Zargana

8,2/10  (154 Oy) · 
505 okunma  · 
126 beğeni  · 
2.552 gösterim
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin "hiç"e dönüşmesi gerekir. Henüz on ikisinde Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur...

Türk edebiyatında şimdiden farklılığını kanıtlamış olan Hakan Günday, Zargana'da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zeka, kudret ve acizlik arasında gidip gelen bir metin.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2012
  • Sayfa Sayısı:
    190
  • ISBN:
    9789759914899
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Ebru Yavuz 
14 Haz 2016 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Tıp literatürüne Hakan Günday melankolisi diye bir terim eklenmeli bence. Yazarımız gerçek hayatında ne yaşıyor da bu ruh haline sahip romanlar yazabiliyor cidden iyice merak ettim. Kinyas ve Kayra’dan sonra okuduğum ikinci kitap olduğu için sanki Zargana’ da bulunan karakterler Kinyas ve Kayra’nın arkadaşlarıymış gibi hissettim. Yine aynı kural tanımazlık yine aynı olumsuzluk ve yine aynı kendi hayallerinde ki hayatları kurma çabası. Ancak bu sefer Zargana kurguladığı hayatı kendisinin yerine oynayacak kukla kişiler buluyor ve dışarıdan yönetmen edasıyla senaryosunu izliyor. Bazı kısımları okurken yüzümü buruştursam da sürekli bir devam etme dürtüsü vardı içimde. Bu yüzdendir ki kitabın sonunun istediğim gibi olmadığını çarçabuk bittiğini düşünüyorum. Yazar sanki eksik kalan yanları da siz kafanızda devam ettirin der gibi. Her şeye rağmen etkileyici bir kitaptı. Keyifli okumalar.

Gülşah Güler 
27 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Günday kitaplarını okuyan her okurun tepkisini vereceğim belki de ama yazarın yaşadığı kafayı ben de yaşamak istiyorum. :) Zargana 12 yaşında tecavüze uğramış ve kendini hayattan soyutlayıp insanlıktan çıktığını düşünüp kendini karakterini zarganayla bütünleştiren(aslında uyuşturucu etkisiyle) bir erkek çocuğunun baş rolde olduğu bir roman. Etkili diliyle okuru içine çeken ve okurun sayfaları nasıl çevirip kitabı nasıl bitirdiğini anlayamadığı bir roman. ( Aslında aniden bitmesi hoşuma gitmedi). Okunmaya değer bir Günday romanı...

Mehmet Kızılırmak 
 14 Tem 10:48 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Zargananın ilk sayfasından son sayfasına kadar sürekli bi soru işaretiyle devam etmek ve bittiğinde bile yanıtsız kalmış sorularla başbaşa kalmak.Yazar okurun kafasında oluşan her soruya cevap vermeli mi eserinde diye düşündüm bittikten sonra.Yanıt verecekse eser yazarın istediği doğrultuda hep olmaz mı oysaki bazen susmak gerekmez mi okuyucuya seçim ve söz hakkı vermek için.Ben birazda bazı şeylerin okura bırakılması taraftarıyım galiba.
Kitabı okurken aklıma pandoranın kutusu ve umut kültü geldi?Gerçekte umut iyi midir kötü müdür?Hikayeyi de bilmeyen arkadaşlar için aşagiya iliştiriyorum analiziyle birlikte.

PANDORANIN KUTUSU VE UMUT
İnsanca yaşayabilmek adına tutunduğumuz en önemli değerlerden birisidir “umut.” Hayat yolunda gücümüzün tükenmemesi için dört elle sarıldığımız. Hele ki umutsuzluk uçurumunun yanı başında olduğumuz günümüz dünyasında…

İnsan dilde ikamet ediyorsa gerçekten, “Kullandığımız sözcükler anlamı indirgeme ve ya çoğaltma imkânına sahiptir.” diye önerebilir miyiz? Kelimeler gibi anlatılar da yüzeyde görünenden çok daha fazlasını işaret edebilir mi? Böyle kabul edersek, “umut” da bakış açımıza göre renk değiştiren bir kavram mıdır?

Sıkça kullandığımız bu kavrama bir adım daha yakınlaşmak için biraz mitolojiden biraz da felsefeden destek alarak bir anlamlandırma yolculuğuna çıkabiliriz. Bu da Pandora’sız olmaz elbette.

Alegorik bir öykü olarak okuyabileceğimiz Pandora miti, göründüğünden çok daha fazlasıdır. O masalsı ve lirik anlatımın ardına aslında çok tartışmalı görüşler şifrelenmiştir.

Ne anlatır Pandora miti bizlere? Anlatının satır aralarına girip biraz daha derine indiğimizde, kötülüklerin dünyaya yayılmasına neden olan meraklı kadın figürü olarak “Pandora”, tanrılara baş kaldıran ve ateşi çalarak insana veren “Prometeus” ve tüm kötülükler dünyaya saçılınca kutuda kalan “umut” ile karşılaşırız.

MÖ 8. yüzyılda bugünkü Aliağa yakınlarında yaşamış olan Hesiodos, Yunan antik çağının Homeros’tan sonraki en büyük epik ozanı olarak kabul edilebilir. “Günler ve İşler” adlı eserinde kaleme aldığı Pandora Miti, Adem ile Havva efsanesinin Yunan Mitosunda yer alan şeklidir. Yaklaşık altı bin yıl önce anaerkil eşitlikçi düzenden ataerkil sınıfsal düzene geçişle birlikte kutsal kabul edilen “ana tanrıça” kültü yerini günahın sorumlusu kadın imajına bırakmıştır. Yahudi inancına göre, ilkinden daha az bilinen ikinci bir “yaratılış” miti daha vardır. Buna göre ilk yaratılan kadın Havva değil Lilith’dir. Ancak O, Adem ile aynı zamanda ve eşit yaratıldığını öne sürerek boyun eğmeyi reddeder ve cennetten kovulur. Lilith’i, ilk feminist kadın figürü olarak da düşünebiliriz.

Pandora insanların başına bela olarak yaratılan kadındır. Ama bir titan yani yarı tanrı olan Prometheus zeki ve güçlüdür, akıldan yana üstündür. Ateşi çalıp bir nartex sopası içine saklayarak insanlara getirir. Zeus aldatılmış ve insanların gözünde küçük düşürülmüştür. Prometheus tanrıların kurduğu düzene karşı gelmiş, insana uygarlığı ve aydınlığın gücünü vermiştir. Ateşin bulunuşu uygarlığın başlangıcı olarak kabul edilir. Ateş bilgidir; karanlığı yok eden ışıktır.

Zeus’un verdiği ceza çok ağır olur, Prometheus’u Kafkas Dağının tepesinde zincire vurdurur ve tanrılarca görevlendirilen bir kartal her gece yeniden oluşan karaciğerinden bir parça koparır. Koparılan parça kendini yeniler ve ertesi gün bir parça daha… Düzene, muktedire karşı çıkana verilen sonu gelmez ceza! Tanrılarla Prometheus’un kavgası aslında bir kölelik-özgürlük kavgasıdır. Hatta bir umut savaşı olarak okunabilir belki de.

Pandora insanların başına bela olarak yaratılan kadındır. Ve Pandora her kadın gibi meraklıdır. Zeus’un kendisine evlilik hediyesi olarak verdiği ve açmamasını tembihlediği kutuyu açar. Kutunun içinde yer alan pişmanlık, öfke, kibir, keder, ısdırap, yalan, riya ve hastalıklar dünyaya yayılır. Pandora son anda kutuyu kapatır; umut içeride kalır.

Nedir geriye kalan umut? Tanrılar tanrısı Zeus insanlardan öç almak için kutuya kötülükleri koyduğuna göre, aynı kutuda yer alan umut, iyi midir yoksa kötü mü?

Umut felsefesi teist, idealist ya da materyalist pek çok düşünür tarafından ele alınmış, birçok filozof kavrama kendi bakış açılarıyla farklı anlamlar yüklemiştir. Gabriel Marcel, Soren Kierkegaard, Schopenhauer ve Immanuel Kant gibi pek çok filozof sayılabilir. Nietzche ve Ernst Bloch’un umut kavramına bakışlarının -her ne kadar birbirinden farklı olsa da- konu üzerinde düşünmeyi ve sorgulamayı en çok tetikleyenler olduğunu düşünüyorum.

Nietzche birçok kavrama eleştirel ve farklı yaklaşımlar getirmiştir ki bunlardan biri de umut üzerine olandır. Ona göre umut en büyük kötülüklerin başında gelir çünkü insanı boş bir beklenti içine sokarak çekilen eziyeti uzatır. “Pandora kötülük dolu kabı getirip açtı. Tanrıların insanlara bir hediyesiydi bu kap; dıştan bakıldığında güzel, baştan çıkarıcı bir hediyeydi ve ‘mutluluk kabı’ denmişti ona. Sonra kap açıldı ve tüm kötülükler uçtular dışarıya. O gün bu gündür uçuşup dururlar ortalıkta ve gece gündüz zarar verirler insanlara. Ama tek bir kötülük çıkmamıştı kaptan dışarıya; “umut”. O sırada Pandora, Zeus’un isteğiyle kapatınca kapağı, kalmıştı o kötülük kabın içinde. Şimdi mutluluk kabını her zaman evinde tutar insan ve bir hazinenin bulunduğunu zanneder bu kabın içinde; onun emrindedir hazine, uzatır elini canı istedikçe. Çünkü bilemez Pandora’nın getirdiği kabın kötülük kabı olduğunu ve geride kalan kötülüğün mutluluk veren en büyük şey olduğunu zanneder. Zeus öteki kötülüklerden de fazlasıyla eziyet çeken insanın yaşamı kestirip atmamasını, hep yeni eziyetler çekmeye devam etmesini istemişti. Bunun için insanlara umudu verdi. Aslında kötülüklerin en kötüsüdür umut, çünkü insanın çektiği eziyeti uzatır.”

Ernst Bloch ise umuda Marksist bakış açısıyla yaklaşır. Bloch, hem felsefeye hem de ütopya kavramına yaptığı özgün katkıları nedeniyle önemli bir filozoftur. Onun öğretisi sadece umut etmeye değil aynı zamanda etkin olmaya da vurgu yapar. Bloch’a göre felsefe, Kant ve Hegel’le önemli bir birikim yaratmıştır ancak esas atılım 19. yüzyılda Marks’la birlikte olur. Ne var ki Marksist felsefe 20. yüzyılın başlarından itibaren donuklaşmış ve böylece kitleleri kucaklama gücünü de sınırlamıştır. Ekonomik, siyasi ve toplumsal krizin derinleşmesiyle şaşkınlığa uğrayan kitlelerse umutsuzluğa kapılarak gerici ideolojilerin peşine takılmaktadır. Bloch’a göre bu süreç sadece bugünü öngören değil aynı zamanda geleceğe de uzanan, insanlara umut ve iyimserlik aşılayan yeni bir felsefeyle tersine çevrilebilir.

Bloch’un bahsettiği umut, kör bir inanç değil, özneyi harekete geçiren, onun enerjisini ateşleyen bir kıvılcımdır. Marks bütün filozofların dünyayı açıkladığını, ancak önemli olanın dünyayı değiştirmek olduğunu vurgulamıştı. Bloch ise umut ilkesi ile bunu amaçlar. Kitle örgütlenmesinin ince bir analizi olan ütopya, umut ve gelecek kavramına yönelir. Bu yaklaşımın ilkeleri vardır ve bu ilkelerle boş vaatlerden, hayalden, temenniden ayrılır.

Bloch, ütopyayı felsefenin vazgeçilmez kavramlarından biri haline getiren ender düşünürlerdendir. Ütopya, ideal toplumdur; ezilenin olmadığı, insanca yaşamın hüküm sürdüğü ve erdemlerin var olduğu.

Bu anlamlandırma yolculuğunda temel sorumuz olan “Umudu nasıl tanımlayabiliriz?” sorununa geri dönersek eğer; umut, gelecekte iyi şeylerin olacağına inanmak, yeterince beklersek yaşamın kendiliğinden iyi şeyler getireceğini düşünmek midir? Etkin bir eylem midir yoksa edilgen bir bekleyiş mi? Bir duygu mudur, bir düşünce mi?

Umut sadece bir kabulleniş, eylemsizlik ise; “Umutla bekle, sorgulama, değiştirmeye çalışma!” diyerek özgür düşünen bireyin bastırılmasının aracı haline gelirse kutudaki kötülük olarak ele alınabilir mi? Bu durumda, eleştirel aklın, kul değil insan olmanın, tebaa değil birey olmanın engeli kabul edilebilir mi?

Zeus’un uyarısı ile Pandora’nın aniden kapağını kapattığı kutuda kalan umut, gelecek güzel günlerin anahtarı, bir ütopya habercisi olarak görülebilir mi?

Umut, hür irademizle belirlediğimiz hedefler adına yürüyeceğimiz yolu aydınlatan ışık yani Prometheus’un insanlara verdiği ateş olabilir mi?

“Büyük insanlığın toprağında gölge yok \ sokağında fener \ penceresinde cam. ama umudu var büyük insanlığın \ umutsuz yaşanmıyor.” dediği gibi büyük usta, Nazım Hikmet’in.

Pınar K. Üretmen

MaGeLLaN 
 03 Ağu 01:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

ZARGANA!Berlin sokaklarında yalnız,aç,üşümüş,tecavüze uğramış,beş parasız 12 yaşında bir genç.Yaşadıkları onu nereye sürükleyecek,o nasıl bir değişime uğrayıp zargana olacak?

Bu kitap Hakan Günday'ın 2002 de yazdığı gerçekci hayatları anlatımıyla çok çok çarpıcı,etkileyici,sarsıcı ve merak uyandırıcı karakterlerle dolu eseri.

Zargana ile birlikte Berlin sokaklarını arşınlayıp,yaşadığı olaylara şahit olacağız,kitap boyunca onunla birlikte büyüyeceğiz.Çok değişik bir stil 205 sayfada emin olun sayamadım bir sürü insanın hayatına girip çıkıyorsunuz,bazıları acınası,bazıları iğrenç,bazıları çaresiz hayatlar.

Hakan Günday gerçekten usta.Kitabı nasıl anlatacağımı bilemiyorum (eğer okursanız hak vereceksiniz).Ben bu kitabı merakla okudum.Sabah 07.00'da başladığım kitap kısa aralar vererek gece 00.40'da bitti.

Hayatla acımasız bir rekabet halindeki karakterler çok etkileyici ve sarsıcı.Gerçeklik olgusu çok iyi.Hayatlarından nefret edip tiksindikleri halde yinede o hayatlara sıkı sıkı sarılan insanların hikayeleri.

Kitap çok sağlam.Hakan Günday muhteşem bir yazar.

Valla uzun lafın kısası ben kelimeleri yan yana getirip Hakan Günday gibi cümleler kurabilsem ülkenin en büyük yazarı olurum.

Bu kitabı mutlaka alın,mutlaka okuyun.Kitaptaki hikayeyi bırakın sadece ve sadece bu kitap için bir istisna da bulunun ve cümlelerin kuruluşuna,betimlemelere,yazım diline bakın.MÜKEMMEL!

Kitabı acın ve ilk sayfadan itibaren Zargana'nın oynadığı "Hayat Oyunu"na katılın.

TEKRAR BAS BAS BAĞIRIYORUM!BU KİTABI ALIN!HİÇ BİRŞEY YAPAMIYORSANIZ PDF İNDİRİN,HİKAYEYİ FALAN BIRAKIN (hikayede ayrı bir güzel) SADECE O KELİMELER NASIL USTACA DİZİLİP,NASIL O BETİMLEMELERİ ANLATAN O BENZERSİZ MUHTEŞEM CÜMLELERE DÖNÜŞÜYOR GÖRÜN!

USTALIK BU İŞTE!

Yine kafanızı ütüledim :D Hepinize teşekkür Eder Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dilerim.

aysenas 
28 Ağu 10:56 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

malafa kadar keyif vermese de, kimlik bunalımı üzerine yoğunlaşmış, aşkı çok marjinal yönden anlatan muhteşem kitap. zargana balığı balıkçıların yem olarak kullandığı bir balık türü ve yazar romanda işlenen karakterlere de bir nevi zargana hayatı yaşatıyor.

Merve Yerlikaya 
17 Eyl 00:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hakan Günday'la yolculuğumuz kendisi yeni bir kitap çıkarana kadar bitmiş bulunuyor.8 kitap,bende bıraktığı büyük bir etki...Kitap incelemesinden çok veda konuşması gibi olacak Belki de;çünkü gerçekten bunu hak eden bir insan.Hakan Günday denilince aklıma kitaplarını okumamış birçok insanın gelebileceği gibi yeraltı edebiyatı,gereksiz küfürler ve sığ bir kurgu geliyordu.Yeniden buradan siteye,incelemelerini hayranlıkla okuduğum insanlara teşekkür ediyorum.Onlar olmasaydı Belki de Hakan Günday'la çok geç tanışacaktım,bazı gerçekleri kavrayabilmem,her şeyi kendimi bile sorgulayabilmem yıllar Sonra olacaktı.Diyorum ya bende büyük bir etki ve olur Ya bir gün karşılaşırsam kendisine sormak istediğim onca soru bıraktı.İlk okumaya başladığımda kinyas ve kayrada dediği cümleye benzer bi şekilde yaşadığım en büyük acının kendiminki olduğunu düşünüp dururdum hep.Dünyada yaşayan diğer gerizekalı insanlar gibi.Okudukça,anlattığı hayatların içine girdikçe dünyada çok daha acı hayatların var olduğunu gördüm.Hiçbir şeye şaşırmayı öğrendim hayatta ve kimseye tam anlamıyla güvenmemeyi.Öyle acı şeyler yaşamış karakterler vardı ki bazen durup ben olsam intihar ederdim dedim.Hakan Günday'ın Belki de bendeki etkisi ne yaşarsam yaşayayım daha güçlü durulmayı öğretmesi.Delirmek bile olsa bunun sonucu delilikten bile korkup kaçmamam gerektiğini öğrenmemdi.Hiçbir şeye şaşırmayan,kötü şeyler yapmış insan olsa Bile karşımdaki arkasındaki hikayeyi öğrenmek isteyen bir insan yaptı beni.Klişe diyerek şikayet ettiğim hayatımın Ne kadar değerli olduğunu öğretmesi ekstra oldu elbette.Bunu yaşamak isteyen binlerce insanın olduğunu biliyorum artık.Anarşist ve nihilistti belki de.Ama ben okuduğum kitaplarından Sonra ne kadar dibe batmış olursam olayım bir gün ailemi arayıp eve dönmek istediğimde beni koşulsuz kabul edeceklerini ve annenin yine aç mısın diye soracağını biliyorum.Malafa kitabından Sonra kuyumculara güvenmeyip düğününde muhtemel bilezik istemeyecek bir kadın olacağımı da :) Zargana kadar hayatta güçlü durabilir miyim diye bakacak olursanız bilmem hayat gösterecektir.Ve hayat nedir diye soracak olursanız da bence zargana kitabındaki insanlara rol verdiğinde artık onlara bürünmeleridir.Hepimize bir rol verildi ve benimsedik.Bir kesim benimseyemedi ve delirdi,bir kesim yine benimseyemedi ve deha oldular.O arada kalan çizgide ise Hakan Günday gibi insanlar bence bize bakıp gülümsüyorlar.
-Gerçek hayat benimkinin yanında bir hiç diyordu aynaya baktığında.Ayna da yanıt veriyordu:
-Seninki de gercek hayatın yanında bir hiç.

Cisim 
09 Mar 12:01 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hakan Günday'ın okuduğum ikinci kitabı.
Ve ne hikmetse karakterleri ile kendimi birebir yaşarken buluyorum sonrasındaysa dehşete düşüyorum.
Aslında okurken kendi iç dünyamı okuyor hissine kapılıyorum. Hal böyle olunca bu adam nasıl bir şey yaşıyor da bu kadar derin yazıyor ve etkileyebiliyor demeden edemiyorum.
Yazım tarzını söylemek zaten abes olur benim için çünkü kendi adıma konuşursam gn sıkılmadan bitiriyorum kitaplarını.
Fakat şunu belirtmeden geçemeyeceğim, insanı biraz umutsuzluğa sürüklüyor.
Ayrıca kitabın sonunu bağlama şekli çok enteresan. Ucu açık kalıyor. Sonra insan kafasında kitabın devamını düşünüyor. Hatta isterseniz sonunu siz bile yazabiliyorsunuz.
Beğenerek okuyan biri olarak tavsiye etsem de Karar sizin :)

niluferinkitapligi 
 08 Eyl 13:11 · Kitabı okudu · 6 günde · 8/10 puan

"Zargana" bir hayvanbilim terimi;gövdesi silindir biçiminde,ılık denizlerde yaşayabilen bir balık türü.Yazarın romanına neden bu ismi verdiği; acılarıyla iki büklüm olan bir çocuktan mı,yoksa o çocuğun rüyasında kendini balık olarak gördüğü gün kaybettiği çocukluğundan mı olduğunu okudukça çarpıcı bir biçimde anlayacağımız bir Hakan GÜNDAY romanı.
Yazarın bütün romanlarında olduğu gibi ağır depresif bir yazılım,hangi yaşta ve cinsiyette olursak olalım bütün insan yanlarımızı ağrıtacak bir olay örgüsü ve tamamiyle hayal dünyamıza bırakılmış bir son.Her Hakan GÜNDAY kitabında olduğu gibi,bu ağır melankolinin sizi içine alamayacağı bir noktada okunması uyarısı ile birlikte tavsiye ederim.

Mujurey 
11 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8 günde · 6/10 puan

Öncelikle Hakan Günday'ın kitaplarını kendi arasında değerlendirdiğimi belirtmeliyim. Çünkü kendine has bir tarzı olan bu yazarı, başka yazarlarla kıyaslama gücünü kendimde bulamıyorum. Zargana, yazarın kaleme aldığı ikinci; benim de okuduğum dördüncü kitabı. Kinyas ve Kayra'dan sonra yazarın nadas zamanı dolmamış ve açıkçası yavan kalmış biraz.

Piç, Az, Kinyas ve Kayra'nın aksine tek karakter merkezli yazılmış ama bölüm bölüm ilerliyor: Zargana'nın çocukluğu ve şimdiki hayatı. Bu da akıcılığı arttırmış. Ancak cümleler olay örgüsü dışında fazla parlak kalıyor. İyi yoğrulamamış ve sindirilememiş. Ve sonu aceleye getirilmiş gibiydi. Bir aşk romanına bağlanmış. Zargana'nın çocukluğu birden bitmiş, hikaye sona ermiş. Bütün anlatılanlara ters düşen, kendisiyle çelişen bir son.

Ama haksızlık etmemek gerek. Gene etkilendim ve hayran kaldım Günday'ın diline, hayalgücüne, kasvetli hayatları böyle pervasızca yaratabilmesine. Son olarak Hakan Günday'a başlamak için ideal bir kitap.

Nurcan 
 02 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

12 yaşında evlatlık olduğunu öğrenince evden kaçan, dört kişinin tecavüzüne uğrayan ve tüm duygularını kaybeden Zargana adlı bir çocuğun öyküsü. Kitabın kurgusunu beğendim. Kitapta Bo karakterinin Hiç grubuna yaptığı konuşmayı Tyler Durden'in Dövüş Kulübündekilere yaptığı konuşmaya benzettim.Sonuysa sanki biraz aceleye gelmiş gayet keyifle okurken pat diye bitti yine de tavsiye ederim.

3 /

Kitaptan 106 Alıntı

Mâsiva 
19 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kimin sahte, kimin gerçek olduğunun anlaşılamadığı bir sabah.

Zargana, Hakan GündayZargana, Hakan Günday
Merve Nur 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"İnsanlar sadece sevdiklerini kaybedince üzülmezler. Adil olmayan her ölüme üzülürler."

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 57)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 57)
Eyyüp Ersoy 
08 Mar 15:17 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 13 - Doğan Kitap)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 13 - Doğan Kitap)
Ferah 
25 Oca 2015 · Kitabı okuyor

''Çok az insan hayal ettiğini yaşar. Çok azı söylediklerini yapar. Yazar, yazdığı kahraman değildir. Balzac olmayan her şey Balzac’ın kitaplarındadır...''

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 153)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 153)
Mâsiva 
02 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çünkü insan kendi hayatının içinde kaybolmuşken nadiren dikkat eder sabah kahvaltısında kaç dilim ekmek yediğine.

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 43)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 43)
Mâsiva 
07 Eki 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yanık kokan bir dünya. Tüten insanlar. Dumanlı bir hayat. Cehennemden biraz daha serin bir dünya...

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 70)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 70)

Çünkü onlar, hiçbir şeyi unutmasalar bile iki çocuktular ve gülmek üzere ağızlarını açmak için fazla bahaneye ihtiyaçları yoktu.

Zargana, Hakan Günday (Sayfa 185)Zargana, Hakan Günday (Sayfa 185)
yıldız turan 
27 May 14:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çok az insan hayal ettiğini yaşar. Cok azı söylediklerini yapar.

Zargana, Hakan GündayZargana, Hakan Günday