“Varsayalım ki, yazından tamamen uzaksınız. Hiç kitap okumadınız. Ölüm anınızda hayatınıza dair çok az şey hatırlayacaksınız. Çok kısa bir hayat yaşadığınızı fark edeceksiniz. Ben ölürken Julius Sezar’ın suikastini, Romeo ve Juliet’in aşkını, Dante’nin cehennemini yaşamış olacağım. Çok zengin bir hayat yaşamış olacağım. Eğer fakir bir hayat tercih ediyorsanız, sorun yok. Ben Kızılhaç değilim sizi kurtarmaya çalışmam ama okumak zengin bir yaşamdır.”
hiçbir adresi tutmamışım aklımda. dönmekten korktuğum için hiç ekmek kırıntısı serpmemişim ardıma. "dönmek yenilmektir biraz da", diyen şairin kalbini cebimde taşımışım. iyi mi yapmışım?
“Şimdi dünya herkesten yapılmış bir gönül yorgunluğu. Şimdi dünya soğuk. İnsan büyüdükçe bir bir ayrılıyormuş sevdiklerinden.
İnsan güzellikten önce korkuyu görüyormuş. Şimdi dünya eşiklerde bir salkım gözyaşı. Kimse odalara sığmıyor. Yollar bir yalnızlık ıslığı. Herkes topuklarında bir tomurcuk arzusuyla uyuyor. Şimdi dünya başsız sonsuz bir alın çizgisi. İçinde bütün kadınlardan bir anne. İçinde bütün babalar sigara dumanı. Sen bir basma entarisin ki gittiğin her yer eteklerinde çiçekleniyor. Gülmüyorsun da gökyüzü yıldızlarını döküyor üstümüze. Kömür kokularını sevdiğim kadın, sen ne zaman büyüdün. Ne zaman bütün şarkıların kederi oldun. O yoksulluk içinde bizi ne zaman doğurdun. Nasıl sevdin bu kadar yalan insanı. Köpükler, gamzeler, menevişler… ölümü nerende sakladın. Şimdi dünya evlerde bir ayrılık ayini.”