·
Okunma
·
Beğeni
·
29,3bin
Gösterim
Adı:
Piç
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914943
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Piçlerin çocukları olmaz.

Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.

Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır.

Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir.

Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır.

Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur.

Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır.

Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.

Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve "Neden?" diye sormaz. "Neden" sorusu piçliği yok eder.
224 syf.
·1 günde·7/10 puan
YouTube kitap kanalımda Hakan Günday'ın bütün kitapları ve kitaplarını okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/uqCotb6in_0

Yakın zamanda Hakan Günday kitapları için bir okuma rehberi hazırlamayı planlıyorum. O gün gelene kadar bu incelemeyle yetinirsiniz diye düşündüm. Hakan Günday'ın kitaplarına bakabileceğiniz genel bir perspektifi Piç kitabıyla birlikte anlatmak istiyorum.

Hakan Günday'a bir edebiyat söyleşisinde sormuştum : "Bir yazınızda türünüzün yeraltı edebiyatı olmadığını söylemiştiniz, o zaman türünüzü ne olarak tanımlıyorsunuz?" diye. O da bana "Türkçe macera romanları yazıyorum" demişti. O zamanlar basit bir ironi sandığım bu cevabı şimdi çok daha iyi anlar hale geldim.

Gerçekten de Hakan Günday macera romanları yazıyor. Öyle hepimizin bildiği maceralar değil tabii bunlar. Zihinsel olanından... Çünkü insanın hayat meşgaleleri ve esas gerçeklikte arzuladığı maceraları kadar bir de buzdağının görünmeyen kısmı olan zihni vardır. Nasıl ki Freud, insanın sorgulama ve yönetim mekanizması olan "ego"yu dış görünüşümüzde daha çok görünen kısım olarak işlemişse, insanın tutkularını kaplayan kısım olan "id" de buzdağının görünmeyen kısmıdır ona göre. İşte, Hakan Günday'ın kitapları da bir nevi Türk edebiyatının "id"idir.

Cervantes'in Don Kişot kitabını okuyanlar, roman sürecinde araya pek çok ara hikayenin girdiğini, Don Kişot'un yel değirmenlerine saldırıp bir sonuç elde edemediğini, yanındaki Sancho Panza ile de maceradan maceraya atladığını ve bu girişimlerin her seferinde başarısızlıkla sonuçlandığını bilir. Hakan Günday'ın kitaplarında da sürekli bu tür ara hikayeler ve hayattan elde edilemeyen başarıların bir başarısızlık manifestosuna dönmesini görüyorum. Piç kitabında sürekli şu şekilde kısımlar var : "Bir roman okudum. Şunu anlatıyordu.", "Bir adamla tanıştım, şöyleydi" gibi... Kinyas ve Kayra'daki Alp karakteri de muhteşem bir ara hikayedir mesela.

Günday'ın kitaplarını daha iyi anlamak için yeraltı mekanının mitolojilerden beri gelen çıkışsızlığını, ölümü ve karanlığı çağrıştırmasını, cehennemle anılmasını, modernizmle birlikte gelen suç ve ghettolaşma gibi toplumsal sorunların edebiyatta karşımıza antikahramanlarla çıktığını bilmelisiniz bence. Piç kitabının kahramanlarının hepsi hayattan istediğini alamayan, ona tutunamayan karakterlerdir. Hakan Günday da bir Oğuz Atay hayranıdır zaten. Kinyas tutunamamıştır, Kayra tutunamamıştır, Gaza, Derda, Derdâ, Zargana tutunamamıştır. Tutunmalarına izin verilmemiştir çünkü... Tutunamayan insanların başka tutunamayan insanlarla bir tepkimeye girip tutunabilirlik enerjisini açığa çıkarmalarını anlatır Günday da kitaplarında.

Peki, bu kitap özelinde konuşacak olsaydım, piç ne demektir? "Anasıyla babası arasında yasal bir evlilik bağı olmaksızın dünyaya gelmiş olan çocuk, babası belirsiz çocuk" şeklinde tanımlanıyor. Hmm, ilginç. Madem öyle bu perspektifi insan özelinden dünya geneline çevirelim. Hayattan umduğunu bulamayan, ona tutunamayan insanlar sizce dünyanın da babasız, yani Tanrı'sız kaldığını düşünmüş olamaz mı? Bingo! Zaten "Baba" ve "erkek" tanımları hem Tanrı'yla hem şehir yapılanmalarıyla hem de dünyayı yönetenlerin algısındaki cinsiyetle bağdaşır. Faşizmle birlikte zirveye çıkan ataerkillik hükümdarlığının edebiyattaki karşılığı da bir nevi yeraltı edebiyatı ve bu tür aykırı ürünlerdir. Modern dünyada olmasına izin verilmeyen "Kadının Adı" yeraltı edebiyatında da "Yok"tur.

En nihayetinde Günday'ın kitapları modernizme, kapitalizme, rasyonel değerlere, hatta bütün değerlere karşı çıkış içeren bireysel anarşiyi de içerisinde barındırıyor. Yani onun her karakterinde bir Tyler Durden anarşisi görebiliriz. Onun her karakterinde suç işlemeye meyilli bir nevroz, bir toplumsal yara görebiliriz. Onun her karakterinde sevgisi yer üstünde karşılık bulamamış insanların suça, uyuşturucuya, ardı arkası kesilmeyen cinsel çıkmazlara yol aldığını görebiliriz. Yusuf Atılgan'ın kendi kitaplarında uyguladığı gibi toplumdan umduğunu bulamamış insanların kendi bireysel dürtülerine daha çok yönlenmesi, psikolojik sorunlarıyla ve iletişim bozukluklarıyla insanların kitaplarda yer bulması da tam olarak Hakan Günday'ın kitaplarının genel karakteristiğini oluşturuyor.

Piçler de bu anlattıklarım yüzünden kendi hayatlarındaki babanın belirsiz kaldığını düşünüyor. Onlara göre dünya da piç, evren de piç, yaşam da piç. Belki de Hakan Günday, Peyk grubunun Piç şarkısını duysa severdi:

"Bu alem piç, bu devran piç
Maalesef"

Hakan Günday hakkında söyleyecek çok şey var. Bu kitabındaki karakter tasarımlarını ve kaçış unsurunu diğer kitaplarına göre biraz daha zayıf buldum. Ama kendisini Türk edebiyatı açısından özgün ve aykırı bir yere konumlandırmak gerekiyor, böyle bir değere sahip olduğumuz için bence kendimizi şanslı hissetmeliyiz. Onu okumaya başlamak isteyenler Kinyas ve Kayra, Zargana ve Az gibi kitaplarından bir başlangıç yapabilirler.

Birkaç aya gelecek olan detaylı Hakan Günday okuma rehberinde görüşmek üzere...
224 syf.
·Beğendi·9/10 puan
- METALCİNİN ÇİLESİ -

Günaydın çokomeller! İşbu kitap başlığı altında inceleme olarak anlatılacak olanlar anılardan derlenmiştir ..Ve ev ile iş arasında mekik dokuyan siz "normal" insanları irite edebilir .. Yine sevdiğiniz Gezi Gözlem Kolu statüsünde yeralacak işbu incelemede yer alan olay ve kahramanların hepsi gerçektir.. Ve kısmi olarak "SÜPÜRÜZ" BOZMAYAN SPOILER İHTİVA ETMEKTEDİR.. Neşe kaçmaz yani okursan kar tanesi! Yalnız bu incelemede bu kez farklı bir yol izleyeceğiz sayın Jim-Jim ve Cimcimeler.. O yüzden şu parçayı aç bir dinle önce .. Çünkü olayın özü işte bu parcanın bahsettiği nesne cevresinde şekillenmekte.. Çünkü biliyorsunuz ki ŞEYTAN ROCK 'N ROLL' u ve PARAYI YARATTI !! Ha bir de alkol !! O yüzden incelemeyi okuyacak 18 yaş altı kesim .. UYARILDINIZ!! DEMEDİ DEMEYİN!!

https://www.youtube.com/watch?v=WNq0sxE2_Fo

Sevgili cicişler , siz bilmeseniz de ,yazlığı olan , üniversite yıllarında ve öncesinde top koşturan ve "metal dinleyen" her gencin, yaz sıcaklarının bastırması ile ortaya çıkan ortak bir kabusu vardır.. Bu kabusu şu başlık altında incelemekte yarar var : "Havalar ısınınca yazlığa giden aileler, karargahta yani evde kaderine terk edilen çocuklar, bu süreç öncesinde ve sonrasında maruz kaldıkları olaylar." Bu açıdan bakıldığında yazlık hem bir NİMET, hem de bir İLLETTİR .. "Nimettir" , çünkü bir otorite yoksunluğu vukuu bulmuştur , özgürlük duyguları tavan yapmıştır, uzun müddet kafeste tutulup proteinsiz bırakılmış kemikleri sayılan anorexia nervosaya tutulmuş aslan sokağa çıkıp seyyar kasaplığa meyletmektedir... Bonus olarak gelen YüKSeK (Bkz: ..ııIIIIıI..ııIII ) sesle müzik dinleyebilmek , sınırsız alkol alımı ve daha nice cici opsiyon da cabası tabii şekerim.. Diğer yandan "illettir" , çünkü tüm bu kazanımların bir de geri beslemesi vardır ..Biliyorsunuz özgürlükler savaşlar sonrasında ele geçen kazanımlardır ve tatlı tatlı yemenin ACI ACI.. (Anla işte canısı !! Söyletme beni ! ) İşte bu yüzden ,üniversite yıllarında o özgürlük duygusunu , metal müzik ve kazanımı olan asiliğe zerk eden bireyler, yazlığa gidip sıkıntılara gark olmamak için isyan bayrağını çektiğinden kelli gözü arkada kalacak olan ebeveynler de kitaptaki en eski hileye başvururlar .. Yani?

Para ile tehdit ve yörüngeye sokma çabaları ..

Özgürlüğe uygulanan bir ambargodur bu esasen ebeveyn öyle algılamasa da.. Ve ebeveyn bilmektedir ki , kapanan para muslukları ile kendisi karşılıksız dolar basıp piyasaya dolar süren bir küçük Amerika , karşı cenapta yeralan asi gençler ise,
kapitalizmin pençesine düşmüş ve varolma savaşı veren , totaliter rejimden kısıtlı bir süre de olsa kurtulmuş Kekomançero Cumhuriyeti' ne dönüşmüşlerdir .. Bu anlatılanlar şimdi belki okurken sizleri gülümsetse de, esasen büyük dramlar ve gözyaşı içermektedir.. Çünkü ortada adı konulmamış bir SOĞUK savaş vardır ve adı konulmamış bu soğuk savaş, SSCB ve USA arasında geçen versiyonu ile kıyaslandığında solda sıfır kalmaktadır.. Takriben , "Kader ve Keder" arasındaki ince çizgiyi belirleyecek büyük günden bir hafta öncesinde , yani ev halkının kapıyı suratınıza çarparak çekip, o güzel ve sevgi dolu "Ne halin varsa gör KÖTÜ RUH!" cümlesini size kurmalarından aşağı yukarı bir hafta öncesinde gayri nizami harp başlar .. Cepheler açılmış , hendekler kazılmış , kamplaşma ve ötekileşme kültürü ayyuka çıkmıştır..Güneşin asfaltta yumurta pişirdiği o günlerde, işbu ev içerisinde ters orantılı bir sera etkisi görülmektedir.. Dışarda insanları buhar eden sıcaklıkların aksine evin içi -50 lere düşmüştür.. Hiç ilgisi olmayan nesneler yüzünden 2. Dünya Savaşına rahmet okutan zincirleme reaksiyonlar ve diyaloglar yaşanmaktadır ve elinizi attığınız bu nesneler soğuktan kelli elinize yapışmaktadır.. Pek tabii savaşın seyreylediği bu günlerde küçük metalcilerin yanında hem dinlediği müzikten , hem benimsediği kültürden dolayı olsun hiçbir müttefik bulunmamaktadır.. Yalnızlık içinde varolma savaşı veren ve 3 , yazıyla ÜÇ cephede (anne - baba ve kardeş ), adı ele geçirilmiş medya sayesinde dezanformasyon ile yoğrularak Kutsal TESLİS ittifakı olarak adlandırılan bir oluşuma karşı çarpışan bir neferdir artık o ! Gelgelelim her ne kadar küçük metalci için durum umutsuz gibi gözükse de , bu ruhsal erezyonların at koşturduğu cepheler arasında GÖZLE GÖRÜLMEZ bir DEHŞET DENGESİ de kurulmuştur.. Ebeveyn göz göre göre "kendisince" yoldan çıkmış bu yaşam formunu gözden çıkaramaz.. Ölüme terkedemez.. Yalnız sıtmaya yakalanması yani sürünmesi de kendi yararınadır..Bilir ki, bu sene burnu sürtülecek bu asi birey seneye kararlarını, geçen sene kendisinin sponsor olduğu felaketler ve açlık olgularını da göz önüne alarak verecektir.. Küçük metalci de bunun bilincindedir pek tabii.. Ama kontrespiyonaj mantığı ile Kutsal İttifakın yumuşak karnına yönelmeyi ihmal etmez.. Çeşitli duygu sömürüsü ve "holivudun" post apokaliptik film senaryolarını , Knut Hamsun' un da kulaklarını çınlatarak ince ince , oya gibi işleyerek kendisini bu yoldan geri dönmesi için uyaran telaşlı anneye sızdırır.. Çünkü o da bilmektedir ki , anneler oğullarına kıyamazlar =)) Böylelikle "KALE" içten fethedilmiş , Truva atı tüm engellere rağmen ŞAHA KALKMIŞTIR! Ve tüm bu yaşanılanların sonucunda anneden nakit yaşam kaynağı bir miktar da olsa koparılır.. "YETMEZ AMA EVET!" ve "YES BE ANNEM!" cümleleri bir başka güzel gelmektedir şimdi kulaklara (LİBOŞLARA SELAM ROKETE DEVAM!).. Bir yandan bunlar oladursun , çarpışmalar da olanca hızı ve şiddeti ile devam etmektedir .. Yalnız karşı cephede yeralan ve çift taraflı oynayan müttefiki ele vermemek elzemdir. O yüzden nasıl ki sanayi de pişen menemeni elle yiyor , çatalla kaşığa burun kıvırıyorsak fırından yeni çıkmış taze ekmeğe sarılıp , yukardaki parçanın konusu olan nesneyi de , bu parça eşliğinde PROPAGANDASINI yaparak , hep bir ağızdan söylenen ENTERNASYONEL MARŞIYMIŞCASINA karşı tarafa empoze etmeye de kati suretle özen gösterilmelidir..

Büyük günden bir önceki akşam kılıçlar çekilir ve yenişemeyen taraflar masaya oturur.. Metalciye son kez gittiği yolun yol olmadığı , kararından vazgeçerse kendisine yazlık sınırları içerisinde bir KÜÇÜK dukalık bahşedileceği çınlatılır...Kibarca reddedişin ardından savaş , barış antlaşması adı altında oturulan bu masada ,son ve en şiddetli halini alır.. Cephede gerilla taktikleri ve vur-kaçlar ile bozguna uğratılmış düzenli ordular, kaybettikleri bu savaşı masada kazanmak istemektedirler sizin anlayacağınız.. Ama metalci feleğin çemberinden geçtiğinden kelli az da olsa elde edilen kazanımlarını geri vermek istemez ve karşılıklı HAYIR duaları ile antlaşma imzalanır.. Yıpranma ve savaş tazminatı alarak varoluşunu perçinlediği bu Kurtuluş Savaşından zaferle ayrılmıştır ayrılmasına ama bedeli çok ağır olmuştur kendisine .. 3 aylığına alması gereken paranın ancak üçte birini alır..

Bu kısımdan sonra yeralanlar kısmen kitabımızın konusu ile paralellikler göstermektedir.. Nasıl mı? Gelin devam edelim maceramıza kaldığımız yerden şekerpareler.. Metalci kararlı bir özgürlük savaşçısıdır LAKİİİİİN .. İktisadi bilimlerle arası HİÇ olmadığı "İÇÜN "(VAR OL AZİZ BABA !) kazanılan savaş tazminatları 2 haftada suyunu çeker .. Hiç bitmeyecekmiş gibi petrol satan Suudi Arabistan modelini, iç anadolu bozkırlarında hayata geçiriverir hiç farkında olmasa da.. Adı Bahar olan bir bayramda , yağan yağmura sebep, perişan olmuş ve asfalt üzerinde Bim'den alınan Bili-Bili marka yumurta kolileri ile tutuşturulup yakılan nevruz lastiklerine dönmüştür.. Köfte , sucuk , pirzola ,efenime söyleyeyim balkonda mangal ve çeşitli cici-boğazlarla start alan ve KIRMIZI TUBORGLAR ile desteklenen o güzel menüler gitmiş ,yerini günlük bir halk ekmek ve 2 milyonluk tuzlu çekirdekten oluşan , musluklardan akan BELEDİYE GAZOZU ile hüzün skillerine +10 veren Uganda diyetleri almıştır.. Geçtiği tünelin sonunda belirmesi gereken ışık ,midelerde patlayan grizularla kararmaktadır.. İşte o an bir mucize eseri okuduğu Aziz Nesin kitapları gelir aklına küçük metalcinin... Cezaevlerinde, bir elin nesi var çoğunluğun sesi var diyerek oluşturulan KOMÜNAL sistemi uygulayacaktır !! KIRMIZI SAKALLI CİDDEN AMA CİDDEN "TOPAL" bırakılan KARINCALAR olamasa da (karınca çalışkan kardeşim! olmaz öyle şey! BEN İŞSİZİM!) , "çekirge" ya da "ağustos böceği" olarak hayatına devam edebileceğini anlayarak göçebe yerleşim sistemine kanalize olmaya karar verir .. Sayı doğrusunun artı kısmında yer alan değerler paylaşılıyor da (MUTLULUK , SEVİNÇ GAK GUK!) , niçin eksiler de paylaşılmasın diyerek , kendi eksilerini başkalarının hayatını EKSİLTMEK için kullanma yoluna giden ve aldığı zımba gibi bir İvan Drago aromalı aparkatla ringi öpen bu varoluş savaşçısı (DOSTOYEVSKİ KİM ULAN ?!?!?CAMUS MÜYMÜŞ !! PEH!!! BEN VARIM BEN!!!! RÖHAHAHAHA!!) 10'dan geriye sayılırken bir phoneix (zümrüdü anka işte !) olup kendi küllerinden doğma yolunun kapısını işte o an, orada aralamıştır..

Biliyorum ki burdan sonrasında neler oldu bilmek isteyeceksiniz .. Anılar güzel ama zaman kısıtlı .. Şöyle anlık olarak zaman çizelgesini check edecek olursam , yaşanılan olaylardan bir tanesini aktarayım sizlere .. Aklıma ilk gelenlerden.. Misal sabah Kerpiçlere (işsizlik ordumuzun yüzbaşı rütbesi ile hizmet veren bir başka neferi!) gidip, ekmek , leblebi ve kelle başı 5 bira ile kahvaltı yapmak , öğlen Odtü bahar şenliklerinde "SICAK" 4 kırmızı tuborg , üstüne 2 büyük votka ve maddi olanaksızlıklardan ötürü yemekhaneden calınan limon suyuna şeker eklemek sureti ile yapılan GÜLYABANİ kokteylini "öldürüp" devrim statında uyuyakalmak ve gece saat 4'te Mamak'ta bir parkın içindeki havuza ayaklarımızı uzatmış bir halde uyanmak .. Evet şekeri çok kaçırmışız! =))

Şimdi ben bunları size niye anlattım ? Hakan Günday' ı ilk okuduğum günden beri biliyorum ki , o da bu camianın içinden gelme bir adam.. Metal dinlemiş.. Bu kültürü ve birikimini çok iyi özümsemiş ..Bu çok açık! Ve gözlem gücü muhteşem.. Ben işin gırgırı ile buraya kadar size olayın temel yol haritasındaki değişkenlerden birini anlattım sadece. Bu kitapta yeralan esas olay, yaşama isteğini yitirmiş bireylerin içine düştüğü durumlar .. Esasen inceleme de sadece ve sadece İŞBU PARAGRAFTAN İBARET ! Mutlaka oku diyeceğim bir kitap mıdır ? Hayır değil .. Ama farklı bir kafa .. Farklı bir panorama .. Farklı diyarlara ve şahıslara açılan bir pencere .. Okursan kazanımın çok olmaz ama kaybettiğin olgular içinde zaman da yer almaz şekerim .. Bünye aforizmaya doyar..

Bir İŞSİZ VE "SPONSORSUZ" incelemenin de böylece sonuna geldik cicim .. Sevgili Hakan Günday , eğer bu incelemeyi okuyor ve içinden Sarı Mercedes filmindeki kadına karşı çemkiren İlyas Salman edasıyla "BOK ETTİNİZ" diyorsan ,bana özelden ulaş ki hesap bilgilerimi vereyim sana .. 'Till then ..

ÇAĞARIN GELSİN CEYARI ! SOYSUN GİTSİN HIYARI !
  • Azil
    8.5/10 (1.485 Oy)1.341 beğeni4.964 okunma9,5bin alıntı21,5bin gösterim
  • Daha
    8.8/10 (2.434 Oy)2.461 beğeni8bin okunma14bin alıntı34,5bin gösterim
  • Zargana
    8.1/10 (1.167 Oy)1.010 beğeni4.173 okunma5,2bin alıntı15,1bin gösterim
  • Erken Kaybedenler
    7.7/10 (1.833 Oy)1.509 beğeni7,1bin okunma4.599 alıntı24,2bin gösterim
  • Az
    8.7/10 (3.574 Oy)3.320 beğeni11,9bin okunma14,3bin alıntı56,6bin gösterim
  • Kinyas ve Kayra
    8.7/10 (4.741 Oy)5,2bin beğeni14,5bin okunma56,9bin alıntı190,7bin gösterim
  • Müptezeller
    7.2/10 (1.453 Oy)1.108 beğeni5,4bin okunma3.460 alıntı15,5bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (3.359 Oy)3.352 beğeni12,1bin okunma38bin alıntı67,9bin gösterim
  • Oğullar ve Rencide Ruhlar
    8.3/10 (2.029 Oy)1.696 beğeni6,2bin okunma6,7bin alıntı27,5bin gösterim
  • Dublörün Dilemması
    8.5/10 (2.857 Oy)2.662 beğeni9,8bin okunma14,2bin alıntı45,2bin gösterim
224 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Dikkat spoiler içerir !
KILIÇLARI KESMEYEN ORTAÇAĞ SAVAŞÇILARI...
PİÇLER...
Kimdir piç?

Bir kravatı işyerinde takmaktansa, kendilerini onunla asmayı daha uygun görenlerdir.

Diğer insanlar ölürken dua eder, piçler konuşarak ölür.

Piçler tek kişilik ailelerdir.

Tanrının var olduğunu bilirler ama ona inanmazlar; Tanrının yaratıklarını hatalı bulurlar, çalışma tarzını beğenmezler.
Tanrıya güvenmedikleri için ona karşı savaş açmazlar, cehenneme bronzlaşmak için gideceklerinden emindirler.

İslam dininde 99 adı olan bir varlığın çok kalabalık olduğunu ve evrenin ölü bir yatırım olduğunu düşünürler.
Piçlere göre Tanrı iyi niyetlidir ama yaratmak, iyi niyetten fazlasını gerektirir.

Tıbbi olarak piç bir kadavradır.
Korkak ve haindirler.
Yetişkin gerizekalılardır.
Piçler kimsenin ve hiçbir şeyin çocuğu değildir.
Piçlik, tek kişilik bir kâbus, dört kişilik bir rüyadır. Uyanmak söz konusu değildir çünkü piçlerin gözkapakları saydamdır.

Bir piç tehditle teklif arasında fark görmez.
Ne intihar ederler ne kazaya ne bir cinayete kurban giderler,onların ölüm nedenleri “doğum”dur.

Hayatları boyunca yaptıkları “kendini harcamak”tır, kendilerini tüketmek isterler.
Herkesi ve her şeyi de harcarlar.

Açlıktan da ölse, soğuktan da donsa çalışmazlar.
Borç alır ama ödemezler.

HER ŞEY DAHİL VE HERKES DÂHİ!

Hayat felsefeleri:

Siktir et!
Düşünme!
Pişman olma!
Soru sorma!
Tahminde bulunma!
Çalışma!
İç!
Sarhoş ol!
Az pişmiş et ye!
Acıdan zevk al!
Hayatı heba et!

Piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur.
Piçler piçtir.

Günday bu; neşterle kalbinizi çiziyor, bıçağı sapladığı yetmezmiş gibi döndürerek çeviriyor.
Yeraltı edebiyatının en büyüğü Hakan Günday’dır biline!

Bu yazıyı okuduktan sonra zehirlenmiş olma ihtimaline karşın lütfen yoğurt yiyiniz. :))
%24 (52/224)
·Puan vermedi
10 dakika dolmadan fikirlerimi buraya aktarayım;

Genelde yarım bırakmak huyum olmasa da hiç ilerlemeyen ya da bana ters kitapları yarıda bırakırım.
Büyük beklentiler içinde bu yazarı listeme almıştım. Çoğunun sevdiği yazar bir hikmeti vardır dedim.
Yazarın bir konuda hakkını vermeliyim güzel cümleler kurmuş, hikayeyi kendince orijinal yapmak istemiş, Piç`lerin hayatlarını, samimiyetini ortaya koymuş.
Ama hikayeye gelince;
Hiçbir okunur tarafı yok. Çünkü sığ bir hikaye. Bana ne katacağını dünden beri düşünüyorum. Düşünce tarzımı değişmeyecek, hayatta yol göstermeyecek, kapağı kapattıktan sonra "iyi ki okumuşum" cümlesi kurdurmayacak, iki gün sonra zaten anımsamayacağıma emin olduğum bir hikayesi var.

Yazarı okumak isteyenler varsa fikirlerini olumsuz etkilemek istemem. Ama bu da benim serseri serbest stilim :)))

Zaten bu aralar okuduğum hiçbir kitap tatmin etmiyor -_- Bakalım sırada Leyleklerin Uçuşu var o nasıl olacak :)

İşte böyle *-*
224 syf.
·14 günde
Piçlerin hayatla, varoluşla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır. Hayal kırıklıkları hayat kırıklıklarına dönüşür ve piçlerle hayat sonsuza dek ayrılırlar. İmparator bir HİÇ olmaktansa onurlu bir PİÇ olmak da her zaman tercih meselesi değildir!

Yine bir Hakan Günday eseri, yine o tanıdık son. Varoluşu, hayatı ve ilaçsızlık hastalığına yakalanmış naçarları yeraltından yaptığı felsefesiyle yakalayıp, yargılayıp, boğan manyak adam. Her kitabında manyaklığıma biraz daha manyaklık katan adam. Hep söylerim, Günday kitapları ilaçtır, tedavidir. Teşhisinizin onun rahatsızlıklarıyla aynı olması şartıyla! Yoksa manyak değil, aptal eder. Zehirler! Okuduktan sonra üzerine yoğurt yeseniz bile kar etmez. Göle maya çalmaya kalkarsınız. Kısaca, dikkat! Salaklaşırsınız.

Keşke diyorum sana GÜNDAY ; anne tokatı gibi yüzüme çarptığın cümlelerini ve sonra anne okşaması gibi o tokat cümlelerinin açılımını, devamını bu kadar iyi anlayıp hissetmeseydim diyorum. Okuduğum ilk kitabının 10. sayfasında " ne diyor bu deli be!" deyip kaldırıp fırlatsaydım duvara. Seninle tanışmak, karşılaşmak, seni okumak benim makus kaderimmiş. Yeraltı bir din olsaydı, İlahı sen olurdun. Ve tıpkı Ali ŞERİATİ gibi bağırırdın eminim; "SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!"

Bu hikaye hayatla alıp veremediği olanların, arafta kalmışların, her şeyi ve herkesi, bütün değerleri reddetmişlerin, x, y, z demeden hiçbir kuşağa ve nesile ait olmayan nesilsizlerin hikayesidir. Aynı zamanda her hayat hikayesinde olduğu gibi " zararın neresinden dönersen kardır" düsturunun zora geldiği zaman aslında "zararın neresinden dönersen dön, DÖNEK derler!" olduğunu bilmeyenlerin hikayesidir! Onurlu piçler AFGAN, BARBAROS, CENK! Sizi saygıyla selamlıyorum. Hakan bir HİÇ olduğu için ona sokuk hayat mücadelesinde başarılar dilemiyorum!
224 syf.
·35 günde·Beğendi·8/10 puan
Hakan Günday'ın piçleri çok gerçekçi bir şekilde ele aldığı bir kitap: Piç.
Kitaptaki piç terimi ile toplumun olağan yaşamının dışında bir hayat süren insanlar kast ediliyor. Mesela kitabın bir bölümünde piçler için şöyle diyor: "Piç olmanın, doğuştan gelen tek şartı herhangi bir üstün yetenek sahibi olmak ve o alana ilgi duymamaktır."

Kitap 4 ana karakter (piç) etrafında az bir olay ve çok karakter tahlilleri ile devam ediyor. Dilinin içine çeken bir tarafı var. Kitapta 1000 cümle varsa bunun en az 900'ü alışılagelmişin dışında. Kelimelerin zikzak çizmesi, değişik kullanımı okurken daha fazla dikkatli olmanızı sağlıyor. Bu anlamda yer altı edebiyatı gerçekten ilgimi çekmeye başladı. Çünkü bir yazar bu türde gerçekten iyi değilse oturup sırf 'değişik' olsun diye bu kadar değişik cümle kuramaz. Kurarsa da muhtemelen itici durur. Fakat Hakan Günday'da böyle bir şey görmedim.

Yazar kendi düşüncelerini sık sık araya koymuş. Aynı zamanda karakterlerin ağızlarından da sık sık düşünceler ortaya konmuş. Burada bir seçim yapması daha güzel olurdu kanımca. Çünkü karakterlerin düşünce yapısıyla, yazarın satır aralarında verdiği kendi düşünce yapısı birebir uyunca karakterler biraz zayıf duruma düşüyor.

Sonuçta okurken zevk aldığım, bazı noktalarda ufkumu genişleten bir kitap oldu. İkinci Hakan Günday kitabımdı. Yaşayan, yerli bir yazarı daha sevdiğim yazarlar listeme eklemiş olmaktan dolayı ayrıca sevindim.
İyi okumalar dilerim.
224 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Yine muhteşem bir Hakan Günday kitabı!
Piç ismi sizi aldatmasın. Toplumda kullanılan anlamı dışında Piç, iyi imkanlara, yüksek zekalara sahip olan, entelektüel ancak kendi isteğiyle toplumdan uzaklaşmış kişilerdir. Aslında kendi ifadesi şöyle: "Piçler babaları bilinmeyenler değil, babalarına ihanet edenlerdir. Piç olmanın doğuştan gelen tek şartı herhangi bir üstün yetenek sahibi olmak ve olana ilgi duymamaktır".
Hayata, düzene karşı, aslında herşeye karşı olan 4 arkadaşın muhteşem hikayesi. Kurgu ve karekterler alıp götürüyor insanı başka dünyalara. Kitap bittiği anda bu 4 arkadaşı özlediğimi hissettim. Kesinlikle beklemediğim final oldu.
Hakan Günday sevenler mutlaka okumalı...
224 syf.
·6/10 puan
İyi imkanlara sahip ve iyi bir geleceğe sahip olabilecekken kendi isteğiyle kendini toplumdan soyutlamış kişilermiş piçler.
Genellikle sağlıklı ve yetenekli olurlarmış.
Onlar yaratıcılıkların satılmaması gerektiğini düşünür ve tamamen kas gücüne dayalı işler yapabilirlermiş.
Ertesi günü düşünmez hatta bir sonraki saati bile düşünmezlermiş.
Düzensiz hayatlarındaki düzenli olan tek şey alkolmüş. Ama hiçbir zaman kendilerini kaybedecek kadar sarhoş olmazlarmış.

Ne berbat yaşam...

Son 4-5 sayfasına kadar gerçektende alkol alıp alakasız konulardan bahseden (ara ara kendi yaşamlarından da bahsederler) 4 gencin sıkıcı heyecansız yaşamlarını okuyoruz.

Son sayfalarında ise hepsinin başına neler geldiğini okuyoruz. İşte bana göre kitabın vurucu özelliği de burada.

Bunu kendileri istediler diyorsun, kızıyorsun onlara, üzülüyorsun ve asla bir "piç" olmayacağına karar veriyorsun :)

Son sayfaları olmasaydı çok sıkıcı bir kitap olurdu.
Büyük umutlarla başladığım ilk Hakan Günday kitabını yarım bıraktım. Ya kitabın derinliğini ben kavrayamadım, ya da kitapta belki de derinlik falan yoktu, tek istediği o sadeliği özümsememdi fakat ikisini de yapamadım. Kitabın bir akışkanlığı yoktu, okurken verilen detaylardan çok sıkıldım, bitirmek için çok zorladım fakat başaramadım. Hakan Günday eminim çok değerli bir yazardır, başka kitaplarını okuduktan sonra Piç'i yeniden okumayı deneyeceğim.
224 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Yeraltı edebiyatını seviyorum. Seven çok sever, sevmeyen de bu ne biçim tür der..
Bu kitap da öyle..
Dört piç gencin hayatına tanıklık ediyorsunuz.
Yaşadıkları bohem hayata rağmen, kurdukları cümleler, yaşadıkları kafa çok acayipti.
Bir solukta okunacak bir kitap gibi dursa da, ben ağırdan almayı tercih ettim.
Günday'la da tanıştık, hadi bakalım hayırlısı :))
224 syf.
·Puan vermedi
Hakan Günday ön yargımı kırdıysam demek ki... "Bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. Tanrı'nın parasını sakladığı bir kasa. Para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. Tanrı'nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. Ölenler harcanıyor. Kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor." "Eğer öyle olsaydı biz, nereden geldiği belli olmayan sahte paralar olurduk. Hiçbir yerde geçmeyen sahte insanlar." Kafa dağıtmak isterseniz, Hakan Günday, öneririm! Olay örgüsü odaklı, yormuyor. İki günde bitirdim şahsen bu kitabı. Üstelik kitabın ilk cümlesi de fazlası ile çekiyor kendini kitaba. "İnsanlık, kendini öldüren ilk insan tarafından ihanete uğramıştır."
224 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Bu kitap yaklaşık 2 aydır dolabım da bulunuyordu, sırası gelince okurum diye düşünmüştüm . Dün elime aldım, neyse 2 saat vaktim vardı ve 2 saat okur sonrada dışarıda haftasonu tatilimi yaparim diye planlamıştım, ama öyle olmadı kitabı sanki ellerine zincirlediler. Okudukça daha çok okuma isteğim artti. Mükemmel ötesi diyebileceğimiz bir roman zaten Hakan günday'ın her romanı böyle. Yazarımız Piç diye nitelediği karakterin hayat'a soyut bakmalarindan kaynaklanıyor. Topluma karşı umursamaz tavırları. Diğer insanların yapmacık pozitif tavırlarindan piç lerin umursamaz samimi davranışları beni daha çok etkiledi. Romandaki 4 piç ide çok Sevdim :)

size iyi okumalar :)
Bütün gün boş boş oturup saçma sapan şeylerden konuşuyorsunuz. Sonra da insanların size anlayış göstermesini bekliyorsunuz. Bence bu salaklıktan başka bir şey değil.
Hakan Günday
Sayfa 41 - Doğan Kitap
Bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. Tanrının parasını sakladığı bir kasa. Para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. Tanrının paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler ölüyor. Ölenler harcanıyor. Kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor.
"Bir roman okumuştum Nilay. Bundan yıllar önce. Şimdi adını hatırlamıyorum. Romanın kahramanı bir polisiye yazarı. Dünyaca meşhur ve Nobel ödüllü bir yazar. İmza günleri düzenleniyor ve önünde binlerce kişilik bir kuyruk oluşuyor. Kitaplarını imzalaması için yazar adına iki günlük bir organizasyon gerçekleştirmişler. Yazar, önüne konan her kitaba bir paragraf yazıyor, altına da tarihi ve tam olarak saati kaydediyor. İki gün boyunca yüzlerce kitabın ilk sayfalarını bu şekilde doldurup ortadan kayboluyor. Ancak yazdığı paragraflar, ilk bakışta son derece anlamsız görünseler de, hayranlar kulübünden birkaç kişinin fark etmesiyle anlam kazanıyor. Çünkü paragraflar birbirini takip ediyor. Yazarın son romanını imzaladığı kitaplara parça parça yazdığı ortaya çıkıyor. Gazetelere ilanlar veriliyor, televizyon haberlerine konu oluyor. imza günlerine katılmış herkes bir araya getiriliyor.
Ancak romanın sonu yok. Yazar da ortada yok. Herkes merak ediyor. Çünkü bütün roman bir katil ve bir kurban üzerine. Adlan bilinmiyor. Ama romanda bütün ayrıntısıyla katilin kurbanı neden öldürmesi gerektiği anlatılıyor. Hayranları bu bilinmezlik içinde deliye dönüyor. En sonunda yazarın nereye saklandığını buluyor ve adresini öğreniyorlar. Eve girdiklerinde duvarlarda sprey boyayla yazılmış paragraflar görüyorlar. İlk gördükleri paragrafta şöyle diyor: "Kalabalık bir grup eve girdi. Kapıyı açık bulduklarına bile şaşırmadılar, tek şaşırdıkları duvardaki yazılardı... " Biraz daha ilerliyor ve evin ikinci katına çıkıyorlar. Kapalı bir kapının üzerindeyse şöyle yazıyor: "Sadece öğrenmek istiyorlardı. Katilin ve kurbanın kim olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Ağızlarından salyalar, avuçlarından terler akıyordu. Bütün bakışlar ve düşüncelerin kaygan olduğu bir koridorun sonundaki kapıyı açtılar... " Kalabalık büyük bir heyecanla üzerinde yazı olan kapıyı açıyor ve yazarı kendini vurmuş olarak buluyorlar. Ölü yazarın kapaklanmış olduğu çalışma masasının dayandığı duvarda,
"Kurban da, katil de benim. Hepsi benim..." yazıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Piç
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914943
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Piçlerin çocukları olmaz.

Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.

Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır.

Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir.

Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır.

Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur.

Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır.

Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.

Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve "Neden?" diye sormaz. "Neden" sorusu piçliği yok eder.

Kitabı okuyanlar 5,5bin okur

  • bi bakıp gidecem
  • Aleyna
  • sıla
  • Ekrem Karaağaç
  • Berke Ay
  • ipek kurnaz
  • Hülya Ataş
  • Ali Yurtsever
  • Gamze Yılmaz
  • Lüzumsuz Adam

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.1
13-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%21.3
25-34 Yaş
%35.6
35-44 Yaş
%26.2
45-54 Yaş
%8.1
55-64 Yaş
%0.2
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.7
Erkek
%44.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.4 (389)
9
%18.5 (284)
8
%25.6 (392)
7
%16.8 (257)
6
%7 (107)
5
%2.8 (43)
4
%1.3 (20)
3
%1.6 (25)
2
%0.5 (8)
1
%0.6 (9)

Kitabın sıralamaları