Adı:
Kinyas ve Kayra
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
531
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759917951
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.
İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...ra-hakan-gunday.html

Taedium vitae = Yaşamın amaçsızlığı, hayatın boşluğu, yaşam bıkkınlığı, hayattan usanma anlamlarına gelebilen Latince bir söz öbeği. Kayra'nın Zippo çakmağında yazan bu söz öbeği bütün romana ve karakterlerine ışık tutabilecek bir öbek aslında.

Kitapta sosyolojik yönden harika eleştiriler bulunmakta. Sorgulamayan insanlara bir savaş açmış kitap neredeyse! Yaşamı ararken sayısızca ölümle karşılaşmış insanların bıkkınlığının kitabı sanki.

Öncelikle Yeraltı Edebiyatı'nın Türkiye'deki bir temsilcisiyle tanıştığım için Hakan Günday'la gurur duyuyorum, son zamanlarda en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu Kinyas ve Kayra, haliyle ben de çok doldum anlatmak istediklerim için. Devrikleşti cümlelerim bile onun yüzünden!

Yeraltı Edebiyatı'ndan biraz bahsetmek gerekirse; bazı kişilerin böyle romanları sevmemesini anlayabilirim. Çünkü size duymak istediklerinizi anlatmaz bu tür romanlar, kaçmaya çalıştığınız, toplum içerisinde görmek, duymak ve konuşmak istemediğiniz her türlü konuyu edebiyatın bu türünde bulabilirsiniz. Eğer Whatsapp'taki üç maymundan biriyseniz okumayın bu kitabı! Sonuç olarak, tam bir üç maymun kesildiğiniz edebiyattır diye nitelendirebiliriz Yeraltı Edebiyatı'nı.

Kayra'yı uzun saçlarından, uzun bıyıklarından ve zihniyle verdiği o çetin savaşından, Kinyas'ı ise mermi izlerinden, dövmelerinden ve vücudundaki izlerle ters orantılı bir şekilde üstünde duran cezbedici kafasından, her ikisini tanımak istersek de doymak bilmeyen uçkurlarından tanıyabiliyoruz aslında! Kinyas ve Kayra adlarının bu yüzden her harflerinin dahi çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Yeraltı Edebiyatı'nı gerçekten de yerin altında geçen bir edebiyat türü olarak düşünebiliriz aslında. Bundan dolayı da romanın başlarında Kayra'nın uykucu olması özelliğinden dolayı ve Kinyas'ın beyninin çıkmazlarında volta atmasından ve uykusuzluğundan dolayı Kinyas'ın Kayra'dan daha da derinlerde ve yerin daha da altlarında olduğunu düşündüm ister istemez. Çünkü Kinyas'ın düşünceleri ilk başta benim için Yeraltı Edebiyatı'nın o karanlık yapısına daha uygun geliyordu. Bu nedenle onu daha fazla aşağılarda, derin düşüncelerde ve Kayra'dan daha düşünceli görüyordum. Bununla beraber yukarıda olmak isteyenlerin değil, aşağı tırmananların edebiyatıydı Yeraltı Edebiyatı.


Başlarda Kayra'nın realizmi, Kinyas'ın ise sürrealizmi temsil ettiğini düşünüyordum. Kayra uyumayı seviyordu, Kinyas uyumamayı seviyordu. Kayra yalancı ve ikna ediciydi, Kinyas günahkardı ve cesurdu. Ama bu karşıtlıklardı onları bu kadar da yakın yapan! Karşıtlıklara rağmen ikisi de hayatı ve kendilerini karşılarına çıkan her olay sırasında sorguluyordu, hem de ölümüne. Bu yüzden kitapta bir paragraf kitabın konusuyken diğer paragraf harika alıntıların bulunduğu bir paragraf oluyordu! En sevdiğim şeylerden biri olarak, bizim de günlük hayatlarımızda her gün yaptığımız ve iki karakterin de buluştuğu ortak noktalardan biri olarak karşılarındaki insanlara aslında çok şey demeye çalışıp fakat sonra vazgeçip de onları demeyip, karşılarındaki insanların tam da duymak istediği şeyleri demeleriydi. İşte biz de bunu yaklaşık olarak her gün yapıyoruz, evet, her gün. Her gün karşımızdaki insanlara onların duymak isteyeceği şeyleri söylemek zorunda gibi hissediyoruz.

Kayra'nın 250. sayfada dediği gibi yalnız kalabildiği ve bedeninin çevresinde yıllar boyu inşa etmiş olduğu beynine ait bir yalnızlık katedrali vardı. Bunun tersine Kinyas'ın ise artık fazla sayıda insanla etkileşime geçmekten oluşmuş bir insan kalabalığı katedrali vardı resmen!

Kinyas ve Kayra genel olarak beyinleriyle telekinezi yoluyla konuşuyorlardı sanki, bazen aynı bizlerin yaptığı gibi. İkili bir araya gelince neredeyse hiç konuşmuyorlardı fakat akıllarından esas geçenler günlük hayatlarımızda başka insanlarlayken düşündüğümüz şeyler kadar çeşit çeşit ve daha gerçeklerdi!

Ayrı bir parantez olarak, 540 sayfalık romanda Alp adında kendisine sadece 4 sayfa verilmiş karakterin geçtiği kısımdaki hikayeyi arada açıp açıp okuyorum. Sırf bu Alp adlı karakterin yaşadığı şeylerden bile mükemmel kitaplar yazılır, mükemmel filmler çekilir diye düşünüyorum. Gerçekten harika bir hayalgücü.

--- İncelememin bundan sonraki kısımları spoiler içerebilir, kitabı okumayanlar ya da okumayı düşünenler incelememin devamını okumasa daha iyi olur kendileri için. ---

Bu romanla ilişkilendirdiğim şarkılardan ilki "Yüzyüzeyken Konuşuruz - Kalabalık" adlı şarkı.
https://www.youtube.com/watch?v=OF12dQUZ_IU Kayra'nın Yolu'nun son sayfalarında hissettiğim ve Kayra'nın beynindeki zihinsel kalabalığa tam olarak oturan sözleri var bence. Ayrıca Kinyas'ın Yolu'nda Kinyas'ın dönüştüğü son hal olarak kaçamadığı fiziksel kalabalıktan dolayı altı milyar sıradan insandan birine dönüştüğü için de bu şarkı aklıma geldi.
"Kalabalık kalabalık evin içi, kaçamadık kaçamadık bir gün için, izin ver sana gelim ben." Gerçekten de Kayra, Kinyas'ın beynine ziyarete gitmek istiyordu. Kinyas da Kayra'nınkine!

Romanla ilgili ilişkilendirdiğim şarkılardan ikincisi romanda bir kaç yerde adı geçen "Alpha Blondy" adlı grup. Ben bu grubu dinlemeyi zaten çok seviyordum ve romanda adının geçtiğini görünce şaşırmakla birlikte çok sevindim. https://www.youtube.com/watch?v=WcqK9Ls7Eos adlı şarkısını Kinyas ve Kayra'yı okuduğunuz sırada Afrika'nın sıcağını ve reggae ruhunu hissederek de dinlemenizi tavsiye edebilirim.

Romanda her iki yolun sonuna giderken başta demiş olduğum Kinyas ve Kayra'nın yerin altlarındaki yerleri değişmişti. Kayra, Kinyas'ın üstünde uyuyorken zamanla yeraltına inişe geçerek zihinsel ölümüne doğru sonsuz bir yol almıştı. Çünkü 205. sayfada onun da dediği gibi:
"En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın." Kinyas ise tam tersine başta Kayra'nın altında beynindeki düşünsel paranoyalar ve uykusuzluğuyla birlikte voltalar atıyorken yerin altından kafasını çıkarmaya karar vermişti ve dünyanın altı milyar sıradan insanından biri haline gelmeyi tamamen kendisi istemişti! Aslında kendi dedikleri gibi, Kayra yazarak ve zihniyle kendi aydınlığı olan zihinsel ölümüne ulaşmıştı. Kinyas ise sıradan insanların arasına karışarak ve Kinyasi özelliklerini kaybederek kendi aydınlığına ulaşmıştı. Onun için Kayra'nın zamanla beynindeki bilgiler uçarken, Kinyas kendine gereksiz de olsa sürüsüyle sıradan bilgi sokuyordu!

Bu hayatta herkes Kayra ya da Kinyas'tan biri olabilir. İstediklerimizi sorgulamalıyız her gün. İstediğimiz ve amaçladığımız ölüm çeşidi zihinsel ölüm mü yoksa fiziksel ölüm mü diye sormalıyız kendimize.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
Öncelikle herkese merhabalar değerli 1000Kitap Ailesinin üyeleri….

Uzun bir yorumda bulunacağım baştan söyleyeyim. Kızanlar olabilir, yarıda bırakanlar ama bu kitaba böyle bir yorum yapmam şart. Kitabı okuyacak olan arkadaşlara ön bilgi olmasından dolayı yazmam gerektiğini hissediyorum.

İlk Hakan Günday kitabım ve çok etkilendim. Kitabın her okuma listesinde bulunması beni aslında alıp okumaya yöneltti. Hakan Günday’ın bu kadar başarılı bir yazar olduğundan hiç mi hiç haberim yoktu. Simyacı, Martı, Küçük Prens gibi içerisinde güzel alıntılar olan kitaplardan sonra bu kitabı okumak o kadar vurucu ve şaşırtıcı ki. Kesinlikle herkesin harcı değil bu kitap. Gerçekten çok başarılı bir yazar. İçerisinde o kadar altı çizilecek kelimeler, cümleler, paragraflar var ki sadece altı çizilen yerleri okusanız bir kitap olacak zaten. Bunu derken en sitemizdeki kitaplar arasında fazla alıntı yapılan 4. Kitap olduğunu da belirtmek isterim. İlk defa bu kadar uzun süren bir kitap okudum. Başta dedim bu nasıl bir şey okuyamıyorum. Sıkılıyorum. Ama içimde bir his bu kitap güzel devam et diye dürtüyordu. Tekrar başlıyorum. O kadar ağır edebi içerikler var ki anlamlı, mesaj veren. Okuyorum anlamıyorum tekrar okuyorum. Hırslanarak okumak için zorluyorum kendimi çünkü biliyorum devamında çok güzel bilgiler var.
İçeriğe geçersek kitapta ana karakter olarak malum isminden de belli Kinyas ve Kayra var. Bu iki isim üzerinden felsefe, psikoloji, yaşam, insanlık, özellikle karamsarlık, umut, hüzün ne bulduysa anlatmış Hakan Günday. Bu karakterler üzerinde bir çok eleştiri, sorgulama, analiz ve iç hesaplaşma yapmamızı sağlamış. Afrika’da başlayan roman Gambiya ve Ankara’da son buluyor. Roman kendine yeraltı edebiyatı denilen türden yazılmış. Çünkü içinde şiddet, cinsellik ve her türlü illegal faaliyetler içeriyor. Bazı kısımları içerik dolayısıyla beğenmedim bu kadar illegallik yüzünden. (Uyuşturucu, sex, şiddet, vb.) Ama yazar gerçekten bunları da unutturdu kurgularıyla. İlerledikçe ne kadar çok okumuşum diyebilirsiniz. Sürükleyicilik artıyor. Çok etkili aforizmalar da satırlar arasına serpiştirilmiş ve anlatıma güç katmış. Çok fazla karamsarlık içeriyor. Bu yüzden sıkılabilirsiniz katılıyorum ama içerikteki anlamlı metinler bunu öteye atabiliyor. Hikayeler içindeki karakterlerin içsel konuşmaları harikaydı. İnsanın derinliklerinde gizlediği karanlık doğasını ve hiçliğinde kayboluşunu, içten içe ruhuyla hesaplaşmasını anlatan bir eser. Çok da fazla içerikten bahsetmek istemiyorum.
Övgüyü hak eden bir eser. Okuduktan sonra kişisel algı ve edebi zevkte değişiklik oluşturabilir. Hissettirdikleri ile başka bir kitap yazılabilir. Ağır bir kitap roman okumak isteyenler ilk başlarda okumasını tavsiye etmem. Elinden atıp sıkılabilir. Beklentiyi de artırıp size çok dehşet bir kitap deyip üzmek de istemiyorum. Zor okudum, çok sevdim. Tavsiye ederim.
Son alıntılarla bitiriyorum.
Hayatın bir anlamı olmalı buda insanın mutlu olmasıdır. İnsan neden bile bile kendini kör kuyulara atsın ki. Önemli olan mutluluğu aramaktır mücadele etmek. Hayat reddedemeyeceği kadar güzel ve gerçek. Bu hayatta umut, sevgi, dostluk, insanlık var! Ölümse boş bir kağıt !
İyi okumalar ve mutlu pazarlar 1000Kitap Ailesi…
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.080 Oy)17.464 beğeni39.448 okunma2.111 alıntı165.183 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.845 Oy)8.134 beğeni25.978 okunma620 alıntı126.502 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.993 Oy)12.460 beğeni31.708 okunma2.778 alıntı132.374 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.217 Oy)8.135 beğeni23.943 okunma1.909 alıntı102.297 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.456 Oy)8.405 beğeni22.802 okunma1.446 alıntı105.408 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.136 Oy)10.801 beğeni26.520 okunma1.381 alıntı139.610 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.963 Oy)8.353 beğeni23.206 okunma1.128 alıntı112.717 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.820 Oy)7.360 beğeni20.598 okunma690 alıntı79.566 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.527 Oy)5.803 beğeni15.221 okunma2.212 alıntı78.467 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.051 Oy)7.320 beğeni19.815 okunma3.213 alıntı116.429 gösterim
Birçok arkadaşımın okuduğu, incelemeler yaptığı, çok beğendiği, okumaya teşvik ettiği Hakan Günday kitaplarına Kinyas ve Kayra ile giriş yapmış bulunuyorum. Yazar hakkında bir bilgim olmadığı için yine önce yazardan başladım araştırmaya. Sonra kitaplarına kısa bir bakış attım; başladım Kinyas ve Kayra okumaya.

Farklı bir macera oldu benim için Kinyas ve Kayra... Yeraltı edebiyatı çok tercih etmediğim içindir belki de. Duymak, görmek istemediğimiz şeyleri bize açık seçik anlatan bu tarzı sanırım daha çok okuyacağım bundan sonra.

Altı çizilecek birçok cümle, akla yazılacak birçok söz ile karşılaştım bu güzel kitapta. Hiçlik de okudum her şey de. Dostluk da okudum ayrılık da. Ölüm de vardı kitapta, ölmeden ölümü hissetmek de. Kısacası yaşamak da okudum, yaşlanmak da... Bir Kinyas oldum bir Kayra. Kayra'ya kızdım, Kinyas'a hayret ettim. Bir an geldi Kayra'yı çok sevdim, bazen de olmadı bu dedim içimden...

İlk bölümü okurken cümlelerin devrikliği beni biraz yordu açıkcası. Bazı sayfalarda bolca tekrar etmişti kendini yazar. Ama sayfalar ve özellikle de ilk bölüm ilerleyince daha okunabilir ve anlamlı cümlelerle devam etti kitap.

Ve bahsetmeden geçemeyeceğim Alp karakteri... Dört sayfalık bir macera da olsa bu karakteri unutmayacağım hiç. Kayra'nın sorusu ile başlıyor anlatmaya Alp ve o anlattıkça okuma isteği artıyor insanın.

Bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum nadir kitaplardandı Kinyas ve Kayra. Her şey vardı ve hiçbir şey yoktu. Yalnızlık vardı, umutsuzluk, hayal kırıklığı, aşksızlık... Aforizmalarla dolu, herkesin gerçeklerle yüzleşeceği bir kitap okudum. İyi ki okudum...

Ve kitaptan en sevdiğim cümle ile bitiriyorum incelememi;
"Sorarlarsa, 'Ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
Farkında olunmayan spoiler içerebilir.
Kitabın özüyle uyumlu bir parça:
https://m.youtube.com/watch?v=5iC0YXspJRM
İyi gider :')

Öncelikle kitabın türünü soranlara ne yanıt versem diye az düşünmedim, hangi kategoriye sokmaya çalıştıysam elimden kurtuldu. Yeraltı edebiyatı desek, benziyor ama tam olarak değil. Felsefe desek içinde bolca var ama felsefi metin değil. Aksiyon zaten seçenek bile sayılmaz, kitabın adı Kinyas ve Kayra'nın maceraları değil neticede. Tabi bu düşünceler saniyeler içinde zihnimde gezerken verdiğim cevap "bilmem ki" oldu.
Bir insanın iç buhranları kelimelere kolayca dökülemezken, Günday iki koskoca dünyayı sığdırmıştı kitabına. Ben iki kelimeyle geçiştiremezdim.

Bir dostum sormuştu, hayatın bir simülasyon olup olmadığını hiç düşünmüş müydün diye. Evet dedim. Olması ile olmaması eşit derecede mümkün. Nihilistleri düşündüm, yarı yarıya haklılardı, aynı derecede de haksız. Bu örnek nerden mi çıktı; hayat aslında bizim bakış açımıza göre şekillenir, bu kitapta da bunun iki zıt kutuplardaki örneğini görüyoruz. Biri hiçbir şey yok, hiçbir şey yok! derken diğeri her şey var, her şey var! diyor. Ve ikisi de buna kendince sebepler buluyor ve kendilerince de haklılar. Bu örnek mutluluğu bazılarının zor şartlarda dahi bulurken bazılarının ise her şey uygun olduğu halde yanından bile geçememesini çok güzel açıklıyor.

Ben, ben olduğumu bildim bileli hayatın anlamını arıyordum. Var oluşun ve yok oluşun değişmez gerçeğini arıyordum. Bu kitapta bunun felsefesini çok güzel bir biçimde buldum. Hayatın öneminin önemsizliğinde yattığını söylersem herhalde parmağınızı şakaklarınızda döndürüp deli mi bu diyeceksiniz. Ama Günday'ın söylemeye çalıştığı şey de bu. Biz insanlar basit canlılardık özümüzde, basit şeylerden mutlu olabilecek şekilde evrilmiştik. Değer verdiğiniz birinin sizi sevmesinin kutsayıcı hazzını düşünün, yada soğuk bir kış akşamında kahvenin sıcaklığı içinizi ısıtırken kitabınızın sayfalarını çevirmeyi. Şimdi, sizin kastettiğiniz anlamda bir deli olmadığımı anlamışsınızdır.

Her insan hayatı taşıdığı gibi ölümü de taşır bedeninde. İyiliğin en doruk noktasını taşıdığı gibi kötülüğün en derinlerini de muhafaza eder içinde. İntihar edenlere rastlanmıştır tarihte, bedenini öldürmek isteyenlere. Oysa ilk defa zihnini öldürmekle tanışmıştım. İnsan, öldürebilir miydi zihnini? Yada neden öldürmek isterdi zihnini? Hayatın gerçeğini kavramaya çalıştığımız çocukluk döneminde güzeldi her şey. Tahminimce sorumlulukların olmaması değildir en büyük sebebi, bilincimizin olmamasıdır. Özbilinç, kendini bulmanın anahtarıdır evet ama o da, hayatın kendisinin çelişkilerle dolu olmasına benzer şekilde, kendini kaybetmek istemenin de anahtarıdır. Toplumun çoğunluğundan sıyrılan ve deliliğin sınırlarında gezinenler farkındadır her şeyin. Ve her şeyin farkında olmanın sonucudur zihnini öldürmek istemek.

Peki ya bir insanın zihni nasıl tekrar yaşama döner, ölmek üzereyken. "Ah ne güzeldi başkalarını sevindirmek" diyordu Zweig olağanüstü bir gece kitabında, bir insanı sevindirmekten daha da güzel olan onu yaşama döndürmekti. İçi ölmüş, kendini bağımlılığın ve yokoluşun bağrına bırakmış birini çekip kurtarmaktı. Bize öğretilen kalp masajı sadece ölmekte olan bedenleri diriltmeye yarıyordu, ölmekte olan zihinler içinse en ufak bir fikrim yoktu. Bunu da Kinyas'tan öğrendim. Kendini mutlu etmenin anahtarı başkasını mutlu etmekten geçiyordu. Bunu tekrar hatırlamak güzeldi.

Ve Kelimeler... Gidiyorum kelimesi en fazla ne kadar şey ifade edebilir? Kelimelerin zihinden geçenlerin binde birini bile anlatamadığını bilen sizden birilerinin cevap verebildiği soru. Diğerlerininse bir sonraki cümleye boş bir zihinle geçtiği, duraksamadığı soru. Yan yana oturup hiçbir şey konuşmadan birbirini anlayabilen insanlarınsa şuan gülümsediği soru.

Neticede en zoru da yaşamak. Her şeye rağmen yaşamaya devam edebilmek. Nasıl olsa bir gün öleceğiz, ne acelemiz var yaşamı küçümsemek için. Bazıları yaşamanın da uzun ve acılı bir intihar olduğunu söylerken haksızdı, acılara odaklanmaktan yaşamayı unutanların zavallı haykırışlarıydı çıkardıkları kuru gürültü.

Bu kitabı okuyanlar kolayca yaşamını ikiye ayırabilir; Günday'dan önce ve sonra olarak. Bazıları kurgu kısmını eleştirse de Günday'ın ilk kitabı olduğunu düşününce eksiklik ortadan kayboluyor.

Sonuç olarak bu kitap herkese göre değil, yeri geldiğinde yer altının foseptik cehennemine inmeyi, yeri geldiğindeyse arşı tutan meleklerin kanatlarına değebilmeyi bilenler için. Önyargılı, sıkı ahlaki tutumlarıyla mutlu olanlar kapağını bile açmasın, kendi iyiliği için. Yeraltından 1000kitap'a, "huzursuz" okumalar.
Kitabı yeni bitirdim. On üç gün sürdü. Böyle bir kitabı bir çırpıda bitirmek yanlış olurdu zaten. Sindire sindire, her bir cümlesini irdeleyerek okumak gerekir. Konuya gelirsek ;
Kitaptaki karakterlerin her ikisinin de yaşadığı psikolojik rahatsızlığı tanımlamaya çalışırken, bu durumu özetleyen bir terimden bahsetmek istiyorum : Taedium Vitae.
Araştırmalarım sonucunda genel anlamda 'yaşamdan bıkkınlık' anlamına gelen bu söz öbeği kitabın ana iskeletini oluşturuyor. Karakterlerin uzun iç konuşmalarının bolca yer aldığı kitapta uyuşturucu, cinsellik, şiddet, alkolizm...vb gibi rahatsız edici temalar bu edebi türün (yeraltı edebiyatı) gereği olarak var. Bunun bilinciyle okunması gerekir. Keza bazı okuyucularda ters etki yaratabilir kitap. Hatta beğenmemenize bile sebep olabilir. Ve herkese hitap edeceğini düşünmüyorum.
Yazar, zor bir işi başarmış gibi. Bütün cümleler zekice kurulmuş. Yıllar süren bir çalışmanın ürünü gibi dolu dolu bir eser olmuş.
Ayrıca kitapta birçok konuya göndermeler mevcut : Dine, Faşizme, kapitalizme, ABD ve Anglo-Sakson halka.
Her bir cümlesini çok sevmeme rağmen, tavsiye etmekten de o kadar çekindiğim bir kitap oldu benim için. Üstelik ne anlatıyor? türü ne? gibi sorularla da kitabı kategorize etmek zor.
Ben şunu söylemekle yetinebilirim ancak. Hakan Günday'la tanışın. Ne anlattığını ve amacını okuyucu tecrübe etmeli bence...
Kinyas ve Kayra...
Adını okuduğunuzda içinden ne çıkacağını asla tahmin edemeyeceğiniz bir kitap. Belki bir tükeniş ve hatta tüketiş hem de kendini.. Az önce bitirdim. Ne hissediyorum, kitap ne anlatıyordu, okuduğum süreçte yazmayı planladığım her şey iç içe şu an. Kontrol etmeye çalışmıyorum zihnimden geçenleri. Ve bu cümleyi yazdıktan hemen sonra kontrol edemezsem gideceği yerden korktuğum için ipi elime almaya çalışıyorum. Hemen arkasından insanın kendine yapabilecekleri geliyor aklıma. Bu kadar zıtlığı bir arada bulunduran insanın hâlâ nasıl kendini imha etmediğine şaşırıyorum. Nasıl oluyor da içindeki savaştan sağ çıkabildiğine hayretle bakıyorum. İyi benim, kötü de benim. Yaşayan benim ve ölecek olan da. Ve diğer tüm zıtlıklar arasında bir savaş verip herkesçe doğru olanı bulup yapmaya çalışarak ömrü tüketen de.

Hiç biriyle kavga ettiniz mi? Ya da kavga eden birilerini izlediniz mi? Birine vurmanın insana verdiği hazza şahit oldunuz mu? Ben bir kez oldum. Ve şiddetin ne olduğunu bilmediğim yaşta. Parmaklarımın izinin çıktığı boğazı sıkarken düşündüğüm onu öldürmek değildi, söylediğini hazmedemeyişimdi. O gün başladı kavgam. Belki de o gün başlamadı ve ben kendimi o gün başladığına inandırıyorum. Ne kavgası mı? Kendimle olan. O gün başladığına inandığım belki o gün başlamayan ama bugün hâlâ devam eden.

Bir Kinyas bir Kayra içimde olan. Bir de onlardan arta kalan zamanlar da normal yaşayan, umut saçan, çoğu zaman gülen ben. Şerife Nur. Nur ayrı. Şimdi size biraz Kayra'dan bahsedeyim. İstediğinde kelimeleri dans ettiren, kendini yarı Tanrı sayan, her şeyi düşünüp planlayabileceğini varsayan ve bunu başaran. Düşünmemeyi kendine son amaç belirleyen ve düşünemeyerek zihinsel bir ölümün peşinde koşan. Ve Kinyas. Düşünmektense ayak uyduran, hissetmektense hissini oluşturacağı öldüren ha bir de bir türlü uyuyamayan. Unutmadan Kinyas da Kayra ile aynı amacı taşıyor. Fark ettiniz mi? Önce Kayra'dan bahsettim. Niye? İnanın bende bilmiyorum.

Birbirinden bağımsız anlatmaya çalıştığım ama birbirini tamamladığını düşüneceğiniz iki karakter. Kinyas ve Kayra hepimizin içindeki insan. Belki sınırları o kadar geniş olmayan ama hepimizin içinde yaşayan.

Kinyas ve Kayra'nın benim ve hepimizin hayatında nerede olduğunu bulmak için okuyun derim. Verdiğiniz kavgayı kazanmak ya da kaybetmek için okuyun derim.

İçimde kalanlar ;
- Kinyas sana kızmalı mıyım yoksa doğru olanı mı yaptın?
( Galiba bu soruya cevap verdiğim zaman kendimle olan savaşta bir taraf üstünlük sağlayacak.)
- Sevgili Hakan Günday. Sen harikasın. Sahip olduğun zeka ve bunun sonucu olarak gördüğüm bu kurgu muhteşemdi. Teşekkür ederim.
( Bunları hiç bir zaman Hakan Günday'a söyleyemeyeceğim, ulan belki de söylerim, bilmiyorum :))

Veee unutmadan " HEPSİ YARALAR, SONUNCUSU ÖLDÜRÜR!" hangisinin sonuncu olduğunu galiba hiçbirimiz hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Keyifli okumalar. :)
Yoldan tamamen çıkmış, hayattan beklentileri kesilmiş iki kafadarın genelde Afrika'da geçen maceraları ve ayrılan yolları... Kitap ikinci bölümüyle beraber zirve yapıyor. Dünyaya, insanlara ve özellikle kendilerine eleştirileri, yaklaşımları sizi kitaba bağlıyor, üzerine düşünme ihtiyacı duyuyorsunuz.
Çok azıcık spoiler!
Çok çok uzun zamandır inceleme yapmadığım için kusurlarım olursa affola diyerek başlıyorum sözüme...
Kinyas ve Kayra artık sanırım hayatımdaki olağanüstü kitaplardan. Hakan Günday'ın okuduğm ilk kitabı lâkin son olmayacak gibi. Şu anda bütün kitaplarını bir solukta okumak istiyorum. Her sözünden içinden beni bulup çıkardım. Kimi zaman Kinyas kimi zaman Kayra oldum çıktım.
Kayra'nın,benim için yeri sanırım Kinyastan biraz farklı. Kayra'nın o terk edilmişliği içimi ayrı bir parçaladı.
Kinyas'ın yolunu okurken gözyaşlarımı tutamadım. Verdiği hayat mücadelesine yaptıklarına hayran kaldım. Zoru başardı.
Ama aklım Kayrada kaldı...
ÇELİK GİBİ BİR PSİKOLOJİNİZ YOKSA BU KİTAP TEHLİKELİDİR!

Hayatla ilgili mutlaka herkesin kafasında oluşan soru işaretlerine öyle keskin,öyle acımasız ve etkileyici cevaplar vermiş ki "Evet gerçekten de öyle,sonuna kadar katılıyorum,en yakın uçurum nerede tarif edin bana" diyorsun,kitapla fazlasıyla bütünleşiyorsun. Senin eksik yanını tamamlayan,söyleyemediklerini kafanda bir türlü toparlayamadığın cümleleri destekli bir şekilde kuran yoldaş haline geliyor.
Karakterlerimiz Kinyas ve Kayra..bir insanın içinde barındırabileceği tüm kötülükleri dışarıya vurarak bizzat yaşayarak ve yaşatarak dünyayla kafa buluyorlar. Hayatın onları mahvetmesine fırsat vermeden onlar bizzat kendilerini adım adım mahvediyorlar.
Bir süre sonra yollar ayrılıyor. Çünkü geriye iki seçenek kalmıştır. Ya yaşayamadan sürekli ve doyasıya ölmek ya da yaşadığını hissederek,hayatı sevmeyi öğrenerek ölümü gücü yettiğince ertelemek.
Öncelikli şunu söylemeliyim ki hayatımda okuduğum en enteresan kitap olabilir bu kitaptan sonra yazarın tüm kitaplarını kesinlikle okumaya karar verdim. Hakan Günday'a hayran kalmamak mümkün degil. Alıntı yapmaya doyulmayan, kurgusuyla büyüleyen bir kitapti benim icin. Ama ben ne kadar bayilsamda  her insanin sevebilecegi bitirebilecegi bir kitap oldugunu düşünmüyorum. Karakterlerin ruhsal durumu kimilerine  çok sıkıcı yorucu  gelebilir. Kitabın içeriğinden de biraz bahsedeyim. Kinyas ve kayra adinda iki dost, yoldas kendilerinden ve hayatlarindan hiç memnun degiller ve birlikte kacip ülke ülke gezip oldukça pis işlere bulasiyorlar yapmadiklari kötülük kalmiyor nerdeyse ama yine de iç hesaplaşmalarindan kurtulamiyorlar, bir turlu hayata anlam veremiyorlar. Kimi zaman Kinyas'i kimi zaman Kayra'yi yakın görsem de kendime nedense Kinyas'ı daha çok sevdim ve onun hayatı, fikirleri bana daha ilgi çekici geldi. Kitabin başında sıkıcı gelse de anlatilanlar, Kayra ve Kinyas'i tanıdıkça kitap sizi içine çekiyor sonunu merak ediyorsunuz. Daha da çok sey yazilabilir bu kitap hakkinda ama ben uzatmak istemiyorum. Bence herkes en azından hayatında bir kez bu kitabı okumayı denemeli şayet severseniz sizin için yeri bambaşka kitaplardan olacaktır. İyi okumalar :)
Bir öneri üzerine okudum bu kitabı ve okudukça, Kinyas'ın hayatını, Kinyas'ın yaşadıklarından çok, Kayra'nın hayatını merak ettim. Kitab'ın içinde sürüklenip gittim resmen. Biraz kitabı ciddiye alıp psikolojik analizler yapılan yerleri dikkatle okursanız inanın bu kitabı okumanın hakkını verirsiniz. Şiddetle tavsiye ediyorum. Iyi okumalar.
Şimdi 2 tane adam var. Kinyas ve Kayra... Bu adamlar Türk ama hayatlarının bir dönemi yurt dışında ve özellikle Afrika'da geçmiş. Bu adamlar her ne kadar yurt dışına çıkıncaya kadar sade vatandaş gibi yaşadılarsa da ülkeyi terk edince azılı iki katil, tecavüzcü, mafya, uyuşturucu, silah vs. taciri oluyorlar. Ne kadar suç varsa hepsini işliyorlar ve üstüne bir de bu yaşadıklarını yazıyorlar. İşte bu kitap bu Kinyas ve Kayra şerefsizlerinin hatıratı. Evet bu adamlar iki tane şerefsiz mafya bozuntusu ve tecavüzcü. Bunlar işlerine gelmediğini öldürmüşler, hayat kadınlarını kiralayıp işleri bittikten sonra da dövmüşler. Anlamadığım kiraladın madem niye dövüyorsun. Kira bedelinin içinde dayak dahil mi? Ammaaaaaaa.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitabı okurken bu iki şerefsizin iç dünyasına da yolculuk ediyorsun. İşte bu iç dünya çok acayip ve etkileyici. İçinizdeki sesi duyuyorum şu an. Diyorsunuz ki "madem şerefsizler ne diye okudun bitirdin kitabı?" Valla elimde değildi. Bu iki şerefsiz olan Kinyas ve Kayra özlerinde iyi çocuklar aslında. Ne kadar kötülük etseler de insanlığa, aslında kendileri de farkında ne mal olduklarının. Kitapta zaten yazmışlar biz aslında beş para etmez adamlarız diye. Burada belki bu satırları hiç okumayacak olan sevgili yazarımız Hakan Günday'a diyorum ki ; "abi valla helal olsun iki şerefsizi bize iyi yedirdin"
Şimdi gelelim işin teknik kısmına... Hakan Günday'ın ilk okuduğum kitabı ve baştan itibaren anlatımına hayran kaldım.Orjinal bir dili var bence. Okurken Afrika'nın kara yüzüyle bolca karşılaşıyoruz. İşin özü okunası bir kitap. İstemeden okuyorsunuz.
Ayrıca yazarımıza bir de eleştiri benden. Şimdi az içeriğe giriyorum ama Kinyas'ın bohem ve bolca kötülük dolu hayatından kurtulmak istemesini ve yönetimini takdir ettim ve aklıma da yattı. Ama Kayra.. Onun yöntemi hiç mantıklı gelmedi bana. Kendini karanlık bir odaya kapatmak nedir yani? Kinyas sade vatandaş oldu sonunu hiç merak etmiyorum ama Kayra noldu? Kiraladığı fahişe ona madik attı mı? Öldü mü kaldı mı? Uyuşturucu baronları infaz ettiler mi? Noldu yani? El Cevap: Bilmiyoruz.
Kesinlikle okunması gereken kitaplardandır ve tavsiyemdir. İyi okumalar.

Kendime not: "Yurtdışı" aslında "yurt dışı" yazılıyormuş. TDK'ya sordum da öğrendim.

http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
"Sorarlarsa, 'Ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
''Ne yapmak istediğini bilmiyorsan, ne yapmamak istediğini düşün!''
"Ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğümde söylediği o sözü. “Kendini karşındakinin yerine koy” ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yani kendimi bulamadım.
Kendimizi bir binanın tepesinden hep beraber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı. Lotonun çıkma ihtimalini, aşık olunacak insanla tanışma ihtimalini, sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındıran o sihirli sözcük : yarın.
Hakan Günday
Sayfa 443 - Kinyas
"Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kinyas ve Kayra
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
531
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759917951
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.

Kitabı okuyanlar 3.239 okur

  • Mihrican İnak
  • Chandler Bing
  • Yağız Teğmen
  • Emine Akkuş
  • Buse Özdemir
  • Tuğçe Soysal
  • Hüseyin Yıldırımer
  • Ayşegül Gülbasan
  • Arzu Saçlı
  • Kağan TAŞTAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.7
14-17 Yaş
%5.3
18-24 Yaş
%23.8
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%20.8
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.5
Erkek
%36.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (546)
9
%23.9 (298)
8
%16.8 (209)
7
%8.7 (109)
6
%2.9 (36)
5
%1.5 (19)
4
%0.6 (8)
3
%0.8 (10)
2
%0.4 (5)
1
%0.6 (7)

Kitabın sıralamaları