Adı:
Ziyan
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051113302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!
352 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
En Güzel 5 Hakan Günday Alıntısı videosu :
https://youtu.be/JmdpUMv0zK0

"Burada bir daha kitap okursanız sizin bacaklarınızı kırarım."
Albay H.B.

Batman, 2018.

Masmavi gözler, deniz ve gök mavisi. Bir onun yüzüne bakıyorum, bir de onun orada rahatça oturmasını sağlayan hemen arkasında bulunan tablodaki adamın yüzüne. Ortak noktaları ise sadece göz renkleri.

Karşısında eğilip bükülmeden, sırtımı kamburlaştırmadan oturduğumun cezası olarak o güne kadar hiç kimseden yemediğim şekilde bir azar yiyorum. Fakat bunların hiçbiri benim umrumda değil o anda, gözümü albayın masasının üstünde bulunan bir alıntıya dikmişim, albayın dedikleri bir kulağımdan giriyor, öbüründen çıkıyor. Alıntı Epiktetos'tan :

"Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır."

Güzelliğini geçtim, beni ne anlamıştı, ne de dinlemişti. Bugüne kadar karşıma ilk kez böyle bir insan türü çıkıyordu, tam olarak ne yapmam gerektiğini gerçekten bilmiyordum. Bunun bir kural kitabı mı vardı? Emin olduğum tek şey, yapılacak daha önemli işlerinin olduğuydu. Dışarıda olsa yüzüne bile bakmayacağım insan karşıma geçip dakikalarca omzundaki yıldızlara bakmamı ve saçlarının beyazlığını seyretmemi istemişti. Albaya omzundaki yıldızları değil de dışarıdaki yıldızları seyredip hayal kurmamız gerektiğini söyleyemezdim. Bunun cezası kendisinin de o anda yüzüme karşı söylediği gibi, Sason ilçesi diye bilinen terörizmin yoğun olduğu en kritik üs bölge karakollarından birine sürülmek olurdu.

Bir başka gün, kahvaltının yetersizliğinden ötürü karnımız doymadığı için masanın üstünde duran henüz aldığımız poğaçaları, yine çay ocağına taktırdığı kamerayla her hareketimizi kendi bilgisayarından takip ettiği için görüp, bize poğaça satışını anlamsız bir şekilde yasaklaması... Adamın sözcük dağarcığında "Günaydın" kelimesinin karşılığı olarak "Koduğumun askeri" söz öbeğinin bulunması... Yemek saatinde yemek yemeye çıkıp çay ocağını kapattığımız bir gün hayatımda yemediğim kadar küfrü yemem...
Ama...
Ama önemli olan H.B. değil, önemli olan bu satırları yazan elimdeki HB kalemim ve düşüncelerimin imparatorluğuydu. Böyle yazmıştım asker günlüğünün 115. sayfasına.

Ne kadar korku aşılarsanız aşılayın, ben o kadar bağışıklık kazandım sizin korku virüsünüze. İstediğiniz kadar vurun bu aşıdan artık, korkmam.

Kır benim bacaklarımı albayım, ben orada her gün kitap okudum ve bacaklarım sağlam olarak döndüm memleketime, siz beni hiçbir zaman tanımadınız ama ben sizi, sizin kendinizi tanıdığınızdan daha iyi tanıdım. Arkanızda tablosu bulunan mavi gözlü esas kahramanın önünde oturmayı kesinlikle hak etmiyordunuz.

Ziyan'da buz gibi soğuk bir hava vardı. -20lerde, -30larda... Batman'da ise cehennem fragmanı misali bir hava vardı. Termometrelerde bu gözler 50'yi görmüştü. Ziyan'da zekalar donuyordu, bizde ise eriyordu. Sanki bizi cehenneme atmalarından önceki son çıkışta görüp görebileceğimiz en sıcak yerde gösteriliyordu bu filmin fragmanı. Sinema salonu alay, filmin yönetmeni ise komutandı.

Kornalarla ve sevinç gösterileriyle uğurlandı vatanı koruyacak olan "ASİL" evlatlar,
inşaat molozu taşımaktan dolayı oluşan sırtlarındaki çiziklerle, revirde doktor olmamasından, hijyen koşullarının o güne kadar herhangi birinin gördüğü en kötü koşullar olmasından ötürü bitmeyen ishallerle ve kusmalarla,
dikenli bitkileri çıplak elle taşımaktan dolayı oluşan ellerdeki yaralarla,
uykularından kaldırılıp gecenin köründe çuvallarca at boku taşımalarla,
kitap okumayan uzun dönemlerin çağ dışı sataşmalarına maruz kalmalarla,
her gün en kritik üs bölgesine sürülme tehditleriyle,
kar yağan havada yerden kar küremeye çalışmalarla,
kazmalarla, küreklerle,
uğurlandı hayat felsefelerini salt bir üst rütbesinin gözüne girmek olarak belirlemiş komutanları tarafından.

Her Türk asker doğar diye bağırdılar boğazlarını patlata patlata, her Türk'ün herhangi normal bir insanın doğuşu gibi bebek olarak doğduğunu söyledim, katı milli sınırlarından geçemedim. Milli olmanın anlamı askerdeyken ülkesini sevmekle erkeklerin ilk milli oluş serüvenlerini açıklamak arasında gidip gelen bir muğlaklıktaydı.

Her gün kitap okuduğumu gören uzun dönemler gelip geçti yanımdan bütün askerliğim boyunca,
"O ne laaaa, çöpe at onu." ,
"Sen bu kadar oguyon da noluyon adomu mu barçalıyon?", "Sen hiç garı gızla gonuşmuyon mu, kitaplardan sıgılmıyon mu?",
"Aha kesin bu çocuh gısa dönemdir amenegoya."
dediler, bir kulağımdan girdi, diğerinden çıktı... Kulak sanki böyle anlarda sesleri, sadece tek yön uçak bileti alınmış yerler gibi algılıyordu. O sesin bir daha dönüşü yoktu. Sağımda hafızlık eğitiminde sert şiddetin gerekliliğini savunan, solumda bir karıya nasıl "pompaladığını", nasıl gözüne gözüne verdiğini, karşısına çıkan herkese o güne kadar birlikte olduğu kadınların pompalanış kronolojisini hiddetle anlatan hemcinslerim arasında ben ne yapıyordum böyle?

Annem, sen beni bunun için mi doğurdun?
Gülsüm, mektup arkadaşım, ben sana bunun için mi mektup yazdım?
Eski sevgilim, ben seni bunun için mi sevdim?
Allah aşkına... Biriniz konuşun ulan!..
Tam olarak neredeydim ben bu insan müsveddelerine karışmış bir halde?

Nöbette Ziyan'ın baş karakterinin gördüğü ölü karakterle konuşmaları gibi, benim aklıma nöbetlerde akın eden bugüne kadar tanıştığım gereksiz insanların yüzlerinin alaturka tuvalet deliklerine gerdirilmesi, çocukluğumda baş ve işaret parmağımla güneşi tutmanın perspektifinin askerliğimde bu iki parmağı komutanların kafasını patlatmak üzere kullanmak isteyişime evrimleşmesi, eski sevgililerin patlamak üzere şişen yüzleri, her şeyin üzerine delicesine kusma isteği, erkeklerin nefslerinin karmaşası sebebiyle din ile erotizm arasında tahterevalli olmuş düşünceleri hangi -izm'e sığıyordu? Ben artık hiçbir şey bilmiyorizm.

Hikayem buydu. Ziyan'ın anlatmaya çalıştığı şeyler de aynı bunlar aslında. Bir tarafta bir askerin, yani Asil'in, tuttuğu nöbetler sırasında gördüğü artık ölü bir karakter olan Ziya Hurşit, diğer tarafta da Ziya Hurşit'in Atatürk hakkında kafasındaki putlaştırılıp putlaştırılmadığı dilemmasında daha sonra gelecek devrimlere engel olup olmayacağı konusunda gidip gelen düşüncelerinin önderliğindeki suikast için bir Asil-Ziya zaman makinesi tasarısı... Belki de bunların hepsi gerçekti, belki de hiçbiri yaşanmamıştı. Sahi ben askere gitmiş miydim mesela, yoksa hepsi birer hologramdan mı ibaretti?

Ancak bir akşam ya da kuşluk vaktinin sürdüğü kadardır dünya hayatı, askerlik ise hayatlarımızda evrendeki dünya kadar bir yer kaplıyor anca, hepsi bu. Evren sürekli genişlerken insanın içinin hâlâ bu kadar daralabilmesi ne kadar da acı.
352 syf.
Obsesyon mudur yoksa yazarı çok sevdiğimden midir anlam veremediğim bir konu olarak kendisinin okumadığım sadece iki kitabı kalmış bulunmakta.Ve buna dayanarak artık Hakan Günday'ı anlıyorum deme cüretinde bulunabiliyorum.Her kitabından sonra acaba beni daha ne kadar şaşırtabilir diyorum istisnasız her kitabına başlarken acaba bu defa deliliğin sınırını Ne kadar zorladı dediğim gibi.Okudukça kendi deliliğimin sınırlarını keşfediyorum.Hatta o kadar sınıra gidiyorum ki bazen Hakan Günday'ın bizlere tüm insanlıga bağırdığını duyuyorum.Beynimize kazıtırcasına "Nasıl gerçekleri sorgulamazsınız,nasıl göremezsiniz" dediğini.Her kitaptan Sonra hissettiğim ortak bir şeyse Sudan çıkmış balık vaziyeti oluyor.Sudan çıkmış bir balık kadar ölüme yakın Ve ölümü düşleyen biri.Biliyorum ki bu kitaptan Sonra hayatımdaki birçok şey değişecek.Tarihle olan münesabeti lisedeki tarih kitaplarından öte geçmeyen ben Ziya hurşit,Mustafa Kemal'e yapılan suikast teşebbüsleri,yaptığı devrimleri ve o dönem hakkında yazılanları salt bilgi olarak görmeyeceğim.Belki de ilerde eşi askerlik anılarını anlatırken sıkılmak şöyle bir yana dursun hayranlıkla dinleyen ve devamında geçti canım deyip sarılan tek kadın olarak tarihe geçebilirim.Kış geldiğinde acaba Doğuda bir yerlerde şuanda birileri karla kapalı yollardan dolayı ölmüş müdür diye düşüneceğim.Üşüyecegim.Maalesef kanıksadıgımız şehit haberlerini duydukça yine insanlıgımdan ve tüm imkanlarından utanacağım.Şimdi okunmalı mı derseniz önce kendinize şunu sorun derim.Hakan Günday okumamış kadar hayalperest misiniz yoksa canınızı çok acıtacak olsa da bazen gözlerini kapatacağınız nefesiniz sıkışacağı halde gerçekleri duymak isteyen biri mi?
  • Zargana
    8.2/10 (411 Oy)345 beğeni1.325 okunma461 alıntı5.578 gösterim
  • Azil
    8.5/10 (541 Oy)482 beğeni1.563 okunma753 alıntı7.921 gösterim
  • Malafa
    8.1/10 (264 Oy)239 beğeni803 okunma247 alıntı4.138 gösterim
  • Piç
    8.2/10 (545 Oy)505 beğeni1.765 okunma425 alıntı10.663 gösterim
  • Daha
    8.8/10 (835 Oy)820 beğeni2.331 okunma1.169 alıntı13.015 gösterim
  • Az
    8.6/10 (1.218 Oy)1.122 beğeni3.591 okunma704 alıntı20.081 gösterim
  • Kinyas ve Kayra
    8.7/10 (1.527 Oy)1.668 beğeni4.086 okunma2.979 alıntı55.436 gösterim
  • Deliduman
    7.3/10 (440 Oy)321 beğeni1.519 okunma238 alıntı5.987 gösterim
  • Her Temas İz Bırakır
    8.5/10 (366 Oy)320 beğeni1.224 okunma152 alıntı5.868 gösterim
  • Tatlı Rüyalar
    8.1/10 (393 Oy)314 beğeni1.237 okunma275 alıntı5.396 gösterim
352 syf.
·Beğendi·8/10
Hakan Günday'ın Az'dan sonra en sevdiğim romanı Ziyan. Okurken kimi zaman huzurlu kimi zaman mutsuz kimi zamanda düşünceli hissettim.
Elbette sıkıldığım ve okumak istemediğim yerler oldu ama genele bakacak olursak harika bir romandı Ziyan.

Türk yazarları okumayı belki de sırf bizim dertlerimizi ve bize en yakın olan hayatları anlattıkları için seviyorum. Hakan Günday da dertlerimizi hiç çekinmeden korkusuzca anlatıyor!
352 syf.
Okumuş olduğum ilk Hakan Günday kitabı. Hakan Günday okuma zamanımın geldiğini düşünen arkadaşım tarafından hediye edildi. Ben ise yazarı okumak ile okumamak arasında kalmıştım. Nedenini gerçekten bilmiyorum. Belki de "Gecenin Sonuna Yolculuk" kitabı yazarın başucu kitabı olduğunu öğrendiğimde istemsizce bir karşı olma durumu da olmuş olabilir. Sanki bir tek ben severim o kitabı kimse sevemez okuyamaz gibi :) Neyse sonuçta yazarla tanışmış oldum. Memnun da kaldığımı belirteyim. Ayrıca yazarı okumaya bu kitapla mı başlamak gerekiyor bilemedim. Yazar hakkında bir fikre varmak kolay değil. Hele de bu kitabı okuduktan sonra. Bu kitap yarı gerçek, yarı kurgu, yarı tarihsel bilgiler barındırıyor. Başlangıçta “zorunlu askerlik hizmeti” kavramının ne kadar doğru olup olmadığı ele alınıyor. Sonrasında ise konu bambaşka bir boyut alıyor. Bir askerin bu hizmette yaşadıkları ile başlıyor kitap. Daha sonra eski bir asker olan Ziya Hurşit karakterine geçiyor. (Ziya Hurşit, Atatürk'e suikast düzenleyecek olan kişi ve yargılamalar sonunda idam edilen kişi olarak biliyoruz.) Çok fazla detay yok. Yazar da bundan esinlenerek neden bir insan Atatürk'ü öldürmek istesin sorularına cevap bulmak için kurgular ile gerçekleri birleştirip böyle bir eser ortaya çıkarmış. Açıkcası merak uyandırıyor.

Askerlik konusunun “zorunlu” olması üzerinden eleştiriler getiriyor yazar. Askerlik sırasında yaşanan psikolojiyi bana göre çok iyi yansıtmış. Buradaki doğuda yapılan askerlik olursa ve kış mevsimi olursa öne çıkan en önemli kavram soğuk oluyor. Ben de Ankara’da -10, -20'lerde nöbet tuttuğumu düşündüğümde gerçekten daha iyi anlayabiliyorum. Yazar burada çok iyi işlemiş bunu.

Ve doğal olarak kar.
Burada ufak bir anı ile bağlamak istiyorum çünkü aşağı yukarı aynı muhabbet kitapta da yer alıyor.

Ankara aralık, ocak ayları malum kar altında. 5 aylık askerliğimin 4 ayı kar altında geçti. Askere gittiğimiz ilk gün -belki de hoş geldiniz beyler demenin en güzel yanıydı bilemiyorum- kar kürekleri ile nizamiye girişini küretmeye çıkardılar. Bir yandan biz kürüyoruz, bir yandan yüce mevlam yağdırıyor. Eğer o zamanlar Hasan Ali Toptaş’ın Gölgeziler kitabını okumuş olsaydım eminim “Kaaarr Neden Yağaarr” diye bağırırdım :) Ve o gün anlamıştım askere geldiğimi :) Bu durum aralıklarla da olsa devam etti ve eminim hala devam ediyor. Bu da böyle bir anımdı :)

Tutulan nöbetler sırasında askerin aklından geçenleri düşünceleri de okura yansıtılmış. Ve o nöbet askerin bir hayalle karşılaşmasıyla çok farklı bir boyuta geçiyor konu. Belki de o hayal değil çaresiz bir askerin iç sesiydi…

Sanırım yazarı okumaya devam edeceğim ama yazarı ilk defa okuyacaklar, başlangıç için bu kitap pek uygun olmasa gerek diye düşünüyorum.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Tekrar tekrar okurum hakan günday kitaplarını, ozledim bu aralar , aldım elime ziyanı ... Kapak resimlerinden dolayı ortamlarda okunduğunda dikkat çeker hakan günday kitapları, arka kapağını okurlar ne anlatıyor bu kitap derler, çok şey derim, çok şey... herkese tavsiye edemem sert bir dili, karamsar bir çizgisi ve argo sözleri vardır, o yüzden, hayatın içinde olan şeyleri öyle anlatır ki kanınızı donduracak cümleler kurar. Ve 29 harfle ancak bu kadar güzel cümle kurulur dersiniz.
Askerlik ile ilgili öyle mükemmel tespitleri var ki, üst rutbelilere okutulmalı derim, askerliği bir kaçış yolu olarak görerek, yapayım da bitsin mantığıyla gelip zihnen ve bedenen zorlanıp, bu zorlanma karakterinde tamir edilemez yara açan bireylerin hikayesi... hakan gündayın Atatürk hakkındaki düşünceleri ve o döneme ait tespitleri ise tarih kitaplarına kök söktürür.
Ben okuyabileceğini düşündüğüm arkadaşlarıma yıllardır gerek hediye ederek , gerek tavsiye ederek okumalarını sağlarım:))) sizde okuyun ve okutturun derim, herkese keyifli okumalar dilerim.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Tekrar tekrar okurum HAKAN GÜNDAY kitaplarını, , aldım elime yine ZİYANI...Kapak resimlerinden dolayı ortamlarda okunduğunda dikkat çeker hakan günday kitapları, arka kapağını okurlar ne anlatıyor bu kitap derler, çok şey derim, çok şey... herkese tavsiye edemem sert bir dili, karamsar bir çizgisi ve argo sözleri vardır, o yüzden, hayatın içinde olan şeyleri öyle anlatır ki kanınızı donduracak cümleler kurar. Ve 29 harfle ancak bu kadar güzel cümle kurulur dersiniz. Askerlik ile ilgili öyle mükemmel tespitleri var ki, üst rutbelilere okutulmalı derim, askerliği bir kaçış yolu olarak görerek, yapayım da bitsin mantığıyla gelip zihnen ve bedenen zorlanıp, bu zorlanma karakterinde tamir edilemez yara açan bireylerin hikayesi... hakan gündayın Atatürk hakkındaki düşünceleri ve o döneme ait tespitleri ise tarih kitaplarına kök söktürür. Ben okuyabileceğini düşündüğüm arkadaşlarıma yıllardır gerek hediye ederek , gerek tavsiye ederek okumalarını sağlarım:))) sizde okuyun ve okutturun derim, herkese keyifli okumalar dilerim.
352 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Müthiş bir kitap tek kelimeyle anlatmak gerekirse. İnsanın iç dünyasının ne kadar güçlü ve sonsuz olduğunun ispatı niteliğinde. En uç noktalarını gösteriyor bize. Son sayfalarını okurken dehşete kapılıp, şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz. Mutlaka okunmalı !
352 syf.
·10/10
Hakan Günday'ın bütün kitaplarını okumuş biri olarak "Kinyas ve Kayra" ile "Az"dan sonra beni derinden etkilemeyi başarmış olan kitap.
352 syf.
·Beğendi·10/10
Hakan Günday'ın öyle bir üslubu var ki ,öyle bir dili öyle bir kurgusu var ki okuyanlar bilir...Bu roman için şunu diyebilirim; Hakan Günday sizi bir zaman makinesine alıp sizi iki saatliğine bir geçmişe doğru bir yolculuğa çıkartıyor. Ve siz o tarihte yaşanan olayları an ve an yaşıyorsunuz, kızıyorsunuz,duygulanıyorsunuz,yeri geliyor kahkaha atıyorsunuz. iki saat sonra (kitabın sonları yani :( ) Hakan diyor ki yolculuk buraya kadar geri dönüyoruz, hiç gitmek istemiyorsunuz ama her güzel şey gibi bu rüya gibi yolculukta sona eriyor. Tabi yolculuktan sonra siz, siz olarak kalmıyorsunuz...
352 syf.
·Beğendi·10/10
Çağdaş Türk Edebiyatı diyince benim için akla ilk Hakan Günday gelir. İlk kitabını okurken hemen diğer kitaplarınıda okumam gerek dedirten bir yazar. Ziyan başı,ortası, sonu (ki sonu şaşırtıcılık yönünden dehşetti) her bi kısmı ayrı bir etkileyiciydi. Okuyunuz, okutturunuz.
352 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Garip adam şu Hakan Günday. Her kitabında beni ummadığım olaylara sürüklüyor. Ben ki hayatım boyunca tarih derslerini en düşük geçme notu neyse onu zorlayarak geçmiş biri olarak Ziya Hurşit'i okurken sıkılmak şöyle dursun neredeyse araştıracak ruh haline girdim. Başta Atatürkçü biriyseniz sizde benim gibi önyargıyla bu adam ne yapmaya çalışıyor diyebilirsiniz fakat Hakan Günday böyle işte. Size bir şeyleri sorgulatmak için önce tiksindirmesi gerekiyor. Her kitabında insanlıktan ve hayattan soğuyup ölümün eşiğine sürüklese de ruhumu dayanamıyorum biraz mazoşistleştiriyor beni galiba. İnatla her kitabını keyifle, hüzünle, acılarla, delirmelerle okuyorum. İçinde delilik olanları ve delirmeyi sevenlerdenseniz Hakan Günday okumayarak çok şey kaçırıyorsunuz. Tavsiyem bir an evvel başlayın.
352 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kesinlikle ertelemeden okunacak bir kitap. Hakan Günday tanıdık üslubuyla tarihden bir yaprak sunuyor bize.Ziya Hurşit ve İzmir suikastine dair pek çok şey öğrenebiliyorsunuz.Ayrıca Ziya Hurşit ve Hakan Günday'ın yakınlığı da göz önüne alınca eser daha anlamlı geldi bana.
"Peki, Friedrich Wilhelm Nietzsche diye birini duydun mu?"

"Evet, Tanrı'nın cesedini gören tek insan."
"Ortadoğuda kızlar kadın doğar. Ecellerinden önce ölürler. İlk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek. O kadar çok kadın gömer ki, toprak bile artık dişidir. Bu yüzden toprak ana diye bilinir. Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. Bu yüzden verimsiz ve çoraktır; buna da kadının intikamı denir."
Hayatım boyunca konuşmak için sadece on kelime seçmek zorunda kalsaydım, bunların ilki, "Neden?" olurdu
"Emret komutanım!"
Emret komutanım, demek, emret öleyim, demektir. Çünkü askerlik, ölmenin emredilebileceği tek meslektir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ziyan
Baskı tarihi:
Mart 2012
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051113302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!

Kitabı okuyanlar 935 okur

  • Jonvue
  • Ece
  • Tanju Arat
  • Albert Camus
  • Berna Gün
  • Mehriye Altıok
  • B.Ç.
  • Madak
  • Semih Kazanç
  • Esra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%2.3
18-24 Yaş
%21
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%26
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.5
Erkek
%49.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.3 (120)
9
%24.8 (80)
8
%25.2 (81)
7
%8.1 (26)
6
%2.2 (7)
5
%1.9 (6)
4
%0.3 (1)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları