·
Okunma
·
Beğeni
·
23215
Gösterim
Adı:
Cennetin Doğusu
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708836
Kitabın türü:
Orijinal adı:
East Of Eden
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Nobel Ödüllü yazar John Steinbeck derinlikli olay örgüsü ve her biri tanıdık özellikler barındıran büyüleyici karakterleriyle Cennetin Doğusu’nda, insanlık tarihinin Âdem’den bu yana en eski ve vazgeçilmez anlatısına, yani iyilik ve kötülüğün bitmek bilmez çekişmesine ve aralarındaki karmaşık ilişkiye modern bir yorum getiriyor.

Geçtiğimiz yüzyıl başında Amerika’da ayakta kalma mücadelesi veren iki ailenin yollarını cennetvari topraklarda, Salinas Vadisi’nde kesiştiren Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor.

Habil ile Kabil, çiftçi ve çoban, çılgınlık ve bilgelik, erdemlilik ve ahlaksızlık, kardeşlik ve haset, insan ve insan, “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” diyen Steinbeck’in görkemli anlatısında çarpışıyor.
656 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
“Dostum dostum
Güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe”
H. H. Korkmazgil

https://resmim.net/f/O8mytm.jpg

Bazen anlatılacak onca şeyi bir metafor fazlasıyla ifade eder. Bir anlam zenginliğinin meydana gelmesinin yanı sıra, muhatabınıza da heyecanlandırıcı bir iyilik etmiş olursunuz. Ben de eğer birilerine bu kitabı anlatacaksam, çok anlamlı bir tercih olan kapak resmini yani ağaç metaforunu kullanmak isterdim.

Bildiğimiz gibi insanlık tek bir kökten, ilk çift Âdem-Havva’dan çoğalarak devam ediyor. Genel insanlık durumunu bu kökten büyüyen bir ağaç olarak görürsek resimdeki gibi çeşit çeşit insanların dallanıp budaklanıp iç içe geçtiğini, çok çeşitli insan yapısıyla karmaşık bir yekûn ağı meydana getirdiğini söyleyebiliriz. Çiçek kısmına bakarsak da iyileriyle çiçek açıp ışık saçan, kötüleriyle yaprak döken, kurumuş kalmış insanlık ağacı temsilini anlayabiliriz. Tabi bir de rengi yanar döner olan arada kalmışları da var. Özelde bu insanlık durumuna, yani insanın bütünüyle bir ağacı simgelemesine kapaktaki ağaç resminden bakarsak; karmaşık psikolojik yapısıyla dalları iç içe geçmiş ve içinde barındırdığı iyi-kötü yan ile baharı da kışı da içinde taşıyan ağacı yani insanı görürüz. Roman da genel olarak tam da bunu dert ediniyor kendisine; insanın-kendisiyle, insanın-insanla olan iyi-kötü savaşımı.

Detaylı çizilmiş karakterler ve bu karakterlerin nitelikleri üzerinden sorgulanan anlamlar var. Örneğin: Cathy -ki isim çağrıştırması gibi kötü- ve Adam (Âdem) -ki simgesel olarak başka anlamları da olan- iyi karakterler var. Kötü olarak çizilen karakterlerle bize anlatılan bir şey var: Bu yapıda insanlar, yani içinde sadece kötülüğü besleyen kötü mizaçlı karakterlerin, kötülüğünün bir gaflet ya da yanılma olmaktan öte programlı kötülük olduğunu görüyoruz. Ruhunun karanlığını bir karakter gereği olarak sunmak… İntikamın soğuk yenen bir yemek olduğu söylenir ya hep, bu dahi bir motivasyon gerektirir. Çünkü insan yapısı gereği bunu unutacaktır. Steinbeck, romanın bir yerinde bir karakteriyle alakalı şöyle söylüyor: “Nefret tek başına yaşayamaz. Onu tetikleyecek, dürtecek ya da uyaracak bir sevgiye ihtiyacı vardır.” (Syf. 544)

Buradaki sevgi, işte o motivasyon ve devamından anladığımız kadarıyla bu sevgi; aynı zamanda kişinin, Dünya’nın geri kalanını düşman belleyerek kendine karşı geliştirdiği koruyucu bir şefkat. Bu mutlak kötülükteki marazi yan; tek bir yönü görme ve herkesin-her şeyin kötü ve çirkin olduğu vehmine kapılma, güvensiz olma lanetini üstünde taşıma. Romanda Adam’ın da dediği gibi tek rengi görme, diğer renklere kapalı olma hali. Bu yüzden de herkese ve her şeye karşı kin ve nefret içinde olma, öfke gibi geçici bir şey değil merhametten arındırılmış safi bir nefret, bir gaflete düşme, bir kusur işleme durumu değil kötülüğün sürekli olması durumu. Bu motivasyondaki kişiler, kötülüğü soğuk kanlılıkla, uzun vadeli planlarla, vaktini bekleyerek, unutmadan ve şaşırmadan işleyebiliyorlar. Bu planlar işlerken, yapılan küçük iyilikler bile büyük kötü planı işletecek birer çark olması dolayısıyla önemsiz ve anlamsız, zafere giden mübah yol olarak görülüyor.

Bu marazi yanı öteye koyarsak, insanın en büyük savaşı, içindeki iyiyle kötünün savaşıdır. Hangisini besler, ona yol verirse bireysel niteliği-tanımı da o olur. İnsan bunu fark etmeye başladığı anda savaşı da başlıyor. Bu yüzden eserdeki gibi; bir çocuk, içindeki marazlı yana rağmen Yaradan’ına, iyi olması ve herkesçe sevilebilmesi için ona fırsat vermesi duasında bulunabiliyor. Bu yüzden, bir adam, içindeki iyi-saf yandan dolayı kendine türlü kötülükler etmiş birine, nasıl o kadar kötü olduğunu anlayamadığı birine, içindeki adalet anlayışı yüzünden ihsanda bulunabiliyor. İşte romanın harika resmi; iyi-kötü olmanın savaşımı ve bunun için iradenin tamamen insana bırakılmış olmasının insanı ne kadar değerli bir muhatap kıldığı gerçeği. Bu minvalde tartışılan konu; insan, iyiliği-kötülüğü genetik olarak atalarından mı alır? Bu kişinin yaşaması gereken kaderi midir? Yoksa insan buna ‘hükmedebilir’ mi, ‘hükmetmeli’ mi, ‘hükmetsin’ mi?

İnsanın kendi içinde verdiği iyi-kötü olma savaşımında onun tercihini en çok etkileyen ana şeyin sevgi olduğu, baba-oğul ilişkisi üzerinden daha derin anlatılıyor. Küçük fidana hayatiyet veren can suyu, dallarına hayatı yürüten, bir ağaç olarak onu yeşertip yaşatan o şey, insan için sevgi. İnsanı karanlık olmaktan çıkaracak, içindeki vehim dumanını dağıtıp, ona diğer renkleri duyuracak, ona yaşam katacak ve içindeki iyi tarafı besleyecek olan şey... Romanın bize dediği bu. Bir çocuğa hassas bir anda söylenmiş “sana güveniyorum” sözü, yolunu aydınlatacak büyük bir ışık, doğru karar vermesine neden olacak bir güç ve vesveselerini yok edecek bir dayanak olabiliyor. Kalbini kırıp, onu sevdiğinizi göstermediğiniz sürece kötülüğü tercih etmesine neden olabileceğiniz gibi. Sevgisiz insan, ruhuyla karanlık, enerjisiyle tüketici görünüşüyle kaknem oluyor, bir ağacın kuruması gibi kuruyor.

Bu merak uyandıran etkileyici roman, temelde bu izlerin ardı sıra gidiyor. Alt resimde de iyi-kötü olma savaşını etkileyen şeyler var; kardeş rekabeti, kıskançlık ve sevilmeme durumlarının insanı getirdiği nokta. Arada bir, fazla detaylarla tempoyu düşürüp sıksa da genel olarak değerli gördüğüm, gerçek olana dokunduğu ve karakterlerine derinlik kazandırılarak işlendiği için etkileyici niteliği olan bir roman. Steinbeck, iyi bir gözlemci ve iyi bir anlatıcı, bunu okuduğum kitaplarından rahatlıkla söyleyebilirim. Bu romanı üzerinde epey emek harcayarak sistematik bir biçimde hazırladığı anlaşılıyor. Daha ilk başta anlatımlardan, kitabın ilerleyiş biçiminden bunu anlıyorsunuz. Ayrıca kurulan bazı diyaloglar, başarılı bir biçimde verilen iç muhasebeler, kendiyle savaş halinde olma durumu, psikolojik gerilimler ve bu halin etrafa yansımaları çok iyi anlatıldığı için bu özeni daha da iyi hissediyorsunuz. Zaten kendisi de "Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” gibi büyük bir laf etmiş :)

“Hikâyemiz tek bir hikâye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyadaki her şeyden köklü ve saygındır.”

“Bundan başka hikâye yoktur. Her adam, hayatının tozuyla toprağını üstünden silkeledikten sonra geriye sadece en zor ve açık seçik sorular kalacaktır: İyi miydi, kötü müydü? İyi mi yaptım, kötü mü? “
656 syf.
Steinbeck, bu romanın en büyük eseri olduğuna ve daha önce yazdığı her şeyin sadece pratik olduğuna inanıyordu. Makalesini tamamladıktan sonra bir arkadaşına şunları yazdı:
''Kitabımı bir hafta önce bitirdim. Şimdiye kadar yaptığım en uzun ve kesinlikle en zor iş... Tüm hayatım boyunca yazmak istediğim her şeyi bu kitaba koydum. Duracağım demek istemiyorum ama bu benim için kesinlikle bir kilometre taşı ve artık kendimi serbest hissediyorum. Artık istediğim her şeyi yapabilirim. Hep bu kitabın yazılmasını bekliyordum.''
Steinbeck için bu romanın önemini özetliyor bu mektup.


Kitap 1952'de yayımlandıktan sonra kitlelerce Steinbeck'in başyapıtı olduğu konusunda hemfikir oldular. Sıkışmışlık, iyi ve kötü ancak bu denli güzel anlatılabilirdi.


Yazar çevrelerce hep övülmüyor tabi. Diğer eserleri ile olan alakasızlığı yazarın fikirlerinde olan çelişkinin doğumu olarak yorumlanıyor. New York Times Bestseller'ın tepesine henüz ilk haftadan oturan bir eser. Eskiden bestseller'lar çok ilgimi çekerdi okumak için hep can atardım. Şimdi eskisi kadar hevesli değilim. Bu kitabın bestseller olması veyahut diğer olumsuz şeyler sevmeme engel olmadı.

Steinbeck, kaliteli bir yazar. Her sayfada bunu okuyana hissettiriyor. Sel Yayıncılık'ın eski baskısı bitmiş maalesef. Ancak Amazon'da hala satışı devam ediyor. Çevirisi hoşuma gitti, yormayan cinsten. Okumanızı tavsiye ediyorum. Okuduktan sonra diğer romanlara karşı içinizde bir soğuma hissedebilirsiniz. Öneren arkadaşım isim zikretmemi istemediği için adını anmıyorum. Ama sağolsun, önerisiyle 10 gün boyunca harika bir kitap okudum. İyi okumalar.
671 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck... Kesinlikle en sevdiğim yazar. Gazap üzümleri adlı kitabı okuduktan sonra bütün kitaplarını okumaya karar verdim. İşçinin, emekçinin ve ezilenin yanında...kaplist düzeni harika eleştirmesi yazarı sevmemde ki en büyük etken. Cennetin doğusu'na gelince..
Karışık duygular ile okuduğum bir kitaptı. Hem ileride ne olacağını merak ettim, hem de bitmesin istedim bu yüzden azar azar okudum. Klasik kategorisine düşen ama hiç te o ağırlığı taşımayan, okuyucuyu sıkmayan bir eser. Habil ile Kabil'in hikayesinden esinlenmiş yazar. Kabil, yaptığının bedelini, hayatının sonuna kadar Cennetin doğusunda bir yerde yaşayarak ödemelidir. 
Asırlardır süren savaşları farklı kuşaklardan ama kardeş olan karakterler üzerinden işlemiş yazar. Ki bu savaşlar aslında insanın içinde yaşanır en çok - iyilik ile kötülük savaşır başta, güzellik ile çirkinlik, doğru ile yalan ve daha bir çoğu ama insan yapabileceğine, kendine inandığında da neyin galip geleceğini belirleyebilir. Çok mesajı ve sorusu var yazarın okurlarına, benim aklıma kazınan ise şu oldu: madem insan özürlü doğabilir, neden bu özür bedeninde değil de, ruhunda olmasın ki? Hani derler ya, herkes aslında iyi doğar diye, acaba gerçekten öyle mi sorusu geliveriyor okuyucunun aklına. Ben çok sevdim Steinbeck'i, diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.. Keyifli okumalar herkese.
656 syf.
·68 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba inceleme yazmak haddim değilmiş gibi hissediyorum. Steinbeck'in hayatı boyunca elde ettiği kazanımlarını 671 sayfa boyunca bir imbikten damla damla damıtırcasına bize sunması çok özel bir durum.

Ne olay örgüsüne tek bir kelime eleştiri getirebilirim, ne karakterlerin derinliğine, ne kaleminin gücüne, ne yazarın birikimine, ne de kitabın barındırdığı felsefik derinliğe.

Kısmet olursa bu kitabı belki on beş, belki yirmi yıl sonra tekrar okuyup şu anda birikimimin yetmediği için kavrayamadığım neleri kavrayacağımı merak ediyorum.
656 syf.
·10/10
Aylardır okumak için yanıp tutuştuğum bir kitaptı, o kadar haklıymışım ki; bugüne kadar okuduğum Steinbeck' ler arasında ilk birde artık "Cennetin Doğusu". "Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için hazırlık niteliğindeydi " demiş yazar, o kadar doğru ki; ben de okuduktan sonra evet tüm birikimini bu kitaba aktarmış diye düşünüyorum. İki aile ve aile köklerinin anlatıldığı, Habil ile Kâbil, çiftçi ve çoban, çılgınlık ve bilgelik, erdemlilik ve ahlaksızlık, kardeşlik ve haset, tüm bu duygulara kalem oynattığı şahane bir eserdi. 656 sayfalık bu kitapta bir an bile sıkılmak, kitaptan kopmak veya başka bir arayış içine girmek mümkün değil.
Ahh Steinbeck beni öyle bir sarstın ki; iyilik ve kötülük duygusunu öyle güzel işledin ki; daha ne yazarsam yazayım anlamsız kalacak.
Mutlaka tavsiyemdir.
656 syf.
Usta yazar Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu bu şekilde ilerletir. Aynı zamanda bir Habil ile kabil hikayesi olan hikaye iyinin ve kötünün ötesinde bir kapı açıyor bizlere .İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:
‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”
Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini muhteşem bir tasvirle resmediliyor . İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.
Cyrus Trask askerlik mesleğine hayran biridir ve askeri birlikteyken çatışma esnasında  bir kurşun bacağını paramparça eder. Hayatı boyunca bunu bir gurur olarak taşır ve ordudan çıkarılıp eve gönderilmesine rağmen askerliği bir meslek gibi yaşamaya devam eder. Hem kendini hem de çevresindekileri kendisinin bir askeri deha olduğuna inandırır. İki oğlunu da bu disiplinle yetiştirmeye başlar. Oğulları, Habil ve Kabil’in hikayesindeki gibi babaları ve birbiriyle çekişen karakterler olurlar. Roman, Cyrus’un  iki oğlu Charles ve Adam’ın  ( yanı Adem’in ) yaşam hikayeleri ile devam eder  ve yine İncil’deki hikayenin paralelinde Adam’ın sahip olacağı iki erkek çoğunun Aaron ve Cal’in yaşam öykülerine odaklanır.
İnanç, aidiyet, disiplin, dostluk, kıskançlık, aşk ve minnet, kabul edilme çabası, suçluluk, hırs ve ahlak duyguları romanda öne çıkan duygular. Her bir karakter bu duygularla ya da bu duygulara karşı savaşır. Samuel Hamilton ve çinli yardımcı Lee kitaptaki en aklı başında en bilge karakterlerdir. Zayıf bir adam olan Adam ile çocukları Aaron ve Cal üzerinde büyük etkileri olacaktır. Lee  ve Samel Hamilton’ın sohbetleri kitaptaki en güzel bölümlerdi.
John Steinbeck ‘in bu eseri hakkında kendi hayatından bölümler yer aldığına dair bilgiler var. Geniş bir aile olan Hamilton’lar gerçekte John Steinbeck’in ailesi Olive Hamilton’un ailesiymiş. Kitaptaki en güzel karakter Samuel Hamilton ise yazarın dedesiymiş. Böyle bir dedenin John Steinbeck gibi bir torunu olması kitabı okuyanlar için hiç de sürpriz değil. Karekterlerin çeşitliliği okuyucuda sıkıntı yaratmıyor zira geçişler fazlasıyla ustaca yapılmış .

Kitaptaki bir diğer söz yaratılış kitabında geçen timşel sözü bu sözü anlamayacaklar olanlar kitaptan da anlamayacaklar galiba . Adam (Adem’in ) ölürken ağzından çıkan son söz . Bu
söz ve kitabında son cümlesi oluyor . Timşel : hükmedebilirsin .


Adem’in karısı olan Cathy ( ilerleyen bölümlerde Kate olacak ) hiç bir zaman anlamayacağım ki , kitapta da bu sır kendini korumakta . Yapmış olduğu kötülüklerin nedenini hala anlamış değilim ne amaç uğruna ve niçin? Ve işin en kötü tarafı ise Adam’nın onun kötü olduğuna hiç inanmaması belkide yüreğinde öyle bir hayal kurmuştu ona inanmıştı öldüğünde bile hala o saf sevgi vardı .


Cennetin Doğusu’ nun filmide var . Filmi de izledim lakin kesinlikle kitaptaki hazzı almadım . İzlemek isteyenler olursa mutlaka önce kitabı okusunlar zira , kitap gereken tüm hazzı veriyor . Bitirirken evet ağladım tutamadım kendimi . Hepimiz iyinin ve kötünün çemberinde yaşarken bir çok şeyden habersiz yaşarız . Eylemlerimiz ne ölçüde iyi ne ölçüde kötü bilemiyoruz . Tek bildiğimiz bize öğretilen iyinin ve kötünün örnekleri. Hayatımız bu seçimlerden ibaret yani , iyiye ve kötüye hükmedebilir doğru seçimleri yapabiliriz sağ duyumuyuzu koruyarak ....

Keyifli okumalar ...
656 syf.
·11 günde
Öncelikle şunu belirteyim ki On gündür evim çok kalabalık bir misafir ordusuna mâruz kalmış gibiydi. Sanki karakterler kanlı canlı bizim evdeydi... hep birlikte yedik içtik, yaşadık. Calep ve Aaron ( harun ) bizim evde doğdu. Adam (Adem )i karısı Cathy bizim evde vurup terk etti. Samuel Hamilton sanki benim dedem di ,bütün o icatlarını bizim bodrumda yapmış gibiydi... ' gözlerini burada yumdu dünyaya ve karısı Liza kocasının acısını buralarda çekti. Anlayacağınız benim devreler yandı :)))

Sen yureği negüzel ne vefalı bir dostun öyle Samuel... Nekadar bilge ve zarif bir adamdın tıp kı Lee gibi. İyilik ,bilgelik,merhamet ve beklentisiz sahiplenmin...muazzam örnekleriydi bu iki insan.

Hikaye Kaliforniya' nın Salinas vadisinde geçiyor. Dokuz çocuklu Hamilton ve iki çocuklu Trask ailesinin yaşadıkları üzerinden 1. Dünya savaşı ve sonrasındaki kapitalist düzene dem vuruyor.
Hayattaki insana dair nekadar tezatlık varsa gözler önüne seriyor. İnsanın hafzalası almıyor bazı şeyleri. Ve diyorsun ki insan ne tam manası ile iyi nede tam manası ile kötü. Her iyinin içinde biraz iyilik biraz kötülük var ve iyilik kisvesi altındaki maskeler...
Kitapta bazı şeyler sır olarak bırakılmış; eminim okuyan bir çok arkadaşım benimle aynı fikirdedir. Adam ' ın karısı nasıl kendi anne babasını yakacak, çocuklarını terk edecek ve muazzam bir sevgiyle kendisine adanmış bir adamı vuracak kadar neden kötüydü!!! Satır aralarında bu sorunun cevabını çok aradım.

Okadar etkilendim ki inceleme namına sayfalarca şey yazılabilecekken bir tarafım dondu kaldı. Sanki günün sonunda herkes dağılmış, Abra ,Cal (Caleb),Lee ve ben oturmuş birbirimize bakıyormuşuz gibi. Aslında okurken kafamda yazacağım inceleme çok farklıyken bu hâle evrildi. İnceleme yazmayı becere bildigim söylenemez ya affınıza sığınıyorum.

İyi ile kötünün ve Siyahla beyazın çarpışmasından doğan acıları, kötülüğün ölüp ölüp dirildiğini ama ölümsüz olanın iyilik olduğunu kör göze parmak sokar gibi anlatmış yazar bize. Gerçekten kalpten sevilenin ne olursa olsun asla unutulmadığını, kardeş kıskançlığını, VEFA' nın DOSTLUĞUN ne kadar derin ve ince bir duygu olduğunu anlatıyor. Ve Lee dostluğun çok güzeldi, tıpkı bilgeliğin gibi... Hayatınızda Samuel ve Lee gibi dostalarınız olmasını temenni ederken ,yazarın kendi hayat hikayesinden izler taşıyan bu hikayeyi okuyun. Yazarın kalemine diyecek tek kelime yok ,hakkım da yok zaten ben kim John kim .John demişken hikayeyi onun ağzından okuyoruz. Jhon da Olive 'nin oğlu Samuel' in torunu oluyor.
Habil ile Kabilin hikâyesini merak edenler yazarın yaratılış kitabına da bi göz atsın diyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum:))) iyi okumalar arkadaşlar
671 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Bazı kitaplar ikinci kez okumayı hakeder
Kitabı hangi duygularla bitireceğimi çok merak ediyorum çünkü 2009 yılında okumuş çok beğenmişim.
Ve bir çok kitabını okumuş bitirmişim bu sene hepsinin üzerinden tek tek geçeceğim.
656 syf.
·Beğendi·10/10
O kadar çok şey söylemek istiyorum ki bu romanla ilgili.Ne kadar anlatılırsa anlatılsın bütün tanımlamalar az gibi geliyor her nedense.İçimizde sürekli muhasebesini yaptığımız iyilikle kötülüğün kıyasıya rekabetini ustalıkla anlatıyor yazar.Tabi bunu iki farklı ailenin yollarını Salinas Vadisi "nde kesiştirerek gerçekleştiriyor yazar. İlk andan itibaren karakterleri ilmek ilmek dokuyor adeta.İyi olma çabamızı anlıyorum fakat bile isteye koşar adımlarla kötülüğü seçen Cathy"i bir türlü anlayamadım.Bütün roman boyunca onu anlamaya çalışırken buldum kendimi...Çok beğendim ve çok etkilendim romandan.Umarım herkesin okuma fırsatı olur...
656 syf.
·8 günde·10/10
https://www.instagram.com/...igshid=1cloja57fsj9v

️Yine çok severek, keyif alarak ve bittiği için üzülerek sonlandırdığım bir Steinbeck eseri daha..
️John Steinbeck’in; Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlar,Asiler Otobüsü, Bitmeyen Kavga adlı eserlerinden sonra, Cennetin Doğusu yazarın okuduğum beşinci kitabıydı.
️Genel anlatımı ile kitabın konusundan bahsetmek gerekirse; yazar Habil ve Kabil den yola çıkarak iki kardeşin hayat hikayesini müthiş bir kurgu ile anlatmıştır.
️Bu anlatım boyunca, kitap içeriğinde çok güçlü psikolojik tahlillere rastlanır.
️ Karakterin içinde bulunduğu duygu çok başarılı anlatılmıştır. Bu sebeple kitabı okurken hissedebiliyor olmanız fazlası ile mümkündür ️
️Benim çok sevdiğim bir cümleyi paylaşmak istiyorum; “ Dilemek hak edilmiş hüsrandan başka şey getirmez insana.” .. Hak edilmiş hüsran ne güzel bir tabir olmuş, sanırım bunu hiç unutmayacağım
️Ayrıca, kitapta bulunan betimlemeler öyle güzel ki ,okurken diğer yandan da anlatılanlar gözünüzde canlanabiliyor
️ Benim en favori yazarım Steinbeck ️ Tanıştıktan sonra kimsenin ondan vazgeçebileceğini sanmıyorum.
️Son olarak, kitabın 650 sayfa olması gözünüzü korkutmasın çünkü kitaba başlayınca bırakamıyor, sona gelince bitsin istemiyorsunuz .. Sadece başlayın devamı geliyor ️
️Keyifli okumalar
656 syf.
·6 günde·Puan vermedi
John Steinbeck’in İnci, Fareler ve İnsanlar, Asiler Otobüsü ve Gazap Üzümleri’nden sonra okuduğum beşinci kitabınoldu Cennetin Doğusu. Steinbeck yine hem karakterleri, hem olay örgüsü hem de anlatımıyla beni büyüledi. Gazap Üzümleri’nden sonra ev sevdiğim Steinbeck romanı ve genel olarak da en sevdiğim kitaplardan biri oldu Cennetin Doğusu. Kitapta Steinbeck, insanın, insanlığın temel sorunu olan iyilik ve kötülüğü sorgulamış. İnsan iyi ya da kötü mü doğar yoksa sonradan mı iyi ya da kötü olur? Kötü insanlar neden kötüdür? İyilik ve kötülük içten mi gelir? İyi ya da kötü olmak insanın elinde midir, ‘hükmedebileceği’ bir karar mıdır? Bunları sorgulayıp, çok çeşitli ve renkli, bir o kadar da gerçekçi karakterlerin hikayeleri üzerinden cevaplamış Steinbeck. Habil ile Kabil’in öyküsüne gönderme yapılan eserde, yazar kendi ailesine de yer vermiş. Ben çok severek okudum ve derinden etkilendim. Mutlaka ama mutlaka okuyun.
İnsanın başka şeyi yoksa, sahip olduğu her neyse onunla övünür. Belki ne kadar az şeyi varsa, o kadar övünmesi gerekir.
John Steinbeck
Sayfa 10 - Sel Yayıncılık
Belki hepimizin içinde kötü ve çirkin şeylerin filizlenip güçlendiği gizli bir havuz vardır. Bazı adamların karanlık havuzlarında, kötülük tırmanarak çitin üzerinden aşıp özgürlüğe yüzebilecek kadar güçleniyor olamaz mı?
"Belki de herkes fazla zengin. Zenginlerin doyumsuzluğu kimsede yoktur. Bir adamı besle, giydir, iyi bir eve oturt, umutsuzluktan ölür."
John Steinbeck
Sayfa 347 - Remzi kitabevi
Kasabalarda kanalizasyondan, ev içi tuvaletlerden söz ediliyordu, bazı evlere takılmıştı bile; ayrıca sokak köşelerinde ark lambaları ve telefonlar. Gelecek sınır tanımıyordu. Öyle bir hale gelecekti ki, insanın mutluluğunu koyacak yeri kalmayacaktı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cennetin Doğusu
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
656
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708836
Kitabın türü:
Orijinal adı:
East Of Eden
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Nobel Ödüllü yazar John Steinbeck derinlikli olay örgüsü ve her biri tanıdık özellikler barındıran büyüleyici karakterleriyle Cennetin Doğusu’nda, insanlık tarihinin Âdem’den bu yana en eski ve vazgeçilmez anlatısına, yani iyilik ve kötülüğün bitmek bilmez çekişmesine ve aralarındaki karmaşık ilişkiye modern bir yorum getiriyor.

Geçtiğimiz yüzyıl başında Amerika’da ayakta kalma mücadelesi veren iki ailenin yollarını cennetvari topraklarda, Salinas Vadisi’nde kesiştiren Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor.

Habil ile Kabil, çiftçi ve çoban, çılgınlık ve bilgelik, erdemlilik ve ahlaksızlık, kardeşlik ve haset, insan ve insan, “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” diyen Steinbeck’in görkemli anlatısında çarpışıyor.

Kitabı okuyanlar 927 okur

  • İsmail ULUÖZ
  • FÜSUN AYDEMİR
  • Uehalfhauefh
  • Seda
  • Rodion Romanovic Raskolnikov
  • Orhan
  • Özlem Şahbatoğlu
  • Hamide
  • Mehtap Cabus
  • Nurhan ŞENGÜL KILINÇ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.6
14-17 Yaş
%2.7
18-24 Yaş
%16.1
25-34 Yaş
%24.1
35-44 Yaş
%28.6
45-54 Yaş
%19.6
55-64 Yaş
%3.6
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.8
Erkek
%40.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.1 (210)
9
%20.4 (84)
8
%9 (37)
7
%4.1 (17)
6
%0.2 (1)
5
%0.7 (3)
4
%0.2 (1)
3
%0.2 (1)
2
%0.2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları