Hakan Günday ’ın Az romanı, güçlü anlatımı ve atmosfer kurma becerisiyle öne çıkan; buna karşılık tematik derinlik ve karakter inandırıcılığı açısından bazı soru işaretleri bırakan bir eser. Romanın en belirgin başarısı, okuru karakterlerin duygusal dünyasına çekebilmesi. Özellikle Derdâ’nın çocuk yaşta maruz kaldığı baskılar ve hayatının farklı dönemlerinde yaşadığı kırılmalar anlatılırken, okur karakterin çaresizliğini doğrudan hissedebiliyor. Ancak bu etkileyici anlatım, benim açımdan daha güçlü bir fikirsel altyapıyla desteklenmediği için beklentilerimi tam olarak karşılamadı.
Romanın en güçlü yanı kesinlikle anlatımı. Yazar, karakterlerin yaşadığı duyguları ve içinde bulundukları atmosferi okuyucuya son derece başarılı bir şekilde aktarıyor. Örneğin karakterlerin yalnızlık, korku ve aidiyet arayışıyla yüzleştiği bölümlerde, mekân tasvirleri ve iç monologlar duygusal yoğunluğu artırıyor. Bazı sahnelerde yalnızca olayları okumuyor, onları adeta hissediyorsunuz. Bu yoğun duygu aktarımı, kitabın etkileyiciliğini belirleyen temel unsur haline geliyor.
Bu anlatım gücü, romanın akıcılığıyla da destekleniyor. Dili temiz, süssüz ve gereksiz edebi gösterişlerden uzak. Kısa bölümlere ayrılmış olması okuma temposunu artırıyor ve kitabı daha erişilebilir hale getiriyor. Derdâ ve Derda’nın yollarının nasıl kesişeceğine dair merak duygusu sayfalar boyunca canlı tutuluyor; bu da romanın sürükleyiciliğini güçlendiriyor.Öte yandan, romanın zayıf bulduğum yönleri de var. Özellikle bazı karakterlerin aşırı saf, edilgen ya da yer yer mazoşist denebilecek davranışları bana inandırıcı gelmedi. Örneğin ağır travmalara rağmen bazı kararları sorgulamadan kabullenmeleri veya kendilerine zarar veren ilişkilere uzun süre direnç göstermemeleri, karakterlerin psikolojik tutarlılığı konusunda
Lev Tolstoy’un İvan İlyiç'in Ölümü adlı eseri, ölümden çok hayatın nasıl yaşandığını sorgulayan etkileyici bir romandır. İvan İlyiç, toplumun gözünde başarılı bir insan olmasına rağmen ölümle yüzleştiğinde hayatını gerçekten isteyerek mi yaşadığını sorgulamaya başlar. Romanın en çarpıcı yönü, ölüm korkusundan ziyade anlamsız yaşanmış bir hayatın yarattığı pişmanlığı anlatmasıdır.
Kitaptaki en dikkat çekici karakterlerden biri, İvan’a içtenlikle yardım eden hizmetkâr Gerasim’dir. Herkes ölüm gerçeğinden kaçarken, Gerasim onu doğal karşılar ve İvan’a samimiyetle yaklaşır. Bu yönüyle Tolstoy, gerçek insanlığın ve bilgeliğin statüde değil, dürüstlükte saklı olduğunu gösterir.
Eserin ilginç yanı, Lev Tolstoy ’un kendi yaşamındaki varoluşsal sorgulamalarını da yansıtıyor olmasıdır. Bu nedenle roman, yalnızca bir karakterin ölüm hikâyesi değil, aynı zamanda insanın kendisiyle yaptığı derin bir hesaplaşmadır. Kitap bittiğinde geriye şu soru kalır: “Gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa bana biçilen rolü mü oynuyorum?”