Geri Bildirim
Adı:
Az
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
360
ISBN:
9786050900682
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Az...

Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda'nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı'nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
(Tanıtım Bülteninden)
"Görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı..."

Az, Hakan Günday’ın okuduğum ilk kitabı.

İlk olarak; Hakan Günday kesinlikle çok başarılı bir senarist. Bundan dolayı romanlarını aşırı heyecan ve yüksek beklenti ile merak ettiğimi belirtmek isterim.

Kitaba gelecek olursak; konusu itibariyle 11 yaşındaki Derdâ adlı bir kız çocuğu ile 11 yaşındaki Derda adlı bir erkek çocuğunun hayat hikayelerini iki farklı başlık altında anlatması diyerek geçiştirirsem çok büyük bir hata yapmış olurum. Çünkü kitabın içeriğinde: Küçük yaşta evlendirilen(satılan) kız çocukları, mezarlıkta mezar sulayarak hayatlarını geçirmeye çalışan mezar çocukları, aşiret ya da diğer tabirle tarikatların Avrupa’daki planları, korsan kitap basıp satan insanlar gibi bizim yakın dönemimizdeki sorunlardan da bahseden Hakan Günday her anlamda dopdolu bir kitap yazmış diyebilirim.

Dili açısından da gayet yalın ve bence senaristliğinin de etkisiyle olaylar akıcı, şaşırtıcı ve yüksek derecede heyecan verici.

Kitabın en önemli noktası da Oğuz Atay gibi bir ustayı konunun içine dahil ederek biz yeni nesil okuyucularına da ders verme çabası diyebilirim.

Kitapla ilgili olarak söyleyebileceğim tek olumsuz nokta: kurgusu gayet başarılı, olaylar birbiriyle bağlantılı ve mantık çerçevesinde olsa da bazı noktalarda tesadüf dozunu bir miktar arttırıp hafiften Türk dizisi havası vermesini çok beğenmedim.

Son olarak bundan sonra Hakan Günday’ın AZ kitabını gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ederim ve yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlıkla beklemekteyim.

Herkese iyi okumalar :)
Bu kitabı okurken, bazı bölümleri okuduğunuzu zannediyorsunuz oysa okumuyor yaşıyorsunuz. Sanki Derda yanınızda, yada siz Derda'nın yanındasınız. Anlatım gücü buna neden olduğu kadar güncel konularda buna katkı sağlıyor, küçük yaşta evlendirilen kız çocukları çok yakın, korsan kitap çok yakın, mezarlıklarda ki çocuklarda çok yakın, yazarın sık sık kullandığı küfürlerde çok yakın, Oğuz Atay'da çok yakın... İçimizde her şey... İçimizdekileri kağıda döken Hakan Günday ve elbette onun hayal gücü... Kitabın ilk bölümünden daha çok etkiledim. Yazarın okuduğum üç kitabı içinde; Kinyas Kayra halen favorim sonra Az...

"Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."

Bu minval üzerine bu kitap hakkında söylenecek AZ şey var!!!

Benzer kitaplar

"Az" deyip geçmemeli, kitabın ismi her ne kadar "Az" olsada içeriği o kadar çok ki.. Kitap ilk sayfalarından başlayarak hemen içine alıp hapsetiyor insanı. 6 yaşında bir kız çocuğunun ölümü ve öğretmeninin intihar girişimi ile başlayıp 11 yaşındaki Derdâ'nın acılarla çaresizliklerle örülmüş Türkiye'den İngiltere'ye varan hayatını anlatıyor. Kitabın ilk yarısında kız çocuğu Derdâ'nın 11 yaşından 16 yaşına kadar yaşadıkları anlatılıyor. Geri kalan yarısında ise erkek çocuğu Derda'nın 11 yaşından başlayıp yetişkin biri olup, Derdâ ile yollarının tekrar kesişmesini anlatıyor. Yazar bu iki ana karaktere her ne kadar aynı ismi vermişsede romanında, aradaki farkı a (Derda) ve â (Derdâ) ile okurlar için ortaya koymuş.

Hakan Günday'a ait okuduğum ilk kitap bu ve ne kadarda doğru bir seçim yapmışım. Yazarın "Az"da kullandığı dil/üslup gerçektende romanın dahada etkileyici olmasına neden oluyor. "Az" konusuyla, ana-karakterleriyle, hissettirdiği duyguyla ve çocuk psikolojisine çektiği dikkatle ister istemez okurları etkileyecek türde bir kitap. Kitabın konusu, kurgusu ve psikolojik öğretilerini çok başarılı buldum.

Sanırım kitapla alakalı daha fazla detaya girmem okumayı düşünenler için hoş olmaz, herkes okuduğunda o lezzeti kendi almalı kitaptan diye düşünüyorum :)

Keyifli okumalar herkese..
İkisi de 11 yaşında iki çocuk üzerinden kurgulanan ve önemli bir çok konuya da değinilerek yazılan bol aksiyonlu, akıcı bir roman.
Doğarken korucu babası tarafından terk edilen ve 11 yaşında da okuldan alınıp kocaman bir adamla, şeyhin oğlu ile evlendirilen (satılan) Derdâ. Babası neredeyse doğduğundan beri hapiste olan ve annesi de 11 yaşında ölen Derda. Sonuçta yalnız ve sahipsiz çocuklar.
Yazar kendi yorumunu çok katmadan, gerçekçi bir şekilde ve akıcılığı da boğmayacak bir şekilde çocuk evlilikleri, kadına yönelik şiddet ve tarikatlar hakkında bir çok olguyu okurun önüne koyuvermiş.
Çocukların düşünüş biçimi, konuşma tarzları 11 yaşındayken de 16 yaşındayken de aynı. Bu bakımdan biraz daha detaylı, farklı olabilirdi. Ve keşke çocukların ve kadınların psikolojileri daha fazla betimlenseydi.
Aralara sıkıştırılan küfürler ise rahatsız edici değil, aksine çok gerçekçi.
Velhasılı bana göre başarılı bir roman, tavsiye edilebilir.

Edit: ve tabiki Oğuz Atay. Kitapla beraber sıkı bir Oğuz Atay okuru olmanız işten bile değil.
Kitabı okudum bitirdim kapağını kapattım ve aklıma yakın zamanda izlediğim bir filmden - Bulut Atlası- replik geldi ve kitabı bize özetlediğine karar verdim.
"Hayatlarımız bize ait değildir. Rahimden mezara kadar yaşamış ve yaşayan başka insanlara bağımlıyız. İşlenen her suçla, yapılan her iyilikle kendi geleceğimizi doğururuz." Sonmi 451
Kitabı okurken "Bu kadar da rastlantı olmaz" diyorsunuz ama bu zincirleme olaylar sizi bir an olsun düşmeyen temposuyla kitaba daha çok bağlıyor.
Yazarın ilk okuduğum kitabıdır ve üslubunu da gayet başarılı ve özgün bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.
Ayrıca kitabın bir noktadan sonra Oğuz Atay'a bağlanması da kitaba ayrı lezzet katmış diye düşünüyorum.
Kitabın özellikle ilk bölümünde daha sıklıkla yer alan küfürler okurken beni rahatsız etti.. Bu kelimelerin yerine daha farklı sözcükler kullanılamaz mıydı acaba?..

Yazar bir hayli fazla aforizma kullanmış.. Bu kitabı okurken benim için daha akıcı olmasını sağladı...
Hayatımda iyi ki okumuşum, yine okurum diyeceğim yegane bi kaç kitaptan biri. Beni psikolojik ve duygusal anlamda çok etkiledi. Özellikle başka yazarın hayatına duyulan saygı ve karakterlerin yaşadıkları beni benden aldı. Kesinlikle hayatınızda okunması gereken bir kitap. Sıkmıyor adeta size yakıp kavurup geçiyor... Hayatımızda ne kadar AZ nefesimiz kaldığını bilmiyoruz, o yüzden geç olmadan AZ AZ okuyun ama yine de okuyun :)
AZ romanını henüz bitirdim. Bu yazarın okuduğum ilk romanı. Hakkında çok yorum yapılmış, ama bir kaç cümle de ben yazmak istedim.

Önce içerik hakkında. Romanın hikayesine konu olan kahramanlar Kürtler. Türkiye’de ve İngiltere’de yaşıyorlar. Dindar ve mafyatik aşiret mensupları. Dindarlıkla mafya olmanın arası yok gibi. Üstelik bu iki unsura ait kimselerin taraf değiştirmeleri çok kolay. Hop dindar, hop uyuşturucu satıcısı. Geçiş çok kolay, arada membran olabilecek hiçbir şey yok gibi. İçeriğin üstümde bıraktığı duygu, bu geçirgenliği çok inandırıcı bulmamamdı. Yazar, yer yer bu zayıf karnı güçlendirmeye çalışmış ama çok da başarılı olamamış. Ben bunu yazarın kıramadığı sosyal pozisyonuna, duruş ideolojisine verdim. Tekrar vurgulamakta fayda var, tarafsız olabilmek için gayret sarfetmiş. Ancak, romanın geçtiği zamanın başlangıç tarihinin 1997 (Ne de olsa Requiem for a Dream adlı filmi sinemada izleyeli henüz bir yıl bile olmamıştı, diyor ki o tarihte Derdâ 16 yaşındadır. ) olduğunu düşünürsek, yazarın Zeitgeist’ten kendini daha fazla sıyırmasının mümkün olamayacağını düşünebiliriz. Dengeli bir bakışın dışında siyasi bir dil kullanmıyor ama. Kullansa, kaba bir ideolojik merceğin gerisinde az bir kullanma tarihiyle yetinecekti maalesef. Zamanın ruhunun tuz ruhundan beter olduğunu görmüş olmalı. Bu takdire şayan.
Biçim hakkında ise tam bir şok yaşadım. Bildiklerim değil, ama inandıklarım ters yüz oldu. Zira romanda anlatıcı her şeyi bilen üçüncü tekil şahıs, hani şu tanrısal anlatıcı dediklerinden. Klasik romanın anlatıcısı yani. Hatta ara ara anlatıcı olmaktan çıkıp artık komik bir fıkradan çıkmış kahraman gibi aksettirilen, en son Ahmet Mithat Efendi’nin kullandığı, okuru yönlendiren, ona ajitasyon çeken bir dil kullanmış yazar. Değerli kitap sever dostlarım, daha önceden olsa, yani biriniz bana bu dili anlatıp birazcık övse, öğğğ, derdim, banal şey.

Zira, roman inanılmaz sürükleyici. Evet, güncel bir konusu var. Ama asıl belirleyici olan konusunun güncelliği değil, uzun ve etkileyici tahlil yapma imkanı veren ama çoğunlukla romanın içine gizlenmiş anlatıcının sesiydi. Çünkü okur değil, kahramanın izinde bir gizli roman kahramanı oluyorsunuz. Ya da en azından romanın içinden hiç çıkamıyorsunuz.
Romanı okurken “Derdâ, kısa araba geçmişinde en sevdiği yer olduğuna karar verdiği cam kenarında oturuyordu. Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derdâ. Ne kadar az, o kadar iyi!”cümlelerini okuduğum zaman, ah, işte isminin kotarıldığı yer burası, diye düşündüm. Belki başlangıçta öyleydi de, fakat yazar farklı bir noktayı işaret etmiş sonra ki bir çok yorumcu da aktarmış.
Romanda çok ama çok tesadüf var (Bu konuda Kemalettin Tuğcu’yu mumla ararsınız.) Bir kısmına hiç de ihtiyacı yoktu yazarın. Ama kullanmış işte. İnandırıcılığından hiçbir şey de kayıp etmemiş. Bunu postmodernist öğelerine bağladım. Yani kasten seçmiş bu tarzı. Metinlerarasılık ve bir yığın gönderme var Oğuz Atay’a.
İki ana kahraman var, ikisinin de adı Derda, diye yazmış bir çok yorumcu. Şeytan ayrıntıda gizlidir, zira birinin adı Derdâ, diğerinin ki Derda. Lütfen yani!

Sağlıcakla
Günday için yeraltı edebiyatının bir yazarı derler ama tam tersini düşünen bir adım öne çıksın deseler ben en önde olurdum. Çünkü ne yazıyorsa tam tamına yerüstüne ait !
Az sizi önce sığ bir sudan alıyor sonra en dibe ışık hızında çekiyor. Öyle ki su yutuyor, boğuluyorsunuz. Öleceğinizi hissediyorsunuz. Ciğerleriniz patlayacak gibi oluyor. Sonra el uzatıyor size en ummadığınız bir anda. Alıyor sizi suyun yüzüne çıkarıyor. Karaya gidiyorsunuz ayaklarınız yerde. Hayatta olduğunuza mı sevineceksiniz yoksa suyun dibinde gördüklerinize mi ?
Hakan Günday kurgusu tam olarak bu işte.
Sevgiler.
Yine bu adam bu kitabı normal bir kafayla yazmış olamaz dediğim 3. Hakan Günday romanı. Biraz Türk filmi tadında sanki. Fazla abartılı karşılaşmalar var özellikle. Genel olarak akıcı. :) Yeraltı edebiyatını sevenlerin ilgisini çekeceğine eminim.
Çünkü Oğuz Atay'ı da okudum. Seni de tanıdım...
Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim... Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorumi demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.
Hakan Günday
Sayfa 349
"Ve herkes görünene aldanmaya hazırdı.
Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı."
Herkesin öyle bir hikâyesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği... İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?
Hakan Günday
Sayfa 285
"Bekleyin!" demişti. "Burada bekleyin onlar size gelecek."
"Kimler?" diye sormuştu Filipinli.
"Hayatının anlamını bulmuş olanlar. Hayatlarını adayacakları şeyi bulmuş olanlar gelecek. Siz de kalplerini söküp, yerine, o şeyleri koyacaksınız. Sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız!"
"Ama..." demişti Kızılderili. "Kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar?"
"Göreceksiniz!" demişti bina da.
"Peki ya kimse gelmezse?" diye sormuştu Filipinli.
"Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?"
"Onu da göreceksiniz !" demişti bina.
"Ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?" diye söze girmişti Kızılderili. "Onlar ne olacak?"
"Onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla canlı canlı çürüyecekler. Ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!"
Hakan Günday
Sayfa 251
"Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Az
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
360
ISBN:
9786050900682
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Az...

Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda'nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı'nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.315 okur

  • Süm Ekinci
  • Fatih Kaygısız
  • Selin Atakan
  • Furkan Bayraktar
  • Ibrahim Afacan
  • Funda Güneri
  • Gaye Pulat
  • elif
  • Ezgi Çelik
  • Gökçe Ünlütepe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%25.6
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%22.5
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.6
Erkek
%30.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.5 (302)
9
%25.2 (209)
8
%21 (174)
7
%8.6 (71)
6
%4.1 (34)
5
%2.4 (20)
4
%0.5 (4)
3
%0.5 (4)
2
%0.1 (1)
1
%1.1 (9)

Kitabın sıralamaları