Küçük bir kız gibi hissediyorum kendimi. Aslinda belki de on bir yaşındaki bir kiz yazıyor sana bütün bunlari... Her neyse!!!
Adının "Az" olmasının aksine; tek bir büyük yara anlatmıyor Günday; birbirine eklemlenen çok sayıda psikolojik ve sosyolojik yarayı üst üste bindiriyor.
Çocuk istismarı, Taciz, Şiddet,Cinayet, Cinsellik , Güç, Yoksulluk, Din, Devlet, Aile...
İki bölüme ayrılmış romanda iki ayrı Berda karakteri var. Bölümler bilinçli olarak Doğu- Batı sentezi & kadın-erkek ayrımı ile kurgulanmıs. Coğrafya ve kimlik üzerinden, insan eliyle üretilmiş birçok kötülüğü anlatırken,insanın dönüşümünde acının merkezi rolünü, özgürlüğe ulaşmak için hapsedildiğini fark etmenin önemini, menfaatimiz söz konusu olunca etik ve erdem saydığımız şeyleri nasıl elimizden kayıp gittiğini,kutsallarımızı bile unutup normalleştirdiğimiz gibi birçok toplumsal konuyu teşhir etmiş.
Böcek metaforu ile başlayan Az'da "böcek" süs olsun diye seçilmiş bir imge değil; kitabın omurgası gibi çalışıyor. Böcek, insanlığın iyilikten düşüşü ile birlikte Berda'nın ve diğer kadınların hikayesine ayna tutuyor. Günday’ın böceğinin kafka'dan farkı; insanlıktan aşağıya, bilinçli ya da yarı bilinçli bir düşüş.Ve gelecek sayfalarda da zaman zaman karşımıza çıkıyor...
Beni etkileyen bir diğer metafor da Berda'nin acıları karşısında sık sık dürbünle dünyaya ters baktığı anlar oldu. Acıya bakmak istemiyorsan küçült, sorumluluk ağır geliyorsa uzaklaştır, suç ortaklığın canını yakıyorsa perspektifi boz.Özgurluk ve menfaat-etik çatışmasını anlatacak daha uygun bir durum analizi olabilir miydi? Bilmiyorum...
ilk bölümde kadınların verdiği yaşam mücadelesinde; iyilik ve kötülük sentezindeki kırılmalar, ahlakı seçimler ve etik duruşların hayatlarına nasıl yansıdığını anlatmış çokça.Bu trajedik