Söylemedim Yazdım, daha ilk sayfadan itibaren okuyucuya tanıdık bir duyguyu hatırlatıyor: içe işleyen, sakin ama derin bir aşk. Şiirleri okurken öyle büyük, süslü cümlelerle değil; daha çok yaşanmış anların sade izleriyle karşılaşıyorsunuz.
İlk şiirde yer alan akrostiş ise kitabın küçük ama anlamlı bir detayı. Gözünüze çarptığında, şairin o şiiri sadece yazmadığını; aynı zamanda ince ince düşündüğünü hissediyorsunuz. Bu da esere farklı bir derinlik katıyor.
Şiirlerin en güçlü yanı, samimiyeti. Okurken “bu yaşanmış” diyorsunuz. Zorla kurulmuş cümleler ya da yapay duygular yok; her dize sanki bir anın içinden kopup gelmiş gibi. Bu yüzden bazı yerlerde durup düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Dilinin ağır olmaması da kitabı daha yakın kılıyor. Anlamak için uğraşmıyorsunuz; aksine, kendinizi akışına bırakıyorsunuz. Belki de bu yüzden, okudukça kendi duygularınıza dokunan yerler bulmak kaçınılmaz oluyor.
Genel olarak bu kitap, büyük iddialar peşinde olmayan ama okurun içine sessizce yerleşen bir şiir kitabı. Abartmadan, zorlamadan, olduğu gibi… ve belki de bu yüzden etkileyici.