8,2/10  (506 Oy) · 
1.578 okunma  · 
407 beğeni  · 
6.163 gösterim
Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen John Steinbeck’in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Tomris Uyar’ın sunuş yazısında belirttiği gibi, “İnsanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun.” Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir. 
Bir Meksika halk hikâyesinden esinlenmiş İnci, bir zamanlar İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren bir koyda yaşayan fakir bir inci avcısının, Kino’nun ve ailesinin hikâyesini anlatır. Kino’nun çocuğunu kurtarmak umuduyla daldığı denizden çıkardığı eşi benzeri görülmemiş inci, yalnızca umut değil yıkım da getirecektir. İncinin özü insanların özüne; Kino’nun kulaklarında çınlayan ve kasabaya yayılan İncinin Türküsü, ailenin, kötülüğün, umudun ve düşmanlığın türküsüne karışacaktır. 
Steinbeck, Kino’nun derinliklerden söküp çıkardığı inci ile içinde yaşadığımız dünyaya ve insanın dramına ışık tutuyor.
 
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2012
  • Sayfa Sayısı:
    101
  • ISBN:
    9789755705866
  • Orijinal Adı:
    The Pearl
  • Çeviri:
    Tomris Uyar
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Sadettin TANIK 
 08 Kas 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

John Steincbek'in Fareler ve insanlar kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı; ve de okurken etkilendiğim güzel bir kitap. Yoksul insanların yaşam koşullarını, kavgalarını, anlattığı bu kitapta: Bulduğu eşsiz bir inciyle yaşamını değiştirebileceğine inanan ve bunun için mücadele eden inci avcısı Kino'nun hikayesini okuyacaksınız. Okurken gerçekten etkileneceğinize inandığım ve bir solukta okuyabileceğiniz; kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir eser.

İbrahim P. (Hiçbir şey yok!) 
 28 May 00:02 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Bugün KPSS varmış, bizim arkadaşlardan biri de girdi sınava da oradan biliyorum. Dün aradı, gel dedi yarın sınav var. Hem eşyaların başını beklersin hem de destek olursun. Gittik. Bir çile bir çile. Yolda birde yağmur bastırmasın mı ben gitmişim tişörtle. Neyse girdik kampüsün girişindeki kantinine. Bizimkisi Manisa’dan geldi de çocukların bazısı Uşak’tan gelmiş bazısı Denizli’den. Otellerde sabahlamışlar, bilmedikleri etmedikleri yerler. Zaten sınav zamanı en ufak şeyler kaygı yaratır. Hepsinin stres tavan. Sınav stresi yetmiyormuş gibi bir de böyle teferruatlarla uğraşıyorlar. Bir taraftan yağmur bir taraftan da zaman. Bizimkisi 3 dakika da bir saati soruyor. Taksi çağırdık ha geldi ha gelecek. Gelen giden yok. En son dayanamadı ,dur deme ye kalmadan fırladı gitti.

Kaldım tek başıma. Yanıma Steinbeck’in İnci’sini almışım. Elbette özellikle seçildi, tam dış ortamlık. Dil sade anlaşılır. Başladım okumaya. Bir Kızılderili baş kahraman adı Kino. Yahu bu Kızılderili nereden çıktı zaten bu Steinbeck enteresan adam. Nerede kıyı da köşe de insan var onları anlatıyor. Hani sevmiyor da değilim bana Gogol’u hatırlatıyor. Gogol da böyle yapar ya. Bir sürü kont, kontes varken sen git mujikleri, 9. Dereceden memurları anlat. Nereden çıktı bunlar? Ne güzel yaşayıp gidiyorduk. Tutturdunuz bir toplumsal gerçekçilik herkesin keyfini kaçırıyorsunuz. Ah o Gogol yok mu o Gogol hep onun başının altından çıktı bunlar. Yalnız hafifte fark yok değil aralarında. Gogol ağır yazardı herkes anlamazdı, bu Steinbeck denen adam birde sade yazıyor ki hiç sorma. Bu kadar da olmaz ki. Okuyan herkes anlıyor ne demek istediğini. Köylüsü de anlıyor işçisi de. Biraz yüksekten yaz da sadece aydınlar anlasın. Ne de olsa onlar şatolarında viskilerini içerken köylü, işçi edebiyatı yaparlar. Toplumsal gerçekçiyiz bile derken çıkıp fukaranın tekine destek olacağına yazdıkları romanların ne kadar getireceğini hesaplarlar.

Neyse biz Kino’ya dönelim bunlar derin konular. Eşi, çocuğu, doğal ortamı gül gibi yaşayıp gidiyor. Bir de inci arıyor arada istiridyelerin kabuğunda. Hani umut fakirin ekmeğiye umar ha umar. Bizdeki sayısalcılar gibi bunlarda inci arıyor. Buldu da vesselam hem de kocaman dünyanın en büyük incisi. Bulmaz olaydı. Millet başladı yaygaraya. Kiliseden papaz geldi, senin adın diyor din büyüklerimizin birinin adı çok hizmetler vermişti zamanında. Sonra doktor kapısına geldi. Hani Kino ona gittiği zaman veteriner baksın size demişti ya işte o doktor bu. Getir diyor senin inciyi benim kasada saklayalım. Yok dedi Kino ben satacağım onu. Yahu nasıl satacaksın zaten kasaban da üç tane inci alan yer var. Tezgahı da kurmuşlar dışarıya üç içeriye bir. Kino bu dinler mi gitti satmaya. Değersiz dediler, of dediler puf dediler. Kino bozuldu bu işe bozulmak ki ne bozulmak. Hem kendi bozuldu hem çevresi bozuldu.

Neyse yeter bu kadar anlatmak. Biraz da size kalsın. Anlayacağınız Steinbeck yine aynı Steinbeck. Ne kadar anlatılmayacak şey var anlatmış hepsini. Ya da boş verin okumayın bunlar insanın keyfini kaçırır. Kontlar, kontesler dururken ne gerek var? Ah o Gogol yok mu o Gogol bir elime geçirsem :)

Herkese keyifli okumalar dilerim..

ANIL AKCAN 
27 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

~~Çelik bir zekâ Stainbeck~~

<> Gerçeği sınırlayan şey, insanın cüzi miktarda yarattığı ve çok yoğun bir şekilde inandığı inançlarıdır.
<> Bence masumiyet, insanın keşfedilmemiş canavarlığından arta kalan yanıltıcı bir iceberg' idir.
<> Ya da vazgeçmek, kaybetmekten daha anlamlıdır ne bileyim.
<> "Güç dediğimiz şey korkudur" desem kızar mısınız ki?
<> Ya da Anıl saçmalıyor sabahın 4'ünde. O da olabilir.

KörKalem 
 20 Mar 17:59 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sefalet, sömürülmüşlük, umut, hırs... Bir çok kelime ekleyebilirdim buraya İnci ile alakalı. O kadar güzel, o kadar sade, insanın içinde hoş bir seda bırakan bir uzun öyküydü İnci. Kitap çok kısa olmasına rağmen içinden bir çok ders çıkardım, hepsi aslında hayatın ta kendisi olan.

1) Kahramanımızın bebeği hastalanır ve çocuğu doktora götürmek isterler. Sömürülmüşlük öyle bir safhaya ulaşmıştır ki, doktor o küçücük yavruya bakmaz bile. Bu düzende, eğer paran yoksa ölürsün. Eğer kurulu düzene başkaldırırsan ölürsün. Eğer alt tabakadansan ölürsün. İnsanların senden sömüreceği hiç bir şeyin yoksa elinde, insanların seni kullanamayacağı kadar sefilsen, seni atarlar bir köşeye.

2)Bir diğer dikkatimi çeken mesele de şu oldu:
Evlilik. İnsanların parası yok diye evlenemediği bir yer düşünün. Tanıdınız değil mi? Şuan bizde de böyle değil midir durum?
Bu ayrıca o zamanki kokuşmuş sistemi de gözler önüne seriyor. İnsanların parası yok diye kilise nikahlarını bile kıymıyor, hatta çocuklarını vaftiz dahi etmiyorlar. Yine dini ticarete döken insan tipi ile karşı karşıya kalıyoruz.

3)Hırs... İnsanın para hırsı... Daha iyi yiyecekler yeme, daha iyi giysiler giyme, daha iyi bir evde yaşama gibi, her insanın tabii hakkı olarak görülmesi gereken bazı hasletler, insanların sömürülmesiyle ellerinden alınırken ortaya bu hırsa köle olan insan toplulukları çıkıyor.

Aslında kitap hakkında o kadar derin bir tahlil gerekir ki, kitabın tahlilinden de ayrı bir kitap çıkar diye düşünüyorum. Steinbeck bize harika bir eser bırakmış, daha bir çok şey yazılabilirdi kitap hakkında ama, ben en dikkatimi çekenlerle sınırlamayı uygun buldum. Yazarımız çok gerçekçi, açık seçık yazan, söyleyeceğini okuyucunun kalbine üfleyen biri. Bu harika eseri mutlaka okumanız temennisiyle...

İsmail Altunbüker 
17 Kas 16:58 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

“İnciler kumsalda bulunmazlar; eğer bir tane istiyorsan onun için dalmalısın.”
Çin Atasözü .

İnci
John Steinbeck'in yazdığı eserde de oğlu zehirlendiği için yoksulluktan, inci bulmak için uğraşan, bulduktan sonra satmak için mücadele veren, bu uğraşta inci için en korkunç işleri bile gözünü kırpmadan yapan bir adamı okuyoruz... Kino önce oğlunun ölümünü düşünürken, daha sonra para hırsı onu canavar etti. Kendisi dünyanın en büyük incisini bulduğu için, çok zengin olacağını sandı. Etraftaki insanlar da öyle zannetti. Ama inci tüccarları Kino ile aynı fikirde değildi. Oda incisini memleketinden uzak yerlere götürüp satmak istedi. Kino artık ne oğlunu düşünüyordu, nede karısını yalnızca hayatında inciyi satmak vardı...

Bu eserde yoksul Kino ve ailesini okuyoruz. Başına gelen türlü türlü olayları. Kendi halinde bir adam olan Kino, bir inci bulunca değişime uğruyor ve artık eski Kino olmuyor. Bu değişim ve inat ona ne kazandıracak. Kino kaybettiklerinin farkına varıp, kendini toparlayacak mı? Yaptıklarına bir son verecek mi?

İşte bu eser bizlere paranın ve değerli olan şeylerin nasıl bir değişim getirdiğini gösteriyor. İnsanlar hırsları ve aç gözlü davranışları yüzünden her türlü çirkin eylemi gerçekleştiriyor. En kötüsü de yaptıkları bu yanlış olayları, doğru bir dava olarak görmeleri. Elbette çoğunlukta her insan hatasını er yada geç anlar ama, biz diyoruz ki, neden geç olmadan olayların farkına varmayalım. İbret alınacak bir eser. Okuyan ve okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum Türkiye ...

Mehmet Aldemir 
 03 Kas 23:00 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Şener Şen'in Milyarder filmini izleyenler bilir. Orta halli, gariban ama aslında bir o kadar mutlu ve mesut Mesudiyeli Mesut'a piyangodan "milyar" ödül çıkar. Ve Mesut bu milyar ile ailesini, kendisini, hayatını nasıl daha mutlu edeceğini düşünmekten uyuyamaz; eskisi gibi yaşayamaz hale gelir. Ardından en yakınlarının nasıl değiştiğini, gerçek yüzlerinin ne olduğunu fark ettirir bir piyango bileti...

Bu filmin senaristlerinin ilham aldığını düşündüğüm "İnci" kitabında ise Mesut yerine Kino, Mesudiye yerine La Paz Kasabası vardır. Piyango biletinin yerine ise Kino'nun bulduğu değerli mi değerli bir inci... Kino'nun yaşadığı mutluluk ve aile türküsü eşliğinde geçen hayatının bir taş parçası ile birlikte nefret ve hüzün türküsüne dönüşmesini okuyoruz.

Elbette filmle bire bir örtüşen bir eser değil, farklı olaylar okurken başkaca da ders ve sonuçlar çıkarıyoruz. Filmi izleseniz de okumanızı tavsiye ederim. Hepimizin hayatında bir incisi olduğunu, en yakınımızda ve çoğu zaman kendimizde olduğunu unutmamamız dileklerimle...

Bekir İstanbul 
09 Şub 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

"Fareler ve İnsanlar" a çok benziyor. Yaşanan olaylar tamamen farklı ama benziyor işte; aynı koku, aynı tat, aynı parmak izleri, aynı düşünce pusuları. Hayaller, umutlar ve acımasız gerçekler...

Bir filmde yönetmenin, bir kitapta yazarın dediği olur, ilgililere okumak, izlemek ve yorumlamak düşer. Okur, izleyici bazen daha güzel bir son hayal eder ama olan olmuştur, sonuç değişmez. Ben de bu kitapta tıpkı "Fareler ve İnsanlar" da olduğu gibi daha farklı bir son isterdim...

İyi gibi görünen şeyler kötü, kötü gibi görünen şeyler iyi olabilir, hayat bilmecelerle dolu. Bu yüzden isterken hayırlısını istemeli...

John Steinbeck okumak bir Cengiz Aytmatov okumak kadar güzel, okuyun derim.

Yonca 
17 May 23:25 · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir hikaye daha biter.Kitap Kinonun çocuğunun akrep sokması ile bir baba olarak çare aramasıyla başlıyor.Belirli bir kurulu düzen var bu dünyada şu insanlıktan nasibini alamamış,aç gözlü insanların kurduğu...Doktor sırf paraları yok diye çocukla ilgilenmiyor bile,insanlık bu mudur? diye soruyor insan.Ne acı değil mi yaşamımız paramızın olmamasına bağlı,insan ömrü bu kadar değersiz...Kino bir inci ile hayatının değişeceğini sanarak maceraya çıkar.Insanliğa çaresizlik neler yaptırır bu kitap sayesinde görmüş oluyoruz.

Dilanur 
 25 May 10:12 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

İnci avcılığı yaparak yaşamını zar zor sürdüren Kino'nun bir gün bebeğini akrep sokar. Doktorun kapısına varırlar ancak ne yazık ki doktor bakmayı kabul etmez hemde onca ısrara rağmen. Çünkü Kino'nun parası yoktur. Değerli olan sadece ve sadece paradır, insan hayatı değil...
Kino yine o günlerde çok değerli, paha biçilemez bir inci bulur. O kadar mutludurlar ki incinin hayatlarını tamamen değiştireceğini düşünüp keyiflenirler. Ama sandıkları gibi olumlu bir şekilde olmayacaktır bu değişiklik. Çünkü bu inci Kino'nun kendisinde, bebeğinin sağlığının bile önüne geçecek kadar çok para hırsı, çevresindeki insanlarda da büyük bir kin, nefret, kıskançlık, inciye ulaşma arzusu doğuracaktır. İnsanların para karşısında ne kadar kendini, insanlığını kaybedebileceklerini gözler önüne seriyor kitap. Bence herkes bu kitabı okumalı ve bu utanç verici, kalbi katılaşmiş, canavarlaşmış insanların aslında tamamen hayatın içinden olduğunu hatta çevremizde olduğunu acıyla farkedip sorgulamalı...

Onur Erol 
 17 Oca 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tadını çıkara çıkara okuduğum bir kitap oldu. Çok keyif aldım. Tasvirler o kadar gerçekçiydi ki, her anını kare kare yaşadım. Eşsiz bir eser. Kino, karısı Juana ile bir kulübede yaşayan bir inci avcısı. Bulduğu incinin hayatını nasıl değiştirdiğine tanık olacaksınız. Hırs, mücadele ve azim. Şiddetle tavsiye ettiğim bir kitaptır. Steinbeck öykü ve romanları içinde İnci'nin yeri çok başkadır.

Kitaptan 160 Alıntı

Uğur Erdoğan 
08 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Oğlum okumayı öğrenecek, bütün o kitapları okuyacak. Oğlum yazmayı öğrenecek ve yazacak. Oğlum sayıları öğrenecek. Bütün bunlar bizi özgür kılacak, çünkü o bilgilenmiş olacak, bizler de ondan öğreneceğiz.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 33 - Remzi Kitabevi)İnci, John Steinbeck (Sayfa 33 - Remzi Kitabevi)
Murat Sezgin 
31 May 22:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bu dünyada herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıydı. Aklıdan ne geçerse geçsin, yeteneğini sonuna kadar zorlamalıydı.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 48 - Remzi Kitabevi)İnci, John Steinbeck (Sayfa 48 - Remzi Kitabevi)
Murat Sezgin 
30 May 22:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir şeyi aşırı istemek iyi değildi. Sırf bu yüzden bir şeyin olacağı varsa bile olmazdı. İnsanın isteği dozunda olmalıydı.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 27 - Remzi Kitabevi)İnci, John Steinbeck (Sayfa 27 - Remzi Kitabevi)
Murat Sezgin 
31 May 17:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kararlı olmak, başarıya giden yolu yarılamak demekti.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 58 - Remzi Kitabevi)İnci, John Steinbeck (Sayfa 58 - Remzi Kitabevi)
Umut 
10 Oca 17:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ta beşikten mezara dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 64)İnci, John Steinbeck (Sayfa 64)
Murat Sezgin 
31 May 14:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kader, insanoğlunun yaptığı planları hoş karşılamaz, raslantısal olmayan başarıyı sevmezdi.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 37 - Remzi Kitabevi)İnci, John Steinbeck (Sayfa 37 - Remzi Kitabevi)
Umut 
10 Oca 11:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...konuşmak salt alışkanlıktan doğuyorsa ne gereği vardı ki.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 14)İnci, John Steinbeck (Sayfa 14)
Ömür 
12 Kas 20:06 · Puan vermedi

2
Kıyının öteleri,suya benzeyen bir parıltıda,yitip gidiyordu.

İnci, John Steinbeck (Sayfa 24 - Sel)İnci, John Steinbeck (Sayfa 24 - Sel)
Ömür 
07 Kas 01:12 · Puan vermedi

1
Bu gözden ırak bahçeler den kafes kuşlarının türkülerini, kızmış kaldırım taşlarına dökülen serin suyun şıpırtısını duydular

İnci, John Steinbeck (Sayfa 18 - Sel)İnci, John Steinbeck (Sayfa 18 - Sel)
16 /

Kitapla ilgili 1 Haber

John Steinbeck'ten yazmaya dair altı tavsiye
John Steinbeck'ten yazmaya dair altı tavsiye John Steinbeck bir aktör ve yazar olan Robert Wallstene’e 1962 yılında bir mektup yazarak kendi yazarlık yöntemini özetleyen altı ipucu vermiş. Hem Nobel hem de Pulitzer ödüllü bir yazar Steinbeck, bu açıdan bakınca yazmak ve yazarlık hakkındaki düşünceleri ayrı bir önem kazanıyor şüphesiz. Genç yazarlara yol gösterici bir nitelik taşıyan bu altı tavsiyeye bir göz atalım öyleyse..