Yakup

Yakup
Bursa
İstanbul
1590 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·368 syf.··
2023 49. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2023 15:25
Zamir, okuması kolay ama sindirmesi zor bir roman. Hakan Günday yine karanlık, rahatsız edici ve insanın yüzüne bazı gerçekleri sertçe vuran bir hikâye anlatıyor. Kitapta savaş, çocukluk, suçluluk, vicdan ve insanın içindeki karanlık taraf öne çıkıyor. Ana karakterin yaşadıkları sıradan bir hayat hikâyesi gibi değil; daha çok insanın ne kadar kırılgan, ne kadar acımasız ve bazen ne kadar çaresiz olabileceğini gösteren bir yolculuk gibi. Romanın dili sert ama akıcı. Bazı cümleler insanı durdurup düşündürüyor. Hakan Günday’ın tarzını sevenler bu kitapta da o karanlık atmosferi bulur. Ama daha sakin, huzurlu bir roman arayanlar için ağır gelebilir. Bence Zamir, sadece bir olay örgüsü okumak isteyenlere değil, okurken rahatsız olmayı ve düşünmeyi sevenlere hitap ediyor. Kitap bittikten sonra hemen unutulan türden değil; bazı sahneler ve fikirler insanın aklında kalıyor. Kısaca: Karanlık, etkileyici, yer yer sarsıcı bir roman. Hakan Günday okumayı sevenler için güçlü bir kitap.
ZamirHakan Günday · Doğan Kitap · 20216,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·226 syf.··
2025 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 00:55
Türk toplumunun zamanla kendi değerlerinden uzaklaştığını ve bu durumun milleti zayıflattığını savunuyor. Kitapta özellikle dil, tarih, kültür ve inanç gibi konular üzerinden bir kimlik meselesi ele alınıyor. Bence kitabın en dikkat çeken yanı, okuyucuyu kendi toplumunu ve geçmişini düşünmeye yönlendirmesi. Yazar bazı yerlerde sert bir üslup kullanıyor ama asıl anlatmak istediği şey, bir milletin kendi köklerinden kopmadan varlığını sürdürebilmesi. Bu yüzden kitap sadece geçmişle ilgili değil, bugüne de mesaj veren bir eser. Dili bazı bölümlerde biraz ağır gelebilir. Felsefi ifadeler ve derin yorumlar olduğu için her sayfa hızlıca okunmuyor. Yine de kitabın ana düşüncesi anlaşılır: Kendi kültürünü unutan toplumlar zamanla duruşunu kaybedebilir. Genel olarak Omurgasızlaştırılmış Türklük, Türk kültürü ve kimliği üzerine düşünmek isteyenler için okunabilecek bir kitap. Her fikrine katılmasam da insana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Üzerinde düşünülerek okunması gereken bir eser.
Omurgasızlaştırılmış TürklükŞ. Teoman Duralı · Dergah Yayınları · 2013351 okunma
Puan vermedi·250 syf.··
2026 1. kitabı
Kastamonu Lahikası, Risale-i Nur Külliyatı içinde yer alan ve Bediüzzaman Said Nursî’nin Kastamonu’da bulunduğu dönemde talebeleriyle yaptığı mektuplaşmalardan oluşan önemli bir eserdir. Kitap, klasik anlamda olay örgüsü olan bir eser değil; daha çok iman, sabır, hizmet, ihlas ve manevi duruş üzerine yazılmış mektuplardan meydana gelir. Eserde en çok dikkat çeken taraf, zor şartlar altında bile inancını koruma ve doğru bildiği yoldan ayrılmama fikridir. Bediüzzaman’ın talebelerine verdiği tavsiyeler, sadece o döneme ait değil; bugün de insanın hayatına uygulanabilecek öğütler taşır. Özellikle sabır, samimiyet ve kardeşlik konuları sık sık vurgulanır. Bu yönüyle kitap, okuyana hem düşünme hem de kendi iç dünyasını sorgulama fırsatı verir. Dil olarak yer yer ağır ifadeler bulunabilir. Osmanlıca kelimeler ve dini kavramlar çok geçtiği için bazı bölümler ilk okumada zorlayıcı olabilir. Fakat dikkatli okunduğunda metnin ana duygusu rahatça anlaşılır. Kitabın mektup tarzında olması da samimi bir hava katıyor. Okurken sanki bir nasihat kitabı değil de, zor zamanlardan geçen insanlara yazılmış içten mektuplar okuyormuş hissi oluşuyor. Bence Kastamonu Lahikası sabır, iman ve manevi mücadele konularına ilgi duyanlar için değerli bir eser. Hızlıca okunup geçilecek bir kitap değil; ara ara durup düşünerek okunması daha faydalı olur. Her okuyucunun aynı derecede kolay bağ kurabileceği bir eser olmayabilir, fakat Risale-i Nur’u tanımak isteyenler için önemli bir başlangıç noktası sayılabilir. Genel olarak kitap, insanın imanını güçlendirmeyi, zor zamanlarda ümidini kaybetmemeyi ve samimi bir hayat yaşamayı öğütleyen derinlikli bir eserdir.
Kastamonu LâhikasıBediüzzaman Said Nursî · Rnk Neşriyat · 02,680 okunma
Puan vermedi·348 syf.··
2021 4. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2021 12:27
Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler kitabı, klasik bir bilimkurgu gibi görünse de aslında sadece uzay, gezegenler ya da gelecek üzerine bir roman değil. Kitabın asıl meselesi insanın nasıl bir toplumda daha özgür olabileceği, eşitlik fikrinin gerçekten mümkün olup olmadığı ve düzen denilen şeyin bazen insanı nasıl sıkıştırdığı. Roman iki farklı dünya üzerinden ilerliyor. Bir tarafta daha özgürlükçü, mülkiyetin olmadığı, herkesin eşit yaşamaya çalıştığı Anarres var. Diğer tarafta ise daha zengin, daha konforlu ama sınıf ayrımlarının ve güç ilişkilerinin belirgin olduğu Urras var. Kitabın ana karakteri Shevek ise bu iki dünya arasında kalan bir bilim insanı. Onun gözünden hem özgürlüğü hem yalnızlığı hem de toplumların kendi içinde nasıl çelişkiler taşıdığını görüyoruz. Bence kitabın en güçlü tarafı, tek bir tarafı tamamen iyi ya da kötü göstermemesi. Anarres ilk bakışta daha adil bir yer gibi duruyor ama orada da baskı, dışlanma ve düşünce özgürlüğünü sınırlayan tavırlar var. Urras ise daha zengin ve rahat ama orada da eşitsizlik, çıkar ilişkileri ve ikiyüzlülük var. Le Guin bu yüzden okuyucuya hazır bir cevap vermiyor. Daha çok “Gerçek özgürlük nedir?” diye düşündürüyor. Kitabın dili yer yer ağır gelebilir. Özellikle bilimsel ve felsefi konuşmaların olduğu bölümlerde okuma hızı düşüyor. Ama sabırla okuyunca romanın atmosferi insanı içine alıyor. Shevek’in yalnızlığı, anlaşılmama hissi ve kendi yolunu açma çabası oldukça etkileyici. Bu yönüyle kitap sadece politik bir roman değil, aynı zamanda bireyin toplum içinde kendisi kalma mücadelesi gibi de okunabilir. Benim en çok sevdiğim tarafı, kitabın insanı taraf tutmaya zorlamaması oldu. Okurken bazen Anarres’i haklı buluyorsunuz, bazen Urras’ın rahatlığı cazip geliyor, bazen de ikisinin de eksik olduğunu düşünüyorsunuz. Bu da
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
Puan vermedi·544 syf.··
2025 8. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 21:02
(Tanrı’nın Ölümünden Sonra Dünya) Peter Watson’ın Hiçlik Çağı kitabı, özellikle kitap okurları için tam bir düşünsel ziyafet. Eğer felsefe, tarih ve insanlık düşüncesinin evrimi seni cezbediyorsa, bu kitap tam anlamıyla seni içine çekecek türden bir eser. Watson burada klasik bir “felsefe anlatısı” yapmıyor; daha çok Tanrı’nın geri çekilmesiyle anlamın nasıl kaybolduğunu, insanın yerini, değerini ve yönünü nasıl yeniden tanımlamaya çalıştığını anlatıyor. Kitap boyunca Nietzsche’nin o meşhur “Tanrı öldü” sözü bir mihenk taşı gibi duruyor. Ama Watson bu cümleyi sadece bir felsefi tespit olarak değil, bütün modern dünyanın üzerine kurulduğu bir kırılma noktası olarak ele alıyor. Tanrı’nın ölümüyle birlikte artık neye inanacağımızı, neyin doğru ya da yanlış olduğunu belirleyen hiçbir mutlak otorite kalmıyor. İnsanlık bu boşluğu bilimle, sanatla, teknolojiyle, bireysellikle doldurmaya çalışıyor — ama Watson’a göre bunların hiçbiri Tanrı’nın bıraktığı boşluğu tam olarak dolduramıyor. Okur olarak en çok etkileyen tarafı, yazarın düşünceleri kuru bir dille anlatmaması. Her bölümde farklı bir dönemi, düşünürü veya kültürel olayı ele alırken, insanın varoluş sancısını hissettiren bir anlatımı var. Özellikle modern dünyanın “anlamsızlık” duygusuna dair yaptığı analizler son derece güçlü. Okurken zaman zaman kendi hayatına, inançlarına ve varoluşuna dönüp bakıyorsun. Watson’ın dili akıcı ama yoğun. Bir günde okunacak bir kitap değil; yavaş okunup sindirilmesi gereken türden. Sayfalar ilerledikçe insan farkında olmadan kendi iç dünyasında da bir yolculuğa çıkıyor. Her sayfada “neden hiçbir şey artık eskisi kadar anlamlı gelmiyor?” sorusuna farklı bir cevapla karşılaşıyorsun. Sonuç olarak, Hiçlik Çağı sadece felsefeye ilgi duyanların değil, insanlığın bugünkü hâlini anlamak
Hiçlik ÇağıPeter Watson · Kronik Kitap · 202455 okunma