Selam… Bu kitap öyle bildiğiniz edebi eserlere, klasik romanlara falan benzemiyor; sanki bir gece vakti sokakta yürürken karşına çıkan, üstü başı duman kokan birinin kulağına en kirli sırlarını fısıldaması gibiydi….
Dizüstü edebiyatının o samimi, hızlı ve fırlama ruhunu alıp yeraltının en pis dehlizlerine sokmuş Hakan Günday.
Kitapta dört tane adam var, yaşları yolun yarısına gelmeden hayatın biletini kesmişler. Hiçbir şeye inanmıyorlar, hiçbir etik kuralı takmıyorlar ve en önemlisi, kendilerine bile acımıyorlar.
Absürtlüğün dibine vuruyorlar diyebilirim ; bazen bir hiç uğruna hayatlarını tehlikeye atıyorlar, bazen de en kutsal sayılan değerlerle dalga geçiyorlar(!).
Ahlak dışılık bu kitabın yakıtı sanırım.. uyuşturucu, rastgele cinsellik, aile kavramına çekilen orta parmak ne ararsan var.
Aman dikkat!!!
Bu kitabı hayatın her saniyesini planlayan, toplum ne der diye düşünen, "aman ağzımızın tadı kaçmasın"cı tipler asla okumasın, okursa da üçüncü sayfada fırlatıp atar dayanamaz kesinlikle .
Ama eğer , "bana insan ruhunun en karanlık, en çiğ ve en maskesiz halini göster, gerekirse midem bulansın ama gerçek olsun" diyorsanız bu kitap tam sizlik.
Hayatın saçmalığını, aidiyetsizliği ve "hiç" olmanın hafifliğini iliklerine kadar hissedeceksin okurken. Bitirdiğinde de büyük ihtimalle uzun bir süre boşluğa bakıp "ne yaşadık biz bee?" diye sorarsın. Şunu bilmelisiniz ki, bu kitap iyileştirmek için değil, daha fazla sarsmak için yazılmış…
Vesselam…