Puan

8.310 üzerinden
7,5bin kişi
AZ'ın tarifsiz ÇOK'luğu ...
Puan vermedi·360 syf.··
Beğendi
·
2021 31. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2021 20:56
Kasvetli bir Ankara sabahına uyanıyorum. Hava, gerçekten soğuğu sevebilen benim gibi insanlar için huzur verici görünüyor. Bu güzel pazar gününe onlarca aktivite sığdırabilirdim, bir sürü plan yapabilirdim ama haftalardır tek düşündüğüm şey ‘’pazar günü Hakan Günday okuyacağım’’ düşüncesi koca bir günümü ayırmak için aslında güzel bir sebep. Kahvaltımı yapıyorum, biraz koşmak için parka gidiyorum. Birazdan başıma geleceklerden habersizim. Koştukça nefesimin açılması sağlığım açısından çok önemli bir hâl alıyor çünkü birazdan nefesimin kesileceğinden, bir kitabın kalbimle alay edeceğinden de habersizim. Eve gelip kitabımı ve notlar alırım diye kullandığım defterimi alıp parka çıkıyorum. Hava birden güzelleşiyor ve keyifli bir okuma aktivitesi için bütün şartlarım hazır, kitabın kapağını açıyorum. Hiç olmadık bir anda içinizde bazı hisler belirir ya hani, henüz kitabın çok başında çok sakin ilerlerken birden içime bir huzursuzluk çöküyor. Yoksa çevremden duyduğum, birkaç kişiye sorup karşılığında ‘’Hakan Günday okumak çok zordur, miden , kalbin, beyin kaldırmayabilir’’ diyenler haklılar mı? Bunun cevabını almak için saatlerce beklemeyeceğimden emin bir şekilde okumaya devam ediyorum. Tıpkı Dostoyevski okurken yaşadığım tarzda bir huzursuzluk bu ama Dostoyevski okurkenki hislerim daha çok psikolojik sebeplere dayalı. Şimdi ise karşımda 11 yaşında bir kız çocuğu görüyorum. Huzursuzluğum artıyor, sayfalar geçtikçe korktuğum başıma geliyor. Şimdi söyleyeceklerimi yargılayabilirsiniz; kitabın içine bir anda sakalı karnına kadar uzamış, dinci bir tavır takınan, her on cümleden yirmisi Allah olan karakterler giriyor. İçinde din olan her şeyden korkmuşumdur. Çünkü ‘’din’’ altında yapılan öyle kötü, korkunç, açıklanamaz, yıkıcı şeyler gördük ki insanlar olarak din içeren
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Karanlıktan Merhamete
8/10
·360 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 20:31
Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür: Biri beden üzerinden, diğeri mezarlık üzerinden. Bu nedenle roman, Freudcu bir okumayla yaşam ve ölüm dürtüsünün sürekli çatıştığı bir zemin yaratır. Roman, yukarıda adını andığımız bu iki karakterin paralel ilerleyen hikâyelerini konu alır. Derdâ, bir tarikata gelin olarak verilmiş ve Londra’ya götürülmüş genç bir kızdır. Hakan Günday romanlarında aşina olduğumuz biçimde, bulunduğu ortamdan kurtulmak için ağır bedeller ödeyerek mücadele eder. Bu mücadelede yeraltı edebiyatının unutulmaz unsurları olan uyuşturucu, suç ve pornografi karşımıza çıkar. Derda ise mezarlıkta büyüyen, okuma yazma bilmeyen bir çocuktur. Yalnızlığı o kadar derindir ki annesi öldükten sonra onun cesedini parçalara ayırıp mezarlara saklayacak kadar uç bir noktaya savrulur. Yıllarca bir mezar taşıyla sohbet eden
Edebiyat
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Afallatan Bir Kitap
Puan vermedi·360 syf.·
2025 31. kitabı
‎Yeraltı edebiyatından okuduğum ilk kitaptı sanırım. Başka bir kitap okur muyum? Emin değilim... ‎ ‎Kitapları sadece okuyup geçmekten ziyade bende uyandırdıklarını, verdiği mesajı ve bir ebeveyn olarak çocuklarıma tavsiye eder miyim, bu kitap okuyanlara hangi düşünceyi aşılıyor gibi çok yönlü düşünmeyi tercih ediyorum. ‎ ‎Bazı kitaplar insanı büyüler… bazılarıysa içini alt üst eder. ‎“AZ” benim için tam anlamıyla afallatan bir okuma oldu. Bir önceki kitabım Bin Muhteşem Güneş'te, Meryem’in yaşadığı zorluklara rağmen iyiliği seçmesini gösterirken; “AZ” karanlık tarafı seçen insanlarla yüzleştirdi beni. ‎ ‎Yazarın kalemi etkili, ağır, bazı yerlerde uzun uzun düşündürüyor. Hikayenin akıcılığı da güzel. Hatta bazı eleştirileri çok yerinde ve mantıklı ama... ‎ ‎Küçük yaşta travmalar yaşayan insanların, kötülüğü seçmesini meşru gösteren bir bakış açısı bana hep itici geldi.  Çünkü yaşadıklarımız, kim olduğumuzun bahanesi değil, seçimlerimizin zeminidir. Ve birilerinin size kötü davranması, size de kötülüğü seçme hakkınızı doğurmaz. ‎ ‎Bazı satırlar öyle ağırdı ki, midem ve yüreğim kaldırmakta zorlandı. ‎Evet, gerçek hayatta da böyle insanlar var… Ama bir yazar sadece yazmakla kalmamalı, yazdıklarının nasıl yankılanacağını da düşünmeli. ‎Bu kitap kesinlikle herkes için değil.. ‎"Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi..." ‎
1000k
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Mezarlık Çocuklarının Ülkesinde "Az"
Puan vermedi·360 syf.·
2026 5. kitabı
Küçük bir kız gibi hissediyorum kendimi. Aslinda belki de on bir yaşındaki bir kiz yazıyor sana bütün bunlari... Her neyse!!! Adının "Az" olmasının aksine; tek bir büyük yara anlatmıyor Günday; birbirine eklemlenen çok sayıda psikolojik ve sosyolojik yarayı üst üste bindiriyor. Çocuk istismarı, Taciz, Şiddet,Cinayet, Cinsellik , Güç, Yoksulluk, Din, Devlet, Aile... İki bölüme ayrılmış romanda iki ayrı Berda karakteri var. Bölümler bilinçli olarak Doğu- Batı sentezi & kadın-erkek ayrımı ile kurgulanmıs. Coğrafya ve kimlik üzerinden, insan eliyle üretilmiş birçok kötülüğü anlatırken,insanın dönüşümünde acının merkezi rolünü, özgürlüğe ulaşmak için hapsedildiğini fark etmenin önemini, menfaatimiz söz konusu olunca etik ve erdem saydığımız şeyleri nasıl elimizden kayıp gittiğini,kutsallarımızı bile unutup normalleştirdiğimiz gibi birçok toplumsal konuyu teşhir etmiş. Böcek metaforu ile başlayan Az'da "böcek" süs olsun diye seçilmiş bir imge değil; kitabın omurgası gibi çalışıyor. Böcek, insanlığın iyilikten düşüşü ile birlikte Berda'nın ve diğer kadınların hikayesine ayna tutuyor. Günday’ın böceğinin kafka'dan farkı; insanlıktan aşağıya, bilinçli ya da yarı bilinçli bir düşüş.Ve gelecek sayfalarda da zaman zaman karşımıza çıkıyor... Beni etkileyen bir diğer metafor da Berda'nin acıları karşısında sık sık dürbünle dünyaya ters baktığı anlar oldu. Acıya bakmak istemiyorsan küçült, sorumluluk ağır geliyorsa uzaklaştır, suç ortaklığın canını yakıyorsa perspektifi boz.Özgurluk ve menfaat-etik çatışmasını anlatacak daha uygun bir durum analizi olabilir miydi? Bilmiyorum... ilk bölümde kadınların verdiği yaşam mücadelesinde; iyilik ve kötülük sentezindeki kırılmalar, ahlakı seçimler ve etik duruşların hayatlarına nasıl yansıdığını anlatmış çokça.Bu trajedik
Alıntı
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Gözlerim değil, kalbim yoruldu:((
10/10
·360 syf.·
2026 60. kitabı
“Üffff… Günday, Günday, Günday… Paramparça ettin beni :(( İnsan her sayfada ölüp yeniden dirilir mi? Ben tam olarak bunu yaşadım. Her sayfada biraz daha dağıldım, biraz daha içimde bir şeyler koptu. Derdâ… Saç örgüsü beline kadar uzanan o masum çocuk… Hayat sana ne yaptı böyle? Gerçi buna ‘hayat’ demek haksızlık olur. Sana bunları yaşatan, insan görünümüne bürünmüş o vicdansız kalabalığın ta kendisi… Okudukça tek bir şeyi düşündüm: Gerçek hayattaki Derdâları neden göremiyoruz? Ya da neden görmezden geliyoruz? Biz nasıl bir toplum olduk böyle? Merhametimizi ne zaman kaybettik, vicdanlarımız ne zaman bu kadar sustu? Oysa Derda gibi, Derdâ gibi o kadar çok çocuk var ki… Oturduğu okul sırasından koparılan, bilmediği diyarlara savrulan, çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda bırakılan… İşte en çok da buna yanıyor insanın içi. Kalbim gerçekten acıdı, kalbim kanadı. ‘Doğduğun yer kaderindir’ derler ya… Ne yazık ki bazı çocuklar bu kaderi ağır bir şekilde yaşıyor. Keşke bunlar sadece bir romanın sayfalarında kalsa diyebilseydim. Ama bugün, bağnaz zihniyetlerin giderek arttığı bir dünyada, buna benzer acıları daha çok görecek olmak insanı daha da yaralıyor. Kısacası bu kitabı okurken gözlerim yorulmadı; kalbim kanadı. Bence bu eser herkes tarafından mutlaka okunmalı. Daima sevgiyle ve kitaplarla kalın…
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma