Adı:
Ziyan
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051113302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!
352 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda en güzel 5 Hakan Günday alıntısını yorumladım:
https://youtu.be/JmdpUMv0zK0

"Burada bir daha kitap okursanız sizin bacaklarınızı kırarım."
Albay H.B.

Batman, 2018.

Masmavi gözler, deniz ve gök mavisi. Bir onun yüzüne bakıyorum, bir de onun orada rahatça oturmasını sağlayan hemen arkasında bulunan tablodaki adamın yüzüne. Ortak noktaları ise sadece göz renkleri.

Karşısında eğilip bükülmeden, sırtımı kamburlaştırmadan oturduğumun cezası olarak o güne kadar hiç kimseden yemediğim şekilde bir azar yiyorum. Fakat bunların hiçbiri benim umrumda değil o anda, gözümü albayın masasının üstünde bulunan bir alıntıya dikmişim, albayın dedikleri bir kulağımdan giriyor, öbüründen çıkıyor. Alıntı Epiktetos'tan :

"Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır."

Güzelliğini geçtim, beni ne anlamıştı, ne de dinlemişti. Bugüne kadar karşıma ilk kez böyle bir insan türü çıkıyordu, tam olarak ne yapmam gerektiğini gerçekten bilmiyordum. Bunun bir kural kitabı mı vardı? Emin olduğum tek şey, yapılacak daha önemli işlerinin olduğuydu. Dışarıda olsa yüzüne bile bakmayacağım insan karşıma geçip dakikalarca omzundaki yıldızlara bakmamı ve saçlarının beyazlığını seyretmemi istemişti. Albaya omzundaki yıldızları değil de dışarıdaki yıldızları seyredip hayal kurmamız gerektiğini söyleyemezdim. Bunun cezası kendisinin de o anda yüzüme karşı söylediği gibi, Sason ilçesi diye bilinen terörizmin yoğun olduğu en kritik üs bölge karakollarından birine sürülmek olurdu.

Bir başka gün, kahvaltının yetersizliğinden ötürü karnımız doymadığı için masanın üstünde duran henüz aldığımız poğaçaları, yine çay ocağına taktırdığı kamerayla her hareketimizi kendi bilgisayarından takip ettiği için görüp, bize poğaça satışını anlamsız bir şekilde yasaklaması... Adamın sözcük dağarcığında "Günaydın" kelimesinin karşılığı olarak "Koduğumun askeri" söz öbeğinin bulunması... Yemek saatinde yemek yemeye çıkıp çay ocağını kapattığımız bir gün hayatımda yemediğim kadar küfrü yemem...
Ama...
Ama önemli olan H.B. değil, önemli olan bu satırları yazan elimdeki HB kalemim ve düşüncelerimin imparatorluğuydu. Böyle yazmıştım asker günlüğünün 115. sayfasına.

Ne kadar korku aşılarsanız aşılayın, ben o kadar bağışıklık kazandım sizin korku virüsünüze. İstediğiniz kadar vurun bu aşıdan artık, korkmam.

Kır benim bacaklarımı albayım, ben orada her gün kitap okudum ve bacaklarım sağlam olarak döndüm memleketime, siz beni hiçbir zaman tanımadınız ama ben sizi, sizin kendinizi tanıdığınızdan daha iyi tanıdım. Arkanızda tablosu bulunan mavi gözlü esas kahramanın önünde oturmayı kesinlikle hak etmiyordunuz.

Ziyan'da buz gibi soğuk bir hava vardı. -20lerde, -30larda... Batman'da ise cehennem fragmanı misali bir hava vardı. Termometrelerde bu gözler 50'yi görmüştü. Ziyan'da zekalar donuyordu, bizde ise eriyordu. Sanki bizi cehenneme atmalarından önceki son çıkışta görüp görebileceğimiz en sıcak yerde gösteriliyordu bu filmin fragmanı. Sinema salonu alay, filmin yönetmeni ise komutandı.

Kornalarla ve sevinç gösterileriyle uğurlandı vatanı koruyacak olan "ASİL" evlatlar,
inşaat molozu taşımaktan dolayı oluşan sırtlarındaki çiziklerle, revirde doktor olmamasından, hijyen koşullarının o güne kadar herhangi birinin gördüğü en kötü koşullar olmasından ötürü bitmeyen ishallerle ve kusmalarla,
dikenli bitkileri çıplak elle taşımaktan dolayı oluşan ellerdeki yaralarla,
uykularından kaldırılıp gecenin köründe çuvallarca at boku taşımalarla,
kitap okumayan uzun dönemlerin çağ dışı sataşmalarına maruz kalmalarla,
her gün en kritik üs bölgesine sürülme tehditleriyle,
kar yağan havada yerden kar küremeye çalışmalarla,
kazmalarla, küreklerle,
uğurlandı hayat felsefelerini salt bir üst rütbesinin gözüne girmek olarak belirlemiş komutanları tarafından.

Her Türk asker doğar diye bağırdılar boğazlarını patlata patlata, her Türk'ün herhangi normal bir insanın doğuşu gibi bebek olarak doğduğunu söyledim, katı milli sınırlarından geçemedim. Milli olmanın anlamı askerdeyken ülkesini sevmekle erkeklerin ilk milli oluş serüvenlerini açıklamak arasında gidip gelen bir muğlaklıktaydı.

Her gün kitap okuduğumu gören uzun dönemler gelip geçti yanımdan bütün askerliğim boyunca,
"O ne laaaa, çöpe at onu." ,
"Sen bu kadar oguyon da noluyon adomu mu barçalıyon?", "Sen hiç garı gızla gonuşmuyon mu, kitaplardan sıgılmıyon mu?",
"Aha kesin bu çocuh gısa dönemdir amenegoya."
dediler, bir kulağımdan girdi, diğerinden çıktı... Kulak sanki böyle anlarda sesleri, sadece tek yön uçak bileti alınmış yerler gibi algılıyordu. O sesin bir daha dönüşü yoktu. Sağımda hafızlık eğitiminde sert şiddetin gerekliliğini savunan, solumda bir karıya nasıl "pompaladığını", nasıl gözüne gözüne verdiğini, karşısına çıkan herkese o güne kadar birlikte olduğu kadınların pompalanış kronolojisini hiddetle anlatan hemcinslerim arasında ben ne yapıyordum böyle?

Annem, sen beni bunun için mi doğurdun?
Gülsüm, mektup arkadaşım, ben sana bunun için mi mektup yazdım?
Eski sevgilim, ben seni bunun için mi sevdim?
Allah aşkına... Biriniz konuşun ulan!..
Tam olarak neredeydim ben bu insan müsveddelerine karışmış bir halde?

Nöbette Ziyan'ın baş karakterinin gördüğü ölü karakterle konuşmaları gibi, benim aklıma nöbetlerde akın eden bugüne kadar tanıştığım gereksiz insanların yüzlerinin alaturka tuvalet deliklerine gerdirilmesi, çocukluğumda baş ve işaret parmağımla güneşi tutmanın perspektifinin askerliğimde bu iki parmağı komutanların kafasını patlatmak üzere kullanmak isteyişime evrimleşmesi, eski sevgililerin patlamak üzere şişen yüzleri, her şeyin üzerine delicesine kusma isteği, erkeklerin nefslerinin karmaşası sebebiyle din ile erotizm arasında tahterevalli olmuş düşünceleri hangi -izm'e sığıyordu? Ben artık hiçbir şey bilmiyorizm.

Hikayem buydu. Ziyan'ın anlatmaya çalıştığı şeyler de aynı bunlar aslında. Bir tarafta bir askerin, yani Asil'in, tuttuğu nöbetler sırasında gördüğü artık ölü bir karakter olan Ziya Hurşit, diğer tarafta da Ziya Hurşit'in Atatürk hakkında kafasındaki putlaştırılıp putlaştırılmadığı dilemmasında daha sonra gelecek devrimlere engel olup olmayacağı konusunda gidip gelen düşüncelerinin önderliğindeki suikast için bir Asil-Ziya zaman makinesi tasarısı... Belki de bunların hepsi gerçekti, belki de hiçbiri yaşanmamıştı. Sahi ben askere gitmiş miydim mesela, yoksa hepsi birer hologramdan mı ibaretti?

Ancak bir akşam ya da kuşluk vaktinin sürdüğü kadardır dünya hayatı, askerlik ise hayatlarımızda evrendeki dünya kadar bir yer kaplıyor anca, hepsi bu. Evren sürekli genişlerken insanın içinin hâlâ bu kadar daralabilmesi ne kadar da acı.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ziya Hurşit :
doğ. 1892 Rize
öl. 14 Temmuz 1926 İzmir , Atatürk’e suikast girişiminden dolayı idam edildi.

ACIDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLİM...

“Ziyan ,ansiklopedi ya da bir yemek tarifi değil. Bu bir roman… “ ( H. Günday)
“Neden? Neden böyle bir şey yapmış? Kalkıştığı iş… O dönemde topluma aydınlık saçan bir karakterin hayatına son vermeyi düşünen başka bir karakter… Ve aralarında borç alacak, kişisel bir çatışma, aynı kadına aşık olma, kıskançlık vs… gibi bir sorun da yok. Demek ki başka bir şey var. İşte o başka bir şeyin ne olduğunu anlamak zaten yeterince heyecan verici. O dönemi düşündüğümüz de yer çekimine karşı olmak gibi bir şey. Mustafa Kemal Atatürk’e suikast düzenlemek, bunu düşünmek akla gelmeyecek bir şey. Bu olabilecek bir şey değil. “ diyor Günday.
“13 Temmuz 1926’yı 14 Temmuz’a bağlayan gece İzmir’de 13 kişi, Kemeraltı semtine kurulan darağaçlarında idam edildi… İlk olarak Maarif Nazırı Şükrü Bey idam edildi. Asılan son kişi ise Atatürk’e suikast girişiminin bir numaralı sanığı olan ve olayı itiraf eden Ziya Hurşit’ti. Saat 6’ya çeyrek kala cellât ve görevliler Ziya Hurşit’in hücresine gidip haber verirler. Yüzüne karar okunurken sakin biçimde dinler ve “İdama mahkûm edilenler kimler?” diye sorar. Öteki 12 kişinin adı sayılır. “Peki, ne oldu onlara?”der. “Hepsi idam edildi” denince, “Yani ben en sona mı kaldım? Desenize bu işte de yine yaya kaldım. Hey gidi hey, ölümde bile geç kalıyorum.” der (…)
Sonra darağacının altına gelir ve espriyi patlatır: “Maşallah salıncak gibi.”
Ziya Hurşit’in son sözleri ise şu olur:
“Haydi beyler, ahirete gidiyorum. İçinizde oradakilere mektup göndermek filan isteyen var mı?”

Ziyan, Ziya Hurşit’in ziyan ettiği hayatının belgeseli değil romanıdır yani sadece kocaman bir soru işaretini küçültmeye uğraşır.
Ve belki de en çarpıcı olan şey Ziya Hurşit’in HAKAN GÜNDAY’IN DEDESİNİN KARDEŞİ olması.( Bu bilgi nette çok yaygın ama Günday’ın ağzından böyle bir açıklama yok ama dedesi Faik Günday Rizeli, Günday Rodos doğumlu.)
Atalarından birinin böyle bir suç işlemesinin sebeplerini arayan Günday bir bakıma iç hesaplaşma yapıyor, derdi onu aklamak mı?
Hayır.
Çünkü her fırsatta Ziya Hurşit’in delice bir şey yaptığını haykırıyor ve onu vazgeçirmeye çalışıyor.

Peki bu romanın kahramanı kim?
Atatürk?
Ziya Hurşit?
Anadolu?
Hiçbiri...
“Romandaki en önemli karakter soğuk. Başrolde soğuk var. “

DURUYORUM. ZAMANLA BİRLİKTE . NÖBETTEYİZ. İKİMİZ DE...
Okurken iliklerine kadar donuyor insan, buz altında askerlik yaptım adeta Günday’la.
Jandarma er olarak :)

Anılar, biyografiler, gezi yazıları tarihe kaynaklık ederler, romanlarsa gerçeği dönüştürür.
Ziyan da gerçeğin dönüştürüldüğü ama tarihi bir konuyu yeraltına uygun tarzda ( vurarak, çarparak, yaralayarak, acıtarak, tükürerek , kusarak...) anlatıyor.

Eğer Azil okunmuşsa Asil’in romanın sonunda bir hayalet gibi Ziyan’a sızmasının sebebini anlayabilirsiniz.

Türk edebiyatının anarşist ruhlu, eli silahlı, kafası kurşun, kalbi karışık şövalyesini çok seviyorum. Çooookkkk seviyorum, çoooookkkkk ....
  • Zargana
    8.1/10 (904 Oy)769 beğeni3.123 okunma1.257 alıntı12.013 gösterim
  • Azil
    8.5/10 (1.148 Oy)1.011 beğeni3.679 okunma2.106 alıntı16.797 gösterim
  • Malafa
    8.0/10 (597 Oy)534 beğeni1.964 okunma845 alıntı8.120 gösterim
  • Piç
    8.1/10 (1.184 Oy)1.086 beğeni4.097 okunma1.670 alıntı23.416 gösterim
  • Daha
    8.8/10 (1.807 Oy)1.818 beğeni5.830 okunma3.532 alıntı27.058 gösterim
  • Az
    8.6/10 (2.715 Oy)2.516 beğeni8.858 okunma2.740 alıntı46.100 gösterim
  • Kinyas ve Kayra
    8.7/10 (3.451 Oy)3.853 beğeni10.231 okunma12.084 alıntı137.053 gösterim
  • Deliduman
    7.2/10 (641 Oy)481 beğeni2.751 okunma607 alıntı8.601 gösterim
  • Her Temas İz Bırakır
    8.5/10 (630 Oy)593 beğeni2.457 okunma514 alıntı11.583 gösterim
  • Tatlı Rüyalar
    8.1/10 (876 Oy)728 beğeni2.932 okunma656 alıntı11.233 gösterim
352 syf.
·Beğendi·10/10
Hakan Günday'ın Az'dan sonra en sevdiğim romanı Ziyan. Okurken kimi zaman huzurlu kimi zaman mutsuz kimi zamanda düşünceli hissettim.
Elbette sıkıldığım ve okumak istemediğim yerler oldu ama genele bakacak olursak harika bir romandı Ziyan.

Türk yazarları okumayı belki de sırf bizim dertlerimizi ve bize en yakın olan hayatları anlattıkları için seviyorum. Hakan Günday da dertlerimizi hiç çekinmeden korkusuzca anlatıyor!
352 syf.
Obsesyon mudur yoksa yazarı çok sevdiğimden midir anlam veremediğim bir konu olarak kendisinin okumadığım sadece iki kitabı kalmış bulunmakta.Ve buna dayanarak artık Hakan Günday'ı anlıyorum deme cüretinde bulunabiliyorum.Her kitabından sonra acaba beni daha ne kadar şaşırtabilir diyorum istisnasız her kitabına başlarken acaba bu defa deliliğin sınırını Ne kadar zorladı dediğim gibi.Okudukça kendi deliliğimin sınırlarını keşfediyorum.Hatta o kadar sınıra gidiyorum ki bazen Hakan Günday'ın bizlere tüm insanlıga bağırdığını duyuyorum.Beynimize kazıtırcasına "Nasıl gerçekleri sorgulamazsınız,nasıl göremezsiniz" dediğini.Her kitaptan Sonra hissettiğim ortak bir şeyse Sudan çıkmış balık vaziyeti oluyor.Sudan çıkmış bir balık kadar ölüme yakın Ve ölümü düşleyen biri.Biliyorum ki bu kitaptan Sonra hayatımdaki birçok şey değişecek.Tarihle olan münesabeti lisedeki tarih kitaplarından öte geçmeyen ben Ziya hurşit,Mustafa Kemal'e yapılan suikast teşebbüsleri,yaptığı devrimleri ve o dönem hakkında yazılanları salt bilgi olarak görmeyeceğim.Belki de ilerde eşi askerlik anılarını anlatırken sıkılmak şöyle bir yana dursun hayranlıkla dinleyen ve devamında geçti canım deyip sarılan tek kadın olarak tarihe geçebilirim.Kış geldiğinde acaba Doğuda bir yerlerde şuanda birileri karla kapalı yollardan dolayı ölmüş müdür diye düşüneceğim.Üşüyecegim.Maalesef kanıksadıgımız şehit haberlerini duydukça yine insanlıgımdan ve tüm imkanlarından utanacağım.Şimdi okunmalı mı derseniz önce kendinize şunu sorun derim.Hakan Günday okumamış kadar hayalperest misiniz yoksa canınızı çok acıtacak olsa da bazen gözlerini kapatacağınız nefesiniz sıkışacağı halde gerçekleri duymak isteyen biri mi?
278 syf.
Askere gittiğimde 25 yaşımdaydım; evliydim ve bir çocuğum vardı. Kısa dönem olarak yaptım. Milliyetçi duygulara sahiptim, askerlik kutsaldı, peygamber ocağıydı ve sair idi…

Ancak oraya vardığımda, orada bulunurken ve oradan ayrıldığımda şunu hissettim: oraya ait değildim!

Hakan Günday’ın Ziyan’daki zorunlu askerlik, bizdeki askerlik gibi konulardaki bütün eleştirilerine, görüşlerine ve çözüm önerilerine katılıyorum. Anlattığı askerlik ortamının hiç de abartılı olmadığı kanısındayım.

Her Türk asker doğmaz. Tıpkı her Türk’ün mimar, mühendis, kuyumcu, öğretmen, doktor yahut aşçı olarak doğmadığı gibi… Askerlik bir meslek ve bir karakterdir. Herkesin, her şeyi yapabilmesini beklemek bir saçmalıktır.

Ziyan’daki Ekber astsubayın benzerleri bizde de vardı. Bir tanesi Adem astsubaydı mesela; halen daha iğrenirim heriften.

Neyse, romana dönelim. Okuduğum dördüncü Hakan Günday romanı oldu. Daha, Az, Kinyas ve Kayra’dan sonra Ziyan.
Hakan Günday kafası farklı çalışan adamlardan biri, bu kesin. Yoksa Ziya, Ziyan, Ziya’n kelime oyunlarından, Ziya Hurşit karakterini bugüne taşımaya kadar varan, obsesif haller, gel gitler, tarih ile bugün arasındaki geçişler… Değişik bir kafanın ürünü kesinlikle…

Roman, klasik Hakan Günday motifleri taşıyordu. Uzmanın öldürülmesi sahnesi mesela ve sürekli karşımıza çıkan küfürler…

Atatürk’e suikastı düşünmek fikrini modern bir romana konu etmek de ilginçti mesela. Roman 2009’da çıkmış, acaba “halkı askerlikten soğutmak vs vs” diye sürüp giden bir sürü sebepten hakkında dava açılmış mıdır, bilmiyorum…

Romana damgasını vuran şey soğuktu! Soğuk, soğuk… Bazen okurken durduğum yerde ayaklarımı hareket ettirip, soğuktan korunmaya çalıştım. Halbuki bahar mevsiminde ve oda sıcaklığındaydık.

Ben Trakya’da askerlik yaptım. Bir Karadeniz sahil çocuğu olarak günlerce yağan karı, tipi denilen faciayı, yerden kalkmayan kar yığınlarını, donmuş zeminin üstünde yeniden donmuş bir zemin oluşmasını, ilçeye birkaç gün boyunca gazetenin gelmemesini falan hep orada gördüm.

Yarı sivil görev yaptığım için usta birliğinde botlarım yoktu. Olsa fark eder miydi bilmiyorum ama iskarpin ayakkabı ile bir saat kadar karların üstünde sabah içtimasında beklerken en nihayetinde bir sabah soğuktan bayılmıştım. Önce bir mide bulantısı ve ardından yere çömelip kaldım. Soğuktan bayılmayı bilirim yani… O nedenle romandaki her bölümü daha iyi anladım.

Günday’ın oluşturduğu Ziya Hurşit karakteri çok başarılı idi. Tam da onun tarzına uygun –elbette gerçeklerden bağımsız- bir karakter oluşturmuştu. Ziya Hurşit üzerinden, Atatürk anlatıları başarılıydı. Her türlü sultanlığa ve putlaştırmaya karşı olan büyük bir adama adeta sultan muamelesi yapılması ve hatta Ziya Hurşit’e göre puta dönüştürülmesi resmedilmiş…

Sanırım Azil ile devam ediyor bu roman, emin değilim, hiç bir şeyden emin değilim. Ölü bir adam görmüyorum ama ben dönüşüyorum!
252 syf.
·3 günde·10/10
Erkek milletinin 2.travması olan zorunlu vatan hizmetinin yani askerliğin en güzel mizahını Cem YILMAZ, en güzel edebiyatını ise Hakan GÜNDAY yapmıştır. - 30'larda, yerin en altından. İlk travmamız olan sünnet hadisesinin de bir çok mizahı vardır elbet. Onu da yeraltından sorgulasa sorgulasa en iyi Günday sorgular. Yazsa da okusak, kavrasak. (konuyu)

Hakan Günday'ın bir külliye olduğunu öğrenip, bu külliyenin sırasıyla okunmasının neden önemli olduğunu ZİYAN ile idrak ettim. Kafamı boşalttıktan sonra bu listeyi bana söylenen sırada en aşağıya sıralayacağım.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ezelden beri yapmış olduğu zorunlu askerlik hizmeti organizasyonuna 18 ayımı vererek katıldım. Bir adet atış derecem ve bir adet takdirnamem var. Organinazyonu yeraltından sorgulayan deli bir adamın yazdıklarını okudukça o dereceyi de, takdirnameyi de birilerinin göZüne sokmak istedim. Olmadı, kendi göZüme! Şanlı ama bir o kadar da rüsva bir organizasyonun filistin askısına alınıp sorgulanışını büyük keyifle okudum. Zorunlu(!) 18 ayımı çok geç olsa da sert bir dille her sayfada sanki geri aldım. Sonra dedim ki, ya Şehitler, ya Gaziler? Geri alacak hiçbir şeyleri yok. Utandım. 18 ayı eritip yaşadıklarımı unutturan kısmı geçtikten sonra geleyim esere...

Hayatı boyunca yanılmıyorsam 41 kere suikast teşebbüsüne uğramış olan Mustafa Kemal Atatürk'ün (41 kere maaşallah) İzmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan ama idam edilmekten kurtulamayan Ziya HURŞİT ve onun 3 kuşak devamı olan bir Jandarma Er'in hikayesi. Spoliler vermemek için klavyeyi yemek istiyorum. Hakan Günday okuma sıralamasına uyduğumdan dolayı son sayfalarda kafayı yiyip şok olduğum ve gönül listemde birinci olan Kinyas ve Kayra'yı birincilikten eden kitap ZİYAN olduğunu da belirtmek istiyorum. Kitabın ismi de öyle manidar ki anlatamam. Ziya HURŞİT'in nasıl Ziyan olduğunu (olduysa eğer) şuan anlamama tarihi bilgim yetmez ama Hakan Günday'a söz veriyorum kendi atalarım gibi Ziya HURŞİT'i araştırıp, bilgi edinip yalayıp yutmak istiyorum. (olayları) Zaten bir rivayete göre Ziya HURŞİT'in yazar ile bir akrabalık bağı var. Bakıcaz, öğrenicez.

Bu egzantrik romanda, fırtına çıksa bile bozulmayacak örümcek ağlarıyla örüp o ağlarla beni sarıp sarmalayan Hakan GÜNDAY'a bir kez daha hayran oldum. Etkisini ve içimdekileri anlatabilmem için bütün eserlerini okuyan birileyle günlerce konuşmam lazım. Ne yazsam olmuyor, çünkü bilenler hatırlar...

HAKAN GÜNDAY OKUMA LİSTESİ

1-KİNYAS VE KAYRA

2-AZ

3-DAHA

4-AZİL

5-ZİYAN

6-PİÇ

7-ZARGANA

8-MALAFA

Bana söylenen ve pişman olmadığım sıralama bu. Listeye uymasanız bile şuan yaşadığım ama anlatamadığım şok ve şaşkınlık halini yaşamak için Ziyan kitabını Azil'den sonra okuyunuz.

"Şuan donarak ölmekte olan bütün Mehmetçiklerimize buradan kucak dolusu sevgiler!"
352 syf.
·Beğendi·10/10
Tekrar tekrar okurum HAKAN GÜNDAY kitaplarını, , aldım elime yine ZİYANI...Kapak resimlerinden dolayı ortamlarda okunduğunda dikkat çeker hakan günday kitapları, arka kapağını okurlar ne anlatıyor bu kitap derler, çok şey derim, çok şey... herkese tavsiye edemem sert bir dili, karamsar bir çizgisi ve argo sözleri vardır, o yüzden, hayatın içinde olan şeyleri öyle anlatır ki kanınızı donduracak cümleler kurar. Ve 29 harfle ancak bu kadar güzel cümle kurulur dersiniz. Askerlik ile ilgili öyle mükemmel tespitleri var ki, üst rutbelilere okutulmalı derim, askerliği bir kaçış yolu olarak görerek, yapayım da bitsin mantığıyla gelip zihnen ve bedenen zorlanıp, bu zorlanma karakterinde tamir edilemez yara açan bireylerin hikayesi... hakan gündayın Atatürk hakkındaki düşünceleri ve o döneme ait tespitleri ise tarih kitaplarına kök söktürür. Ben okuyabileceğini düşündüğüm arkadaşlarıma yıllardır gerek hediye ederek , gerek tavsiye ederek okumalarını sağlarım:))) sizde okuyun ve okutturun derim, herkese keyifli okumalar dilerim.
352 syf.
·4 günde·Puan vermedi
5 yıldır Ziyan'daymışım...

Öncelikle hayıflandığım iki noktayı belirtmek isterim. İlki bu kitap neden okunmamıştı. Dile kolay beş yıl... İkincisi de Hakan Günday'ı tanıma fırsatını kaçırmışım üç ay önce... Bence fırsattı.

Değerli Okurlar,
Kitabı nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Çünkü tıpkı kitap gibi ben de okuduktan sonra karmaşık duygular yaşıyorum. Kitabı okurken başlarda sıkılsam da sonradan utandığımı hissettim. Hem kendine hem de bu kitaba hakaret ediyorsun.


Kitap bir askerin dilinden anlatılıyor. İçindeki her şey ortada bir iç okuş söz konusu. Kitap sosyolojik mi, psikolojik mi, tarihi mi, siyasi mi inanın hepsi... Bana bunlardan kesitler vere vere ilerledi. Başlarda sıkıcıydı. Taki Ziya kendini anlatınca. Ziya kendini anlattıkça kitap adeta sizi içine alıyor. Son demler de sürpriz üstüne sürpriz yaşıyorsunuz. Sadece konu değil. " Bir yazar nasıl böyle düşünebilir? "Yazar neyi düşünmüştü?" Atatürk bu kadar güzel anlatılabilir miydi? Kitap okurken insan üşür müydü yorganin altında?.. Betimlemeler sizi ordan oraya götürerek yoracaktı. Bunu da herkes başaramazdı.


Kitap biter bitmez hemen Wikipedia' yaya sarıldığınızı tahmin ediyor olacağım. Ordan Günday'ı hiç okumayan Chrome'a koşacağını... Yazarın Azil kitabına bakılacağını...

Başlar da inceleme de eleştireceğim şey Günday'ın argo dili. Yani " Fazla hoşuma gitmedi " diyecektim. Hayır Günday'ı okuyanlar bunu asla demez. Ben de demiyorum.

Günday için ...

"Tanımak, birkaç cümle de olsa konuşmak. Neler düşündüğünü öğrenmek. Sesini duymak. Hangi kitapları okuduğunu sormak..."

Günday'ı sağlam okurlara emanet ediyorum...
352 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Okumuş olduğum ilk Hakan Günday kitabı. Hakan Günday okuma zamanımın geldiğini düşünen arkadaşım tarafından hediye edildi. Ben ise yazarı okumak ile okumamak arasında kalmıştım. Nedenini gerçekten bilmiyorum. Belki de "Gecenin Sonuna Yolculuk" kitabı yazarın başucu kitabı olduğunu öğrendiğimde istemsizce bir karşı olma durumu da olmuş olabilir. Sanki bir tek ben severim o kitabı kimse sevemez okuyamaz gibi :) Neyse sonuçta yazarla tanışmış oldum. Memnun da kaldığımı belirteyim. Ayrıca yazarı okumaya bu kitapla mı başlamak gerekiyor bilemedim. Yazar hakkında bir fikre varmak kolay değil. Hele de bu kitabı okuduktan sonra. Bu kitap yarı gerçek, yarı kurgu, yarı tarihsel bilgiler barındırıyor. Başlangıçta “zorunlu askerlik hizmeti” kavramının ne kadar doğru olup olmadığı ele alınıyor. Sonrasında ise konu bambaşka bir boyut alıyor. Bir askerin bu hizmette yaşadıkları ile başlıyor kitap. Daha sonra eski bir asker olan Ziya Hurşit karakterine geçiyor. (Ziya Hurşit, Atatürk'e suikast düzenleyecek olan kişi ve yargılamalar sonunda idam edilen kişi olarak biliyoruz.) Çok fazla detay yok. Yazar da bundan esinlenerek neden bir insan Atatürk'ü öldürmek istesin sorularına cevap bulmak için kurgular ile gerçekleri birleştirip böyle bir eser ortaya çıkarmış. Açıkcası merak uyandırıyor.

Askerlik konusunun “zorunlu” olması üzerinden eleştiriler getiriyor yazar. Askerlik sırasında yaşanan psikolojiyi bana göre çok iyi yansıtmış. Buradaki doğuda yapılan askerlik olursa ve kış mevsimi olursa öne çıkan en önemli kavram soğuk oluyor. Ben de Ankara’da -10, -20'lerde nöbet tuttuğumu düşündüğümde gerçekten daha iyi anlayabiliyorum. Yazar burada çok iyi işlemiş bunu.

Ve doğal olarak kar.
Burada ufak bir anı ile bağlamak istiyorum çünkü aşağı yukarı aynı muhabbet kitapta da yer alıyor.

Ankara aralık, ocak ayları malum kar altında. 5 aylık askerliğimin 4 ayı kar altında geçti. Askere gittiğimiz ilk gün -belki de hoş geldiniz beyler demenin en güzel yanıydı bilemiyorum- kar kürekleri ile nizamiye girişini küretmeye çıkardılar. Bir yandan biz kürüyoruz, bir yandan yüce mevlam yağdırıyor. Eğer o zamanlar Hasan Ali Toptaş’ın Gölgeziler kitabını okumuş olsaydım eminim “Kaaarr Neden Yağaarr” diye bağırırdım :) Ve o gün anlamıştım askere geldiğimi :) Bu durum aralıklarla da olsa devam etti ve eminim hala devam ediyor. Bu da böyle bir anımdı :)

Tutulan nöbetler sırasında askerin aklından geçenleri düşünceleri de okura yansıtılmış. Ve o nöbet askerin bir hayalle karşılaşmasıyla çok farklı bir boyuta geçiyor konu. Belki de o hayal değil çaresiz bir askerin iç sesiydi…

Sanırım yazarı okumaya devam edeceğim ama yazarı ilk defa okuyacaklar, başlangıç için bu kitap pek uygun olmasa gerek diye düşünüyorum.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Tekrar tekrar okurum hakan günday kitaplarını, ozledim bu aralar , aldım elime ziyanı ... Kapak resimlerinden dolayı ortamlarda okunduğunda dikkat çeker hakan günday kitapları, arka kapağını okurlar ne anlatıyor bu kitap derler, çok şey derim, çok şey... herkese tavsiye edemem sert bir dili, karamsar bir çizgisi ve argo sözleri vardır, o yüzden, hayatın içinde olan şeyleri öyle anlatır ki kanınızı donduracak cümleler kurar. Ve 29 harfle ancak bu kadar güzel cümle kurulur dersiniz.
Askerlik ile ilgili öyle mükemmel tespitleri var ki, üst rutbelilere okutulmalı derim, askerliği bir kaçış yolu olarak görerek, yapayım da bitsin mantığıyla gelip zihnen ve bedenen zorlanıp, bu zorlanma karakterinde tamir edilemez yara açan bireylerin hikayesi... hakan gündayın Atatürk hakkındaki düşünceleri ve o döneme ait tespitleri ise tarih kitaplarına kök söktürür.
Ben okuyabileceğini düşündüğüm arkadaşlarıma yıllardır gerek hediye ederek , gerek tavsiye ederek okumalarını sağlarım:))) sizde okuyun ve okutturun derim, herkese keyifli okumalar dilerim.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Hakan Günday'ın öyle bir üslubu var ki ,öyle bir dili öyle bir kurgusu var ki okuyanlar bilir...Bu roman için şunu diyebilirim; Hakan Günday sizi bir zaman makinesine alıp sizi iki saatliğine bir geçmişe doğru bir yolculuğa çıkartıyor. Ve siz o tarihte yaşanan olayları an ve an yaşıyorsunuz, kızıyorsunuz,duygulanıyorsunuz,yeri geliyor kahkaha atıyorsunuz. iki saat sonra (kitabın sonları yani :( ) Hakan diyor ki yolculuk buraya kadar geri dönüyoruz, hiç gitmek istemiyorsunuz ama her güzel şey gibi bu rüya gibi yolculukta sona eriyor. Tabi yolculuktan sonra siz, siz olarak kalmıyorsunuz...
"Doğuda kızlar kadın doğar. Ecellerinden önce ölürler. İlk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek. O kadar çok kadın gömer ki, toprak bile artık dişidir. Bu yüzden toprak ana diye bilinir. Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. Bu yüzden verimsiz ve çoraktır; buna da kadının intikamı denir."
Hükümetin tek bir hamlesini tartışmak, vatan ihanetine denk oldu. Ne söylediklerimizi anladılar, ne de kendi söylediklerini.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ziyan
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051113302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!

Kitabı okuyanlar 2.117 okur

  • Furkan Özmen
  • Arabella
  • Bulut Kara
  • Rabiya Yıldız
  • Kübra Kara
  • Δ Büşra Δ
  • Şeyma Taşkaynatan
  • Gözde
  • Rıza Sam
  • Dicle

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%21
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%26
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.5
Erkek
%49.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.6 (240)
9
%25 (164)
8
%24.4 (160)
7
%8.8 (58)
6
%2 (13)
5
%1.7 (11)
4
%0.6 (4)
3
%0.9 (6)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları