Kitap vatani görevini yerine getirmek için çağrı alan Ferdinand'ın özgürlük ve itaatkarlık üzerine ikilemini anlatıyor. Zweig'in duyguları ve düşünceleri bu denli güzel yansıtması da kitabı etkileyici kılıyor. Kesinlikle okunması gereken muhteşem bir kitap. · ⋆
Ferdinat ressamdır.Ülkesinde savaş vardır.O ne ölmek ,nede öldürmek istemektedir. Bu yüzden ülkesinden uzak bir yerde yeni bir hayata kurmuştur.Ama devletti onu bulur ve askere tekrar gelmesi çağrısında bulunur. Ferdinat'tın, özgürlüğü ile milliyetçilik duyguları arasındaki çatışmasını az ve öz cümleler ama zevkle ve düşünerek okutan güzel bir kitap.
Stefan Zweig bir efsane. Tüm eserlerinde baskın bir duygu oluyor, o duygu okuyucuya çok iyi geçiyor. Az sayfayla çok şey anlatabiliyor ki bu müthiş bir yetenek.
stefan zweig 'in faşizm ve milliyetçiliği sorgulayan kitabı. ayrıca bu kitabın “mecburiyet” adı altında yeniden yayınlanmış hali de mevcut. sevdiği kadına olan aşkı ve vatan aşkı arasında kalan bir adam ve iç hesaplaşmaları... özgürlüğün ardından mı gitmeli, yoksa sorumlulukların mı sorularının cevabı niteliğinde olan bir öykü.
--- spoiler ---
-...burada özgürsün.
+özgür! bugün kim özgür ki?
-özgür olmak isteyen herkes.
" içinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin. "
“insanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. fakat köleler içinde bir köle olmak için gitmek istiyorsan, karşında olurum. ınsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil.”
--- spoiler ---
Stefan Zweig'ın savaş karşıtı fikirlerini dışa vurmak amacıyla yazdığını düşünüyorum. Alışıldık Zweig kitaplarına kıyasla daha zayıf bir hikaye. Savaşma, seviş mottosuyla bir karalama yapmış reyiz.
Stefan Zweig hayatını okuyanlar bu kitabı okurken kendi hayatından bahsetmiş hissine kapılabilir bende nedense öyle bir düşünce oluştu bu kitabı okumadan önce yazarın hayatını okuduktan sonra kitabı okursanız ne demek istediğimi anlarsınız kitapta milliyetçilik ve faşizmi sorguluyor
Dürtü
Herkese merhaba , Zweig ‘ın kaleminden Dürtü kitabıyla geldim bugün. Karakterlerin yaşadığı sıkıntı ve ruh hallerinin tayinini başarıyla yapmasıyla bilinen yazarımız bu kitabında da beni şaşırtmadı. İnsanların askere gitmemesi için bir sürü neden aklıma geliyordu. Örneğin ailesinden kopmamak , sevdiğinden ayrılmamak , ölmek istememek … Ancak aklıma nedense şu hiç gelmemişti : Hangi milletten olursa olsun birini öldürmeyi istemediği için , insani duyguları yüksek olduğu için askere gitmeyi istememek … Bana farklı bir bakış açısı katan , milliyetçi duyguları sorgulatan bir kitap oldu. Zweig’ın Korku kitabını okurken de böyle hissetmiştim. Karakterimizin yaşadığı duygu yoğunluğu , ikilemler düşündürmüştü. Zweig’ ın sevdiğim kitapları arasına girdi Dürtü kitabı da. Arka kapak yazısını sizler için bırakıyorum:
Seni kim bekliyor? Kıyım ve ölüm, belki, ama başka kimsenin beklediği yok! Uyan, Ferdinand, özgür olduğunu gör, tamamen özgürsün, kimsenin senin üzerinde bir yaptırımı yok ve kimse sana emir veremez; dinle, özgürsün, özgür, özgür! Bunu sana binlerce kez söyleyebilirim, on bin kere, her saat, her dakika, sen bunu hissedinceye kadar! Sen özgürsün. Özgür! Özgür!
Vatan denilen toprak parçasının yeni ölü bedenler isteğiyle yaptığı çağrıyı duyunca içinde engel olamadığı bir gitme dürtüsüyle ayağa kalktı Ferdinand. Oysa gitmek, ölmek, öldürmek istemiyordu ama onun iradesini ele geçiren başka bir güç vardı. Bir yanda özgürlüğü öte yanda bir nesneden öte görülmediği, ondan itaat bekleyen anavatanın çağrısı.
Zweig, Ferdinand’ın yaşadığı bu ikilem üzerinden milliyetçilik ve faşizmi sorguluyor. Zevkle ve düşünerek okuyacaksınız.
Stefan ZweigDürtüMecburiyet
Dürtü mü diyeyim yoksa sen mi gerçek ismini açıklamak istersin Mecburiyet :) Kitabı okurken hikaye çok tanıdık dedim ve bir kaç sayfa sonra aynı hikaye olduğunu anladım. Kitabın ismi neden değiştirilip tekrar basılmış merak ediyorum. Düşünüyorum Ferdinand’ ın yaşadığı durum bir mecburiyet mi dürtü mü? Ben karar veremedim,veren varsa dinlemek isterim. Keyifli okumalar..
Çok severek okudum nasıl başlayıp nasıl bitirdim fark etmedim bile. Stefan Zweigin kitaplarının neredeyse çoğunu beğeniyorum. Bu kitap da beğendiğim kitaplardan biri oldu.
Puanım: 10/10
Ruhumu sıkışmış hissederken bu kitaba gitti elim, hiç bilmeden başladım. Kitabın konusu savaş ortamının psikolojik etkisiyle ilgili. Ben de bir nevi savaş içindeyim. Bizi de bir şeyler köşeye sıkıştırmıyor mu? Sevdiğimiz şeylerden alıkoymuyor mu? Is, savaş, para için omrumuzu takas ettiğimiz herşey bizi boğmuyor mu?
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.