1000Kitap Logosu
Charles Dickens

Charles Dickens

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.4
16,7bin Kişi
63,9bin
Okunma
3.700
Beğeni
70,8bin
Gösterim
Tam adı
Charles John Huffam Dickens
Unvan
İngiliz Yazar
Doğum
Portsmouth, İngiltere, 7 Şubat 1812
Ölüm
Higham, Kent, İngiltere, 9 Haziran 1870
Yaşamı
Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar. Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens'ın ilk yılları refah içinde geçse de babasının borçları yüzünden hapse girmesiyle sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835'te 'Boz' takma adıylaBoz'un Karalamaları başlığında notlar yayımlamaya başladı. 1837'de ise esas onu ünlendirecek olan Bay Pikvik'in Serüvenleri adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary'e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı. 1840'ta Amerika'ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama Genel Okur İçin Amerika Notları kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı. 1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama sonunda çok yoruldu ve Gadshill'deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870'te de şöhretinin zirvesindeyken öldü. Mezarı Londra'daki Westminster Kilisesi'nde bulunmaktadır.
İki Şehrin Hikâyesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Oliver Twist
OKUYACAKLARIMA EKLE
Büyük Umutlar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bir Noel Şarkısı
OKUYACAKLARIMA EKLE
David Copperfield
OKUYACAKLARIMA EKLE
Antikacı Dükkanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
İşaret Memuru
OKUYACAKLARIMA EKLE
Perili Ev
OKUYACAKLARIMA EKLE
Zor Zamanlar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Müşterek Dostumuz
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kasvetli Ev (2 cilt)
OKUYACAKLARIMA EKLE
Gizemli Öyküler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Küçük Dorrit 
OKUYACAKLARIMA EKLE
Doktor Marigold
OKUYACAKLARIMA EKLE
508 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
İki Şehrin Hikayesi - Charles DICKENS
Ve, bitti... Bu kadar kısa zaman diliminde içinden çıkamam sanıyordum ama uzun süre içimden çıkmayacak bir eser oldu İki Şehrin Hikayesi... Bir arkadaşın tavsiye ve hediyesi üzerine başlamıştım esere. İtiraf etmek gerekirse ilk iki yüz sayfada esere girmekte oldukça zorlandım. Ama sayfalar ilerledikçe kitap beni kendisine çekti ve son üç yüz sayfayı 24 saat içinde bitirdim diyebilirim. Neler yok ki eserde? İsminden başlamak gerekirse, iki şehir: Paris ve Londra. Fransız Devrimi yılları... Hatta yılları deyip geçiştirmek olmaz, bildiğiniz devrim zemini üzerine yazılmış bir eser. O dönemin olayları, devrimin gerekçeleri, halkın ve yönetenlerin yaşayış biçimleri, çimen yemek durumunda kalan ve hiçe sayılan hayatlar, tüm bu olumsuzluklar üzerine yeşeren aşklar... Eserin başlangıcı dahi bize birçok şeyi veriyor aslında: "Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..." (s. 3) Gerçek hayatın üzerine yazılmış bir eser. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şeyin olamayacağının edebi bir göstergesi. Birkaç dakikada yargılanıp suçlu bulunan ve giyotine mahkum edilen insanlar... O kadar tanıdık geldi ki... Stalin döneminde 15 dakikada yargılanan ve ölüme mahkum edilen hatta öldürülecekleri kurşunun parasının ailelerinden alındığı insanlar geldi aklıma... Çoğu neden öldürüldüğünün farkında dahi değil. Giyotinle yapılan ölümler ve buna alkış tutan insanlar... Dönemin ne denli zor bir dönem olduğunun, nefret ve intikamın ne düzeye geldiğinin göstergesi kavramlar: milli tıraş. Kadınların ve çocukların da aynı şekilde ölümünün normal karşılanması... Spoiler olacak, bundan sonrası için yazıya devam etmeyebilirsiniz. Bu ölümler içinde beni en çok sarsan Sydney Carton'ın ölümü oldu. Bile isteye, göre göre ölüme gitmek... Daha büyük bir fedakarlık olamazdı diye düşünüyorum. En çok orada sarıldım: "Bu, hayatımda şimdiye kadar yaptığım en ama en güzel şey ve şimdi hayatımda hiç tatmadığım kadar büyük bir hu­zurla istirahat etmeye gidiyorum." (s. 494) Dönemin birçok özelliğine dair bilgi sahibi olabiliyor okur eseri okurken. Bunlardan biri de kadına bakış açısı... Ah şu kadınlarımız, tarihin her döneminde dünyanın her coğrafyasında en çok onlar çekmiş. Ettiği duanın bile yük olarak görüldüğü, çocuğunun hiç pahasına öldüğü, sevdiğinin ardından gözyaşı dökmenin suç hükmünde olduğu bir yaşantı sürmüşler. Eseri okuduktan sonra en çok içinde geçen şu cümleye hak veriyorsunuz: "Şahsen hayattaki en büyük arzum bu dünyaya ait ol­duğumu tamamen unutmak." (s. 106) Eserde yabancı görülebilecek kavramlar, başka yazar, eser ve olaylara yapılan göndermeler dipnotlar ile açıklanmış. Bunun oldukça gerekli ve isabetli olduğunu düşünüyorum. Tarihi bir zemin üzerinde Doktor Manette, kızı Lucie ve Darney'in hikayesinin Fransız Devrimi eşliğinde ele alındığı, dünyanın en çok okunan, hatırlı sayıda yarım bırakılan ama oldukça başarılı olduğunu düşündüğüm bir eser. Hatta okuma sürecimde beni takip eden birçok okurun bu eseri ya okumaya başladığını ya da okuma listesine aldığını gördüm. Bu da beni oldukça mutlu etti. Keyifle okunması temennisiyle...
İki Şehrin Hikayesi
8.5/10
· 33,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
10
1.110
464 syf.
·
17 günde
·
Puan vermedi
Büyük Bir Çarpışmanın Arasında Bir Hikaye
Eser, tarihi bir roman niteliğini taşıdığı ve konusunu Fransız Devrimi’ nden aldığı için öncelikle Fransız Devrimini özetlemek eserde anlatılan konuyu anlamak için daha faydalı olacaktır. Not: İncelememde elimden geldiğince eser de geçen hikayenin gerçek olaylar ile bağlantısında açıklayacağım. Fransız Devrimi 1700 yılların sonlarına gelindiğinde, Fransa pek de iyi bir konumda değildi. Dış borçlanma ve kaybettikleri koloniler sebebi ile ekonomik bir kriz içindeydi. Bu durumun etkisi ile vergiler bir hayli arttırılmış, köylüler şehirlere akın etmeye başlamıştır. Halk arasında yaşayan bir takım aydın kesim, özgürlük ve eşitlik arayışı filizlenmişti. Kral 16. Louis otoritesinin Tanrıdan geldiğini (Teokrasi) savunan bir yöneticiydi. Kral her ne kadar otoritesinin Tanrıdan geldiğini söylese de iyi bir yönetici olduğunu söylemek pek mümkün değildi. Çevresinde sadece Aristokrat kesime yer veriyor ve her gün onlarla sarayda eğlenceler düzenliyordu. Fransa’da halk açlıktan tükenirken ancak bu eğlencelerden kalan artıklara ulaşabiliyorlardı. Fransa’da yaşayan Burjuva sınıfı ile köylü sınıfının hiçbir şekilde yönetimde söz hakları bulunmuyordu. Bu duruma rağmen vergi veren kesim sadece burjuvalar ve köylülerdi. Bunun sonucunda yoğun baskılar sebebi ile kral, içinde halkın temsilcilerinin olduğu bir meclis toplantısı yapmak zorunda kaldı. Bu toplantıda kralın sol yanına devrimden yana olan Jakobenler sağ tarafına ise eski düzenden yana olan din adamları ve soylular oturmuştur. Ek bilgi! Bugün bilinen sağcılık ve solculuk terimleri bu oturuş düzeninden doğmuştur. Fakat devrimin asıl sahipleri Burjuva kesimi olmuştur ve halkı yönlendirip onları bir milis gücü olarak kullanmışlardır. Burjuva biraz daha halk tabakasına göre okumuş bir kesim olduğu için, kral bu toplantıda halkın sadece çok küçük bir kesimini kayırınca artık umutlar tükenmiş ve iş çığırından çıkmış ve kral halkın tepkisinden korktuğu için meclisin kapılarını sonuna dek kapatmıştır. Halk ile kral arasındaki son iletişim yolu da bununla birlikte ortadan tamamen kalkmıştır. Meclise katılmış olan temsilciler meclis kapısının kapalı olduğunu görünce, her gün başka bir yerde toplanmaya karar verirler ve bir İnsan Hakları Bildirgesi yayınlarlar. Bunun üzerine kral halkın yanında olan bazı görevlileri görevden alır. Bunun üzerine halk ayaklanarak baskının ve işkencenin zulmü olan Bastil Hapishanesini ele geçirir. Bu durum ile halk hareketi başlamıştır. Her yerde başlamış olan hareketlenmelerin ardından insanlar birbirlerine yurttaş demeye başlamıştır. İsyanlar sonucu kurucu meclis toplandı ve İnsan Hakları Bildirgesi resmi olarak yayınlandı. Bunun ardından ulusal egemenliğe dayanan bir anayasa hazırlanarak monarşinin yetkileri sınırlandırıldı. Bunlar sonucunda feodalite yıkıldı. Kısaca Fransız Devrimi bu şekilde olmuştur. Fransız Devrimini etkileyen düşünürler. Voltaire, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau Bu üç Fransız düşünürün ortak noktası, Birçok Fransız’ı Fransız rejiminin çürüdüğüne ve yerine daha iyi bir sistemin kurulacağına ikna etmeleri olmuştur. -Voltaire: Fikir olarak sosyal ve iktisadi reformlar görüşü. -Montesquieu: Kuvvetler ayrımı ilkesi. -Jean-Jacques Rousseau: Kişisel haklar için, Toplum Sözleşmesi anlayışı. Fransız Devrimine etki olarak bu üç düşünürün ayrı ayrı görüşleri devrim için bir hayli etkili olmuştur. Sizi çok sıkmak istemiyorum fakat eserimiz Fransız Devrimi temel alarak oluşturulmuş bir hikaye olduğu için ve Fransız Devriminin sonucunun dünya tarihini kökünden değiştirecek etkisi olduğu için Fransız Devriminin sonuçlarından da kısaca bahsedip eserimizi incelemeye geçeceğiz. - Yıkılmaz diye düşünülen gücünü ve kudretini Tanrı’dan aldığını iddia edilen krallıkların yıkılabileceği gerçeği ortaya çıkmıştır. - Demokrasi ve halk egemenliği kavramı oluşmaya başladı. - Milliyetçilik ilkesi dünyada yaşayan birçok halkın zihninde oluştu ve başta Osmanlı Devleti olmak üzere birçok ulus devletin yıkılmasına sebebiyet verdi. - İnsan Hakları Bildirisi, Fransızlar tarafından dünyada kabul gören bir bildiriye dönüştü. Şimdi eserimizde yaşanan olaylar ile Fransız devriminde yaşanan gerçeklerin analizinden bahsedeceğim. 1-Giyotin: Devrim döneminde hikayede de geçtiği gibi gerçekten de kullanılmıştır. (20 Mart 1792'de giyotin resmi olarak Fransa'nın idam aleti haline geldi.) 2-Bastille Hapishanesine baskın: Devrimin başlangıç döneminde hikâyede de geçtiği gibi baskın yapılmış ve devrimin başlangıç niteliğini taşımıştır. 3-Charles Darnay’in vatan hainliği davası: Fransa, Britanya’ya karşı olarak Amerikan Devrimine finansal destek sağlamıştır. Bu durumda Fransa ve Britanya arasındaki gerginliği ve düşmanlığı daha çok artmıştır. Hikayede geçen davayı hatırlayan okurlar durumu daha iyi anlayacaklardır. Bu gerginlik döneminde casusluk olayları da hikayede de geçtiği gibi yaşanmıştır. Konunun detayı için (7 yıl savaşlarını araştırmanızı öneririm.) 4-Hikayede geçen kral ve saray: Bahsedilen dönemde, hikayede geçtiği gibi saray savurgan ve keyfine düşkün bir haldeydi. Amerikan Devrimine yapılan finansal destek ile Fransa ekonomisi iyice kötüye gitmiş ve köylüler ve burjuvalardan daha yüksek vergiler alınmıştır. 5-İdamlar: Hikayede bahsedildiği gibi gerçekte de haklı veya haksız detaylı araştırılmadan birçok insan idam ettirilmiştir. 6-Devrim: Hikayede geçtiği gibi Fransız Devrimi bir süre sonra kontrolden çıkmış, yerini kan ve dehşete bırakmıştır. Bu sebeple birçok yerde Kızıl Devrim diye nitelendirilmiştir. Ayrıca tarihte de gelmiş geçmiş en kanlı devrim olarak bilinir. 7- Devrimin planlanama yerleri: Eserde de geçtiği gibi Fransız Devriminin örgütlenme aşamaları, bar ve kafe gibi alanlarda başlamıştır. Son olarak da eserimizden bahsedelim Öncelikle Charles Dickens okumadan önce Stefan Zweig’ın Üç Büyük Usta eserini okumanızı tavsiye ederim. Eserimiz, üst kısımda da bahsettiğim gibi Fransız Devriminde yaşanan iki şehirde gelişen bir hikayeyi anlatıyor. Şehirlerimizden birisi Londra diğeri ise Paris’tir. Yazarımız hikayenin ilk girişinde Fransız Devrimini şu şekilde özetliyor bizlere, ‘’Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü hem akıl çağıydı hem aptallık hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana ‘’ Eserin bu giriş sözünü de açıklamakta fayda olduğunu düşünüyorum. -Zamanların en iyisiydi (O dönemdeki Aristokratlar için söylenmiştir) -Zamanların en kötüsüydü (O dönemde yaşayan ezilmiş halk ve burjuva kesimi için söylenmiştir) Not: Devrim öncesi bu şekildeydi, devrimden sonra tam tersi durum yaşanmıştır. -Hem akıl çağıydı hem aptallık hem inanç devriydi hem de kuşku. (Akıl çağı diye bahsedilme sebebi o dönemde Voltaire, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau gibi filozofların yetişmesiydi.) (Hem aptallık, Fransız Devriminde yapılan ve öncesindeki haksızlıklara vurgu yapılmıştır.) (Hem inanç devriydi hem de kuşku, O dönemde ruhban sınıfının emirlerine körü körüne inan bir kesimin olması ve üst kısımda da bahsettiğim filozofların bu körü körüne inanç dönemin de yetişip dinin emirlerini sorgulamasından bahsedilmektedir.) -Aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi. (Devrimin başlaması aydınlık bir gelecek içindi, fakat devrim daha sonra kontrolden çıkıp insanlar sorgulanmadan araştırılamadan vahşice katledilmeleri ve sokakların kan gölünden geçilmemesi ve son olarak devrimi yapan kesimin artık amaçlarından sapıp kişisel kinlerinin sonucu olarak yarattıkları vahşeti işaret etmektedir.) -Hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı. (Devrimin başlaması umudu müjdelenmişti fakat devrim sonrasında yaşanan ve hesapta olmayan tarihi dönemlere işaret edilmektedir. Devrim sonrasını daha iyi kavramak için kısa bir tarihi araştırma yapmanızı öneririm) -Hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu. (Halkın devrimin gücünü elinde tutup kullanması ve bu güç zehirlenmesi ile uyuması ve sadece devrimin ateşine odaklanmış bir halkın geriye kalan her şeyden yoksun kalmasından bahsedilir.) -Hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana. (Devrimin yapılmasının, daha doğrusu yapılış şeklinin doğru mu olduğunu yoksa yanlış mı olduğu sorgulanmaktadır. Bir diğer açıdan da bakacak olursak yapılan devrim ezilmiş halk için bir kaos mu olacaktı veya bir kurtuluş mu? Fakat kendi görüşüme göre, iki durumda yaşanmıştır. Çünkü iyi ve kötü ayırt edilmeden sadece devrim ateşinin zehri ile halktan birçok kesimin yaşamlarını vahşice yitirmeleri, halk için hem cenneti hem de cehennemi yaşatmıştır.) Kısacası yazarın yazdığı bu söz devrimi eleştirel niteliktedir. Burada bizlere Fransız Devriminin işleyiş ve sonuçlarını vermektedir. Eserin ismi İki Şehrin Hikayesidir. Kendi görüşüme göre de konusu iki görüşün çarpışmasıdır. Fransız İhtilali'nde, ortalığı kan gölüne çeviren monarşi kurallarını ve kin dolu halkın nefretinin çarpışmasını anlatmıştır. Yazar, bu çarpışmanın tam arasına da güzel bir hikaye sığdırmıştır. Bu eseri okuduğunuzda bir hikayeden ziyade, Fransız Devriminin iç dinamiklerini de görmüş olacaksınız. Kitabın içerisinden tarih, aşk, tükenmişlik, kaos, vb. birçok olayın bizzat tanığı olacaksınız. Özellikle tarihe meraklı olup fakat akademik eserleri okumayı sevmeyenlere , bir yandan da tarih bilgisini arttırmak ve bunu yaparken de sıkılmamak istiyorsanız, işte size bu konuda güzel bir eser sunuyor Charles Dickens. Okuyacak okurlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Sizlerde eser ile ilgili görüşlerinizi yorum olarak belirtebilirsiniz…
İki Şehrin Hikâyesi
8.5/10
· 33,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
12
363
712 syf.
·
5 günde
Pip' in Umutları, Büyük Umutları
Hani bitmesini istemediğiniz güzel şeyler vardır. Doya doya vakit geçirmek istersiniz ya. Hani bitmesin diye çabalarsınız... Bu eseri ben de bu hislerle bitirdim. Tabi bir yandan büyük merak içerisinde, diğer yandan da keşke bitmese diye diye okudum. Bu ikilemi yaşarken bir de baktım ki kitap bitivermiş., Bu kısımdan sonrası spoiler içerebilir, zaten uzun yazılar okumayı da pek sevmiyoruz. Artık ayrıntı tıklamaları görülebiliyor değil mi? Her klasik esere harika diyenlerden değilim. Herkes beğendi diye kendimi beğenmek zorunda da hissetmem, tam tersi de geçerlidir. Ancak bu eser övgüyü hak ediyor. Eserin ilk baskısının yayımlanma tarihi Ağustos 1861. İşte hayrete düştüğüm nokta burası. 1861 yılında yazılıp tamamlanmış bir eser. Bugün belki bu eserden esinlenen veya özgün olsa da benzer konular işleyen bir çok öykü bulunabilir belki ama 1861 yılı için mükemmel bir eser çıkmış ortaya. Eserin dili sade, akıcı ve kendince samimi bir üsluba sahip. Bazen alaycı, şakacı dili, bazen hüznün aktarım dili tam anlamıyla mükemmel. Bu konuda Didar Zeynep Batumlu' nun hakkını da yememek lazım. Gerçekten çevirmenin etkisi çok büyük. Özellikle dipnotları tam yerinde kullanarak, gerekli bilgilendirmeleri de zamanında yapmış. Teşekkürler. Bir de kurguya gelelim. Yazıldığı dönemi bırakıp bugünle karşılaştırma yapsak bile oldukça etkili. Bu kadar karakter, olay, duygu, coşku, sevgi, özlem bir kitaba nasıl sığdırılabilirin cevabı olsa gerek. Kitabin tamamı kahramanımız Philip yada küçükken kendisine taktığı ismi ile Pip' in gözünden aktarılıyor. Yazar dönemin İngiltere' sinde sosyo - ekonomik etkinin sınıflaşma üzerine etkisini, bunun en uç noktalarda olduğunu, fakirin çok fakir, zenginin ise çok zengin olduğunu, buna doğrudan etki eden eğitim seviyesi farkını mükemmel anlatmış. Bir de beyefendi ve hanımefendilerin nasıl kibir ve kaprislere sahip olduğunu harika betimlemiş. Sevgili küçük dostumuz Pip, annesi ve babası vefat etmiş, ablasının onu elleriyle büyüttüğü bir çocuktur. Yine ablası, ablasının eşi -bizde eniştesi- demirci Joe ile birlikte bir köyde maddi imkansızlıklar içinde yaşamaktadır. Bir gün Pip, köyün ilerisinde bulunan kilisenin mezarlığında, ailesinin mezarlarını incelerken -çoğunlukla olduğu gibi- kaçak bir mahkumla karşılaşır. Bu kötü ruhlu mahkum onu tehdit ederek kendisinden azık ve eğe ister. Küçücük bir çocuk olan Pip bu tehtitten çok korkar ve istenenleri -gıdıklama sopasına rağmen- kilerden 'ç'alıp getirir. Bu olay, Pip' in hayatında çok uzun yıllar etkisini göreceği yaşantısının ilk kıvılcımıdır. Tabi yörenin kendi halinde öksüz bir çocuğu olan Pip' in ilk başta eniştesi Joe' nun yanında demirci çırağı olma hayali vardır. Çünkü Pip' e gercek manada sevgi ve şefkati -sadece- Joe göstermektedir. Ablasının en önemli ilgisi ise zaman zaman -çoğu zaman- gıdıklama sopasıdır. Burada hikayemize Mr. Pumblechook dahil olur. O, Pip' in gözünde düzenbaz, sinsi ve işe yaramaz bir adamdır. Pip, Bay Pumblechook' un vasıtası ile Mis Havisham ile tanışır. Olayın aslı ise Mis Havisham yanında oyun oynayan bir çocuk ister, bunu işiten Mr. Pumblechook ise şamar oğlanı Pip' i Mis Havisham' ın yanına götürür. Tabi aslında beklentisi kendi adınadır. İşte bu ana kadar demirci çıraklığı hayali olan Pip, bu ziyaretten sonra, özellikle Estella' yı gördükten, onun kötü muamelesine rağmen ona hayran kaldıktan sonra bu hayalini büyük umutlara bırakır. Oysa Estalla, hamisi Mis Havisham tarafından hassas kalpler için bir tetikçi niyetiyle yetiştirilmektedir. Bu ziyaret'ler'den sonra çırak olamaz artık. Bu hayalin bir cazibesi kalmamıştır çünkü. Zamanında Martin Eden' da bir ziyaretinin ardından bu büyülü beyefendiler, hanımefendiler dünyasına kapılmıştı. Ama Pip onunkine nazaran çok daha kolay yollardan beyefendi olmayı başarır. Nasıl mı? Geleceğini imkansız görünen Büyük Umutlarına bağlayan Pip, istemeyerek de olsa Joe' nun yanında görevini sürdürmektedir. Bir gün Mr. Jaggers' in -Mis Havisham' ın avukatı da aynı zamanda- büyük bir haber getirmesiyle bu imkansızlığın ortadan kalktığını görür. Pip' e iletilene göre kendisinin asla bilinmesinin istemeyen, kimliğini araştırmasını dahi yasaklayan bir hamisi çıkmış, Pip' in iyi bir gelirle, hatta büyük bir servetle mükemmel bir beyefendi olarak yetiştirilmesini ve bu servetin vakti geldiğinde sahibi olmasını ister. Kim acaba? Bunun için bir hafta sonra Londra' ya gidilecek ve vasi olarak avukat Mr. Jaggers, Pip' e göz kulak olacaktır. Tabi Büyük Umutları için yanıp tutuşan Pip bu teklifi hemen kabul eder. Vakti geldiğinde bir sabah vakti sisin içinde yürüyerek evinden ayrılır. Londra' da hayatına daha önce bambaşka ortamda, bambaşka olayla karşılaştığı Herbert dahil olur. Onların dostlukları, beraber beyefendi olmaları, başlarından geçenler bu şekilde anlatılıp devam etmektedir. Ancak ben hep Pip desem de bu hikayenin gerçek kahramanı bana göre Demirci Ustası Joe' dan başkası değildir. Çoğu zaman Mrs. Joe' nun davranışlarına katlanan -gıdıklama sopası da dahil-, Pip' i koşulsuz şartsız seven, doğasında zarar verme niyeti olmayan Joe gerçekten bu hikayenin en önemli kahramanı. Aptal duruşunun ardında aslında gururu, onuru ve bilgeliği okuyucunun kalbini fethediyor. Gerçekten. Ah Pip, onu ne kadar da ihmal ettin, büyük umutların akımına neden bu kadar kapıldın ki? Gerçi haklısın, küçücüktün. Eserimiz bu olayların sarmalında şaşırtıcı vurgularla devam edip gidiyor. Yazar orijinal olarak hüzünlü bir son yazsa da gelen eleştiriler nedeniyle bir de umut vaat eden, mutlu bir son yazmayı da başarmış. Tabi hakkını vererek bir özet yapmak istesem çok uzun zaman ayırmam gerek. Malesef böyle bir özet için zaman tek ihtiyaç değil. İste hayranlığım en çok buraya, bu kurgu bu kadar karakter bu esere dahice yerleştirilmiş. Yazar dahasını ispatlamış. Kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
Büyük Umutlar
8.5/10
· 8,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
13
259