Öncelikle buraya bir inceleme yazmadan önce ne kadar düşündüğümü bilemezsiniz. Öylesine bir kitap okudum ve kafamda öylesine sesler belirdi ki anlatamam. Kitabın her detayını anlayabilecek bilgiye sahip olduğumu maalesef düşünemiyorum, bir inceleme yazmaya da hakkım var mı emin de değilim açıkçası. Ancak kitaptan öylesine etkilenmiş bir haldeyim ki fikirlerimi yazarak hiç değilse biraz somutlaştırmam gerektiğini fark ettim. Şunu belirtmeliyim ki bu inceleme okuduğum başka bir inceleme ve kitap üstünden gidecek. Bir kaç sayfalık fikir alma araştırmamda okuduğum en iyi inceleme buydu. sizlerin de mutlaka okuması gerek diye düşündüğüm için ve bazı fikirlerimin kaynağını belirtmek adına buraya bağlantısını bırakıyorum : hukukpolitik.com.tr/2016/11/01/dost...
Raskolnikov babasının ölümünden sonra fakir kalmış annesinin arqada gönderdiği parayla okumaya çalışan bir üniversite öğrencisi aslında. Ancak yoksulluk ona büyük bir utanç vermeye başlıyor, bu durumdan dolayı okulunu dondurmak zorunda kalması bir yana, tanıdığı insanlara gözükmek bile istemiyor. Bir gün bir kadının rehin eşya aldığını ve karşılığında para verdiğini öğrenince babasından kalma bilezik kardeşinden kalma bir yüzüğü götürüyor. Ancak bu kadının insanları kullandığını, ederinden az para verdiğini zamanında para getirilmezse eşyayı hiç vermediğini, fark edince aslında bu kadından hem iğreniyor hem de nefret ediyor. Bu kadını düşünürken gittiği meyhanede iki gencin konuşmasına şahit oluyor ve aralarından birinin "Ben bu kocakarıyı kolayca öldürebilirim..." dediğine şahit olunca irkiliyor. Ancak genç bunun söylemesinde kendinde nasıl bir haklılık payı olduğuyla devam edince aslında Raskolnikov'un da ilgisini çekiyor ve eve giderek işleyeceği cinayeti planlamaya başlıyor. Kocakarıyı bir balta ile öldürdüğünde içeri girip bunu gören Lizavetayı da öldürmek zorunda kalıyor ve oradan bir kaç eşya alarak kaçıyor. Kitabın bu kısmından sonrası aslında Raskolnikov'un Napolyon gibi idealist biri olabileceğini düşünürken zamanla yaptığının bununla aynı olmadığını fark ederek pişman olmasına dayanıyor. Ben kitabın belli kısımlarının bana neler düşündürttüğünden bahsetmek istiyorum açıkçası.
Öncelikle kitabın başlarında benim için Raskolnikov vicdanlı idealist eğitim almak isteyen iyi biriydi. Ancak zamanla çok karmaşık hale geldi. Örneğin çocukluğuna dair gördüğü rüyada bir ata eziyet edildiğini görerek ağlayıp ben de mi böyle olacağım derken birden öldürme kararını vermesi ve bunu büyük bir soğukkanlılıkla kendince haklı düşüncelere dayatması beni çok şaşırtmıştı. İnsanlar sonuçta iyi şeyler yapmak için genel olarak kötü görülen şeyleri yapabilirler ve bu onları kötü tarafa geçirmezi savunuyordu ancak benim görüşümde bunun pek bir doğruluğu olmamakla birlikte bu düşünesinde bazı koşulllarda ona acıdım ve hak verdim. Yani bu hayat bizi bazen iliklerimize kadar zorladığında ve hak etmediğimizi düşündüğümüz de her insan gibi biz de kendimizce haklı nedenlerle aslında kötülükler yapmıyor muyuz? Kimimiz hırsızlık yaparken (ki bu alenen hırsızlık olmak zorunda değil, emeğinden fazasını kazanmak da bir hırsızlıktır bana göre) kimimiz birini öldürürken kimimiz de en basiti birinin kalbini kırarken canımıza tak ettiğinde kendimizi haklı çıkaracak cümleler bulmaya başlamıyor muyuz kafamızın içinde. Sanırım yeryüzünde savaşlarımızın en büyüklerinden biri de bu düşüncelerle zaten.
İkinci bir düşünce aklımda çok büyük bir soruydu. Bir insan tamamen iyi ya da tamamen kötü müdür? Ya da böyle olması mümkün mü? Yani aslında Raskolnikov'un karakterini kafamda çizmeye çalışırken bu düşünceyle çok karşılaştım. Onun kitapta bahsettiği gibi geçilen bir taraf ya da çizilen bir çizgi var mı? ve olmak zorunda mı? Şuna verdim ki en korkunç insanın içinde bile en iyi dehlizler. En iyi insanın içinde bile çok kötü kara delikler olabilir. İnsan iyi ya da kötü değildir. Kendisidir. Neyse odur içeriği neyse içinde ne bulunuyorsa sadece o. Bunlar sadece birer özelliktir ve bu özelliklerle hangi yüzyıla ve yüzyılın genel fikirlerine denk gelirseniz öyle tanımlanırsınız. O yüzden kendinizi kendiniz nasıl tanımlıyorsunuz en önemlisi bu bana göre.
Kafamda karakterle ilgili dönen sorulardan birkaçı da , suç mahallini ziyaret etmesi, tam olarak neye inandığını anlayamamamdır. Rakolnikov suç mahallini ziyaret ettiğinde düşündüğüm ilk şey bu oldu açıkçası ve kafamda bir kaç maddeyle dayanaklandırdım. Bana göre Raskolnikov'un içinde katil olmaya dair bir istek de vardı. Katil oldu ve iyi tarafı bunun için hastalandı kaldıramadı pişman oldu ve Napolyon düşünceleriyle bir süre kendini kandırdı. Ancak o gerçekten bunu yapmak isteyen kısmının karakterimizin biraz kötü taraflarından ve bunu yapma arzusundan da beslendiğini düşünüyorum ben. Para ve altınları alabilmesi ancak onları saklayarak bir daha hiç bakmaması sonrasında suç mahalline dönmesi bana yoksulluğu ve ideallerini bahane olarak kullanıp gerçekten katil olma deneyimini yaşama isteğini hissettirdi ancak benim gibi düşünen çok fazla insan bulamadım okuduğum yazılarda. O yüzden bu konu hakkında biraz daha düşünmeye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Bir de Raskolnikov hristiyan olarak geçmesine rağmen içinden kopan o inançsızlığı hissettim ve bazı sayfalarda nihilistçiliğe yapılan bazı göndermeler nedeniyle nihilist olabileceğini düşündüm ama bence karakter bu konuda da bilerek biraz gelgitli oluşturulmuştu.
Ana karakter dışında Svidrigailov da bence ana karakter kadar önemli ve çok mesaj taşıyan bir karakter diye düşünüyorum. Bence çok değer verilmeli. Raskolnikov' a benzediğini söylüyor bu karakter kitapta ve ben de bazı yönlerini benzettim açıkçası.
Bu kitabın asla bir iki kere okumayla fark edilebileceğini ve yorumlanabileceğini düşünmüyorum. Bu yüzden Dostoyevski'ye çok hayran olduğumu içten içe çok teşekkür ettiğimi söyleyerek onu ara ara tekrar tekrar okumak üzere kitaplığımın en güzel yerlerine uğurluyorum...
Kaleminize sağlık, o kadar içten bir inceleme olmuş ki Dostoyevski’nin yarattığı o zihinsel sıkışıklığı hissetmemek mümkün değil. İnceleme yazmaya hakkım var mı?'diye sormanıza hiç gerek yok, çünkü bu eser tam olarak bu insan olma sancısını paylaşalım diye yazılmış.
Raskolnikov’un suç mahalline dönüşünü bir katil olma deneyimi yaşama isteği olarak yorumlamanız çok sarsıcı ve özgün bir perspektif, üzerine uzunca düşünülmesi gereken bir nokta. Ben bu eseri okurken Raskolnikov’u bir karakterden ziyade zamansız bir vicdan şiiri gibi hissetmiştim. Akıl kendi vahşetini Napolyon olma teorisiyle ne kadar haklı çıkarmaya çalışırsa çalışsın, sizin de belirttiğiniz o içteki kara deliklerden vicdanın sesi er ya da geç yükseliyor.
Sonia’nın merhametinin, sizin bahsettiğiniz o karmaşık teorileri sabırla çözmesi bence kitabın en büyük mucizesi. Tıpkı dediğiniz gibi, en büyük ceza mahkemede değil, insanın kendi içinde başlıyor. Bu derinlikli sorgulama ve paylaştığınız kıymetli bağlantı için teşekkürler! #297963945
Suç ve Ceza'yı yirmi yıl arayla iki kere okudum ve belirttiğiniz gibi asla bir iki defa okumayla "okudum" denebilecek bir kitap değil. Hemfikir olduğum okurları görünce mutlu oluyorum. Teşekkür ederim güzel incelemeniz için.
Güzel analiz, ben de senin analizinde birkaç noktaya değinmek istiyorum. Raskolnikov büyük adam olmak istiyordu. Belki bu da vicdan azabı çekmeden hatta üzerinde bile düşünmeye değmeden yapılmalıydı, tıpkı Napolyon gibi. Fakat o vicdanından hiçbir zaman kurtulamadı. O düşünceler hep aklına geldi. Fakat, o bunu yapabileceğine kendini ispat etmek için o yaşlı kadını şeytanlaştırması gerekiyordu. Bu gerilimle yaşlı kadını öldürmeye gitti. O kadar işine kitlenmiş ve kendini şartlandırmıştı ki, vicdanını bastırmayı başardı. Bunu yaparken çok gergindi ve ne yaptığını bilmez haldeydi. Çünkü içinde bir çatışma vardı. Bu şartlanmıştık ve korku halinde beklenmedik şekilde ortaya çıkan Lizavetayı da öldürdü.
Sonrasında iç dünyasında bu çatışma devam etti. Belki bu öldürmeyle daha kararlı ve daha az mütereddit olacaktı. Fakat bu gerçekleşmedi. Hastalığı arttı. Vicdan azabı ve devamlı o sahneyi düşünmesi onu suç mahaline geriye getirdi. Suçlu her zaman suç mahaline geri döner. İçinde az da olsa vicdan taşır. Bu yüzden insanda iyi ve kötünün bir arada olduğunu söylediğin analizin çok isabetli.
Sonya ve Dunya ne kadar Raskolnikova yaptığından pişman olması gerektiğini çünkü masum bir insanı öldürdüğünü söylese de o bunu kabul etmek istemedi. Vicdanını bastırdı ve o öldürdüğü kadının böcek ve şeytan olduğunu ve onun parasının çok insana fayda getireceğini kendi kendine savundu. Sonyayı anlamak istemedi. Çünkü bunu kabul etmek zordu. O zaman büsbütün Napolyon olmaktan vazgeçmek demekti bu. Kitapta farketmişsindir. Raskolnikov ne kadar yardımsever ve empatik biri olsa da çok gururlu ve kendini büyük gören biri. Öyle gururlu ve kibirli ki kardeşinin kendisi için evlendiğini sezince şiddetle reddediyor. Hatta Sonyayı kendisinden acıdığı için sevdiğini düşününce ona düşmanca hisler besliyor, çünkü bu durumda Raskolnikov aciz ve yardıma muhtaç olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor.
Bu ruhsal ve fiziksel çatışmada hasta olan Raskolnikov en sonunda Sibiriyada gördüğü bir rüyayla bu cinayetin kabahat olduğu gerçeği ile yüzleşiyor ilk başta sarsılıp hastalanıyor fakat Sonyanın sevgi, anlayış ve sadakati ile iyileşiyor ve kalbinde ümit yeşermeye başlıyor.
Son olarak, polis memuru Profiy in de diyaloglarında da yer aldığı gibi her suç kendi cezasını içinde barındırıyor. Raskolnikov u çok iyi tahlil eden polis memuru onun vicdan azabıyla kıvrandığını anlıyor ve onun geri döneceğini düşünüyor. Ve dediği gibi oluyor. Raskolnikov kendi suçunu kabul ediyor. Bu polis memuru ne kadar piskolojik işkence methodunu kullansa da onun hapis yatıp çile çekerek arınabileceğini yoksa ömür boyu bu vicdan azabi ile yaşayamayıp kafasına sıkacağını söylüyor ki Sydralikov(yanlış yazdım muhtemelen) kafasına sıkıp öldürüyor. Bu adam da biliyorsun Dunya(sister of Raskolnıkov) ile evlenmek istiyor. Bunun nedeni de ayrı bir analiz konusu fakat yazar burada Raskolnikovun muhtemel diğer sonunu gösteriyor. Bu adam da işlediği suç ve vicdan azabı ile yüzleşmekten kaçıp(14 yaşındaki bir kız bu adam yüzünden kendini asmıştı) bohem ve şefih bir hayata dalıyor. Fakat bu adamda da biraz vicdan var çünkü sonunda Dünyaya tecavüz edecekkken etmiyor. Bu sebeble kendini daha içki ve bohem hayatla uyuşturamayacağını anlayıp intihar ediyor. Son gece de o kızı rüyasında görüyor.
Neticede Napolyon ve Hitler olmak ne kadar şöhret ve güç getirse de insanın kalp ve ruhunu öldürmesi gerekiyor. Bunu da her insan yapamaz. Raskolnikovun hatası şöhreti ve gücü elde etmek için bu insanlar gibi olmak ve kalp ve vicdanını öldürmeye kendisini ikna etmesi oluyor. Fakat, biri meşru yolla da büyük insan olup faydalı şeyler yapabilir. İlginç bir şekilde yaza bunu hiç ele almıyor. O dönemin dünya görüşü de bu yöndeydi. Böyle büyük adam olmak için mutlak güç olacak, sömüreceksin, acımayacaksın, zayıfı ezip hayatta kalacaksın. Social darwism, materialism, akılcılık ve bunların neticesinde gelene kapitalist sistem de bu görüşleri dayatıyor. Suç ve CezaFyodor Dostoyevski