Adı:
Az
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900682
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Az...

Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda'nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı'nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
(Tanıtım Bülteninden)
- İstismar, töre,tarikat, aldatmaca, ihanet, katliam, vahşet, çocuk gelinler ve daha niceleriyle dolu olan bir Hakan Günday kitabını daha bitirdim. Zaten bunalım geçen kış günleri kapımıza geldi, neden ben bu kitabını da okuyup aşırı doz aldım diye soruyorum kendime.

- Kitabımızın olayları sanki bir hortumun içine atılmışız gibi, bizi çekip içine alıyor. Hangi birinden dem vuracağımızı şaşıracağımız ülkemizin doğusundaki olaylar ile başlıyor serüvenimiz. Töre cinayetleri, tarikatlar ve çocuk gelinlerin göbeğinde açıyoruz gözlerimizi. Henüz 11 yaşında Derda'' bir gün okuldan annesi tarafından, geriye dönmemek üzere alınıyor ve macera başlıyor. Bundan sonra olanlar ne mi? Tam bir pembe dizi kuşağı ama yabancı versiyonu. Ne ararsan var tarzında ve filmi çekilse başrolünde Müjde Ar olur ve muhakkak Erol Taş & Nuri Alço ile sahneleri olurdu. Olaylar gerçekleştikten sonra (iş işten geçince) durun siz kardeşsiniz diye bağırarak biri içeri girerdi. Öyle bir bahtsız bedevi hikayesiydi okuduğum.

- Hafif Spoiler !!!

- Derda okuldan alındıktan sonra tahmin edeceğiniz üzere birine satılıyor ve soluğu İngiltere'de alıyor. Hayır olay bundan sonra başlıyor. Burada başından geçecek şeyler ortalığı kasıp kavuruyor. Kitabın devamında çok değişik şeyler var. Sado mazo ilişkiler, dayak, ırkçılık ve yurtdışında olsa dahi yakamızı bırakmayan tarikatçılık ile uyuşturucu batağında sürüklenen çarpık bir hayat zinciri. Hepsinin de halkaları birbirine geçmiş. Öyle bir bağlantı kurmuş yazar, yok artık demeden olmuyor. Herkes birbiriyle bağlantılı ve geçmişi olmasa da geleceğinde mutlaka bir noktada birleşiyorlar. Bu çok can sıkıcı hale geliyor maalesef, kitabı sıradanlaştırıyor.

- Kitabın 2. karakteri sürpriz bir şekilde yine Derda''. Ama bunun cinsiyeti erkek. 13 yaşında mezar temizliği yaparak hayatını kazanmaya çalışan, annesi hasta, babası hapishane köşelerinde çürümeye terk edilmiş birinin hayatı ne kadar güzel olabilirse onunki de o kadar güzeldi. Nasıl bu kadar daracık yere böyle hikayeler sığdırdı yazar diye merak etmedim çünkü şunu anladım; söz konusu bunalım olunca Hakan Günday çok yetenekli :).

- Değinmeden edemeyeceğim ve çok hoşuma giden bir nokta kitapta Oğuz Atay'a yer verilmesi. Hatta 2. karakterimizin baya baya sahiplenmesi yazarımızı. Siz bir şeyi sahiplenirseniz neler yapabilirsiniz? Bence Derda(erkek) kadar sahiplenemezsiniz..

- Kitabın sonu da keşke öyle değil de fırtınalı bir yolculuğa çıkıpta sonunu göremeyecek şekilde adım atarak bitseydi diyorum.

- Bir hafta arayla iki Hakan Günday kitabı okuyarak bu aylık bunalım dozumu aldım ve daha güzel kitaplara yönelmeye karar verdim.
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

AZ kitabının bu incelemesi, Hakan Günday'ın https://www.youtube.com/watch?v=ew_2sZSzzGs söyleşisinin 29:19. saniyesinde sorduğum "Türünüz yeraltı edebiyatı değilse, yaptığınız nedir?" sorusuna yine kendisinin "Türkçe macera romanları yazıyorum." cevabına bir eleştiri niteliğinde yazılmıştır.

Macera kelimesinin tanımına bakalım ilk olarak TDK'dan: "Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri." İşte, burada ayrılıyor görüşlerimiz senle Hakan Abi.

Kızlarını satan insanlardan 11 yaşında evlendirilen kız çocuklarına,
Sadomazoculardan tarikatlerin kendi içlerinde çevirdiği işlere,
Eroin bağımlılığından mezarcı çocukların çektiği çilelere,
Trainspotting esintilerinden Requiem for a Dream filmi göndermelerine,
Oğuz Atay'la ilgili bahsedilen bütün bu atıflara kadar bunların hiçbiri ilginç değil çünkü. Bunların hepsi aslında hayatın ta kendisi olan, sadece göz önünde olmayan gerçekleri... Sadece biz, yani bütün bu eylemlerin faili olan insanlar, bu gerçekleri göz ardı etmeye çalışırız. Yeraltı edebiyatı da tam olarak bu duymak, görmek, yaşamak istemediğiniz olguları size tattırandır. Onun için bu bir macera kitabı değildir sayın Günday.

Derdâ'nın, içinde doğup doğmamayı seçemediği Yatırca Köyü, kendi isteğinin dışında hiç tanımadığı birilerine satılması, birileriyle evlendirilmesi, cinsel tercihleri ve tarikatler arasında sıkışıp kalması, uyuşturucu bağımlılığı ve kafasını kazıtması gibi olaylar benim için ilginç kelimesi yerine hayatın tam da içinden olan gerçeklerdir.

Derda'nın mezarlık sulama işiyle büyüyüp Oğuz Atay tutkusuyla birlikte bir Tourette sendromlusuna dönüşen halleri de aynı şekilde ilginç değildir. Çünkü ilginç kelimesi de TDK tarafından "İlgi uyandıran, ilgi ve dikkat çekici olan." olarak tanımlanmıştır. Fakat Derda ise tam tersine Oğuz Atay'ın kimsede ilgi uyandırmayan ölümünü kendine bir intikam idi olarak edinmiştir.

Kimse mezarlık sulayan çocukları ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
Kimse kızların istekleri dışında satılıp evlendirilmesini ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
Kimse cinsel tercihleriyle tarikat arasında kalmış bir kadının halini ilgi ve dikkat çekici bulmaz.
Bizim için ilginç olan, ilgi uyandıran şey kadınların aşağılanması, hor görülmesi, değersizleştirilmesi,
yoksul çocukların umursanmaması, dediklerinin anlaşılmak istenmemesi değildir. Şiddetin meşrulaştırılmasıdır. Siyasi karışıklıktır, futbol maçlarında bir futbolcunun küfrüdür. Bizim için ilginç olan şey bir gün sabah gözlerimizi açtığımızda Twitter'daki ya da Instagram'daki gönderimizin beklediğimizden daha çok bildirim almasıdır, bu kadar ilginç varlıklarızdır işte biz.

Az kelimesi, Günday'ın da dediği gibi ne kadar küçücük bir kelime olarak gözükse de, aralarında koca bir alfabenin olduğu, birisine söylemek isteyip de yazamadığımız bütün cümleleri kapsayan, başlangıç ile son arafında kalmış bir kelime.

2 puanı romanın bazı yerlerinin önüne geçmiş tesadüflüklerden dolayı kırdım. Bu kadar gerçekçiliğin üstüne bu kadar tesadüfün olması beklenemez. Gerçek hayat, tesadüflere yer vermeyecek kadar gerçektir, acıdır.
Bu kitabı ikinci okuyuşum. Normalde bu kadar kısa sürede aynı kitabı tekrar okumam ama Hakan Günday ve birkaç yazarın kitapları istisna. Kitapta iki ayrı karakter anlatılıyor. Biri Derda, diğeri Derda. 11 yaşında zorla evlendirilen kızımız Derda ve 11 yaşında hapsedilen oğlumuz Derda. Mekan olarak da kırsal bölgelerden mezarlıklara gecekondu tarzı evlerden apartmanlara gibi yerler seçilmiş. Tabi eleştirilecek yerler de var.Kitapta çok fazla tesadüf var Türk sinemasını andırıyor ve olayları birbirine bağlama çok zoraki olmuş. Oğuz Atay lı kısımları da sevemedim ben. Güneydoğuyu, töre-aşiret konulu kötü televizyon dizilerinden alışkın olduğumuz şekilde anlatmış. Kürtlerle ve Müslümanlarla ilgili kısım hiç inandırıcı değil. Tarikatlar, korucular,köylüler sahici gelmiyor. Romanda Kürtler örgütüyle, tarikatçısıyla, köylüsüyle kriminal ve kötü kişiler olarak anlatılmış. Bunlar dışında muhteşem bir kitap. Dili yalın ve akıcı, olaylar kışkırtıcı ve heyecanlı. Kısaca; "Eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı."
İki gün içinde bir insanla tanıştım tanımaşmaktan çok hayatını onla birlikte yaşadım..

Bir kişi tanımadım aslında iki kişi; iki ayrı hayat, iki ayrı yasanmıslıklar ve onları birleştiren tek nokta.

İkisinin adı da Derda...
İkisinin hayatı da isimleri gibi;
yaşadıkları çok farklı olsa da hayatları aynı..

Kitap daha ilk satırlarda.. İlk sayfalar da sizi içine hapsetmeyi başarıyor..
Sanırım kitabı bitirsenizde mahkumlugunuz uzun süre devam edecek..
"Görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı..."

Az, Hakan Günday’ın okuduğum ilk kitabı.

İlk olarak; Hakan Günday kesinlikle çok başarılı bir senarist. Bundan dolayı romanlarını aşırı heyecan ve yüksek beklenti ile merak ettiğimi belirtmek isterim.

Kitaba gelecek olursak; konusu itibariyle 11 yaşındaki Derdâ adlı bir kız çocuğu ile 11 yaşındaki Derda adlı bir erkek çocuğunun hayat hikayelerini iki farklı başlık altında anlatması diyerek geçiştirirsem çok büyük bir hata yapmış olurum. Çünkü kitabın içeriğinde: Küçük yaşta evlendirilen(satılan) kız çocukları, mezarlıkta mezar sulayarak hayatlarını geçirmeye çalışan mezar çocukları, aşiret ya da diğer tabirle tarikatların Avrupa’daki planları, korsan kitap basıp satan insanlar gibi bizim yakın dönemimizdeki sorunlardan da bahseden Hakan Günday her anlamda dopdolu bir kitap yazmış diyebilirim.

Dili açısından da gayet yalın ve bence senaristliğinin de etkisiyle olaylar akıcı, şaşırtıcı ve yüksek derecede heyecan verici.

Kitabın en önemli noktası da Oğuz Atay gibi bir ustayı konunun içine dahil ederek biz yeni nesil okuyucularına da ders verme çabası diyebilirim.

Kitapla ilgili olarak söyleyebileceğim tek olumsuz nokta: kurgusu gayet başarılı, olaylar birbiriyle bağlantılı ve mantık çerçevesinde olsa da bazı noktalarda tesadüf dozunu bir miktar arttırıp hafiften Türk dizisi havası vermesini çok beğenmedim.

Son olarak bundan sonra Hakan Günday’ın AZ kitabını gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ederim ve yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlıkla beklemekteyim.

Herkese iyi okumalar :)
Bu kitabı okurken, bazı bölümleri okuduğunuzu zannediyorsunuz oysa okumuyor yaşıyorsunuz. Sanki Derda yanınızda, yada siz Derda'nın yanındasınız. Anlatım gücü buna neden olduğu kadar güncel konularda buna katkı sağlıyor, küçük yaşta evlendirilen kız çocukları çok yakın, korsan kitap çok yakın, mezarlıklarda ki çocuklarda çok yakın, yazarın sık sık kullandığı küfürlerde çok yakın, Oğuz Atay'da çok yakın... İçimizde her şey... İçimizdekileri kağıda döken Hakan Günday ve elbette onun hayal gücü... Kitabın ilk bölümünden daha çok etkiledim. Yazarın okuduğum üç kitabı içinde; Kinyas Kayra halen favorim sonra Az...

"Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..."

Bu minval üzerine bu kitap hakkında söylenecek AZ şey var!!!
Sana minnettarım Hakan Günday.
Minnettarım çünkü bu eserinden kendi şahsım adına bir çok şey edinmeme vesile oldun. Çok yordun beni çok. Böylesine yorgunluğu ben okurken kaldıramadıysam, bu zulümleri yaşayanları aklıma dahi getiremiyorum. Acımasız, zalim insanlara mı kızayım, çaresiz, yitik insanlara mı üzüleyim, sonunda iyi insanların hep kazanacağını bilmeme mi sevineyim, eserindeki altın vuruşuna mı şaşırayım bilemedim.

Az kelimesini hiç böylesine düşünmemiştim. A harfi ile z harfinin arasına dünyaların sığdığını bilmiyordum. Yeni kelime anlamları öğrenmeyi seven ben, yanı başımdaki bu kelimenin muhtevasından bi habermişim meğerse.

Hemen lûgatimi açıp başka kelimeye odaklandım. Derdâ... İyiliksever anlamına geldiğini öğrendiğimde, senin bu kelimeye neden iki karakter sığdırdığını daha iyi anlıyorum şimdi. Ne yüce karakterler ama.

Seni alnından öpesim var Hakan Günday. Bu kadar güzel kurguyu yazan beynine en yakın yerden öpesim var seni. Ama sana bir yandan da eleştiri oklarını saplamak isterdim. Bu kadar argo ve küfür kullanmadan yazamaz mıydın bu kitabı sanki? Hiç mi bir bayanın okuyacağı aklına gelmedi be kardeşim. 10 yıldızı hakeden kitabına 9 yıldız veriyorum sırf bu nedenden. Edebi eserler küfürsüz daha güzeller çünkü...

Saygılarımla...
"Az" deyip geçmemeli, kitabın ismi her ne kadar "Az" olsada içeriği o kadar çok ki.. Kitap ilk sayfalarından başlayarak hemen içine alıp hapsetiyor insanı. 6 yaşında bir kız çocuğunun ölümü ve öğretmeninin intihar girişimi ile başlayıp 11 yaşındaki Derdâ'nın acılarla çaresizliklerle örülmüş Türkiye'den İngiltere'ye varan hayatını anlatıyor. Kitabın ilk yarısında kız çocuğu Derdâ'nın 11 yaşından 16 yaşına kadar yaşadıkları anlatılıyor. Geri kalan yarısında ise erkek çocuğu Derda'nın 11 yaşından başlayıp yetişkin biri olup, Derdâ ile yollarının tekrar kesişmesini anlatıyor. Yazar bu iki ana karaktere her ne kadar aynı ismi vermişsede romanında, aradaki farkı a (Derda) ve â (Derdâ) ile okurlar için ortaya koymuş.

Hakan Günday'a ait okuduğum ilk kitap bu ve ne kadarda doğru bir seçim yapmışım. Yazarın "Az"da kullandığı dil/üslup gerçektende romanın dahada etkileyici olmasına neden oluyor. "Az" konusuyla, ana-karakterleriyle, hissettirdiği duyguyla ve çocuk psikolojisine çektiği dikkatle ister istemez okurları etkileyecek türde bir kitap. Kitabın konusu, kurgusu ve psikolojik öğretilerini çok başarılı buldum.

Sanırım kitapla alakalı daha fazla detaya girmem okumayı düşünenler için hoş olmaz, herkes okuduğunda o lezzeti kendi almalı kitaptan diye düşünüyorum :)

Keyifli okumalar herkese..
Az, okuduğum ikinci Hakan Günday kitabı oldu. İlki Daha idi. Hakan Günday’ın kendine has bir stili olduğu açık. Ayrıca Az ile ilgili olarak en başta söylenmesi gereken şeylerden birisi de kendini okutabilen bir kitap olduğudur.

Ben bir kitaba başlamadan evvel, her sayfaya bir dakika veririm. Yani Az gibi 360 sayfalık bir kitabın okunma süresi 6 saat kadardır. Kitaba başlarken 4 günde okuma hedefi koymuştum. Yani günde 90 sayfa kadar. Ancak kitap iki gün içinde bitti. Çünkü merak hissi uyandıran ama daha ötesi, yazarın üslubunun da etkisiyle çabuk okunabilen bir roman idi.
Bir yazarı tek hatta iki kitabı ile değerlendirmek çok doğru olmasa gerek. Günday’ın iki kitabı ve diğerlerinin adları ve konularından çıkardığım şey, psikolojik vakaları ön planda tutan ve toplumda istisnai halleri olan kişileri anlatan bir yazar olması.

Elbette roman sanatı, zaten anlatacak hikayeleri olmayanları değil, sıra dışı olanları ele alır. Ancak Az’daki karakterlerin hemen hepsi arızalı! Kişisel hayatımızda yanımızda olmasını istemeyeceğimiz tipler. Hatta çoğu sapık ya da psikopat. Türkiye’den İngiltere’ye kadar uzanan bir sahada, romanda karşımıza kim çıkmışsa anormal! İki Derda da öyleler.

Evet, romanda hemen hemen aynı yaşlarda, birisi erkek birisi kız olan iki Derda’nın hikayesi anlatılıyor. Aslında birisi Derdâ, diğeri ise Derda…

Roman, 11 yaşındaki bir kız çocuğunun öyküsü ile başladığında, ben yeni bir 'Bin Muhteşem Güneş' vak'ası ile karşılaşacağımı düşündüm. Çok benziyordu. 'Bin Muhteşem Güneş’i' beğenmiş ama her sayfasında canı yanmış, morali bozulmuş bir okurdum. Ancak bir süre sonra vaziyet hayli değişiyor…

Erkek olan Derda’nın hikayesi de olağan üstü idi. Bu hikayeye bir anda Oğuz Atay dahil oldu. Daha doğrusu Oğuz Atay’ın şahs-ı manevisi; çünkü romanda da gerçekte olduğu gibi Oğuz Atay 1977 yılında vefat etmişti.

Romanı beğenerek okudum lakin yine de tam puan veremedim. Zira, romandaki aşırı tesadüfler, hemen herkesin birbiriyle tuhaf bir şekilde bağlantılı olması, olayların ve kişilerin zaman ve mekan mefhumlarına karşın mutlaka ama mutlaka ilintili olması… Bunlar fazla zorlama olmuş gibi geldi bana. Hatta gibi değil, apaçık fazla zorlama olmuş. Aynı zorlamaları tanınmamış bir yazar yapsa, yeni yetme bir senarist kurgulasa, kimse ona itibar etmez. ‘Abartmışsın, yok artık, hadi canım’ falan derler ama Hakan Günday yapınca ben dahli, alıyoruz, okuyoruz, beğeniyoruz; yoksa biz de mi bazen fazla zorluyoruz?
İkisi de 11 yaşında iki çocuk üzerinden kurgulanan ve önemli bir çok konuya da değinilerek yazılan bol aksiyonlu, akıcı bir roman.
Doğarken korucu babası tarafından terk edilen ve 11 yaşında da okuldan alınıp kocaman bir adamla, şeyhin oğlu ile evlendirilen (satılan) Derdâ. Babası neredeyse doğduğundan beri hapiste olan ve annesi de 11 yaşında ölen Derda. Sonuçta yalnız ve sahipsiz çocuklar.
Yazar kendi yorumunu çok katmadan, gerçekçi bir şekilde ve akıcılığı da boğmayacak bir şekilde çocuk evlilikleri, kadına yönelik şiddet ve tarikatlar hakkında bir çok olguyu okurun önüne koyuvermiş.
Çocukların düşünüş biçimi, konuşma tarzları 11 yaşındayken de 16 yaşındayken de aynı. Bu bakımdan biraz daha detaylı, farklı olabilirdi. Ve keşke çocukların ve kadınların psikolojileri daha fazla betimlenseydi.
Aralara sıkıştırılan küfürler ise rahatsız edici değil, aksine çok gerçekçi.
Velhasılı bana göre başarılı bir roman, tavsiye edilebilir.

Edit: ve tabiki Oğuz Atay. Kitapla beraber sıkı bir Oğuz Atay okuru olmanız işten bile değil.
Kitabı okudum bitirdim kapağını kapattım ve aklıma yakın zamanda izlediğim bir filmden - Bulut Atlası- replik geldi ve kitabı bize özetlediğine karar verdim.
"Hayatlarımız bize ait değildir. Rahimden mezara kadar yaşamış ve yaşayan başka insanlara bağımlıyız. İşlenen her suçla, yapılan her iyilikle kendi geleceğimizi doğururuz." Sonmi 451
Kitabı okurken "Bu kadar da rastlantı olmaz" diyorsunuz ama bu zincirleme olaylar sizi bir an olsun düşmeyen temposuyla kitaba daha çok bağlıyor.
Yazarın ilk okuduğum kitabıdır ve üslubunu da gayet başarılı ve özgün bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.
Ayrıca kitabın bir noktadan sonra Oğuz Atay'a bağlanması da kitaba ayrı lezzet katmış diye düşünüyorum.
Hayatımda iyi ki okumuşum, yine okurum diyeceğim yegane bi kaç kitaptan biri. Beni psikolojik ve duygusal anlamda çok etkiledi. Özellikle başka yazarın hayatına duyulan saygı ve karakterlerin yaşadıkları beni benden aldı. Kesinlikle hayatınızda okunması gereken bir kitap. Sıkmıyor adeta size yakıp kavurup geçiyor... Hayatımızda ne kadar AZ nefesimiz kaldığını bilmiyoruz, o yüzden geç olmadan AZ AZ okuyun ama yine de okuyun :)
Çünkü Oğuz Atay'ı da okudum. Seni de tanıdım...
Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim... Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorumi demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.
Hakan Günday
Sayfa 349
"Ve herkes görünene aldanmaya hazırdı.
Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı."
Herkesin öyle bir hikâyesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği... İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?
Hakan Günday
Sayfa 285
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az...
O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z.
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var.
O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.
Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.
Senin ve benim gibi.
Hakan Günday
Sayfa 349
"Bekleyin!" demişti. "Burada bekleyin onlar size gelecek."
"Kimler?" diye sormuştu Filipinli.
"Hayatının anlamını bulmuş olanlar. Hayatlarını adayacakları şeyi bulmuş olanlar gelecek. Siz de kalplerini söküp, yerine, o şeyleri koyacaksınız. Sonra da kalpleri fırlatıp atacaksınız!"
"Ama..." demişti Kızılderili. "Kalpleri olmadan nasıl hayatta kalırlar?"
"Göreceksiniz!" demişti bina da.
"Peki ya kimse gelmezse?" diye sormuştu Filipinli.
"Kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?"
"Onu da göreceksiniz !" demişti bina.
"Ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?" diye söze girmişti Kızılderili. "Onlar ne olacak?"
"Onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla canlı canlı çürüyecekler. Ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!"
Hakan Günday
Sayfa 251
O güne kadar dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan her insandan ne kadar nefret ettiğini hatırladı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Az
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900682
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Az...

Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu "mezarlık çocuğu" Derda'nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı'nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.240 okur

  • Sueda Milci
  • Gizem Tüyene Aksoy
  • meltem akgol
  • seda seyrek
  • Merve Açıkgöz
  • Funda Argalı
  • Lettie Hepmstock
  • Begüm Kalaycı
  • Nurhan Gülenç
  • Özcan Kahraman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.4
14-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%22.5
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.2
Erkek
%30.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.8 (420)
9
%25.2 (288)
8
%21 (240)
7
%8.9 (102)
6
%3.5 (40)
5
%2.1 (24)
4
%0.7 (8)
3
%0.4 (5)
2
%0.1 (1)
1
%1.1 (13)

Kitabın sıralamaları