İnci, yoksul bir inci avcısı olan Kino’nun, denizde bulduğu olağanüstü bir inciyle birlikte hayatının bir anda nasıl değiştiğini anlatan kısa ama derin bir hikâye. Bir yandan ailesini koruma isteği, diğer yandan insanların açgözlülüğü, hırsı ve toplumsal baskının ağırlığı kitabın temelini oluşturuyor. Steinbeck, bir ailenin umutla başlayan yolculuğunun nasıl karmaşık bir hale geldiğini yalın ama etkili bir dille gösteriyor.
Kino karakteri, hem ailesinin güvenliğini sağlamak isteyen baba, hem de yaşadığı yoksulluğun baskısını omuzlarında hisseden bir adam. Toplumun ona karşı ikiyüzlü tutumu, sahip olmadığı şeyler yüzünden küçümsenmesi ve bir anda sahip olduğu inci yüzünden bambaşka bir gözle görülmesi, karakterin yaşadığı duygusal kırılmaların temelini oluşturuyor. Eşi Juana ile ilişkisi ise biraz durgun, aralarındaki bağlılık hikâyenin en güçlü yanlarından biri. Kino, iyi niyetle çıktığı yolda hem kendiyle hem de çevresiyle görünmez bir mücadele veriyor.
Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabını gerçekten çok sevmiştim; o kitap benim için bambaşkaydı. İnci ise güzel bir hikâye olsa da, onun yanında biraz sönük kaldığını söyleyebilirim. Yine de kitap boyunca hiç sıkılmadan okudum. Dilinin akıcı ve sade oluşu, Steinbeck’e özgü o anlatım tarzını net bir şekilde hissettiriyor.
Okunması gereken bir kitap mı? Bana göre evet. Kısa ve sembolik hikâyeleri sevenler için güzel bir tercih olabilir. Yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanda okuyup yorumlayacağım.
Kitap puanlaması 10/7