• "Ağlamakla dürr-i vasla tâlib oldum, ta’n değil
    Eylese gavvâs olanlar bahr-i ummândan ümid"

    Vasl : Kavuşma
    Dürr : İnci tanesi
    Ta’n : Kınama, yerme
    Gavvâs : Dalgıç

    [Pes yani! Denizler dolusu ağlamaktan maksadım kavuşmak adlı eşsiz inci tanesine kavuşmaktır; kınamayın; dalgıç inci arıyor diye kınanır mı hiç…]
  • İnci kimin hakkı? Hayatını tehlikeye atan dalgıcın mı? Güç sahibi hükümdarın mı? Yoksa inciyi daha güzel gösteren güzelin mi? İnci, karnında bir inci büyütmüş olmanın bedelini "kırılmakla" ödeyen istiridyenin hakkı olmasın sakın?
  • Delifişek
    "Ayağımıza bir parça çamur bulaşması, günün birinde toprak olacağımızı hatırlatır."
    Çok sevdim ben bu sözü,bu dünyanın yalan olduğunu yüzümüze yüzümüze vuruyor sanki...
    Delifişek serinin üçüncü ve son kitabı.Küçük zeze büyüdü büyüdü kocaman bir delikanlı oldu.Aşık oldu sevdi sevildi,terketti,edildi, kıskandı, sözler verdi ve tutmadı yani gençliğin bütün çılgınlıklarını ve deliliklerini yaşadı.En önemlisi de sevmiyor dediği babasının Şevkatine şahit oldu.Coçukluğundan beri özlemini çektiği baba şevkatine kavuşmasını göz yaşları içerisinde okuyacaksınız.Babası büyük bir hastalıkla boğuşmaktadır ve belkide geçirdiği onca yıl göstermediği sevginin pişmanlığıyla yakınlaşmıştır zezeye...İlla kötü olaylar mi olmak zorunda insan sevgisini göstermek için? Anın tadını çıkaramaz mıyız?En değer verdiklerimize sevgide cimrilik yapmasak,daha yaşanabilir bir dünya bizimle olmazmıydı?Ah biz insanoğlu ne zaman öğreneceğiz sevginin yüceliğini?Sevdiklerimizi yitirmeden bilsek kıymetlerini...
    İlk kitap şeker portakalı muhteşemdi benim için gözyaşları içerisinde okumuştum.İkinci kitapta öğretmenlerin yaşamımızda ne kadar değerli insanlar olduklarını bir kez daha anlamama vesile oldu.Üçüncü kitap delifişekse yine gözyaşlarıyla okuduğum nefis bir ziyafeti.
    Biraz bu serinin yazım aşamasından bahsetmek istiyorum;En ünlü kitabı Şeker Portakalı on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında sürer.
    Belkide kitap uzun yıllar yazarın yüreğinde olgunlaştığı için bu kadar güzeldi kim bilir...
    Çocuk,genç yaşlı her kesimin okuması dileğiyle...
    Kalbinizdeki o küçük çocuk hep sizinle kalsın...
    Keyifli okumalar...
    Jose Mauro De Vasconcelos
    Delifişek
    Çeviri:İnci Kut
    Can yayınları
  • Kırmızı Pazartesi/Gabriel Garcia Marquez
    Yazarımız 1982 Nobel Edebiyat Ödüllü 1928 Kolombiya doğumludur. En ünlü romanı Yüzyıllık Yalnızlık'tır.
    Kolombiya hakkında kısa bir bilgilendirme;
    Latin Amerika’nın gizli gücüdür Kolombiya. Bir yanında Brezilya, Venezuela, diğer yanında Ekvador ve Peru, öbür tarafında Karayip Denizi ve Panama...Bulunduğu konumun hakkını da fazlasıyla verir. Her birinden bir parça katıp harmanlayarak ortaya eşsiz bir zenginlik çıkartır. Bunu ister doğal güzelliklerine yorun, isterseniz de kültürel çeşitliliğine… Nereden bakarsanız bakın, Kolombiya’nın sahip olduğu gerçeküstü bir güzelliği, bir büyüsü vardır.
    Kolombiya, ismini Amerika kıtasına gelen ilk Avrupalı olan Kristof Kolomb’dan almış olmasına rağmen, aslında Kolomb buraya hiç ayak basmamıştır.
    Güney Amerika’nın en kalabalık üçüncü ülkesidir. Ayrıca dünyanın en büyük ikinci kahve üreticisidir.
    Belkide sırf kahveye olan tutkum yüzünden bu kadar araştırma gereği duydum kimbilir...
    Şimdi bu kadar bilgiden sonra gelelim kitap konusuna,kitabı okurken ülkemizde yaşanan töre cinayetleriyle benzerlikler buldum malesef...Belki onlarınki çok uzun yıllar önce son bulmuştur. Çünkü yazar kitabı 1975 yılında yazmış ve çocukluğundan esinlendiği bir cinayeti konu almış.
    Düşünün bir cinayet işlenecek ve bu resmen ilan ediliyor,buna karşı kimse bu cinayeti önlemek için hiç bir çaba sarf etmiyor. Aksine olan bitene seyirci kalınıyor,çünkü doğru olan,namus içinde olsa,cinayet işlenebilir,işte bizi bu sürü psikolojisi mahvediyor...Toplumca onaylanan her kötü eylem iyi olarak yorumlanıyor...
    Kitabın detayına çok girmeden bahsetmek istediğim bir aşk hikayesi var;Evlendikleri günün ilk sabahı malum bir olaydan dolayı adam kadını terk eder ve 16 yıl aşkıyla yanıp tutuşur ve ona 16 yıl boyunca mektuplar yazar.16 yılın sonunda dayanamaz ve kadının yanına gelir onsuz yapamadığını söyler.Şimdi yahu be adam koskoca 16 yıl neyi anlamayı bekledin ki,belkide ömrünün en güzel yıllarını bir gurur yüzünden yalnızlıkla geçirdin.
    Bu hatayı hepimiz yapıyoruz aslında,bunu sadece karşılıklı aşk olarak algılamamak lazım.Dost, arkadaş, eş, çocuk,anne baba bu liste uzar gider sevdiğinizi söylemek için beklemeyin... Anın tadını çıkarın...Sevgiyle kalın... Keyifli okumalar...
    Gabriel Garcia Marquez
    Kırmızı Pazartesi
    Can yayınları
    Çeviri:İnci Kut
    Sayfa:112
  • hayatımın yüksek binasının ilk kazmasını
    coşkulu alkışlar eşliğinde
    kendi tepeme indiriyorum
  • / Boşalir odalar, koridorlar, koyulaşır duvarların yeşili. Doludur, boşalır. Çoğalır yalnızlık. Sığamam. Söylenenleri, yanitlarımı anlayamiyorum. Alışılmış gelişigüzel tümceler. Bomboş kalıyorum ve şaşkın. Suskun ve çok sıkılmiş. /