 Mayıs 1947'de Fransız komünist bakanlar hükümetten atılır.
- 13 Mayıs 1947'de İtalyan komünist bakanlar hükümetten atılır.
- Aynı ay Belçika'da komünist bakanlar hükümetten atılır.
Bu atılmaların hemen ardından, 5 Haziran 1947'de "Marshall teklifi" resmen ilan edilir.
Tam anlamıyla insanî veya ilahi her türlü gayeden yoksunluk, bugün dünyaya egemen olan “Amerikancılık”ın en göze batan niteliğidir: Araçlarla amaçlar birbirine karışmış, “niçin”in yerini “nasıl” almıştır. Bütün gayelerin yerine geçen bir vasıta olarak para, din hâline gelmiştir.
Biraz açıklar mısınız size göre nedir Siyonizm?

Siyonizm dinî bir hareket değildir. Onu kuran Theodore Herzl (1860-1904) bunu açıkça söyler. Milliyetçi ve sömürgeci bir ideolojidir. Dinle ve bambaşka bir şey olan Yahudilik'le hiçbir alâkası yoktur.

İşte tipik bir örnek:

Hitler 1933'te iktidara geldiğinde, Almanya'da örgütlü her 100 Yahudi'den 95'i dinî bir örgütün üyesiydi. Yahudilerin sadece yüzde 5'i Siyonist idi. Ne yaptı Hitler? Diğerlerini katletmek için bu yüzde 5 ile ittifak yaptı. Dikkat edin, bu ittifak savaşın başından 1944 yılına kadar ekonomik anlaşmalarla birlikte sürdü gitti. Alman ordusunun tamamiyle bozguna uğradığı sırada Hitler hâlâ, sadece Rus cephesinde kullanılmak şartıyla 10 bin kamyona karşılık l milyon Yahudi esiri vermeyi teklif ediyordu. Bunun anlamı şudur: Hitler Yahudileri geneli itibariyle katliâma tabi tutmamıştı, bu bir; ikincisi de, Sovyetler Birliği'nden farklı olarak İngiliz ve Amerikalılarla ayrı bir barış yapmak istiyordu. Zaten bu anlaşma da Golda Meir ve Ben Gourion tarafından önerilmişti.
'Butun Amerikalilarin kendi dinlerine inanip inanmadıklarıni bilmiyorum,fakat onlarin cumhuriyet kurumlarının ayakta kalmasi icin dinin zorunlu olduğuna inandiklarindan eminim.'
' Ben Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kadar az düşünme ve tartışma hürriyeti olan baska bir ulke tanımıyorum.' Alexis de Tocqueville
Ama ne var ki, halklarımızın ezici çoğunluğu, gündelik hayatının her yanıyla Amerikancılığın istilâsı altındadır. Nitekim kalabalık bir kitle Levi's kotları ve bazı markaların veya hatta bazı Amerikan üniversitelerinin hem ön hem de arkasında reklâmı bulunan tişörtleri giyiyorlar; gençlerimizin büyük bir kısmı Coca Cola'yı bütün diğer meşrubata tercih ediyor ve Marlboro içiyorlar; çocuklar ise Mac Do'da yemek yemeyi çoğu zaman bir mükâfatlandırma olarak görüyorlar; şiddet ve korku filmleri (ve video kasetler ve bunlardan kopyalanan disketler, CD'ler) pazarın yüzde 80'ini elinde tutuyor; çocuklarımıza dehşet ve terör zevkini aşılayan bilgisayar oyunları, Taî-peh'den Sao-Paulo'ya, Paris'ten Dakar'a kadar her yerde hüküm süren Hollyvwood yapımıyla evlerimizin içine taşınıyor.

Ve bilhassa da Pentagon'a yedek askerler ve silâh uşakları temin eden hükümetler, büyük Amerikan firmalarından milyarlarca dolarlık savaş uçakları ve diğer başka teçhizat satın alıyorlar. Amerikan hukukinin büyük işletmelere hediyeleri böylece tamamlanıyor. Nitekim Amerikan hükümetinin bütçesi. ekonomiye dönem dönem rahat bir sıçrama sağlayan, Alain Peyrefitte'in tabiriyle, "mutlu savaşın aralıklarında araştırma ve gelişme yükümlügünü de sırtlanmaktadır.

İmdi bütün bunlar, sadece ve sadece bizlerin korkak kabullerimizle mümkün olmaktadır.
Franklin, Kızılderililerin bir yandan ellerinden topraklarını alırken, bir yandan da yok oluşlarını çabuklaştırmak için onların alkolik olmaya teşvik edilmesini tavsiye ediyordu: "Onların topraklarının bir kısmını, yani bizim yerleşimimize daha elverişli kısımlarını terketmeye zorlamak gerektiği kanaatindeyim. "

Bu dinî ve ırkçı efsaneler adına, Amerika Birleşik Devletleri bir "Kızılderili avı" ile tarihin en büyük "etnik temizlik" teşebbüsünü başlattı. Kızılderili direnişi Wounded Knee'deki Siyuların (Sioux) katliâmı ile ancak 1890'da askerî yönden kırılıp sona erdirilecektir. Aynı sömürgeci ve ırkçı kafayla başkasını reddediş, daha sonra, köle ticaretinin hızla artmasıyla Siyahları hedef alır.
Ne yazık ki İslâm ülkelerinde ABD'ye bağımlı yöneticiler var. Öte yandan buna direnen insanlar var. Büyük kitle, ezici çoğunluk buna karşı. Fakat onlar da kurtuluş yolunu ancak geçmişe dönmek ve geçmişe saplanıp kalmakta buluyorlar.

Gerçekte İslâm dünyasında taklitten başka bir şey yok: Ya Batı'yı taklit ya da geçmişi taklit. Bunun ikisi de çıkmaz yoldur ve maalesef İslâm âleminin bugün içinde bulunduğu durum da budur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amerikan Efsanesi
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050827910
Çeviri:
Cemal Aydın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
“Dikkat! Amerika kudurmuştur. Bizi Amerika’ya bağlayan bütün bağları derhal koparmalıyız. Yoksa, biz de ısırılacak ve biz de kuduracağız” diye yazıyordu Jean-Paul Sartre 1953’te, Liberation gazetesine yazdığı “Hasta Hayvanlar ve Kuduz” başlıklı makalesinde.
Bu eser, o ünlü filozofun teşhisindeki isabeti gözler önüne seriyor. Yalnız Avrupa’nın değil, ABD’nin etki alanına giren bütün ülkelere Amerikancılık hastalığının ne derece bulaşıp bulaşmadığını sorguluyor.

Bu kitap, sadece ülkesini değil, bütün dünya insanlığının kaderini ve geleceğini düşünenlere sesleniyor.

Bilhassa “Antiamerikancılık” ile yabancı düşmanlığını birbirine karıştırmak niyetindeki kimselere karşı daha da açık ve net olması bakımından hemen belirtelim ki: Ben bir hayat tarzını ve bir dünya anlayışını ifade eden “Amerikan / Amerikalı” kelimesiyle, Amerika’da doğmuş veya 1620’den itibaren “Mayflower”la Amerika’ya göç etmiş ve orada bu hem sömürgeci hem de kökenlerine göreırkçı, tarihlerine göre de hükmedici ve bezirgân sistemi kurmuş olan kimselerle alakalı her türlü coğrafi veya etnik anlamı kastetmiyorum; tam aksine ben, dünya ülkelerinde bu “model”i halka dayatmak isteyen bütün kimselere “Amerikan / Amerikalı” adını veriyorum. Bu modelin temel özelliği, ekonomi ve pazarın toplumun hizmetinde olması değil de, toplumun tamamının ekonominin ve pazarın gereklerine boyun eğmesidir.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Garip okuyucu
  • Beşir Berk
  • Esas Adam
  • Eren Baydemir
  • Mesut
  • Hasan Şevki Bilgin
  • Yazar Baran
  • Haşim
  • Sevgi Meydan
  • İsa Can

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%50 (2)
7
%50 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0