Kendi eğilimi ve içsel koşullar sebebiyle vaktinden önce yalnızlığa mahkum olan herkes gibi Konrad da dünyadan hafif alaycı, hafif küçümseyici ama bir yandan da çaresizce meraklı bir tonda bahsediyordu; sanki öteki tarafta, karşı yakada gerçekleştiği varsayılan olaylar sadece çocukların ve daha da şuursuz varlıkların ilgisini çekecek türdendi.
Böyle şeyler insanın aklına sonradan gelir. Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uğultusunu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiştir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.