1000Kitap Logosu
Kinyas ve Kayra

Kinyas ve Kayra

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

533 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 15 sa. 6 dk.
Adı
Kinyas ve Kayra
Basım
Türkçe · Türkiye · Doğan Kitap · 2020 (İlk yayınlanma: Ekim 2000) · Karton kapak · 9789759917951
Diğer baskılar
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 69.4
Erkek
% 30.6
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Az
Okuyacaklarıma Ekle
Kızıl Veba
Okuyacaklarıma Ekle
Oblomov (Ciltli)
Okuyacaklarıma Ekle
Bulantı
Okuyacaklarıma Ekle
Cimri
Okuyacaklarıma Ekle
Anayurt Oteli
Okuyacaklarıma Ekle
Görmek
Okuyacaklarıma Ekle
Korkuyu Beklerken
Okuyacaklarıma Ekle
Yaşamak
Okuyacaklarıma Ekle
İnce Memed 3
Okuyacaklarıma Ekle
Ben, Kirke
Okuyacaklarıma Ekle
Öteki
Okuyacaklarıma Ekle
Zorba
Okuyacaklarıma Ekle
Mülksüzler
Okuyacaklarıma Ekle
Jane Eyre
Okuyacaklarıma Ekle
8.5
10 üzerinden
5,8bin Puan · 1037 İnceleme
531 syf.
·
Puan vermedi
Kâinata alışamadım.
Son cümlelerde, ünlem işaretlerinden hemen sonra spoiler mevcuttur! Tek bir erek var: Zihinsel ölümü gerçekleştirmek. Kinyas ve Kayra. Onlar yalnızca kurgu karakterleri değil, günümüzde de yaşamlarını, ruhlarını farklı bedenlerde ve zihinlerde idame ettiren iki müthiş varlık. Zıt kişilikler ve dudaklardan dökülen cümlelere ihtiyaç duyulmadan sürdürülen dostluk, çocukluk zamanlarından gelen. Kayra, uykuda görülen rüyalara muhtaç ve müteşekkir. Kinyas, uyumaya ihtiyaç duymaksızın gördüğü kabuslarla yaşama alışkanlığı kazanmış ve tüm bu acıları vücuduna yansıtmış bir ruh. Hiçlik duygusunu tatmış, varoluş sancısından kurtulmak adına türlü girişimlerde bulunmuş, sorgulama ve arayış çabasıyla karanlığa bürünmüş aşina kişiler… karanlıkta hapsolmuş bir zihin, türlü felaketleri sergileme gücünü bulur kendinde. Kavrayış yoluyla istidlali yapılabilir. Günümüzde de rastalarız böyle felaketlere. İşte bu kadar, konusu budur 500 sayfalık romanın. Bunlar gözle görülen kısmı. Aslolanı yüreğiyle görebilir insan… İyi ki tanıdım Kinyas ve Kayra’yı. Yoksa tenhalara gömülmüş yalnız bir ruh zannedecektim kendimi bu cedelgah-ı müphem’de. Kitabı okuduğum andan itibaren duyuyorum ben de Kayra’nın rahatsız eden sesini, Kinyas’ın duyduğu gibi. Duyup da özünü bulamayacağını anladığı gibi. Fısıldıyor Kayra. Kulaklara işlenmiş ölümcül bir efsun gibi. Bana, sana, herkese fısıldıyor Kayra. Sanıyorum ki okuduğum bu kitap, tahayyül sınırlarımı zorluyor ve bana ayna tutuyor. Çıkıyorum bir dağ başına hülyalarımda, “Ey kâinat” diye sesleniyorum, “bana lütfettiğin bu hiçlik, kanımı boğan bir iplik.” Sonra hissediyorum ensemde buz gibi nefesi ve fısıldıyor, “Kinnnyaasssss” diye nefesin sahibi. Duyuyorum Kayra’yı ben de Kinyas gibi. Anlıyorum o vakit, sınanacağım tek şey hiçlik. Benim de kinim var varoluşa karşı ve aynı zamanda ben de tutuyorum yasını ruhumun. Füruğ Ferruhzad sesleniyor şimdi bana “Ben ağaçların soyundanım Ve bu ‘bayat’ havayı solumak kederlendiriyor beni” Sonra ben de Lauma, Flora, Mielikki gibi yüce ilahlara sığınıyor, onların soyundan olabilmek ve bu bayat havayı solumamak için yakarışlarda bulunuyorum. !!! Kayra karanlığı, zihinsel ölümü seçti “hiçbir şey yok” diyerek. Kinyas ise karanlığın dibinde bulunan zerrecik ışıktan yararlanarak karanlığı bastırıp aydınlığa erişti “her şey var” diyerek. Ben ise araftayım. Hem Kayra’yım hem de Kinyas. Mutlaka okunmalı…
Kinyas ve Kayra
8.5/10 · 18,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
531 syf.
·
30 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Hiçbir şey ve her şey...
30 yaşa kadar
Hakan Günday
Hakan Günday
okumamış olmanın "keşke"si uğradı kültür mabedime. Ben daha ilk satırlarda göz gezdirip harf ve kelimeleri dizginlemeye çalışırken hissettirdi varlığını. Gölgesi düştü önüme, hesap sorarcasına: ‘’Otobiyografik belleğinin hakimiyetini aldığın yaştan beri niye kesiştirmedin yolunu?’’ Neyse ki ölmeden önce kesişti yolumuz, ben de kovdum huzursuzluğa boğan o "keşke"yi. İstemem ben öyle beni yıpratacak şeyleri kutsalımda, aradığım sadece huzurken... Zorlama betimlemelere bata çıka yavaşça uzaklaşarak devam edelim öyleyse: mm²ye düşen muazzam sayıda değerli iplikten üretilmiş kaliteli bir kumaş gibi satırlarının kalitesi; sanat ve hikaye bütünleşmiş her cümlede. Çoğu cümle grubu tek başına birer yapı gibi. Öyle sık yapılar ki hem de... Hem felsefe konuşturmuş, hem siyasi ve sosyal eleştirilere yer vererek yazmış Günday. Gerçi felsefe yapmışlar dediğimizi duyarlarsa vurabilir bizi Kinyas ve Kayra, aman!.. Oldukça da başarılı bir çatısı var kurgunun; -belki özgün değildir ancak daha önce de hiç karşılaşmadım- kitapta okuduğunuz cümlelerin oraya nasıl gelip yerleştiği, başlı başına bir yaratıcılık örneği. ‘’Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi.’’ derken Kinyas; varoluşun sancılarını iliklerine kadar hisseden, hayata karşı kaybedilen bir inançsızlıkla ölüme meydan okurcasına hiçliğe sürüklenen iki arkadaşın hikayesinin özünden bahsediyordu aslında. Öyle farklı ve yalnız hissediyorlardı ki ’’Kendisini uzaydan dünyaya düşmüşçesine yalnız hisseden bir adama ilgisini çekecek ne anlatılabilirdi ki?’’ der ayrıca Kayra; Kinyas ve kendisi için bir yerlerde. Hayatın kendisiydi onları yoran. Oksijendi bağımlı oldukları zehir. Güzel kaldırımlardaki insanlardı onları tiksindiren; insanların, sıradanlıklarını yaldızladıkları yalanlarla olmadıkları gibi sunmalarıydı… Çoğu noktada aslında birbirinden oldukça farklı olmalarına rağmen, hayata karşı öylesine kin ve nefret dolu oluş ortaklığıydı birleştiren belki de bu iki arkadaşı... Günday’ ın kitabı üç bölümden oluşuyor: Kinyas ve Kayra birlikte, Kayra tek, Kinyas tek olarak... Mekan olarak da çoğunlukla Afrika’da olmak üzere Amerika ve Türkiye yolculuklarıyla uzanan, belirsiz bir arayış sürüp gidiyor. Bolca suç, cinsellik, alkol ve hatta cinayet ve tecavüz içeren kurguda ilerleyen roman, hayatın gerçeklerini acımasızca yüzümüze vuruyor. İşlediği suçlara öylesine kaptırmışlardı ki karakterlerimiz kendilerini, "Kötülüğüm bir rüya olmalı! Acımasızlığım bir rüya olmalı ki, bundan yıllar önce annesine sımsıkı sarılan Kinyas gerçek olsun!.." diye farkındalık yaşıyor Kinyas’ımız bir ara. Bütün tabulara karşı dikiliyorlar ayakta, "Denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kavramdır! İp cambazının kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oysa." diye de belirtiyor zaten ayrıca Kinyas. Hikaye açısından akıcılık bekleyen biri için, verimli bir okuma serüveni olmayabilir. Ancak daha çok cümlelerin kalitesine ve cümleleri yaşayarak, hissederek, yer yer üstünde durup düşünerek okuyan biriyseniz oldukça haz vereceğini düşünüyorum. Ki benim favori yazarlarımdan biri oldu Hakan Günday bu kitabıyla. Bir gün, 40'lı 50'li yaşlarda bir şeyler yazma hevesim vardı; ancak böylesine bilgi birikimini, böylesine bir hayal gücünü ve böylesine bir yeteneği görünce imkansız olduğunu anladım. İmkansızlıktan ziyade gereksiz, israf olarak gördüm yazabileceklerimi. Neyse ki en azından gurur duyabileceğimiz bir yazarımız daha olduğunu öğrenmiş oldum, yetinebilirim. Herkes kahraman olamayabilir neticede… Yazarımıza biraz daha değinmek istiyorum kısaca: Kendisi 1976 doğumlu. 2000 yılında yayınladığı ilk kitabı olan Kinyas ve Kayra'yı lisede okuduğu zamanlarda yazmaya başlamış ve yaklaşık 4 yılda tamamlamış. Ayrıca tiyatrocu kişiliği de mevcut. Bu yüzden de kitaplarında kurguyu çok iyi işlediği, gerçeklik hissini ve karakterlerin davranışlarıyla derûnî kimliklerini de çok iyi yansıtabildiği vurgulanmakta. Ek olarak da: Şahsiyet dizisi ve Müslüm filmindeki yazarlardan biridir kendisi. Her kitapta olduğu gibi hayata dair bazı ağır gerçekleri ve tespitleri, aklımızdan geçen binlerce akıp giden parçalanmış ancak toparlayamadığımız cümlelerin, paketlenmiş olarak -hem de mükemmel paketlerle- sunulduğunu görmek mutluluk verici. Ve Hakan Günday bunu çok güzel başarmış ve de kitabın genelinde kullanmış. Bu sebeple kitabın neredeyse tamamını alıntılama duygusuna kapılabilirsiniz! Hiçliği ararken orada her şeyin olduğunu uman kişilerin hikayesi bu, huzuru arayan bu iki arkadaşın hikayesi… Onları bekleyen bir son var; herkesi bekleyen, o yüzü gölgeler ardında gizlenen peçeli bir son gibi. Peki o sonda ne var? Hiçbir şey mi, her şey mi? SON ---------------------------- Son olarak, sevdiğim alıntılardan sadece bazılarını sunarak, yaptığı işin kalitesini gösterebilmeyi umuyorum: - ‘’Sorarlarsa, ‘Ne iş yaptın bu dünyada?’ diye, rahatça verebilirim yanıtını: ‘Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından...’’’ - ‘’‘Dilek tut!’ diye bağırdı. Hayatımda ilk defa bir tane tuttum. Arzumun muhatabının kim olduğunu bilmiyordum tabii. Pasta tanrısı mı, mum tanrısı mı, krema mı? Ve içimden o dilek cümlesini kurdum: ‘İyi bir insan olmak istiyorum.’ Mum söndü.’’ - ‘’İnsan, insan olmaya geliyor dünyaya. Kesinlikle bir tercihi yok. Hiçbir şeyi seçemeden de gömülüyor toprağa. Yerin iki metre altındayken de bin bir böceğe lunapark oluyor daha önce bin bir dudağın öptüğü bedeni.’’ - ‘’Ama biliyorum, izin vermeyecek insanlar rahatça kendimizi yok etmemize. Arkadaş olacaklar. Âşık olacaklar. Sırdaş kesilecekler başımıza. Robinson'un bile yanına Cuma'yı veren dünya, üzerinde yaşayan bütün insanları tanıştırma gibi hastalıklı bir saplantıya sahipken uzak kalmamız çok zor olacak gündüzün ve gecenin seslerinden...’’ - ‘’İnanırsam bir gün boyun eğerim iyiliğe. Ama matbaadan çıkmış bir kitaba inanmamı beklemek, zekâmla alay etmek dışında, benden insanın kötülüğünü de unutmamı beklemek olur.’’ - ‘’Din kitapları ilk insandan söz eder. Adem'den. Bunu kabul edebilirim. Ve kaburgasından türemiş Havva'yı anlatırlar. Bunu da kabul edebilirim. Mucizeler dinlerin ana motorlarıdır ne de olsa. Ancak üreyerek çocuk yapmalarını ve o çocukların da kendi aralarında üreyerek çoğalmalarını kabul edemem.’’ - ‘’Gerçek şu ki, dünyaya binlerce yıldır hâkim olan insanlık, din kitapları esas alındığında, sakat bir ırktır. Hastalıklıdır. Kardeşlerin birbirleriyle çiftleşmesinden üremiştir.’’ - ‘’Altı milyarlık bir seks ve şiddet bahçesi. Altı milyarlık bir gaz odası... Gerçekçi olalım! İyi bir gösteriyiz bizi seyredene. Onun için ölüp ölüp doğuyoruz. Gösteri devam etsin diye!’’ - ‘’Bazen bembeyaz bir ekran hayal ediyorum. Gözlerimi açtığım zaman gördüğüm lekesiz bir beyazlık. ‘Hayat’ diyorum. ‘İşte bu! Bembeyaz. Hiçbir şey yok üstünde, altında. Zihnim bembeyaz. Bildiğim her şeyi unutmuşum. Tereddüt ettirecek bir bilgi kırıntısı bile yok kafamda. Sadece iç organlarım var derimin altında. Tek bir düşünce yok...’ Ve birden, sokakta ateş isteyen bir ses, güzel bir çift bacak, birkaç nota beni o beyaz hücreden çıkarıyor ve bir renk kaosunun içine bırakıyor. Küfrediyorum iradesizliğime. Küfrediyorum insanlığıma.’’ - ‘’...Hatırlıyorum, dokunarak beni tahrik etmeye çalıştığını. Ama vücudumun bana ait olmasından dolayı onu değil de beni dinlediğini hatırlıyorum...’’ - ‘’Attığım her adımda bugüne kadar içine gömülmüş ve karışmış milyarlarca yaratığı düşünüyorum. Ölümün üstünde yürümeyi sevmiyorum. Ve dünya aklıma sadece bunu getiriyor, içine gömdüğü milyarlarca ölüyle. Birinin burnu, diğerinin ayakları. Bunların üzerine basarak gidiyor milyarlarca insan işine, okuluna…’’ ------------------------
Kinyas ve Kayra
8.5/10 · 18,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
650 syf.
·
10 günde
·
Puan vermedi
Bitmeyen kitap bitti.
Hakan bey bitmeyen kitap yazmış sanırım, oku oku bitmiyordu. Şuan tereddütlüyüm hâlâ, acaba bitti mi diye kontrol ettim bir kaç defa, evet bitmiş. :)) Kitap bize iki kişinin hem ruhsal, hem de yaşamı karanlık, anormalliğini anlatır. Bu kişiler elbette Kinyas ve Kayra. Daha ilk okuduğunuzda ağır bir melankolik, soğuk ve karanlık sizi sarıyor. Kitap başında böyle olabilir diyerek devam edersiniz okumaya ancak bu ağır hava hiç bozulmuyor ve hatta kötüye gidiyor. Uyuşturucu, alkol, adam öldürme, sürekli kadınlarla yatma vs. Her şey var. E tabi bunlar olunca kitap ister istemez insanı sıkmaya başlıyor. Kitabı okurken odaklanacağınız tek nokta şu: "Bu karanlık, aydınlığa çıkacak mı?" Alıntılarıyla her ne kadar cazip gelse de yer yer sizi sıkmaya başlar. İtiraf etmeliyim ki ben bu kitabı sadece alıntılar için okudum. :) Daha önce yazarın "Piç" adlı kitabını yarım bırakmıştım çünkü bana göre hiç değildi. Gerçi bunu adından anlamalıydım ama anlamlıdır belki diye düşünüp okusam da kitap adının hakkını vermişti. Hakan Günday tarzı herkese hitap etmiyor. Bu kitabı iyidi. Ders çıkarılabilir, sonunda verdiği olumlu mesaj ise güzeldi. Eğer okumayı düşüyorsanız önce kitabın 30-50 sayfasını okuyun ona göre karar verin bence. Kimileri sevecek, kimileri ise hiç sevmeyecek bu kitabı, ortası yok. Ona göre karar verin. ;) Keyifli okumalar dilerim.
Kinyas ve Kayra
8.5/10 · 18,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
535 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Hiçbir Şey Yok ile Her Şey Var Arasında
YouTube kitap kanalımda Hakan Günday'ın bütün kitapları ve kitaplarını okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/uqCotb6in_0 Taedium vitae = Yaşamın amaçsızlığı, hayatın boşluğu, yaşam bıkkınlığı, hayattan usanma anlamlarına gelebilen Latince bir söz öbeği. Kayra'nın Zippo çakmağında yazan bu söz öbeği bütün romana ve karakterlerine ışık tutabilecek bir öbek aslında. Kitapta sosyolojik yönden harika eleştiriler bulunmakta. Sorgulamayan insanlara bir savaş açmış kitap neredeyse! Yaşamı ararken sayısızca ölümle karşılaşmış insanların bıkkınlığının kitabı sanki. Öncelikle Yeraltı Edebiyatı'nın Türkiye'deki bir temsilcisiyle tanıştığım için Hakan Günday'la gurur duyuyorum, son zamanlarda en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu Kinyas ve Kayra, haliyle ben de çok doldum anlatmak istediklerim için. Devrikleşti cümlelerim bile onun yüzünden! Yeraltı Edebiyatı'ndan biraz bahsetmek gerekirse; bazı kişilerin böyle romanları sevmemesini anlayabilirim. Çünkü size duymak istediklerinizi anlatmaz bu tür romanlar, kaçmaya çalıştığınız, toplum içerisinde görmek, duymak ve konuşmak istemediğiniz her türlü konuyu edebiyatın bu türünde bulabilirsiniz. Eğer Whatsapp'taki üç maymundan biriyseniz okumayın bu kitabı! Sonuç olarak, tam bir üç maymun kesildiğiniz edebiyattır diye nitelendirebiliriz Yeraltı Edebiyatı'nı. Kayra'yı uzun saçlarından, uzun bıyıklarından ve zihniyle verdiği o çetin savaşından, Kinyas'ı ise mermi izlerinden, dövmelerinden ve vücudundaki izlerle ters orantılı bir şekilde üstünde duran cezbedici kafasından, her ikisini tanımak istersek de doymak bilmeyen uçkurlarından tanıyabiliyoruz aslında! Kinyas ve Kayra adlarının bu yüzden her harflerinin dahi çok değerli olduğunu düşünüyorum. Yeraltı Edebiyatı'nı gerçekten de yerin altında geçen bir edebiyat türü olarak düşünebiliriz aslında. Bundan dolayı da romanın başlarında Kayra'nın uykucu olması özelliğinden dolayı ve Kinyas'ın beyninin çıkmazlarında volta atmasından ve uykusuzluğundan dolayı Kinyas'ın Kayra'dan daha da derinlerde ve yerin daha da altlarında olduğunu düşündüm ister istemez. Çünkü Kinyas'ın düşünceleri ilk başta benim için Yeraltı Edebiyatı'nın o karanlık yapısına daha uygun geliyordu. Bu nedenle onu daha fazla aşağılarda, derin düşüncelerde ve Kayra'dan daha düşünceli görüyordum. Bununla beraber yukarıda olmak isteyenlerin değil, aşağı tırmananların edebiyatıydı Yeraltı Edebiyatı. Başlarda Kayra'nın realizmi, Kinyas'ın ise sürrealizmi temsil ettiğini düşünüyordum. Kayra uyumayı seviyordu, Kinyas uyumamayı seviyordu. Kayra yalancı ve ikna ediciydi, Kinyas günahkardı ve cesurdu. Ama bu karşıtlıklardı onları bu kadar da yakın yapan! Karşıtlıklara rağmen ikisi de hayatı ve kendilerini karşılarına çıkan her olay sırasında sorguluyordu, hem de ölümüne. Bu yüzden kitapta bir paragraf kitabın konusuyken diğer paragraf harika alıntıların bulunduğu bir paragraf oluyordu! En sevdiğim şeylerden biri olarak, bizim de günlük hayatlarımızda her gün yaptığımız ve iki karakterin de buluştuğu ortak noktalardan biri olarak karşılarındaki insanlara aslında çok şey demeye çalışıp fakat sonra vazgeçip de onları demeyip, karşılarındaki insanların tam da duymak istediği şeyleri demeleriydi. İşte biz de bunu yaklaşık olarak her gün yapıyoruz, evet, her gün. Her gün karşımızdaki insanlara onların duymak isteyeceği şeyleri söylemek zorunda gibi hissediyoruz. Kayra'nın 250. sayfada dediği gibi yalnız kalabildiği ve bedeninin çevresinde yıllar boyu inşa etmiş olduğu beynine ait bir yalnızlık katedrali vardı. Bunun tersine Kinyas'ın ise artık fazla sayıda insanla etkileşime geçmekten oluşmuş bir insan kalabalığı katedrali vardı resmen! Kinyas ve Kayra genel olarak beyinleriyle telekinezi yoluyla konuşuyorlardı sanki, bazen aynı bizlerin yaptığı gibi. İkili bir araya gelince neredeyse hiç konuşmuyorlardı fakat akıllarından esas geçenler günlük hayatlarımızda başka insanlarlayken düşündüğümüz şeyler kadar çeşit çeşit ve daha gerçeklerdi! Ayrı bir parantez olarak, 540 sayfalık romanda Alp adında kendisine sadece 4 sayfa verilmiş karakterin geçtiği kısımdaki hikayeyi arada açıp açıp okuyorum. Sırf bu Alp adlı karakterin yaşadığı şeylerden bile mükemmel kitaplar yazılır, mükemmel filmler çekilir diye düşünüyorum. Gerçekten harika bir hayalgücü. --- İncelememin bundan sonraki kısımları spoiler içerebilir, kitabı okumayanlar ya da okumayı düşünenler incelememin devamını okumasa daha iyi olur kendileri için. --- Bu romanla ilişkilendirdiğim şarkılardan ilki "Yüzyüzeyken Konuşuruz - Kalabalık" adlı şarkı. Kayra'nın Yolu'nun son sayfalarında hissettiğim ve Kayra'nın beynindeki zihinsel kalabalığa tam olarak oturan sözleri var bence. Ayrıca Kinyas'ın Yolu'nda Kinyas'ın dönüştüğü son hal olarak kaçamadığı fiziksel kalabalıktan dolayı altı milyar sıradan insandan birine dönüştüğü için de bu şarkı aklıma geldi. "Kalabalık kalabalık evin içi, kaçamadık kaçamadık bir gün için, izin ver sana gelim ben." Gerçekten de Kayra, Kinyas'ın beynine ziyarete gitmek istiyordu. Kinyas da Kayra'nınkine! Romanla ilgili ilişkilendirdiğim şarkılardan ikincisi romanda bir kaç yerde adı geçen "Alpha Blondy" adlı grup. Ben bu grubu dinlemeyi zaten çok seviyordum ve romanda adının geçtiğini görünce şaşırmakla birlikte çok sevindim. Bu şarkıyı da Kinyas ve Kayra'yı okuduğunuz sırada Afrika'nın sıcağını ve reggae ruhunu hissederek de dinlemenizi tavsiye edebilirim. Romanda her iki yolun sonuna giderken başta demiş olduğum Kinyas ve Kayra'nın yerin altlarındaki yerleri değişmişti. Kayra, Kinyas'ın üstünde uyuyorken zamanla yeraltına inişe geçerek zihinsel ölümüne doğru sonsuz bir yol almıştı. Çünkü 205. sayfada onun da dediği gibi: "En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın." Kinyas ise tam tersine başta Kayra'nın altında beynindeki düşünsel paranoyalar ve uykusuzluğuyla birlikte voltalar atıyorken yerin altından kafasını çıkarmaya karar vermişti ve dünyanın altı milyar sıradan insanından biri haline gelmeyi tamamen kendisi istemişti! Aslında kendi dedikleri gibi, Kayra yazarak ve zihniyle kendi aydınlığı olan zihinsel ölümüne ulaşmıştı. Kinyas ise sıradan insanların arasına karışarak ve Kinyasi özelliklerini kaybederek kendi aydınlığına ulaşmıştı. Onun için Kayra'nın zamanla beynindeki bilgiler uçarken, Kinyas kendine gereksiz de olsa sürüsüyle sıradan bilgi sokuyordu! Bu hayatta herkes Kayra ya da Kinyas'tan biri olabilir. İstediklerimizi sorgulamalıyız her gün. İstediğimiz ve amaçladığımız ölüm çeşidi zihinsel ölüm mü yoksa fiziksel ölüm mü diye sormalıyız durmadan kendimize... Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
Kinyas ve Kayra
8.5/10 · 18,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
533 syf.
·
11 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
“ İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun, yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider.” Öncelikle belirtmek isterim, Hakan Günday ile bu eserde tanıştım. Yazarın edebiyatla adeta dans ettiğini farkettiğimde de, okumayı ertelediğim günler için üzüldüm. Anlatılar, yorumlar, ifadeler, düşünceler, mücadeleler ölesiye güçlü ve tutarlı, bir o kadar da okuyucuyu savunmasız hale getiriyor. Kitabın içinde yer alan hayatı ve karanlığı işliyor ve özümsüyorsunuz. Bu tamamen yazarın gücü ve edebi hakimiyetiyle ilgili, bu noktada gerçekten çok etkilendim. Kitap üç bölümden oluşuyor. Kinyas ve Kayra ana karakterlerimiz ve eser onlar üzerinden devam ediyor. Hayatları bir noktada kesişen Kinyas ve Kayra, toplumdan soyutlanmış, karanlık bir yaşam içine dahil olan olan karakterler. Kinyas ve Kayra olarak buldukları adları kullanıyorlar. Kitap sonunda Kinyas’ın gerçek adı veriliyor ama Kayra’ nın adı geçmiyor, gerçek adı da olabilir. Hayatlarında kin, nefret, boşluk, uyuşturucu, kadınlar, ölüm, hırs, para yer alıyor. İki karakter de yolculuklarının ve yaşam yönlerinin farkındalar ve gerek yolculuklarında, gerek tarzlarında bunu açıkça, esirgemeden dile getiriyorlar. Kitapta, Mekan ve zaman tasvirleri geçiyor. İngiliz sömürgesi olan Afrika’da Fransızca konuşulduğunu görüyor, ırkçılıkla da el sıkışıyorsunuz yer yer. Reggae müziklerin yanı sıra, Türk arabeskine de şahit oluyorsunuz. Kitapta korkulan, çekinilen belki de gittiğimiz bir yerde, bir eğlencede karşımıza çıkma ihtimaline karşı korktuğumuz; bir yerlerde tesadüfen tanışıldığı takdirde de “kötü şans” sınıfına girecek, topluma olmamış, uyumsuz, başkalaşmış insan betimlemesinin tüm yönleriyle cesurca işlendiğini görüyoruz. Karakterlerin hedefleri doğrultusunda giden yaşam biçimi bir yanda “ Cehennem, Marquis de Sade’ın acıyı övdüğü gün bitti!” diyen Kayra ; bir tarafta ise “ Ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin. Ne kadar terk edersen o kadar ölürsün!” diyen Kinyas ile ayrılıyor. Ve böylece ikinci ve üçüncü bölüm olan ve kitabı sonuca bağlayan “Kayra’nın Yolu” ve “ Kinyas’ın Yolu” adlı bölümler başlıyor. Edebi açıdan bakıldığında, yazarın dili ve işleyişi takdir edilesi, bence gerçekten okunmaya değer bir kitap. Tarzınızı değiştirebilir, başka tarzlara yönelmenizi de sağlayabilir. Yazarın bilgi birikimini ve cümle olgunluğunu hemen özümseyeceksiniz. Kitapta tek eleştirim “Kinyas’ın Yolu” bölümünde, iyiliği bulmanın ve o geçişin çok basit kalması oldu. Kinyas’ın atlatma tarzı, karanlıktan kopuş yolu ve gerçekleştirdikleri sanki hızlı geçti ve tamamlanmadı, eksik kaldı bende. “Kayra’nın Yolu” bölümü benim favorim. Kurgu ve olay örgüsü muhteşem ilerliyor. Karakterin gözümde ve aklımda canlanması da çok şeffaf oluştu, bu da güzel bir vurgu. Yeraltı edebiyatının altın tacı Kinyas ve Kayra ‘ yı okuyun ve okutturun :) Çoklarla bitirdim yorumumu :) Kitaba puanım 10. Buraya kadar okuduğun için teşekkürler.. :)
Kinyas ve Kayra
8.5/10 · 18,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.